Ortadoğu
İran ve Umman transit hat üzerinde anlaştı: Hürmüz Boğazı’nda kontrol Tahran’a geçebilir

İran ile Umman arasında olası bir anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabileceği ve boğaz trafiğinin ortak kontrolünü iki ülkeye vererek Tahran’a önemli bir imtiyaz sağlayabileceği bildirildi.
İran ile Umman arasında taslak aşamasındaki anlaşma, Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabilir ve Boğaz’daki gemi trafiğinin kontrolünü bu iki ülkeye devrederek Tahran’a önemli bir yetki alanı tanıyabilir.
Detayları henüz netleşmeyen plana göre Tahran’ın Boğaz üzerinden Basra Körfezi’ne giren gemilerin denetimini üstleneceği iddia edilirken, çıkış yönündeki trafiği kimin yöneteceği ve İran’ın bu süreçteki nihai rolünün ne olacağı belirsizliğini koruyor.
İki ülkenin çarşamba günü Boğaz’dan geçecek gemiler için yeni bir rota üzerinde uzlaştığı bildirildi.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde durum, Trump yönetimi yetkililerinin İran’ın bu hayati denizyoluna erişimi tek başına kontrol edemeyeceğine dair defaatle dile getirdiği beyanlarla çelişecek.
Altıncı ayına giren ve kamuoyunda destek bulmayan savaş ortamından çıkış arayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran-Umman görüşmelerinin yarattığı ivmeyi Tahran ile daha kapsamlı bir nükleer anlaşma müzakeresine dönüştürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.
İran’ın Boğaz’a erişimi denetlemesine imkan tanıyacak bir mutabakat, Washington’ın başlangıçta koşulsuz teslim olacağını öngördüğü Tahran yönetiminin, ABD-İsrail savaşı neticesinde bölgesel nüfuzunu artırdığına işaret ediyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu Programı Direktörü Mona Yacoubian konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bence temel mesele şu ki, eğer bir anlaşma sağlanırsa bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiği denetleme kabiliyetini koruduğu bir anlaşma olacak” ifadesini kullandı.
Yacoubian, ABD’nin bu şartları kabul etmesi halinde, Washington ve Tahran arasında haziran ayında imzalanan ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla çöken ilk mutabakat zaptında öngörüldüğü gibi 60 günlük yeni bir barış müzakeresi sürecinin başlayabileceğini ekledi.
Yacoubian, The Hill gazetesine verdiği demeçte, “İran nihayetinde Boğaz’ı kontrol etme yetkisinde ısrarcı olmayı sürdürecek. Mesele bir tavizden ziyade bunun nasıl uygulanacağı ve ABD için bu anlaşmaya onay verirken itibarını koruyabileceği bir yolun bulunup bulunmayacağıdır. Asıl büyük soru işareti budur” dedi.
Görüşmelere ilişkin haberlerin bu hafta hız kazandığı ve cuma gününe kadar bir uzlaşıya varılabileceği kaydedilirken, bu durum Boğaz’ın derhal açılacağı anlamına gelmiyor.
Küresel petrol ve doğalgaz arzının beşte birinin geçtiği nakliye rotasının kapalı kalması, akaryakıt ve diğer tüketim maddelerinin fiyatlarını artırmış durumda.
İran ve Umman’ın Boğaz’ı nasıl sevk ve idare edeceğine dair teknik detaylar henüz netleşmedi. Reuters’ın aktardığına göre İran, Boğaz’ı kullanan gemilerden taşıdıkları yükün değerinin yüzde 5’i ile yüzde 7’si arasında değişen oranlarda geçiş ücreti talep etmeyi hedefliyor.
Umman ise yüzde 3 civarında daha düşük bir ücret öngörüyor. Savaş öncesi durumda herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirten ABD tarafı ise ücret alınmamasını talep ediyor.
Trump, salı günü Kaliforniya’da gazetecilere yaptığı açıklamada Tahran ile ilişkilerin “gayet iyi ilerlediğini” iddia etse de İran yönetiminin ABD ile doğrudan görüşme yürüttüğünü reddetmesi tablonun karmaşıklığını koruyor.
