Dünya Basını

“İran savaşının beklenmedik sonucu, Çin ve Rusya’nın birbirine daha da yakınlaşması olabilir”

Yayınlanma

SOAS Orta Doğu Enstitüsü Direktörü Adam Hanieh, İran savaşının petrol fiyatlarını yukarı fırlatmasının ötesinde Çin ve Rusya’nın birbirine yakınlaşması gibi başka beklenmedik sonuçlar da doğurabileceğini öngörüyor.

The Guardian için bir makale kaleme alan Hanieh, yakın zamanda Crude Capitalism: Oil, Corporate Power and the Making of the World Market [Ham Kapitalizm: Petrol, Şirketlerin Gücü ve Dünya Pazarının Oluşumu] isimli bir kitap yayımlamıştı.

Hanieh, Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarının fırladığını ve daha da yükseleceğini, bunun esas etkisinin ise hanehalklarının faturalarına yansıyacağını söylüyor.

Bununla birlikte Hanieh, sadece petrol fiyatlarına odaklanmanın, savaşın bütün iktisadi önemini kavramaktan uzak kaldığına işaret etti. Hanieh’ye göre, bunun daha geniş kapsamlı etkilerini anlamak için, son yirmi yılda enerji piyasalarını yeniden şekillendiren büyük değişikliklere ve Körfez bölgesinin bu piyasalarda şu anda üstlendiği merkezi role bakmamız gerekiyor.

Yazar, “Bu savaşın beklenmedik bir sonucu, ABD’nin en büyük iki düşmanı olan Çin ve Rusya’nın birbirine daha da yakınlaşması olabilir,” diye yazıyor.

Hanieh’ye göre bu değişikliklerin ilki, Çin’in hızlı büyümesine eşlik eden dünya petrol ticaretindeki önemli dönüşüm. Modern petrol çağının büyük bir bölümünde, Körfez ham petrolü esas olarak batıya akarak ABD ve Avrupa’ya tedarik edilirken, bugün bu ticaretin ağırlık merkezi kesin bir şekilde Asya’ya kaymış durumda.

Şu anda küresel petrol ithalatının yaklaşık dörtte birinin tek başına Çin’e ait olduğunu ve bunun büyük bir kısmının Körfez ülkelerinden geldiğini hatırlatan Hanieh, “Çin şu anda İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık %90’ını tüketmektedir ve bunun büyük bir kısmı yaptırımlardan kaçınmak için Malezya üzerinden sevk edilmektedir,” diyor.

“Bu değişiklikler, mevcut savaşın neden bu kadar önemli iktisadi ve jeopolitik sonuçlar doğurduğunu açıklamaya yardımcı oluyor,” diyen Hanieh, petrol ticaretinin ağırlık merkezi doğuya kayarken, bir zamanlar Batı’nın stratejik düşüncesinde büyük önem taşıyan Hürmüz’ün, artık Asya’nın iktisadi güvenliğinin de tam kalbinde yer aldığını hatırlatıyor.

Yazara göre, özellikle Çin için Körfez’deki çatışma ve Hürmüz Boğazı gibi transit rotaların kırılganlığı, enerji tedarikine büyük bir risk oluşturuyor.

Kısa vadede Pekin’in, yaklaşık 1,1 milyar–1,4 milyar varil olarak tahmin edilen stratejik petrol rezervlerinden yararlanarak bu etkiyi hafifletebileceğini kabul eden Hanieh, bununla birlikte kesintinin devam etmesi durumunda, Çin’in alternatif tedarikçilere, özellikle de Rusya’ya olan bağımlılığını derinleştirmesinin ve iki ülke arasındaki büyüyen enerji ortaklığını güçlendirmesinin  muhtemel olduğunu düşünüyor.

SOAS profesörü, Asya ile ticaretin hızla artmasının, Körfez ülkelerinin ulusal petrol şirketlerini de küresel petrol ve gaz endüstrisinin ön saflarına taşıdığının altını çiziyor. Bu şirketlerin rezerv, üretim ve ihracat seviyeleri Batılı rakiplerini geride bırakmış durumda: Örneğin Suudi Arabistan’ın Aramco şirketi, şu anda açık ara farkla dünyanın en büyük petrol ihracatçısı konumunda.

