DÜNYA BASINI

İngilizler AB’den boşuna ayrılmadı

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz makale, Donald Trump’ın başkanlığı dönemindeki Ulusal Güvenlik Danışmanı rolünden de hatırlayacağımız, Cumhuriyetçilerin önemli isimlerinden John Bolton tarafından Politico için kaleme alındı. Bolton’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmış bir Britanya’ya yönelik övgüleri gözden kaçmayacaktır; açıktır ki, İngiltere’nin dünya siyasetinde AB’den bağımsız bir rol oynamaya yönelmesi, Atlantik’in öte yakasında da önemli destekçiler bulmuş. Brüksel ve Berlin merkezli Avrupa’dan bağımsız hareket etmek, Ada’nın yanı sıra ABD tarafından da desteklenmektedir. Dahası, John Bolton’ın Rusya tehdidinin, Çin tehdidinin yanında yaya kalacağı tespiti de önemli; zira ABD’deki her iki partinin de Çin’le bir itiş kakışa hazırlanmada ortaklaştığını göstermektedir. Bundan sonra da, Brüksel’in “tasallutundan” kurtulmak isteyen AB ortakları, Türkiye de dahil, kendilerine Batıda müttefik bulmakta zorlanmayacaklardır. Son olarak, metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.

İngilizler Boşuna Ayrılmak İçin Oy Vermedi[1]

John Bolton
24 Ekim 2022

Birleşik Krallık’ın devam eden siyasi kargaşasını izlemek pek öğretici değil, Londra’nın uzun vadeli uluslararası konumunun herhangi bir ölçüsü de değil.

Tüm demokrasiler, özellikle yürütme yetkisinin parlamenter çoğunluğa bağlı olduğu anayasal sistemler altında, dönemsel olarak siyasi huzursuzluk yaşar. Çağdaş kıyamet habercilerine yanıt olarak, İngilizler haklı olarak demokrasilerinin 20. yüzyılda Kıta’dakilerden çok daha iyi olduğunu söyleyebilirler.

Birleşik Krallık’ı şu anda nelerin beklediğini tahmin etmek, daha geniş uluslararası siyasi ortamla başlamayı gerektiriyor. Bu yılın başlarında, ABD ve NATO müttefikleri Rusya’yı Ukrayna’yı işgal etmekten caydırmayı başaramadı. Batının 24 Şubat’tan sonraki muazzam çabalarına rağmen, temel tarihsel gerçeklik, Moskova’nın saldırısını ab initio [başlangıçtan itibaren] önlemedeki toplu başarısızlıklarıdır. Ne de olsa nükleer caydırıcılık bizi Soğuk Savaşta zafere taşıdı, fakat İttifakın geleneksel bir saldırıya karşı caydırıcılığın nasıl sağlanacağı konusunda hiçbir fikri yoktu.

Hükümetlerin istikrarsızlığı konusunda endişelenmek tamamen yerindedir, fakat hükümetler dış tehditleri savuşturamazlarsa, istikrarlı ya da istikrarsız olmaları sonuçta çok az şey ifade eder. Ve Rusya’yı Ukrayna’da caydıramamanın sonuçları, Çin’in geniş Hint-Pasifik çevresi boyunca gelecekteki saldırgan eylemlerini caydıramamaya kıyasla hava cıva kalır.

Şu anda baş gösteren uluslararası tehditlere bakarsak, bu bizim Britanya’nın siyasi patırtısını bütün olarak ele almamıza yardımcı olur.

Dahası, Kremlin’in saldırısını takiben, Ukrayna’yı destekleyen önde gelen yabancı gücün Büyük Britanya olduğuna dair güçlü, gerçekten ikna edici bir durum var. Başbakan Boris Johnson, Dışişleri Bakanı Liz Truss ve Savunma Bakanı Ben Wallace’ın triumvirasının yönetimi altında Londra, siyasi kararlılık ve liderliğin ön saflarında yer aldı ve Polonya ve Baltık cumhuriyetleriyle birlikte kişi başına düşen bazda Kiev’in en büyük askeri yardım tedarikçisi oldu.

