Ortadoğu
İran ve Umman transit hat üzerinde anlaştı: Hürmüz Boğazı’nda kontrol Tahran’a geçebilir

İran ile Umman arasında olası bir anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabileceği ve boğaz trafiğinin ortak kontrolünü iki ülkeye vererek Tahran’a önemli bir imtiyaz sağlayabileceği bildirildi.
İran ile Umman arasında taslak aşamasındaki anlaşma, Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabilir ve Boğaz’daki gemi trafiğinin kontrolünü bu iki ülkeye devrederek Tahran’a önemli bir yetki alanı tanıyabilir.
Detayları henüz netleşmeyen plana göre Tahran’ın Boğaz üzerinden Basra Körfezi’ne giren gemilerin denetimini üstleneceği iddia edilirken, çıkış yönündeki trafiği kimin yöneteceği ve İran’ın bu süreçteki nihai rolünün ne olacağı belirsizliğini koruyor.
İki ülkenin çarşamba günü Boğaz’dan geçecek gemiler için yeni bir rota üzerinde uzlaştığı bildirildi.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde durum, Trump yönetimi yetkililerinin İran’ın bu hayati denizyoluna erişimi tek başına kontrol edemeyeceğine dair defaatle dile getirdiği beyanlarla çelişecek.
Altıncı ayına giren ve kamuoyunda destek bulmayan savaş ortamından çıkış arayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran-Umman görüşmelerinin yarattığı ivmeyi Tahran ile daha kapsamlı bir nükleer anlaşma müzakeresine dönüştürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.
İran’ın Boğaz’a erişimi denetlemesine imkan tanıyacak bir mutabakat, Washington’ın başlangıçta koşulsuz teslim olacağını öngördüğü Tahran yönetiminin, ABD-İsrail savaşı neticesinde bölgesel nüfuzunu artırdığına işaret ediyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu Programı Direktörü Mona Yacoubian konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bence temel mesele şu ki, eğer bir anlaşma sağlanırsa bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiği denetleme kabiliyetini koruduğu bir anlaşma olacak” ifadesini kullandı.
Yacoubian, ABD’nin bu şartları kabul etmesi halinde, Washington ve Tahran arasında haziran ayında imzalanan ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla çöken ilk mutabakat zaptında öngörüldüğü gibi 60 günlük yeni bir barış müzakeresi sürecinin başlayabileceğini ekledi.
Yacoubian, The Hill gazetesine verdiği demeçte, “İran nihayetinde Boğaz’ı kontrol etme yetkisinde ısrarcı olmayı sürdürecek. Mesele bir tavizden ziyade bunun nasıl uygulanacağı ve ABD için bu anlaşmaya onay verirken itibarını koruyabileceği bir yolun bulunup bulunmayacağıdır. Asıl büyük soru işareti budur” dedi.
Görüşmelere ilişkin haberlerin bu hafta hız kazandığı ve cuma gününe kadar bir uzlaşıya varılabileceği kaydedilirken, bu durum Boğaz’ın derhal açılacağı anlamına gelmiyor.
Küresel petrol ve doğalgaz arzının beşte birinin geçtiği nakliye rotasının kapalı kalması, akaryakıt ve diğer tüketim maddelerinin fiyatlarını artırmış durumda.
İran ve Umman’ın Boğaz’ı nasıl sevk ve idare edeceğine dair teknik detaylar henüz netleşmedi. Reuters’ın aktardığına göre İran, Boğaz’ı kullanan gemilerden taşıdıkları yükün değerinin yüzde 5’i ile yüzde 7’si arasında değişen oranlarda geçiş ücreti talep etmeyi hedefliyor.
Umman ise yüzde 3 civarında daha düşük bir ücret öngörüyor. Savaş öncesi durumda herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirten ABD tarafı ise ücret alınmamasını talep ediyor.
Trump, salı günü Kaliforniya’da gazetecilere yaptığı açıklamada Tahran ile ilişkilerin “gayet iyi ilerlediğini” iddia etse de İran yönetiminin ABD ile doğrudan görüşme yürüttüğünü reddetmesi tablonun karmaşıklığını koruyor.
Trump bir anlaşmanın imzalanması ihtimaliyle ilgili olarak, “Bu yarın da olabilir, sonraki gün de. Çok ciddi mesafe katedildi” dedi.
Fox News kanalına da konuşan Trump, İranlı yetkililerle “gün boyu süren müzakereleri” de kapsayan “çok olumlu temaslar” gerçekleştirdiklerini söyledi. Trump, “Eğer tekrar masadan kalkarlarsa çok ağır şekilde vurulacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
Çarşamba öğleden sonra Las Vegas’ta konuşan Trump, anlaşmanın son durumuna dair somut bir detay vermezken, “İnsanların ölmesini istemediğim için bir anlaşma yapmayı tercih ederim” diyerek temasların sürdüğünü ifade etti.