Trump bir anlaşmanın imzalanması ihtimaliyle ilgili olarak, “Bu yarın da olabilir, sonraki gün de. Çok ciddi mesafe katedildi” dedi.
Fox News kanalına da konuşan Trump, İranlı yetkililerle “gün boyu süren müzakereleri” de kapsayan “çok olumlu temaslar” gerçekleştirdiklerini söyledi. Trump, “Eğer tekrar masadan kalkarlarsa çok ağır şekilde vurulacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
Çarşamba öğleden sonra Las Vegas’ta konuşan Trump, anlaşmanın son durumuna dair somut bir detay vermezken, “İnsanların ölmesini istemediğim için bir anlaşma yapmayı tercih ederim” diyerek temasların sürdüğünü ifade etti.
Buna karşın ABD’nin izlediği askeri stratejinin şu ana kadar netice vermediği değerlendiriliyor.
ABD’nin İran’a yönelik aylardır sürdürdüğü hava bombardımanları ve son olarak temmuz ayında gerçekleştirilen iki haftalık yoğun saldırılar Boğaz’ı trafiğe açmaya yetmediği gibi Washington’ın kritik mühimmat stoklarının eksilmesine yol açtı.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, İran’ın tutumuna ilişkin olarak, “Bu kozun ellerinde olduğunu biliyorlar. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmak ve İran’ın kontrolünü engellemek için gereken daha geniş kapsamlı bir harekatı göze alamayacağını, dolayısıyla bu kontrolü geri almasının mümkün olmadığını düşünüyorlar” dedi.
ABD’nin kritik mühimmat stoklarının ciddi seviyede azalması üzerine Körfez ülkelerinin endişelerini dile getirdiği ve bu durumun Trump’ın hafta sonu İran’a yönelik saldırıları artırma tehdidinden vazgeçmesinde etkili olduğu aktarıldı.
Trump’ın İran’ı şiddetli askeri eylemlerle tehdit ettikten sonra geri adım atarak müzakerelere alan açtığı ve nisandan bu yana en az beş kez tekrarlanan bir döngüye girdiği belirtiliyor.
Mona Yacoubian, “ABD’nin önleme füzelerinin önemli bir bölümünü tükettiğine dair haberler, yaklaşan ara seçimler ve ABD içindeki yaşam maliyetleri ile akaryakıt fiyatları üzerindeki sürekli baskı göz önüne alındığında, bu döngüyü daha kaç kez tekrarlayabileceğimiz belirsizdir” dedi.
Öte yandan Bryan Clark, ne kadar iyi planlanmış olursa olsun, algılanan bir zayıflık durumunda askeri seçeneğe yönelme eğilimi gösteren Trump’ın kararları nedeniyle olası bir anlaşmanın hızla bozulabileceğini belirtti.
Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Risk şu ki, bir anlaşma sağlandığında herkes buna bakıp ‘İran istediğini aldı, ABD ise elinde hiçbir şey olmadan kaldı’ diyebilir. Trump’ın bu yorumlardan hoşlanmayacağını ve gücünü kanıtlamak için yeniden harekete geçmek zorunda hissedeceğini düşünüyorum. Ardından İran ticareti tekrar durduracak ve aynı noktaya geri döneceğiz” dedi.
Anlaşmanın önündeki bir diğer engeli ise ABD’nin Basra Körfezi’nde sürdürdüğü deniz ablukası oluşturuyor. Tahran yönetimi, Boğaz’ın yeniden trafiğe açılması için ablukanın kaldırılmasını şart koşuyor.
İran Dışişleri Bakanlığı iç basına yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nı güvensiz kılan unsurlar, özellikle ABD’nin deniz ablukası ile İran’a ve çıkarlarına yönelik diğer saldırgan ve tehditkar eylemleri nedeniyle varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin hareket alanının sınırlı olduğuna dikkat çekilse de bazı şahin isimler ablukanın kaldırılmasının hata olacağını savunuyor.
Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan (FDD) Richard Goldberg, çarşamba günü sosyal medyada paylaştığı mesajda, “Abluka kalktığı an Başkan kozunu kaybeder. Petrol satışına emanet hesap şartı olmaksızın izin verildiği saniye daha fazlasını kaybeder. İran dondurulan hesaplarını borçlarını ödemek için kullandığı an kaybı daha da büyür” değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın bazı ABD’li milletvekilleri yönetimin diplomasi yürüütme kabiliyetine güven duyduğunu ifade ediyor. Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Diğer tüm anlaşmalarda olduğu gibi bu süreçte de yönetime olan güvenim tamdır” dedi.
Gündemdeki anlaşmayı değerlendiren Bryan Clark ise, “Kimsenin bu durumdan memnun olmadığını biliyorum. Bölge ülkeleri memnun değil, oradan petrol tedarik eden Asyalı müttefikler memnun değil ama şu aşamada elde edilebilecek en iyi anlaşma muhtemelen budur” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu
BAE, Hürmüz’ü baypas eden yeni hattan petrol ihracatına başlayacak

BAE ulusal enerji şirketi ADNOC, önümüzdeki yılın başlarında yeni bir boru hattı üzerinden açık deniz petrol sevkiyatına başlamayı planlıyor.
Bu boru hattı ile birlikte ülke, Hürmüz Boğazı’nı baypas ederek petrol ihraç etme kapasitesini iki katına çıkaracak.
Bloomberg’in haberine göre ADNOC, bazı Asyalı rafinerilere, 2027’nin başlarında BAE’nin Fuceyre terminali üzerinden açık deniz sahalarından Upper Zakum ham petrolünü almaya başlayabileceklerini bildirdi.
ADNOC, Japonya, Hindistan ve Çin’i Asya’daki en büyük petrol müşterileri olarak görüyor.
Bu boru hattı, ADNOC’un tehdit altındaki su yolunu atlayarak petrol taşıma kapasitesini iki katına çıkaracak ve alıcıların, İran saldırılarına maruz kalan sulardan tanker geçirmeksizin yüklerini alabilmelerini sağlayacak.
ADNOC, karasal Murban ham petrolünü halihazırda Fuceyre’ye boru hattıyla taşıyor fakat açık deniz kaynaklarından gelen arzın hâlâ gemilerle Hürmüz Boğazı’ndan geçmesi gerekiyor.
Bu genişletme, BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının ardından da gerçekleşiyor ve ülkeye, boğaza olan bağımlılığını ortadan kaldırma yolunda ilerlerken üretimi artırma konusunda daha fazla özgürlük sağlıyor.
Ortadoğu
ABD ara seçim sonrası İran’a saldırı için Körfez’i uyardı

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre ABD yönetimi, ara seçimlerin hemen ardından İran’a yönelik kısa süreli fakat yoğun bir askeri saldırı ihtimaline karşı Körfez ülkelerini uyardı. Bölgeye yeni Patriot bataryaları sevk edilirken, Pentagon verileri savaşın Amerikan bütçesine maliyetinin 47 milyar doları aştığını ortaya koyuyor.
ABD yönetimi, Körfez’deki bazı müttefiklerine 3 Kasım’da düzenlenecek Kongre ara seçimlerinin hemen ertesinde İran’a yönelik kısa süreli fakat yoğun bir askeri harekât başlatabileceğini iletti. Washington, bölge ülkelerinden bu ihtimale karşı hazırlıklı olmalarını istedi.
Wall Street Journal gazetesinin haberinde, görüşmeler hakkında doğrudan bilgiye sahip kaynaklara dayandırılan bu uyarıda hangi ülkelerin bilgilendirildiği belirtilmedi. Sahadaki askeri hareketlilik ise iddialarla eşzamanlı olarak hız kazandı.
Amerikan ordusu, Teksas’tan Orta Doğu’ya bir Patriot hava savunma bataryası sevk ederken, bölgedeki askerlerini de İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı menzilinde kalan açık üslerden daha güvenli noktalara çekmeye başladı. Bu adımlar, ABD ve İsrail’in Tahran yönetimiyle doğrudan ve kapsamlı bir çatışmaya hazırlandığı yönündeki işaretleri güçlendiriyor.