Tabii ki, özellikle istihbarat dahil olmak üzere toplam ABD yardımı çok daha büyüktü, ancak İngiliz siyasi azmi ve kararlılığı sürekli sağlam olageldi. İşgalden önceki tehlikeli günlerde ABD Başkanı Joe Biden’da olduğu gibi Rusya’nın “küçük bir harekatı” hakkında herhangi bir konuşma veya belirsizlik yoktu ve sonrasında Washington ve Avrupa başkentlerinde olduğu gibi Ukrayna’ya neyin, ne kadar sağlanacağı konusunda hiçbir tereddüt yoktu.

Hem Johnson hem de Truss’ın İngiltere’nin Ukrayna hedeflerine odaklanmasını bozmadan iktidardan düşmesi, İngiltere’nin dünya meselelerindeki yerinin altında yatan güç ve dirençlilik konusunda önemli bir nokta.

Daha genel olarak, başka herhangi bir Avrupa hükümetinin şu anda uluslararası meselelerde daha iyi durumda olduğuna dair inandırıcı bir argüman yok. Doğru, Truss hükümetinin kargaşası ve belirsizliği sırasında İngiliz sterlini düştü, ancak avronun hala dolar karşısında paritenin altında olduğunu fark eden oldu mu?

Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, parlamento harekete geçmediği ve kendi yasama desteği baskı altında çatırdıyor olabileceği için olağanüstü anayasal hükümler kullanarak hükümetinin bütçesini bastırmak zorunda kaldı. (Açıkçası, Amerika’nın federal bütçe süreci de uzun yıllardır işlemiş değil.)

Almanya’da, Şansölye Olaf Scholz, genellikle felç olmuş görünen bir koalisyon hükümetinde onlarca yıldır yanlış yönlendirilen enerji politikasının sonuçlarıyla mücadele ediyor. Almanya’nın Avrupa’ya liderlik edip etmeyeceği, hatta ekonomisini zinde ve vatandaşlarını bu kış sıcak tutması konusunda defalarca sorularla karşı karşıya kaldı.

Bu arada, İtalya’nın yeni koalisyon hükümetine ne olacağını kim bilebilir? Ve diğerleri.

Birleşik Krallık’taki asıl sorun, birçok İngiliz’in 2016 bağımsızlık referandumunun kararını kabul etme konusundaki isteksizliğidir. Devam eden bu iç siyasi tartışma, Büyük Britanya’nın AB’den çıkmadaki cüretine karşı misilleme arayışındaki Avrupa Birliği ve üyeleri tarafından önemli ölçüde şiddetlendirildi. Engizisyon, birçok Avrupalı ​​siyasi liderin Londra’nın sapkınlığını cezalandırma kararlılığına ilham vermiş olmalı; neredeyse tamamen, başkalarını özgür olmayı düşünmekten bile caydırmak için. Brüksel’de hakim olan ruh hali, İrlanda sınır sorununu bir krize dönüştürmek gibi[2], [işleri] İngiltere için ne kadar tatsız hale getirilebilirse o kadar iyi gibi görünüyor.

İngilizler boşuna ayrılmak için oy vermedi.

Britanya’nın içinde şimdi bir tür Donald Trump sorunu var. Eski ABD başkanı, 2020 başkanlık seçimlerinin sonuçlarını kabul etmeyi reddetti ve hâlâ da reddediyor (dikkat çekecek şekilde, ABD çapında neredeyse hiçbir başka sonuç, hiçbir düzeyde tartışma yaratmadı). Benzer şekilde, İngiliz AB’de kalma yanlılarının çoğu 2016’da kaybettiklerini kolay kolay kabul etmeyecek. Parlamentoda ve mahkemelerde, AB’de kalma yanlıları Brexit referandumunun sonucunu uygulayan mevzuatı sabote etmeye çalıştı ve başka bir oylama umudunu yitirmeyecek.

