Avrupa
İngiltere, Japonya ve Türkiye “Made in Europe” kurallarından yararlanmak istiyor
Birleşik Krallık, Japonya ve Türkiye, otomotiv sektörlerini AB’nin “Made in Europe” kurallarına dahil etmek için anlaşma yapmak istiyor.
AB, bu sektörler ve diğer alanlarda Çin’in hakimiyetine karşı koymak amacıyla serbest ticaret doktrininden radikal bir sapma yaparak, elektrikli araçlar ve temiz enerji gibi teknolojilere yönelik kamu ihalelerini ve sübvansiyonlarını Avrupa merkezli üretime odaklamayı öneriyor.
AB ile ticaret anlaşmaları olan ülkeler “Made in Europe” programının bazı kısımlarına dahil olsa da, destek alabilmek için araçların AB içinde monte edilmesini şart koşan hükümler, AB dışı otomobil üreticilerinin işlerine zarar verebilir.
Bu nedenle, Birleşik Krallık, Japonya ve Türkiye’de üretim faaliyetleri bulunan otomobil üreticileri, kuralları belirleyen önerilen AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası’ndan (IAA) tam olarak yararlanmaya çalışıyor.
Japon iş dünyası temsilcileri, Tokyo’nun sektörünü AB programına dahil etmek için Brüksel ile ikili bir anlaşma yapmaya çalıştığını belirtti.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a endişelerini dile getirerek, İngiliz otomotiv endüstrisinin Çin rekabetiyle mücadeleyi amaçlayan bir politikanın çapraz ateşi altında kalmaması gerektiğini söyledi.
İngiltere, bu konuyu Kasım ayında yapılması beklenen ilişkilerin yeniden düzenlenmesi konusundaki AB ile görüşmelere bağlamaya çalışıyor.
AB ile gümrük birliği içinde olan Türkiye, Avrupa Komisyonu’nu, ülkenin otomotiv sektörünü “Made in Europe” kuralları dışında bırakmama konusunda ikna etmeye çalışıyor.
Parça ihracatı da dahil olmak üzere AB-Türkiye otomotiv ticareti yıllık yaklaşık 54 milyar avro değerinde ve AB’nin 2 milyar avroluk ihracat fazlası bulunuyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Financial Times’a (FT) yaptığı açıklamada, sektörün programın dışında bırakılmasının “AB’nin kendi sanayi tabanına darbe vuracağını” savundu.
Kanada Sanayi Bakanı Mélanie Joly bu yıl yaptığı açıklamada, ülkesinin de endüstriyel planlarını “uyumlu” tutarak AB programına erişim sağlamak için görüşmeler aradığını belirtti.
Brüksel’deki yetkililer, ülkelerin otomotiv sektörlerini “Made in Europe” kurallarına dahil etmek üzere bireysel anlaşmalar konusunda görüşmelere açık olduklarını ifade ettiler.
Bir yetkili, “Bu, tek pazarımızı kullanarak şirketlerimiz için yeni iş fırsatları yaratmakla ilgili,” dedi.
Birçok kişi, Japon hükümetinin, muhtemelen 2027’nin başlarında yürürlüğe girecek AB programının başlangıcından itibaren ülkenin işletmelerinin dahil edilmesini garanti edecek bir “ikili anlaşma” kapsamında Japonya’nın statüsünü müzakere etmeyi en önemli önceliği haline getirdiğini belirtti.
AB yetkilileri, temiz enerjili araç sübvansiyon programı gibi Japon kamu ihalelerinin bazı yönlerinin, AB şirketleri için yeterince elverişli olmadığına inanıyor.
Bir başka yetkili, “Açık pazarlar konusunda Japonlardan alacağımız bir ders yok,” dedi.
Ayrıca, Çinli otomobil üreticilerinin, Türkiye’nin AB programına dahil edilmesi halinde AB yerine Türkiye gibi ülkelerde faaliyet göstermeyi tercih edebileceğine dair endişeler de var.
Gelgelelim Türkiye Otomobil İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Kemal Yazıcı, “Türkiye, Çin otomotiv üretimi için bir ‘arka kapı’ olarak görülmemelidir,” dedi.
Yazıcı, Türkiye’nin Çin’in toplam yurt dışı yatırımlarının yalnızca yüzde 0,1’ini oluşturduğunu, oysa Çin’in Avrupa’daki yatırımlarının bunun yaklaşık 38 katı olduğunu belirtti.
AB üye ülkeleri ve Avrupa Parlamentosu şu anda “Made in Europe” kurallarını destekleyecek mevzuat üzerinde müzakere ediyor ve ticaret ortakları, ayrı anlaşmaların işletmeler için belirsizliği uzatabileceği gerekçesiyle bu görüşmelerde kendi statülerinin korunmasını istiyor.
Avrupa Parlamentosu üyeleri, AB kurallarının blok içindeki üretime uygulanmasını öneriyor; fakat Avrupa Komisyonu’nun Birleşik Krallık gibi Avrupalı ticaret ortaklarını da kapsama dahil etme konusunda takdir yetkisi olacak.
Milletvekillerinin tutum taslağının hazırlanmasına yardımcı olan Christophe Grudler, mevzuatın Avrupa’ya özgü hedeflerine sadık kalması gerektiğini, istisnaların yalnızca Birleşik Krallık gibi AB’ye komşu ülkeler için geçerli olması gerektiğini söyledi.
Grudler, “Eğer bir ürünün ‘Made in Europe’ dediğimiz halde dünyanın öbür ucunda üretiliyorsa, seçmenler bu Avrupalı yasa koyucuların deli olduğunu söyleyeceklerdir,” dedi.