Buna karşın ABD’nin izlediği askeri stratejinin şu ana kadar netice vermediği değerlendiriliyor.
ABD’nin İran’a yönelik aylardır sürdürdüğü hava bombardımanları ve son olarak temmuz ayında gerçekleştirilen iki haftalık yoğun saldırılar Boğaz’ı trafiğe açmaya yetmediği gibi Washington’ın kritik mühimmat stoklarının eksilmesine yol açtı.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, İran’ın tutumuna ilişkin olarak, “Bu kozun ellerinde olduğunu biliyorlar. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmak ve İran’ın kontrolünü engellemek için gereken daha geniş kapsamlı bir harekatı göze alamayacağını, dolayısıyla bu kontrolü geri almasının mümkün olmadığını düşünüyorlar” dedi.
ABD’nin kritik mühimmat stoklarının ciddi seviyede azalması üzerine Körfez ülkelerinin endişelerini dile getirdiği ve bu durumun Trump’ın hafta sonu İran’a yönelik saldırıları artırma tehdidinden vazgeçmesinde etkili olduğu aktarıldı.
Trump’ın İran’ı şiddetli askeri eylemlerle tehdit ettikten sonra geri adım atarak müzakerelere alan açtığı ve nisandan bu yana en az beş kez tekrarlanan bir döngüye girdiği belirtiliyor.
Mona Yacoubian, “ABD’nin önleme füzelerinin önemli bir bölümünü tükettiğine dair haberler, yaklaşan ara seçimler ve ABD içindeki yaşam maliyetleri ile akaryakıt fiyatları üzerindeki sürekli baskı göz önüne alındığında, bu döngüyü daha kaç kez tekrarlayabileceğimiz belirsizdir” dedi.
Öte yandan Bryan Clark, ne kadar iyi planlanmış olursa olsun, algılanan bir zayıflık durumunda askeri seçeneğe yönelme eğilimi gösteren Trump’ın kararları nedeniyle olası bir anlaşmanın hızla bozulabileceğini belirtti.
Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Risk şu ki, bir anlaşma sağlandığında herkes buna bakıp ‘İran istediğini aldı, ABD ise elinde hiçbir şey olmadan kaldı’ diyebilir. Trump’ın bu yorumlardan hoşlanmayacağını ve gücünü kanıtlamak için yeniden harekete geçmek zorunda hissedeceğini düşünüyorum. Ardından İran ticareti tekrar durduracak ve aynı noktaya geri döneceğiz” dedi.
Anlaşmanın önündeki bir diğer engeli ise ABD’nin Basra Körfezi’nde sürdürdüğü deniz ablukası oluşturuyor. Tahran yönetimi, Boğaz’ın yeniden trafiğe açılması için ablukanın kaldırılmasını şart koşuyor.
İran Dışişleri Bakanlığı iç basına yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nı güvensiz kılan unsurlar, özellikle ABD’nin deniz ablukası ile İran’a ve çıkarlarına yönelik diğer saldırgan ve tehditkar eylemleri nedeniyle varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin hareket alanının sınırlı olduğuna dikkat çekilse de bazı şahin isimler ablukanın kaldırılmasının hata olacağını savunuyor.
Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan (FDD) Richard Goldberg, çarşamba günü sosyal medyada paylaştığı mesajda, “Abluka kalktığı an Başkan kozunu kaybeder. Petrol satışına emanet hesap şartı olmaksızın izin verildiği saniye daha fazlasını kaybeder. İran dondurulan hesaplarını borçlarını ödemek için kullandığı an kaybı daha da büyür” değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın bazı ABD’li milletvekilleri yönetimin diplomasi yürüütme kabiliyetine güven duyduğunu ifade ediyor. Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Diğer tüm anlaşmalarda olduğu gibi bu süreçte de yönetime olan güvenim tamdır” dedi.
Gündemdeki anlaşmayı değerlendiren Bryan Clark ise, “Kimsenin bu durumdan memnun olmadığını biliyorum. Bölge ülkeleri memnun değil, oradan petrol tedarik eden Asyalı müttefikler memnun değil ama şu aşamada elde edilebilecek en iyi anlaşma muhtemelen budur” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu
Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.
El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.
Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.
Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.
El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.
Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.
Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.
Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı.
IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.
Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.
El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.
Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.
El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.
Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.
Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.
Ortadoğu
İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.
Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.
Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.
Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası
Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.
Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.
Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.
Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.
Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.
Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.
Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.
Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.
Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.
Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”
İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.
Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.
Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.
Muhalefetten vatana ihanet suçlaması
Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.
İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.
Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.
Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.
7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.
Ortadoğu
NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.
The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.
Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.
Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi
Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.
Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.
Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.
Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.
ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.
Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı
Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.
Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.
Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.
Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.
Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.
Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü
Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.
Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor








