Dünya Basını

İktisatçı Radhika Desai: ABD’nin İran politikası Vietnam’dan daha derin bir krize gebe

Yayınlanma

Manitoba Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Radhika Desai, Neutrality Studies kanalında Pascal Lottaz’a verdiği mülakatta, ABD’nin İran ve Ortadoğu stratejisinin “Vietnam’dan daha kötü” sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Manitoba Üniversitesi’nden Prof. Radhika Desai, yaptığı analizde, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) mevcut dış politika hamlelerini ve özellikle İran ile yaşanan gerilimi masaya yatırdı.

Neutrality Studies YouTube kanalında Pascal Lottaz’ın sorularını yanıtlayan Desai, Washington’ın içinde bulunduğu durumu “Vietnam’dan daha kötü” olarak nitelendirdi.

Desai, mülakatın başında Lottaz’ın “İran’daki gelişmeler ABD için Vietnam’dan daha mı kötü?” sorusuna yanıt verirken, ABD’nin genel zayıflamış durumuna dikkat çekti. Desai, “Gerek özünde gerekse etkileri bakımından, ABD’nin mevcut zayıflamış kondisyonu göz önüne alındığında, bu durumun sonuçları kesinlikle Vietnam’dan daha ağır olacaktır” dedi.

Desai, yaklaşık 20 yıl önce Giovanni Arrighi’nin Irak işgali sırasında yaptığı benzer bir analize atıfta bulunarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini ve Irak’taki başarısızlıklarını “hızlanan bir çöküş sarmalı” olarak tanımladı.

“Hürmüz Boğazı fiilen kapandı, Trump kontrolü kaybetti”

Gelişmeleri jeopolitik ekonomi penceresinden değerlendiren Prof. Desai, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın İran politikasında ciddi bir hesap hatası yaptığını belirtti.

Desai, “Trump kötü bir hesap hatası yaptı. Hızlı bir rejim değişikliği gerçekleşmedi. İran halkına yaptığı ayaklanma çağrısı karşılık bulmadı. Trump giderek daha çaresiz bir hal alıyor” ifadelerini kullandı.

Hürmüz Boğazı’nın durumuna ilişkin teknik bir ayrıntıya giren Desai, boğazın “fiilen” kapandığını savundu. Bu durumun ABD ekonomisi üzerindeki olası etkilerine değinen Desai, “Hürmüz Boğazı’ndaki durum Trump’ın kontrolünden çıktı. Bu durum enflasyona neden olarak ABD ekonomisini olumsuz etkileyecek. Batılı para otoritelerinin faiz artırma eğilimi ise bir resesyona davetiye çıkarabilir” şeklinde konuştu.

Desai, Trump’ın çaresizlik içinde müttefiklerini ve hatta Çin gibi hasımlarını boğazı açık tutmaya çağırdığını ancak kimsenin bu çağrıya uymadığını belirtti.

“Siyasi başarısızlığın temelinde ‘Epstein sınıfı’ yatıyor”

Mülakatın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Desai’nin Batı’daki egemen sınıfı tanımlamak için kullandığı “Epstein sınıfı” kavramı oldu. İran hükümetinin söylemlerinde de yer bulan bu terimi benimseyen Desai, bu sınıfı finansallaşmış, üretmeyen ve sadece “başkalarının kazancına el koyan” bir yapı olarak tarif etti.

Desai, “Epstein sınıfı terimi oldukça isabetli. Bu sınıf, üretici yatırımlarla ilgilenen klasik kapitalist sınıftan farklı olarak, spekülasyon ve borçlandırma yoluyla hanehalklarının ve devletlerin gelirlerine el koyan bir ‘tüketici’ sınıfıdır” dedi.

Batı toplumlarındaki sosyal bozulmanın, eşitsizliğin ve siyasi kutuplaşmanın bu sınıfın dejenereleşmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Desai, bu durumun kültürel bir çürümeyi de beraberinde getirdiğini ifade etti.

“Askeri-endüstriyel kompleks artık paslanıyor”

Lottaz’ın ABD’nin silah üretim kapasitesindeki gerilemeye ilişkin sorusu üzerine Desai, neoliberalizmin savunma sanayii üzerindeki tahrip edici etkilerini anlattı.

Desai, “Savunma üretiminin amacı artık ülkenin savunulması değil, belirli özel şirketlerin kârı haline geldiğinde işler rayından çıkar. ABD yılda 1 trilyon dolar harcıyor ancak bu para sadece askeri-endüstriyel kompleksin ‘oburca beslendiği bir yalak’ vazifesi görüyor” dedi.

ABD’nin yüksek maliyetli ve karmaşık silahlar üretmeye odaklandığını, ancak Ukrayna ve İran gibi çatışma alanlarında etkili olan ucuz ve basit silahları üretme kapasitesini yitirdiğini belirten Desai, teknolojik üstünlüğün de el değiştirdiğini ifade etti.

Desai, “2018’den beri Ruslar hipersonik füzelere sahip. Çinliler ve İranlılar da öyle. Ancak Amerikalılar hâlâ bu teknolojiye sahip değil. Ana akım medya Amerikan ordusunun büyüklüğünü övüp duruyor ama büyük olan tek şey harcanan paradır” tespitinde bulundu.

“Dünya savaşı kavramı artık geçerliliğini yitirdi”

Gelecekte bir “Üçüncü Dünya Savaşı” çıkma olasılığına dair tartışmalara farklı bir boyut getiren Prof. Desai, bu kavramın 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki emperyalist rekabetin bir ürünü olduğunu hatırlattı.

Desai’ye göre, günümüz dünyası artık emperyalist güçlerin dünyayı kendi aralarında paylaştığı o dönemden çok farklı bir noktada bulunuyor.

Desai, “Bir dünya savaşı olasılığına karşı çıkıyorum çünkü artık o noktada değiliz. Emperyalizm geriledi. Rusya ve Çin’in karakteri ABD’den tamamen farklı. Onlar genişlemeci değil, savunmacı bir tutum sergiliyorlar. Amerikan askeri üslerinin haritası ile Rusya ve Çin’inkileri karşılaştırırsanız bunu net bir şekilde görürsünüz” dedi.

Mülakatın sonunda, Batılı hükümetlerin bir “savaş histerisi” yaratmaya çalıştığını ancak halkların, özellikle de genç neslin, “öldürülmektense işgal edilmeyi tercih ederim” diyecek kadar bu tür maceralardan uzaklaştığını ifade etti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version