Dünya Basını

İktisatçı Pettifor: Bu hızla genişleyen bölgesel savaş dünya savaşına mı dönüşecek?

Yayınlanma

İktisatçı Ann Pettifor, Ortadoğu’da genişleyen askeri hareketliliğin küresel dengeler üzerindeki etkilerini analiz ettiği çalışmasında, mevcut ekonomik eşitsizlikler ve enerji bağımlılığı ışığında çatışmanın bir dünya savaşına veya derin bir finansal çöküşe dönüşebileceği uyarısı yaptı. Pettifor, kontrolsüz piyasaların ve jeopolitik gerilimlerin dünyayı “en kötü senaryolara” hazırlıklı olmaya zorladığını kaydetti.

İktisatçı Ann Pettifor, System Change adlı Substack sayfasında kaleme aldığı analizde, küresel kamuoyunun yanıtını aradığı en kritik soruyu gündeme taşıdı.

Mevcut küresel ekonomik dengesizlikler, dünya ekonomisinin kırılgan yapısı ve ekosistemin içinde bulunduğu istikrarsız durum göz önüne alındığında, Ortadoğu’da hızla genişleyen bölgesel çatışmaların bir dünya savaşına evrilme potansiyeli tartışılıyor.

Pettifor, “Dünyanın karşı karşıya olduğu büyük soru şudur: Bu hızla genişleyen bölgesel savaş bir dünya savaşına mı dönüşecek?” ifadesini kullanarak, çatışmanın sınırlarını aşabileceğine işaret etti.

Pettifor, İran’ın müttefiklerinin bu sürece dahil olma ihtimali üzerinde durdu. Halihazırda “topyekün savaş” düzenine geçmiş olan Rusya, nükleer kapasitesiyle dikkat çeken Kuzey Kore ve petrol ihtiyacı konusunda büyük oranda İran’a bağımlı olan Çin’in bu yangının içine çekilip çekilmeyeceğini sorguluyor.

Pettifor, Çin’in bu istikrarsızlık ortamını, Tayvan’ı ana kara ile birleştirme vaadini gerçekleştirmek için bir fırsat olarak kullanabileceğini ve bunun Asya’da büyük bir kaosu tetikleyebileceğini belirtti.

Diğer taraftan, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tüm Avrupalı müttefiklerini bu savaşa çekme çabalarının sonuçları da mercek altına alınıyor.

Almanya, Donald Trump yönetimine destek sözü verirken; İspanya bu duruma mesafeli duruyor. Birleşik Krallık ise doğrudan müdahil olma konusunda tereddüt yaşamasına rağmen bölgeye gelişmiş savaş gemileri ve helikopterler sevk etmiş durumda.

“Tüm yanılsamalardan sıyrılıp en kötü üç senaryoya hazırlıklı olmalıyız”

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, operasyonun kısa süreceği konusunda dünyaya güvence vererek, “bitmek bilmeyen savaşlar” eleştirilerine son verilmesi çağrısında bulunmuştu. Hegseth, bu sürecin Irak müdahalesiyle benzerlik taşımadığını vurgulayarak, “Bu bir Irak değil. Bu sonsuz bir süreç değil. Bizim neslimiz de bu başkan da durumu daha iyi biliyor” dedi.

Trump ise The New York Times gazetesine verdiği demeçte, İran’a yönelik saldırının “dört ila beş hafta” sürmesinin beklendiğini ifade etti. Pettifor, bu iyimser tahminlerin tarihi gerçeklerle çeliştiğini hatırlatarak, Birinci Dünya Savaşı başladığında da herkesin çatışmanın bir ay içinde biteceğini düşündüğünü kaydetti.

“Epik Öfke Operasyonu”nun (Operation Epic Fury) kapitalizmin temel girdileri olan gübre, doğalgaz ve petrol arzından sorumlu ekonomilerde yarattığı tahribat, küresel bir finansal krizi ve ekolojik bir hesaplaşmayı tetikleme riski taşıyor.