Beyaz Saray yönetimi, var olup olmadığı resmen doğrulanmayan hassas askeri planlar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Buna karşılık yapılan resmi açıklamada, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek amacıyla elindeki bütün seçenekleri geçerli tuttuğu vurgulandı.
New York Times da geçen hafta yayımladığı haberde, ABD ve İsrail ordularının kısa süreli fakat yoğun bir operasyon senaryosu üzerinden ortak askeri tatbikatlarını sıklaştırdığını duyurmuştu. Gazetenin işaret ettiği olası hedefler arasında İran’ın nükleer tesisleri, kritik enerji altyapısı ile füze ve silahlı insansız hava aracı üretim merkezleri yer alıyor.
Aynı haberde, düşük bir ihtimal olarak görülse de Trump’ın operasyon onayını ekim ayı bitmeden verebileceği, öte yandan hiçbir askeri eyleme izin vermeme seçeneğini de tercih edebileceği kaydedildi. Nitekim Trump’ın son aylarda yeniden sıcak çatışmaya girme kararını birçok kez son anda askıya aldığı biliniyor.
İki ülke arasındaki mevcut sıcak çatışma süreci, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran hedeflerine yönelik ortak saldırısıyla tetiklenmişti. Trump operasyonun temel gerekçesini Tahran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha ulaşamamasını sağlamak olarak açıklamıştı.
Bu askeri hamleler, Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük savaşın devamı niteliğini taşıyor. Washington, o dönemde yürüttüğü hava harekâtında İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan’da kurduğu ana nükleer tesisleri doğrudan hedef alarak vurmuştu.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Rafael Grossi ise BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada sahadaki son tabloyu aktardı. Grossi, Tahran yönetiminin 2025 ve 2026 yıllarındaki saldırılarda hasar gören nükleer altyapısını onardığına veya sıfırdan yeniden inşa ettiğine dair herhangi bir ize rastlamadıklarını bildirdi.
Tesislerin kapalı devre tutulmasını eleştiren Grossi, İran’a hasar gören sahalar dahil olmak üzere bütün nükleer tesislerinin kapılarını uluslararası denetçilere derhal açması çağrısında bulundu. UAEK, Haziran 2025’teki Amerikan bombardımanından bu yana Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun güncel durumunu bağımsız olarak teyit edemiyor.
Kurumun resmi kayıtlarına göre İran, Haziran 2025’teki savaştan önce elinde yüzde 60 saflıkta 440,9 kilogram zenginleştirilmiş uranyum tutuyordu. Nükleer fizikte yüzde 60 saflık düzeyi, silah yapımı için eşik kabul edilen yaklaşık yüzde 90 seviyesine teknik olarak son derece yakın sayılıyor.
Bombardımanların ardından Tahran yönetimi uluslararası müfettişlerin vurulan tesislere girişini engelledi. Bu kısıtlama nedeniyle denetim organı, söz konusu kritik stokun ne kadarının korunduğunu ve güncel olarak hangi noktalarda saklandığını kesinleştiremiyor.
Askeri faturanın büyümesi iç siyasetteki baskıyı tırmandırıyor
Başkan Trump, Haziran 2025’teki hava saldırılarının İran’ın nükleer kapasitesini yerle bir ettiğini savunmayı sürdürüyor. Buna karşın uzayan askeri operasyonların ekonomik dengeleri sarsması ve özellikle iç piyasada tırmanan akaryakıt fiyatları, yaklaşan ara seçimler öncesinde iktidardaki Cumhuriyetçi Parti grubunu ciddi bir siyasi baskıyla yüz yüze bırakıyor.
Trump ise yükselen enerji maliyetlerine yönelik eleştirilere karşı durarak, Tahran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi uğruna pompaya yansıyan yüksek fiyatlara katlanmanın gerekli olduğunu öne sürüyor.
Reuters’ın incelediği Pentagon bütçe kayıtlarına göre Amerikan ordusunun İran merkezli savaştaki toplam harcaması 47 milyar dolar sınırını aştı. Ortaya çıkan bu tablo, savunma yönetiminin temmuz ayında kamuoyuyla paylaştığı resmi tahminlerin yüzde 25 üzerinde gerçekleşti.