Sonuçları kabul ettiklerini alenen söyleyen birçok AB’de kalma yanlısı bile bunu gerçekten kalplerinde hissetmedi. Örneğin, İngiltere’nin resmi ayrılışı gerçekleşmeden önce, AB anlaşmaları ve düzenlemelerinin, Londra’nın tam bağımsızlık elde edildiğinde yürürlüğe konulabilecek ikili ticaret anlaşmalarını müzakere etmesini engellediği kurgusuna bağlı kalmaya devam ettiler. Ama bu saçmalıktı. İngiliz halkı, oyları aracılığıyla, Birleşik Krallık’ın [AB’den] ayrıldığını ilan etti.

Düzinelerce ikili ticaret anlaşmasını güvence altına alabilecekken, [verili] koşullar altında uygulanamaz ve mantıksız olan gerekliliklerle bağlı olmayı kabul etmek, İngiltere’nin ellerini bağladı. O zaman Brüksel şimdi olduğundan daha kötü mü davranırdı?

Benzer şekilde, İngilizler, özellikle de Muhafazakar Parti, Truss’ın vergi tasarılarının, ne kadar kötü idare edilirse edilsin, sonsuza dek mahkum olduğu sonucuna varmamalı.[3] Şimdilik, Truss hükümetinin halka sunuş stratejisinde ne yaptığı veya yapmadığı hakkında çok az şey anlaşıldı, fakat daha sonra ortaya çıkacak her şey, kötü siyasetin iyi politikaları nasıl raydan çıkardığına ilişkin taktikleri ve mekanikleri basitçe ayrıntılandıracak. ABD ve Avrupa müesses nizamlarının vergileri yüksek ve faiz oranlarını düşük tutma konusundaki hayranlıkları dışında, planların esası hakkında hiçbir şey söylemeyecek. Belki de gerçekten ekonomik büyümeden korkuyorlar. Çıkarılacak ders, Margaret Thatcher (“Bu hanımefendi yolundan dönmez”)[4] ve Ronald Reagan’ın vergi indirimi günlerinde gösterdikleri cesareti hatırlamaktır.

Yakında İngiltere’nin bir sonraki başbakanını ve nasıl ilerlemek istediklerini öğreneceğiz. Muhafazakar Parti’nin yakında yok olacağına dair tüm korkunç uyarılara rağmen, muhalefetinin kim olduğunu hatırlayın: İşçi Partisi. Yalnızca bu bile onları şevklendirmelidir.

“Umudun ve ihtişamın diyarı… Seni kudretli kılan Tanrı, daha da kudretli kılsın!”[5]

Çeviren: Erman Çete

Dipnotlar

[1] İng. Leave-Leavers, Remain-Remainers: 2016’da Britanya’da yapılan referandumda, AB’den ayrılmaya kısaca Leave (Ayrılmak) ve ayrılmak isteyenlere de kısaca Leavers denildi. Tersinden kalmaya Remain (Kalmak) ve kalmak isteyenlere de Remainers adı verildi. (ç.n.)

[2] Bolton, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasının ardından Kuzey İrlanda ile yaşanan ticaret sorununa gönderme yapıyor. Kuzey İrlanda Protokolü olarak bilinen sorun, Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti’nin kara sınırı olmasından kaynaklanıyor; çünkü Brexit ile birlikte Birleşik Krallık’a bağlı Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticaret, AB içi kurallara göre değil, Birleşik Krallık-AB ilişkilerine göre şekillenmeye başladı. (ç.n.)

[3] Eski Britanya Başbakanı Liz Truss, istifasından bir süre önce 50 milyar dolarlık bir vergi indirimi tasarısını gündeme getirmiş ve ABD Başkanı Joe Biden’ın da aralarında olduğu bir itirazla karşı karşıya gelerek U dönüşü yapmıştı. (ç.n.)

[4] İng. The lady’s not for turning: Margaret Thatcher’ın Ekim 1980’deki Muhafazakâr Parti kongresinde söylediği ünlü söz. Thatcher, ekonomiyi liberalleştirme siyasetine karşı çıkan muhalefete yanıt olarak, U dönüşü yapmayacağını ilan etmek için bu sözleri sarf etmişti. (ç.n.)

[5] İng. Land of Hope and Glory: 20. yüzyılın başında A.C. Benson tarafından yazılan, Edward Elgar tarafından bestelenen İngiliz vatanseverlik şarkısı. (ç.n.)

Çok Okunanlar

Exit mobile version