Pettifor, “Öngörüm, tüm yanılsamalardan sıyrılmak ve en kötü üç sonuca ve bunların sonuçlarına hazırlıklı olmaktır: Bir dünya savaşı, küresel finansal kriz ve ekolojik hesaplaşma” diye konuştu. Bu üç senaryonun da önlenmesi durumunda insanlığın kendisini şanslı sayması gerektiğini belirten Pettifor, risklerin ciddiyetini vurguladı.

“Piyasalar bu sorunu çözemez”

Pettifor’un analizine göre, küresel ekonomi büyük oranda kuralsızlaştırılmış para, mal ve hizmet piyasaları tarafından yönetiliyor. B

u piyasalar, piyasaların kendi içinde ve aralarında oluşan, düzenleyici kamu politikalarıyla düzeltilmeyen dengesizlikler nedeniyle sık sık istikrarsızlaşıyor. En derin dengesizliklerden biri olan servet eşitsizliği, sadece ticari, finansal ve ekolojik dengesizlikleri beslemekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi gerilimleri de körüklüyor. Bu durum günümüzde bir “ekonomik karşılanabilirlik” krizi olarak tezahür ediyor.

İsrail ve ABD’nin, yaklaşık 250 milyon insanın yaşadığı ve kapitalizmin fosil enerji kaynaklarının merkezi olan Ortadoğu’ya “Epik Öfke Operasyonu” ile müdahale etme kararı, bu istikrarsızlık kazanına yeni bir yakıt ekledi.

Pettifor, Sky News muhabiri Ed Conway’in bu gelişmenin küresel ekonomi üzerindeki etkilerini “sarsıcı” olarak nitelendiren görüşüne atıfta bulundu.

“Ticaret savaşları aslında birer sınıf savaşıdır”

“Epik Öfke Operasyonu”, Trump’ın Mar-a-Lago’daki hafta sonu dinlenmesi sırasında, net bir siyasi veya ekonomik amaç, strateji ya da sonuç belirlenmeden gece yarısı başlatıldı. Savaşın küresel petrol ve doğalgaz piyasalarını sarsacağı, enflasyonu körükleyeceği ve halihazırda dünya genelinde devam eden geçim sıkıntısı krizini ağırlaştıracağı değerlendiriliyor.

Halihazırda küresel petrol arzında bir kıtlık yaşanmadığı ve talebin zayıf seyrettiği belirtilse de Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve bölgedeki kaosun uzun vadeli sonuçları belirsizliğini koruyor.

Sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) fiyatları ise İngiltere ve Avrupa için çok daha kritik bir tehdit oluşturuyor. Reuters tarafından geçilen bilgilere göre, Katar kaynaklı LNG akışının büyük bir kısmı Asya’ya yönelirken, bir kısmı da enerji ihtiyacı için tamamen ithalata bağımlı olan Avrupa’ya gidiyor.

Soğuk geçen kış nedeniyle stokları tükenen Avrupa’nın, 2022’de Ukrayna’nın işgalinin ardından Rus gazını reddetmesiyle birlikte ABD gazına daha fazla bağımlı hale geldiği aktarıldı.

“Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık enerji arzını kesebilir”

Gaz tedarikindeki kesintinin 2022’de yaşananlardan daha ağır olabileceği tahmin ediliyor. Bu durumun sadece gazla sınırlı kalmadığını belirten Ed Conway, doğalgazdan elde edilen gübrelerin, petrokimyasallardan üretilen plastiklerin ve modern yolcu uçakları ile Formula 1 araçlarının gövdelerinde kullanılan kompozit malzemelerin tehlikede olduğuna dikkat çekti.

Conway, “Tüm bunlar yerin altından pompalanan petrol ve gazla başlıyor. Gezegende bu hidrokarbonların buradakinden daha büyük bir deposu yok” dedi.

Tedarik zincirindeki ikinci kritik nokta ise bu hidrokarbonların büyük kısmının Körfez’den çıkmak için Hürmüz Boğazı olarak bilinen tek ve dar bir deniz koridorunu kullanmak zorunda olması.