Toplam harcama kalemlerinin 29 milyar dolarlık ana gövdesini operasyonlarda harcanan mühimmat stokunun ikamesi oluştururken, 6 milyar dolarlık pay ise yıpranan askeri teçhizatın yenilenmesine ayrıldı. İran’ın misilleme olarak fırlattığı füze ve kamikaze insansız hava araçlarının hasar verdiği Amerikan üslerindeki onarım faturalarının bu 47 milyar dolarlık resmi toplama dahil edilip edilmediği ise henüz netlik kazanmadı.
Ortadoğu
İsrail’de rekor katılımlı seçim: İki blok da 61 sandalyeye ulaşamıyor

İsrail’de 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonundan bu yana yapılan ilk parlamento seçimlerinde oyların yüzde 41,9’u sayıldı. Katılımın yüzde 77,7 ile 1999’dan beri en yüksek seviyeye çıktığı oylamada, ilk verilere göre Binyamin Netanyahu bloku 57, muhalefet ise 47 sandalyede kalarak 61 vekillik çoğunluğu yakalayamadı.
İsrail’de seçmenler, 27 Ekim’de 120 sandalyeli tek kamaralı parlamento Knesset’in yeni üyelerini belirlemek üzere sandık başına gitti.
Bu oylama, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonu ve ardından Gazze Şeridi, Lübnan ve İran’da başlayan savaştan bu yana yapılan ilk parlamento seçimi oldu.
28 Ekim saat 05.58 (Türkiye saatiyle 06.58) itibarıyla oyların yüzde 41,9’u sayıldı. İlk sonuçlar, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu destekleyen blokun 57, muhalefetin ise 47 sandalye kazandığını gösteriyor. Ağırlıklı olarak Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ile Birleşik Arap Listesi (RAAM) ise toplamda mevcut 16 sandalyesini koruyor. Yani iki ana blok da meclis çoğunluğu için gereken 61 sandalyeye şimdilik ulaşamıyor.
Parti bazındaki ilk dağılımda Likud 28, Yaşar 21, Beyahad ise 11 milletvekili çıkarıyor. Ortak Liste 12 sandalyeye ulaşırken, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Evimiz İsrail (Yisrael Beiteinu) sekizer sandalye alıyor. Yahudi Gücü (Otzma Yehudit), Dini Siyonizm, Şas ve Demokratlar yedişer vekillik kazanıyor; RAAM ise ilk verilere göre dört sandalyede kalıyor.
Seçim barajı olan yüzde 3,25’i şimdilik aşamayan partiler de var. Yedek Askerler (Rezervistler) yüzde 2,7, İsrail Halkı yüzde 1,8 ve Haredim partisi yüzde 0,3 oy oranıyla baraj altında kalıyor.
Seçim öncesi son anketler de ne iktidar koalisyonuna ne de ana muhalefet blokuna 61 sandalyelik çoğunluğu veriyordu. Kanal 12’nin araştırmasına göre Netanyahu karşıtları 56, Başbakan’ın koalisyonu 50, Arap listeleri ise 14 sandalye alabiliyordu.
Son 27 yılın en yüksek katılımına ulaşıldı
Yaklaşık 7,3 milyon seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu ülkede sandıklar 27 Ekim’de yerel saatle 07.00’de (Türkiye saatiyle 08.00) açıldı ve büyük çoğunluğu 22.00’de (Türkiye saatiyle 23.00) kapandı.
Ynet’in Merkez Seçim Komisyonu’na dayandırdığı haberine göre ilk üç saatte 1,2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Saat 10.00’da (Türkiye saatiyle 11.00) yüzde 16,68’e ulaşan katılım, 2022’deki bir önceki seçimin aynı saatine kıyasla 0,78 yüzde puan artış gösterdi.
