Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail basını: Suudiler, Husilere karşı İsrail’den istihbarat istedi

Yayınlanma

Yemen’deki Suudi destekli birliklerin Babülmendep Boğazı çevresinde Ensarullah karşısında mevzi kaybetmesi üzerine Riyad’ın İsrail’den yardım istediği iddia edildi. İsrail basınına göre Veliaht Prens Muhammed bin Selman, boğazdaki seyrüsefer güvenliği için Tel Aviv’den istihbarat desteği talep etti.

Yemen’de Suudi Arabistan’ın desteklediği hükümet güçlerinin Ensarullah (Husiler) karşısında ağır kayıplar vermesi üzerine Riyad yönetiminin İsrail’den destek arayışına girdiği öne sürüldü.

İsrail merkezli Israel Hayom gazetesinin haberine göre, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ensarullah hareketine karşı bölge ülkelerine yardım çağrısı yaptı.

Girişim kapsamında Riyad yönetiminin diğer Körfez ülkeleri ile Mısır’a doğrudan temas kurduğu, İsrail’e ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) kanalıyla dolaylı yoldan ulaştığı aktarıldı.

Haberde, Suudi makamlarının İsrail’den özellikle Ensarullah güçlerinin Babülmendep Boğazı’nı denetim altına almasını önleyecek istihbarat paylaşımı ve muhtelif alanlarda destek talep ettiği kaydedildi.

Lübnan’da yayımlanan El-Ahbar gazetesi ise ABD’li diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ensarullah’a karşı daha kapsamlı bölgesel askeri harekata dahil olma teklifi sunduğunu yazdı.

Netanyahu’nun Arap Yarımadası ülkelerine İsrail’in askeri kabiliyetlerini önerdiği, tasarlanan harekatın Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı rotalarını güvenceye almayı hedeflediği belirtildi.

El-Ahbar’ın haberinde bu önerinin münhasıran Suudi Arabistan’a iletildiğine dair kesin bir bilgi verilmedi. Ancak Israel Hayom, söz konusu haberden iki gün sonra yayımladığı ayrıntılarda, Riyad’ın CENTCOM üzerinden İsrail’den istihbarat ve operasyonel destek istediğini öne sürdü.

İsrail basınında yer alan bu iddialar, Ensarullah’ın Yemen’in batı sahil şeridinde hakimiyet kurduğu bir döneme denk geldi. Ensarullah güçleri stratejik Muha Limanı’nı kontrol altına aldı ve Babülmendep Boğazı’nda yer alan Perim (Mayyun) Adası’na ulaştı.

Gazete, Ensarullah’ın denizden düzenlediği intikalle Zukar Adası’nı da ele geçirdiğini, Suudi Arabistan destekli birliklerin ise birçok cephede kapsamlı geri çekilme süreci yürüttüğünü, kimi askerlerin esir düştüğünü aktardı.

Karadaki hareketlilik Suudi Arabistan topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla eş zamanlı ilerledi. Hamis Muşayt, Abha ve Cizan bölgelerindeki hava üsleri ile petrol altyapısı hedef olurken, Suudi Kraliyet Hava Kuvvetleri Yemen genelindeki hedeflere onlarca hava saldırısıyla karşılık verdi.

Israel Hayom’un aktardığına göre Muhammed bin Selman, Babülmendep Boğazı’nın kapanmasının sadece Suudi Arabistan’ı değil, bölge dengelerini ve küresel piyasaları da sarsacağını ifade etti.

Aden Körfezi’ni Kızıldeniz, Akabe Körfezi ve Süveyş Kanalı’na bağlayan boğaz; ticari kargo gemileri, petrol tankerleri ve sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığı için hayati güzergah niteliği taşıyor.

Körfez ham petrolünü Avrupa’ya taşıyan deniz trafiğinin yanı sıra Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı’ndan Uzak Doğu pazarlarına yönelen tankerleri de bu geçitten faydalanıyor.

Boğaz hattındaki askeri hareketlilik nedeniyle Suudi tankerleri son haftalarda rotalarını Afrika kıtasını dolaşan daha uzun hatta çevirdi. Riyad ayrıca Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik saldırıların ardından bu şebekeden yapılan sevkiyatı geçici olarak durdurdu.

Mısır makamlarına da boğazın ticarete kapanmasının, temel döviz girdilerinden Süveyş Kanalı’ndaki gemi trafiğini doğrudan baltalayacağı iletildi.