Boğazın kuzeyinde İran’ın bulunması, insan uygarlığının geleceği için temel teşkil eden bu bileşenlerin tedarik edilip edilemeyeceği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Ayrıca Ortadoğu’daki dev havalimanı merkezlerinin ve konaklama piyasalarının operasyon nedeniyle aksaması, kapitalist sistem için büyük kayıplar ve çalkantılar anlamına geliyor.

“Wall Street bankaları 2008 öncesinden daha güçlü ve kibirli”

ABD’nin petrol ve doğalgaz konusunda büyük ölçüde kendi kendine yetebilmesi nedeniyle, küresel piyasalardaki aksamalar şimdiye kadar Amerikan borsaları üzerinde kalıcı bir olumsuz etki yaratmadı.

Eski Goldman Sachs yöneticisi Lloyd Blankfein, ABD borsalarının bu durumu “kayıtsızlıkla” karşıladığını belirtti. Ancak ABD’deki akaryakıt istasyonlarında galon başına fiyatlar halihazırda 3 doların üzerine çıkmış durumda. Bu durum, fiyatları 2 dolara indirme sözü veren Trump için kasım ayındaki ara seçimler öncesinde ciddi siyasi riskler doğuruyor.

Pettifor, 2008 Küresel Finansal Krizi’nden (GFC) sonra bir “B Planı” uygulanmadığını ve Wall Street odaklı sistemdeki finansçıların, pervasız davranışları nedeniyle cezalandırılmamalarının etkisiyle sistemi daha da konsolide ettiklerini vurguladı.

Hem gölge bankacılık sisteminin hem de Wall Street bankalarının artık “batamayacak kadar büyük” hale geldiğini ve kriz öncesinden daha güçlü olduklarını kaydetti. Blankfein da Financial Times gazetesine verdiği mülakatta, 2008’den bu yana büyük bir “temizlik” yapılmamasının insanları daha az korkar hale getirdiğini ve kayıtsızlığı artırdığını ifade etti.

“Varlıkların piyasada karşılık bulamadığı bir hesaplaşma yaşanacak”

Pettifor, yaklaşan hesaplaşmanın merkezinde varlıkların (örneğin gayrimenkul) sübjektif değerlemesi ile piyasalarda gerçekleşen gerçek değer arasındaki farkın bulunacağını belirtti.

Blankfein, “Hesaplaşmalar arasındaki süre uzadıkça, daha şiddetli bir hesaplaşma potansiyeli artıyor. Yarın olacağını veya hangi yönden geleceğini söylemiyorum. Ancak bir şeyler ters gittiğinde, piyasada karşılığı olmayan fiyatlarla taşınan tüm varlıkları göreceksiniz” uyarısında bulundu.

Bu ekonomik hesaplaşmanın aynı zamanda ekolojik bir hesaplaşma olup olmayacağı ise temel bir tartışma konusu. Hidrokarbonlar insan uygarlığının devamı için gerekli görülse de fosil yakıtlar aynı zamanda bu uygarlığın hayatta kalmasını tehdit ediyor.

Pettifor, ekolojik bir hesaplaşmanın, ekonomileri ayakta tutmak için ihtiyaç duyulan temiz enerji kaynaklarına yönelmeyi zorunlu kılabileceği için “arzu edilebilir bir sonuç” bile olabileceğini ifade etti.

“Umut ne kadar sıkı sarılırsak sarılalım bir strateji değildir”

Küresel liderliğin eksikliği ortamında, dünya ekonomisini sarsan krizin ve MAGA/Vance kanadının “yeni bir sonsuz savaşa” olan muhalefetinin, Trump’ı geri adım atmaya ve İsrail’i dizginlemeye zorlaması umut ediliyor.

Ancak Pettifor, bu durumun bir strateji olmadığını belirterek analizini şu sözlerle tamamladı:

“Umut -ne kadar sıkı sarılırsak sarılalım- bir strateji değildir. Küresel liderliğin ve hem küresel ekonomiyi hem de jeopolitik huzursuzluğu istikrara kavuşturacak koordineli bir stratejinin yokluğunda, bu kriz pekala dönüştürücü olabilir.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version