Ynet’e konuşan Merkez Seçim Komisyonu Genel Müdür Vekili Din Livne, yerel saatle 14.00’te (Türkiye saatiyle 15.00) 3,29 milyondan fazla seçmenin sandığa gittiğini açıkladı. Yüzde 44,9’a çıkan katılım oranı, 1973’ten bu yana bu saat dilimi için kaydedilen en yüksek seviye oldu. Livne bu tabloyu, “Seçim komisyonunun 1973’ten beri kaydettiği tüm rekorları kırdık. Daha önce böyle rakamlar görülmemişti” sözleriyle değerlendirdi.
Saat 20.00’de (Türkiye saatiyle 21.00) katılım yüzde 74,3’e vurarak son 38 yılın o saatteki zirvesine çıktı. Aynı saatte 2022 seçimlerinde seçmenlerin yüzde 66,3’ü, 1973’te ise yüzde 73,4’ü oy kullanmıştı; daha yüksek bir oran en son yüzde 75,6 ile 1988 yılında kaydedilmişti.
Sandıkların kapandığı 22.00’de (Türkiye saatiyle 23.00) toplam katılım oranı yüzde 77,7’ye ulaştı. 2022 parlamento seçimlerindeki yüzde 70,6’lık orana göre 7,1 yüzde puanlık bir artış yaşandı ve 1999’dan bu yana İsrail parlamento seçimlerindeki en yüksek katılım kayıtlara geçti.
Koalisyon pazarlıkları için 28 günlük takvim işleyecek
Ülke genelinin tek seçim bölgesi sayıldığı İsrail’de nispi temsil sistemi uygulanıyor; seçmenler tek tek adaylara değil, kapalı parti listelerine oy veriyor. Meclise girmek için gereken yüzde 3,25’lik baraj en az dört sandalyeye karşılık geliyor ve bu seçimde Knesset’e girmek için 37 parti yarıştı.
Ülke tarihinde hiçbir parti tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığı için hükümetler her zaman koalisyonla kuruluyor. Oy sayımının 30 Ekim’e kadar tamamlanması, resmi sonuçların ise 4 Kasım’da ilan edilmesi bekleniyor. Ardından Cumhurbaşkanı İzhak Herzog meclise giren partilerle istişare yürütecek ve hükümeti kurma şansı en yüksek milletvekilini görevlendirecek; müzakereler için tanınan 28 günlük süre gerekirse 14 gün daha uzatılabilecek.
Liderler sandık çıkış anketlerini farklı yorumladı
Sandık çıkış anketlerinin yayımlanmasının ardından Kudüs’te Likud destekçilerine seslenen Başbakan Binyamin Netanyahu, sağ blokun Yahudi seçmenler ve İsrail devleti destekçileri arasında “açık ve kesin bir çoğunluk” elde ettiğini söyledi. Buna rağmen zafer ilan etmeyen Başbakan, nihai oy sayım sonuçlarının beklenmesi gerektiğini vurguladı.
“Likud, İsrail’in en büyük partisidir” diyen Netanyahu, ülkede “güçlü bir sağcı ulusal hükümet” kurulması gerektiğini savundu. Arap partilerinin desteğine bağımlı bir hükümete karşı çıkan Başbakan, İsrail’in varlığına karşı duran siyasi güçlerle koalisyon kurulamayacağını belirtti.
İran ile yaşanan çatışmaya ayrı bir parantez açan Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte İran tehdidini kalıcı olarak ortadan kaldırmak için “tarihi, eşsiz bir fırsat” yakaladıklarını dile getirdi. “İran her zamankinden daha zayıf, İsrail ise her zamankinden daha güçlü” diyen Başbakan, İsrail’in hasımlarına karşı üstünlük sağladığını ve bunu yeniden başarabileceğini ifade etti.
Yaşar lideri Gadi Eisenkot ise ilk sandık çıkış anketlerini yorumlarken, bu verilerin İsrail vatandaşlarının çoğunluğunun “Netanyahu ve hükümetine hiç güvenmediğini” kanıtladığını söyledi. Destekçilerine hitap eden Eisenkot, nihai sonuçların henüz bilinmediğini ve sayımın tamamlanması gerektiğini hatırlatmakla birlikte, Netanyahu’yu seçmenin güvensizliğini kabul edip siyaseti bırakmaya çağırdı.
