Dünya Basını
İngiliz diplomat Crooke: İran nükleer meseleyi müzakere masasından tamamen kaldırdı
Eski İngiliz diplomat ve çatışma çözümleme uzmanı Alastair Crooke, İran ile Batı arasındaki savaşın ulaştığı yeni ve geri dönülemez safhayı ayrıntılarıyla değerlendirdi. Crooke, Tahran’ın nükleer başlığı ancak savaş, abluka ve yaptırımlar çözüldükten sonra gündeme alacağını belirterek, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün küresel finansal sistemi temelinden sarsabileceği uyarısında bulundu.
Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’ın konuğu olan eski İngiliz diplomat, müzakereci ve Çatışma Forumu Kurucu Direktörü Alastair Crooke, Ortadoğu’daki gerilimin ulaştığı son aşamayı ve küresel sistem üzerindeki etkilerini ele aldı.
Crooke, bölgedeki mevcut durumu “propaganda ve kafa karışıklığı” olarak nitelendirirken, İran’ın stratejik duruşunda yaşanan köklü değişimin Batı dünyası tarafından henüz tam olarak kavranamadığını ifade etti.
“İran nükleer bir meseleyi tartışmaya artık hazır değil”
Müzakerelerin gidişatı ve ABD’nin olası bir çıkış stratejisi olup olmadığı yönündeki soruları yanıtlayan Crooke, kamuoyuna yansıyan pek çok bilginin gerçeklikten uzak olduğunu dile getirdi.
Donald Trump tarafından dile getirilen, İranlı yetkililerle İslamabad’da görüşme planlandığına dair iddiaların bir “fantezi” olduğunu belirten Crooke, İran’ın pozisyonunun aslında çok net olduğunu vurguladı. Crooke, “İran’ın ne istediği, İslamabad görüşmeleri için Amerikalılara sunulan ve bizzat Trump’ın o dönemde tartışma için gerçekçi bir temel olduğunu söylediği 10 maddelik planda açıkça belirtilmişti” dedi.
İran’ın nükleer anlaşmaya (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) geri dönme konusundaki isteksizliğini çarpıcı bir benzetmeyle açıklayan Crooke, şu ifadeleri kullandı:
“KOEP’e geri dönmek, cezaevinden şartlı tahliye edilmek gibidir. Birkaç haftalık izin için dışarı çıkarsınız ve sonra cezaevi kapısı açılır, tekrar kafesinize dönersiniz. Bu, Amerikan askeri üsleriyle çevrili olma, yaptırımlar, gümrük vergileri, Birleşmiş Milletler kararları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetimlerinden oluşan bir kafestir. İran neden buna geri dönmek istesin?”
Crooke, İran’ın Pakistan ziyaretiyle birlikte yeni müzakere ilkelerini ilan ettiğini belirterek, bu süreçteki en büyük değişimi “bombalı bir gelişme” olarak tanımladı.
Eski diplomata göre İran, savaş, Hürmüz Boğazı’ndaki ablaka, İranlılara yönelik saldırılar ve el konulan tankerler meselesi çözülmeden nükleer konuyu kesinlikle tartışmayacağını muhataplarına iletti.
Crooke, “Şu an nükleer meseleyi masadan kaldırdılar. Önce ekonomik maliyetleri, yaptırımları ve saldırıların durdurulmasını konuşacaklar. Belki tüm bunlar çözülürse nükleer meseleye dönebilirler” şeklinde konuştu.
“Batı ekonomisi için iki haftalık bir kırılma noktası yaklaşıyor”
Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolün sadece petrol ve gazla sınırlı olmadığını, helyum, sülfürik asit, galyum ve alüminyum gibi kritik ham maddelerin de bu rotadan geçtiğini hatırlatan Crooke, Batı ekonomisinin bu duruma karşı savunmasız olduğunu dile getirdi.
Arz zincirlerindeki bozulmanın bir felaket eşiğine yaklaştığını belirten Crooke, “Batı’da bu durumun sonuçlarını doğrudan hissedeceğiz. Benzin istasyonlarında yakıt bulunamayacak, çocuklar okula gidemeyecek, marketlerde gıda ve alüminyum folyo dahi kalmayacak” uyarısında bulundu.
Ekonomik elitlerin durumu henüz tam olarak kavrayamadığını ifade eden Crooke, “Bunun gerçekten vurmasına yaklaşık iki hafta kaldığını düşünüyorum. O an geldiğinde insanlar uçuş yapamayacak, araçlarının depolarını dolduramayacak ve elektrik maliyetleri fırlayacak. Avrupa karanlık bir acı içine girecek” dedi.
Özellikle İtalya örneği üzerinden reel gelirlerin Euro bölgesine girişten bu yana artmadığına dikkat çeken Crooke, halkın ekonomik tahammül sınırının sonuna gelindiğini aktardı.
“Trump’ın İran politikası bir kupa kazanma arzusuyla şekilleniyor”
ABD tarafındaki siyasi engelleri analiz eden Crooke, Donald Trump’ın kişisel hırsları ve Barack Obama ile olan rekabetinin süreci tıkadığını belirtti.