Dahası son yıllarda Aramco gibi şirketler, ham petrolün çıkarılması ve satışı gibi sektörün “upstream” (arama ve üretim) faaliyetlerinin ötesine geçerek, ham petrol ve doğalgazı plastik, petrokimyasallar ve gübre gibi rafine ürünlere dönüştüren “downstream” (üretim sonrası taşıma rafinaj depolama ve dağıtım gibi unsurlar) faaliyetlerine yöneldiler.

Sonuç olarak Körfez bölgesi, küresel imalat ve tarım sektörlerinde kullanılan endüstriyel hammaddelerin önemli bir tedarikçisi haline geldi.

Hanieh şöyle devam ediyor:

“Bu değişimin bir sonucu olarak Körfez, küresel gıda ekonomisiyle giderek daha fazla bağlantılı hale gelmiştir. Uluslararası ticarete konu olan üre miktarının üçte birinden fazlası ve fosfat gübrelerinde kullanılan küresel kükürt ihracatının neredeyse yarısı dahil olmak üzere, büyük miktarlarda gübre girdisi Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Üre, en yaygın azotlu gübre olup, küresel mahsul üretiminin yaklaşık yarısı için hayati öneme sahip. Bölgeden yapılan sevkiyatlar aksadıkça, gübre fiyatları şimdiden keskin bir şekilde yükselmeye başladı. Kuzey yarımkürede mevcut ekim sezonunda aksaklıklar devam ederse, çiftçiler temel girdiler için daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalacak ve bu baskı, sonunda dünya çapında gıda fiyatlarına da yansıyacaktır.”

Tarihin, bu tür şokların nadiren “herkese eşit şekilde” yansıdığını gösterdiğini hatırlatan Hanieh, 2008 finansal krizinden Ukrayna savaşının ardından yaşanan gıda ve enerji krizlerine kadar, küresel çalkantıların genellikle en savunmasızları en sert şekilde vurduğunun altını çiziyor.

“Artan enerji ve gübre maliyetleri, ulaştırma, imalat ve gıda sistemlerine domino etkisi yaratmakta; en büyük yükü ise yoksul haneler ve daha kırılgan ekonomiler üstlenmektedir,” diyen yazar, ithal yakıt, gübre ve gıdaya büyük ölçüde bağımlı olan küresel güneydeki ülkelerin özellikle risk altında olduğuna işaret ediyor.

Yüksek enerji ve emtia fiyatlarının hızla artan gıda maliyetlerine ve artan ödemeler dengesi baskılarına dönüştüğünü vurgulayan Hanieh, “Sonuç genellikle hem ülkeler içinde hem de küresel ekonomi genelinde mevcut eşitsizliklerin derinleşmesidir,” diyor.

Hanieh, küresel ekonominin her şeye rağmen hâlâ fosil yakıtlara bağımlı olduğunu da ortaya koyarak makalesini son erdiriyor:

“Bu dengesiz etkilerin ötesinde, savaş küresel enerji sisteminin yapısı hakkında çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. Enerji dönüşümleri hakkında on yıllardır süren tartışmalara rağmen, küresel üretim ve ticaret hâlâ büyük ölçüde petrol ve doğalgaza bağımlı. Birkaç yıl önce Suudi Arabistan enerji bakanı, ‘her bir hidrokarbon molekülünün çıkarılacağını’ ilan etmişti. Hâlâ fosil yakıtlara dayalı bir enerji sisteminin sonuçları artık apaçık ortada. Körfez, sadece ham petrol tedarikçisi olarak değil, aynı zamanda küresel imalat ve tarımı ayakta tutan rafineri, petrokimya ve gübre endüstrilerinin merkezi olarak da bu sistemin merkezinde yer alıyor. Savaş, fosil yakıtlara bağımlılığın devam etmesinin tehlikesini ve fosil yakıtlardan uzaklaşmanın neden her zamankinden daha hayati olduğunu ortaya koyuyor.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version