Ortadoğu

İsrail’in arazi tescil hamlesi Batı Şeria’da mülksüzleştirmeyi sistematik hale getiriyor

Yayınlanma

İsrail hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria’da 1967’den bu yana ilk kez başlattığı kapsamlı arazi kayıt süreci, Filistinlilere ait toprakların müsadere edilmesini yasal bir çerçeveye oturtma riski taşıyor. İnsan hakları kuruluşları, mülkiyetin ispatı için getirilen ağır hukuki şartların, bölgedeki tescil edilmemiş arazilerin büyük kısmının “devlet arazisi” ilan edilerek İsrail kontrolüne geçmesine yol açacağını vurguluyor.

İsrail hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria’da arazi kayıt sürecini yeniden başlatma kararı, Filistin topraklarının İsrail kontrolüne geçirilmesini hızlandıracak yeni bir adım olarak değerlendiriliyor.

İsrailli insan hakları kuruluşları, söz konusu uygulamanın uluslararası hukuka aykırı şekilde Filistinlilerin mülksüzleştirilmesini ve yerinden edilmesini kolaylaştıracağını belirtti.

Yaklaşık 60 yıl sonra yeniden yürürlüğe giren arazi tescil süreci, İsrail Maliye, Adalet ve Savunma bakanlarının sunduğu teklifin pazar günü hükümet tarafından onaylanmasının ardından başlatıldı.

Kararla birlikte Batı Şeria’da geniş kapsamlı tapu kayıt çalışmaları yapılması ve mülkiyetin yeniden düzenlenmesi öngörülüyor.

Arazi ve konut hakları alanında faaliyet gösteren İsrailli insan hakları örgütü Bimkom, yeni adımın Filistin topraklarının mülksüzleştirilmesini sistematik hale getireceğini ve yerleşimlerin genişletilmesine hukuki zemin sağlayacağını açıkladı.

Filistinlilerin mülkiyet haklarını kanıtlaması zorlaşıyor

İsrailli hak örgütleri, yeni sistemin Filistinlilerin büyük bölümünün mülkiyet haklarını kanıtlamasını zorlaştıracağını vurguluyor.

Batı Şeria’daki arazilerin önemli bir kısmı geçmişte resmi olarak kayıt altına alınmadığı için çok sayıda Filistinlinin mülkiyetini belgeleyememe riski bulunuyor.

Bimkom Araştırma Direktörü Michal Braier, arazi tescil sürecinin geniş Filistinli kesimler için erişilemez olabileceğini belirterek, “Arazisini hiç resmi olarak kaydettirmemiş ya da mülkiyetini kanıtlayacak belgeleri bulunmayan çok sayıda Filistinli var” dedi.

Braier, Ürdün yönetimi döneminde yapılan kayıtların Batı Şeria’nın yalnızca yaklaşık yüzde 30’unu kapsadığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 70’i tamamen kayıtsız durumda ve bu da arazinin gerçek sahibinin kim olduğunu belirlemeyi son derece zorlaştırıyor. Mülkiyetin kanıtlanması için belirlenen hukuki eşik o kadar yüksek ki çoğu Filistinlinin bunu ispatlayacak belgeleri olmayacak.”

Mülkiyet belgelerinin kaybolması, savaşlar ve zorunlu göçler nedeniyle Filistinlilerin hak iddia etmesinin güçleştiğini kaydeden Braier, mülkiyetin ispatlanamaması halinde söz konusu arazilerin “devlet arazisi” olarak tescil edilerek İsrail kontrolüne geçirilebileceği uyarısında bulundu.

Yeni düzenleme yerleşimlerin genişlemesine hukuki zemin hazırlıyor

Arazi tescil sürecinin, İsrail’in son yıllarda askeri emirler ve idari kararlarla artırdığı topraklara el koyma uygulamalarına hukuki çerçeve kazandıracağı ifade ediliyor. Böylece özel mülkiyet olduğu kanıtlanamayan arazilerin İsrail devleti veya İsrailli yerleşimcilerin kontrolüne geçmesinin önü açılacak.

İsrail’de yerleşim karşıtı faaliyet yürüten Peace Now (Şimdi Barış) hareketi, söz konusu adımın Batı Şeria’nın fiili ilhakı anlamına geldiğini savundu.

Peace Now üyesi Hagit Ofran, “Bu, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü pekiştirme yöntemidir” diye konuştu.

Filistinlilerden İngiliz Mandası ya da Ürdün yönetimi dönemine uzanan eski belgelerin talep edildiğini belirten Ofran, Filistinlilerin bu belgeleri sunabilmesinin nadir bir durum olduğunu, bu nedenle arazilerin varsayılan olarak İsrail adına tescil edileceğini kaydetti.

Hak örgütlerine göre yeni düzenleme, İsrail’in bölge üzerindeki egemenlik iddiasını güçlendirmeyi ve Filistinlileri daha dar alanlara sıkıştırmayı hedefliyor.

Doğu Kudüs örneği mülkiyet kaybının boyutunu gösteriyor

Benzer bir arazi tescil süreci daha önce işgal altındaki Doğu Kudüs’te uygulanmıştı. Bu süreçte yapılan kayıtların büyük bölümünün İsrail devleti ve İsrailli mülk sahipleri adına sonuçlandığı bildirildi.

Bimkom’un araştırmasına göre, 2018-2024 yılları arasında Doğu Kudüs’te kaydı yapılan arazilerin yalnızca yüzde 1’i Filistinliler adına tescil edilirken, geri kalanı İsrail devleti ya da İsrailli özel mülk sahiplerinin kontrolüne geçti.

Bu durumun Filistinlilerin mülkiyet kaybını hızlandırdığı ve bölgedeki demografik yapıyı değiştirdiği ifade ediliyor.

Uluslararası hukuka göre işgal altındaki topraklarda mülkiyet yapısının değiştirilmesi ve işgalci gücün kendi nüfusunu bölgeye yerleştirmesi yasa dışı kabul ediliyor.

Uluslararası Adalet Divanı da İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında gerçekleştirdiği mülkiyet ve toprak düzenlemelerinin hukuki geçerliliği bulunmadığını vurguluyor.

Hak örgütleri, Batı Şeria’da başlatılan arazi tescil sürecinin İsrail’in bölge üzerindeki kontrolünü kalıcı hale getirmeyi ve Filistinlilerin topraklarına erişimini daha da sınırlamayı amaçladığı görüşünü paylaşıyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version