Trump’ın Obama’nın yaptığı nükleer anlaşmadan nefret ettiğini ve “daha iyisini yapabileceğini” kanıtlamaya çalıştığını söyleyen Crooke, “Trump’ı tatmin edecek tek şey, İranlıların aniden 430 kilogram zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesi olurdu. Bunu bir futbol kupası gibi havaya kaldırıp ‘Ben kazandım’ demek istiyor. Ancak İran’ın bu büyük varlığı asla teslim etmeyeceğini biliyoruz” dedi.
Beyaz Saray içindeki dinamiklere de değinen Crooke, askeri seçeneğin de çıkmazda olduğunu savundu. Altyapı tesislerinin bombalanması önerilerine askeri yetkililerin “Bu bir savaş suçudur” diyerek karşı çıktığını belirten Crooke, Jimmy Carter’ın İran’daki rehine kurtarma operasyonu başarısızlığının Trump’ın zihninde bir uyarı olarak durduğunu ifade etti.
Halihazırdaki bombalamaların İran’ın füze kapasitesini yok etmediğini, sadece sivil altyapıya zarar verdiğini belirten Crooke, “Eğer bu yola devam ederse, orta vadeli seçimlerdeki şansının hızla yok olduğunu görecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“İsrail’de laik akıl yerini kıyamet odaklı bir mesihçiliğe bıraktı”
Müzakerelerin önündeki ikinci büyük engelin İsrail olduğunu vurgulayan Alastair Crooke, ülkenin son 15 yılda geçirdiği ideolojik dönüşüme dikkat çekti. İsrail’i artık laik, rasyonel ve aydınlanma odaklı yapılar üzerinden anlamanın imkansız olduğunu söyleyen Crooke, “Ortadoğu’da dini kutupların çatışmasına tanıklık ediyoruz. İsrail artık çok daha mesihçi, kıyamet odaklı ve eskatolojik bir yapıya büründü. Yahudi toplumunun yüzde 70’i bu görüşü destekliyor” dedi.
Tarihçi Gershom Scholem’in öngörülerine atıf yapan Crooke, dini Siyonizm’in Likud ve yerleşimci hareketle birleşerek radikal bir mesihçi harekete dönüştüğünü belirtti.
Bu yapının “kurtuluş çağına” zorlamak için büyük bir toprak fethi ve kaos arzuladığını belirten Crooke, “Büyük bir kriz veya büyük bir savaş planın tamamlanması için gerekli görülüyor. Savunma Bakanı’nın kullandığı dil olağanüstüydü; tamamen kıyamet diliydi. Bu atmosferde itidal beklemek makul değil” ifadelerini kullandı.
Alastair Crooke, İran’ın bu savaşta sadece askeri değil, aynı zamanda küresel finansal mimariye karşı da mücadele ettiğini kaydetti.
1973 yılında kurulan petrol-dolar sisteminin ve bu sistemin Wall Street’i besleme biçiminin artık sorgulandığını belirten Crooke, şu analizi paylaştı:
“İran sadece dolar hegemonyasına karşı değil, reel ekonomiyi baskılayan ve her şeyi piyasa spekülasyonuna indirgeyen finansallaşmış dünyaya karşı da savaşıyor. Bugün petrol fiyatlarının kağıt üzerinde 93 dolar görünüp gerçek fiziksel alımda 200 doların üzerine çıkması, piyasaların tamamen manipüle edildiğini gösteriyor.”
İran’ın 47 yıldır kendisine karşı kullanılan Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gibi yapıların hegemonyasını kırmayı hedeflediğini dile getiren Crooke, Tahran’ın artık Batı merkezli ekonomik şemsiyeden tamamen kopmak istediğini belirtti.
Crooke, “İranlılar, ‘Bizimle ilişki kurmak istiyorsanız Microsoft ve Amazon gibi bağlarınızdan kurtulmalısınız’ diyorlar. Bizi boğan bu ekonomik şemsiyeyi istemiyoruz diyorlar” şeklinde konuştu.
“Zaman İran’ın lehine işliyor”
Yıpratma savaşında zamanın kimin tarafında olduğu sorusuna Crooke, “Hiç kuşkusuz İran’ın tarafında” yanıtını verdi. İran’ın savaş döneminde daha fazla gelir elde ettiğini, Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolü sayesinde devlet kasasına giren paranın arttığını belirten Crooke, denizde bekleyen 130 milyon varillik petrol stokuna dikkat çekti.
İran içindeki toplumsal dinamiklerin de değiştiğini savunan eski diplomat, “Sokaklarda yeni bir enerji var. Bu eski neslin devrimi değil; bunlar dişine kadar silahlanmış, köprüleri ve enerji santrallerini savunan genç kadınların oluşturduğu devasa kollar. Batı medyası bu sertleşen havayı yansıtmıyor ama gerçek egemenliklerini kazanma kararlılığı orada duruyor” dedi.
Crooke, İran’ın bu direnişinin Rusya ve Çin gibi ülkeler üzerinde de uzun vadeli etkiler yaratacağını belirterek sözlerini tamamladı.