Yüksek katılımın vatandaşların değişim arzusunu gösterdiğini belirten siyasetçi, böyle bir ortamda yeni bir seçime gitmenin hata olacağını savundu. Tüm İsraillilerin çıkarlarını temsil edecek bir hükümet kurmak için elinden geleni yapacağına söz veren Eisenkot, önceliklerini zorunlu askerlik hizmetinin herkesi kapsaması ve Hamas’ın tasfiyesi olarak sıraladı; güvenlik güçleri ile kamu görevlilerini de yalnızca ülkenin ve vatandaşların çıkarları doğrultusunda hareket etmeye davet etti.
Likud üyesi Dışişleri Bakanı Gideon Saar, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda muhalefetin sevincini erken bulduğunu belirtti. Saar, “Sol erken kutlama yapıyor. Önyargılı yorumcuların kesin konuşmaları gülünç. Tek bir şey yeterli güvenle söylenebilir: Likud, İsrail’in en büyük partisidir” ifadelerini kullandı. Çıkış anketlerinin Netanyahu destekçileri lehine güncellenmesinin ardından Saar, sağ blokun “açık bir Yahudi çoğunluğuna” sahip olduğunu söyleyerek “Üstelik gece daha yeni başladı” diye ekledi.
Muhalefet ve Arap partileri hükümet arayışına girdi
Eski Başbakan Yair Lapid, ilk sonuçları Netanyahu bloku için “ezici bir yenilgi” diye nitelendirdi ve seçmenin mevcut hükümete gitmesi gerektiği mesajını verdiğini söyledi. Demokratlar lideri Yair Golan da İsraillilerin Netanyahu’yu fiilen “kovduğunu” savunarak yeni hükümetin kurulması için diğer partilerle çalışmaya hazır olduğunu açıkladı.
Beyahad birliği lideri Naftali Bennett, nihai sonuçların değişebileceğini kabul etse de Netanyahu’nun yenildiğini ilan etti. Yeni bir hükümet kurmak uğruna kişisel hırslarını bir kenara bırakacağına söz veren Bennett, muhalefet siyasetçilerinin koalisyon görüşmelerine şimdiden başladığını duyurdu.
Arap partisi RAAM’ın lideri Mansur Abbas, sandık çıkış anketlerinin yayımlanmasından sonra her iki siyasi kamptan temsilcilerin kendisiyle temasa geçtiğini açıkladı.
Partisinin Eisenkot liderliğindeki bir hükümette yer alabileceğini belirten Abbas, böyle bir koalisyon için şimdilik yeterli oy çıkmadığını da kabul etti; tahminlere göre Arap listeleri hariç muhalefet partileri 52, RAAM ise yedi sandalye alıyor ve toplam sayı gereken 61’in altında, 59’da kalıyor.
Evimiz İsrail partisi lideri Avigdor Liberman ise asker oylarının sayılmasını beklemeye çağırdı ve partisinin ana televizyon kanallarının öngördüğü sekiz sandalye yerine 14 ila 15 vekillik çıkarabileceğini öne sürdü. Liberman ayrıca yeni bir sağ hükümet kurmak amacıyla Likud milletvekillerine Netanyahu’dan desteği çekme çağrısı yaptı.
İktidar cephesinde ise aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi lideri İtamar Ben-Gvir, Netanyahu’yu Eisenkot’un partisiyle ulusal birlik hükümeti kurmaması konusunda uyardı ve böyle bir senaryoyu “korkunç bir hata” olarak adlandırdı.
Dini Siyonizm partisine liderlik eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, muhalefetin iktidar blokunun yenildiği yönündeki açıklamalarını reddetti.
Destekçilerine seslenen Smotrich, hükümet karşıtlarının Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin genişlemesini durduramayacağını söyledi ve Gazze Şeridi’nde Yahudi yerleşimleri kurma sözü verdi.
Dini parti Şas’ın lideri Aryeh Deri ise sandık çıkış anketleri arasındaki farklara işaret ederek seçmenlerini resmi sonuçları beklemeye davet etti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı









