Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran savaşı Avustralya’nın LNG ihracatçıları için bir ‘fırsat’ sunuyor

Yayınlanma

Sektör yöneticileri salı günü, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın, Avustralya’nın küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) pazarındaki payını artırması ve Asyalı ticaret ortaklarıyla ilişkilerini derinleştirmesi için bir fırsat olduğunu belirtti.

Bir aydır süren çatışma, Orta Doğu’nun büyük bir kısmından gelen petrol ve gaz arzını kesintiye uğrattı ve ülkeleri, özellikle de Asya’daki ülkeleri, alternatif enerji kaynakları arayışına itti.

Gaz üreticisi Amplitude Energy’nin CEO’su Jane Norman, Sidney’de düzenlenen Avustralya Yurtiçi Gaz Görünümü konferansında, “Orta Doğu çatışması bir uyarı değil, bir fırsattır” dedi.

“Dünya çapındaki LNG müşterileri aktif olarak tedarik çeşitliliği arıyor ve Avustralya’nın Asya’daki ortakları için stratejik bir tedarikçi olarak sahip olduğu güvenilir konum, hiç bu kadar değerli olmamıştı,” diye ekledi.

Japonya’nın LNG ihtiyacının %40’ını karşılayan Avustralya, şu anda ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci üreticisi konumunda. Daha önce dünyanın ikinci büyük üreticisi olan Katar, İran’ın LNG tesislerine düzenlediği saldırıların ardından üretiminde düşüş yaşadı.

Dünyadaki petrol ve gaz sevkiyatlarının büyük bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasıyla daha da kötüleşen LNG kıtlığı, enerji fiyatlarının yükselmesine neden olarak Avustralyalı LNG ihracatçılarına büyük kazanç sağladı.

Ülkenin en büyük üreticileri olan Woodside ve Santos’un hisse fiyatları, bir ay önce savaşın başlamasından bu yana sırasıyla %16 ve %10 arttı.

Chevron Avustralya’nın operasyon ve bakım müdürü Danny Woodall, Orta Doğu’daki çatışmanın bölgedeki enerji sistemlerinin birbiriyle ne kadar iç içe olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

“Biz [Batı Avustralya’daki] Gorgon ve Wheatstone projelerinden dünya çapında bir ölçekte LNG ihraç ederek Japonya, [Güney] Kore ve diğer ticaret ortaklarımıza gönderirken, onlar da bize dizel, işlenmiş yakıt ve diğer ürünleri gönderiyorlar,” dedi.

“Bu gerçekten simbiyotik bir ilişki” diye ekledi.

Yöneticiler ayrıca, sektörün uzun süredir gelişmeleri engellediğini düşündüğü izin ve çevre düzenlemelerinin değiştirilmesi de dahil olmak üzere, Avustralya’nın LNG üretimini artıracak önlemler alınmasını talep ettiler.

Norman, Orta Doğu’daki çatışmanın, enerjiyi uygun fiyatlı tutmak ve ithal gaza bağımlı hale gelmekten kaçınmak için Avustralya’nın gaz rezervlerini daha da geliştirmek için bir itici güç olması gerektiğini savundu.

“Kararlı bir şekilde harekete geçersek, üretimimizi artırabilir, bu ortaklıkları derinleştirebilir ve aynı zamanda enerji güvenliğimizi güçlendirebiliriz. Bu, boşa harcamamamız gereken bir kriz,” dedi Norman.

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü’ne göre Avustralya, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının yaklaşık %70 ila %75’ini petrol fiyatına bağlı uzun vadeli sözleşmeler kapsamında gerçekleştirirken, geri kalanını spot piyasalara satmaktadır.

Ancak, 2025 mali yılında 79 milyon ton sevkiyat gerçekleştiren büyük bir ihracatçı olmasına rağmen, yerel rezervlerin azalması ve ülkenin diğer bölgelerinden tedarik getirmek için boru hattı kapasitesinin yetersizliği nedeniyle, doğu kıyısındaki olası kıtlıklarla başa çıkmak için ithalat yapmayı düşünüyor.

LNG gelirlerinin artmasıyla birlikte, hükümetin değerlendirdiği ancak sektörün karşı çıktığı bir önlem olan olağanüstü kazanç vergisi talepleri de artıyor.

Shell Avustralya Başkanı Cecile Wake salı günü yaptığı açıklamada, “doğal gaz ihracatına yönelik mali yükü artırmanın çözüm olmadığını” belirterek, bunun yatırımcıları kaçıracağını savundu.

Wake, “Dünya çapındaki deneyimler, mali koşulların hızlı ve tekrarlı bir şekilde değiştirilmesi durumunda yatırım sermayesinin daha istikrarlı ve dengeli mali sistemlere çekildiğini, yatırımların azaldığını ve enerji güvenliğinin zedelendiğini göstermiştir” dedi.

Chevron’dan Woodall, “Şu anda piyasa müdahaleleri, vergiler ve benzeri konular tartışılıyor” dedi. “Bu, bunları reddetme ve [ticaret ortaklarıyla] ilişkilerin işleyişini sağlayan arzı güvence altına alabilmek için nasıl daha fazla yatırımı teşvik edebileceğimizi düşünme zamanıdır” diye ekledi.

Finans hizmetleri şirketi UBS, geçen hafta yayınladığı bir notta, savaşın etkisiyle petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) fiyatlarının 2027 ve 2028 yıllarına kadar yüksek seviyelerde kalacağını öngördüğünü belirtti. Şirket, Katar’daki tesislerin uğradığı hasarın 2026 yılında 44 milyar metreküp gaz kaybına yol açtığını ve bazı durumlarda onarımların üç ila beş yıl sürebileceğini tahmin etti.

UBS, çatışmanın nisan ortasına kadar devam edeceğini varsayarak, Asya’daki LNG ortalama spot fiyatlarının 2026’da önceki tahmini olan 13 MMBtu’dan 23,60 $/MMBtu’ya ulaşacağını tahmin etti. 2027 için ortalama spot fiyat tahminini %45 artırarak 14,50 $/MMBtu’ya yükseltti.

UBS, Woodside ve Santos’un yükselen fiyatlardan yararlanmak için benzersiz bir konumda olduğunu ve bunun serbest nakit akışının “önemli bir kaynağı” olduğunu ve borç ödeme kapasitesini hızlandırdığını belirtti. 2026 yılı hisse başına kazanç tahminini Woodside ve Santos için sırasıyla %81 ve %71 artırdı.

Analistler, “Küresel gaz üzerindeki etki artık Hürmüz Boğazı ile sınırlı değil, ancak [LNG altyapısına] verilen sürekli zarar, uzun süreli arz sıkıntısı riskini önemli ölçüde artırdı” diye yazdı.

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English