Gazeteye bilgi veren Körfez kaynakları, Kahire’nin bu ekonomik tehdit sebebiyle Riyad’ın askeri taleplerine arka çıktığını ve Suudi Arabistan’ın yardım çağrısına destek amacıyla Washington nezdinde girişimde bulunduğunu ileri sürdü.

Israel Hayom, yaklaşık bir ay önce Suudi Arabistan ile stratejik ortak savunma anlaşması imzalayan Türkiye ve Pakistan’ın sahadaki çatışmalardan uzak durduğunu ve yalnızca Ensarullah ile “arabuluculuk temasları” yürütmekle yetindiğini aktardı.

Haberde bu çekingen tutum, Ankara ve İslamabad’ın İran ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçındığı ve anlaşmaya rağmen Muhammed bin Selman’ı askeri bakımdan yalnız bıraktığı şeklinde değerlendirildi.

Benzer bir savunma mekanizmasına dahil olmayı planlayan Mısır’ın ise Yemen’deki krizin ardından pozisyonunu yeniden gözden geçirdiği öne sürüldü.

Muhammed bin Selman, 14 Eylül’de Cidde’de CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper ile bir araya geldi.

Bu görüşme öncesinde Veliaht Prens’in ABD Başkanı Donald Trump ile iki kez telefon görüşmesi yaparak Ensarullah mevzilerine doğrudan hava saldırısı düzenlenmesini istediği, ancak Trump’ın bu talebi geri çevirdiği yönünde haberler yayımlanmıştı.

Amiral Cooper’ın, Suudi Arabistan destekli birliklerin Yemen’in batı kıyısında mevzi kaybettiği günlerde koordinasyon toplantıları yürütmek amacıyla Suudi Arabistan’a gittiği kaydedildi.

Habere göre Cooper, sahadaki askeri tabloyu yerinde incelemek ve Washington’ın lojistik desteğini artırmak maksadıyla görevlendirildi. Ülkede görev yapan onlarca ABD ordu mensubunun istihbarat paylaşımı ve operasyonel koordinasyon faaliyetlerine devam ettiği belirtildi.

Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump’ın doğrudan askeri müdahaleye sıcak bakmadığı, fakat Beyaz Saray’ın Babülmendep’e hakim tepelere mevzilenen Ensarullah mevzilerine yönelik hava harekatı seçeneğini masada tuttuğu aktarıldı.

Gazeteye konuşan bir yetkili, Ensarullah’ın bölgeye radar üniteleri veya füze bataryaları yerleştirmesi halinde ABD hava operasyonunun devreye girebileceğini söyledi.

İsrail televizyonu Kanal 12’ye konuşan İsrailli bir yetkili ise Ensarullah’ın Babülmendep Boğazı’nı kontrol etmesinin Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden daha tehlikeli neticeler doğurabileceğini savundu.

Yetkili, boğazın dar yapısı dolayısıyla Ensarullah güçlerinin gelişmiş radar teknolojisine ihtiyaç duymadan ticari ve askeri gemileri çıplak gözle tespit edebileceğini ve tanksavar füzeleriyle vurabileceğini, bu kabiliyetin örgüte devasa bir operasyonel güç sağlayacağını ifade etti.

Israel Hayom, İsrail’in Ensarullah’a karşı yürütülecek çatışmalara doğrudan dahil olmakta aceleci davranmayabileceğini yazdı. Tel Aviv yönetiminin, Ensarullah’ın İsrail topraklarına yönelik füze ve İHA saldırılarını yeniden başlatmasından çekindiği aktarıldı.

Bununla birlikte haberde, muhtemel bir istihbarat desteğinin Suudi Arabistan ile diplomatik yakınlaşma sürecini hızlandırabileceği belirtildi.

İsrail’in bu hamleyle İran ve müttefiklerine karşı askeri kapasitesini Riyad’a kanıtlama imkanı bulacağı ve Muhammed bin Selman’a İsrail ile normalleşmeye karşı çıkan Suudi iç kamuoyuna sunabileceği meşru bir zemin yaratacağı savunuldu.

Haberde son olarak Riyad’ın bu arayışının, İsrail ile diplomatik bağ kurma şartını bağımsız Filistin devleti ve işgalin sona ermesine bağlayan resmi politikasında köklü bir esnemeye işaret ettiği yorumu yapıldı.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English