Dünya Basını
İstihbarat analisti Roberts: Trump’ın zafer söylemi ABD’nin stratejik çöküşünün itirafı niteliğinde
Kıdemli stratejik istihbarat analisti Paul Craig Roberts, ABD Başkanı Trump’ın İran operasyonuna dair iddialarını değerlendirerek bölgedeki askeri ve diplomatik gerçekliğin Washington’ın sunduğu tablodan tamamen farklı olduğunu belirtti.
Dialogue Works kanalının konuğu olan kıdemli stratejik istihbarat analisti Paul Craig Roberts, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran operasyonunun gidişatına dair yaptığı “İran ordusu yok edildi, donanmaları batırıldı, radarları devre dışı bırakıldı” yönündeki açıklamalarını değerlendirdi.
Roberts, Trump’ın ifadelerinin sahadaki durumu yansıtmaktan uzak olduğunu belirterek “Trump’ın tarif ettiği yıkım aslında İran’a değil, Basra Körfezi’ndeki tüm Amerikan askeri üslerine ait. Gerçek yıkım orada yaşanıyor” dedi.
Roberts, ABD’nin bölgedeki tüm radar kabiliyetini kaybettiğini ve Körfez ülkelerinden en az birinin şimdiden ABD’ye üsleri terk etme çağrısında bulunduğunu kaydetti. Bu durumun diğer Körfez devletleri arasında da yayılacağını öngören Roberts, “Bu ülkeler bizim varlığımızı bir koruma kalkanı olarak görüyorlardı, ancak şimdi askeri saldırı altındalar. Dubai finans merkezi olarak çöküyor ve insanlar bölgeden kaçıyor” ifadelerini kullandı.
“İran teslim olmadığı sürece bu savaşı kazanmıştır”
Roberts, mülakat sırasında Trump’ın vizyonunun gerçeklikten koptuğunu ve ABD’nin nükleer bir hesaplaşmanın eşiğinde olduğunu kavrayamadığını vurguladı.
İsrail ve ABD’nin savaşı kazanamadığını ifade eden Roberts, “Savaşı kim kazanıyor? İran. Tek yapmaları gereken teslim olmamak; bunu başardıkları an kazanmış sayılırlar” dedi.
İran’ın Demir Kubbe sistemini aşma kabiliyetine, İsrail şehirlerini ve Amerikan üslerini hedef alma gücüne dikkat çeken Roberts, Basra Körfezi’nden petrol çıkışının tamamen Tahran’ın kontrolünde olduğunun altını çizdi.
Trump’ın Fransa, İngiltere, Çin ve Japonya gibi ülkelerden donanma yardımı istemesini “mağlubiyetin itirafı” olarak niteleyen analist, “ABD donanması Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini tek başına sağlayamıyor. Trump bu çağrısıyla aslında yenildiğini kabul etti” şeklinde konuştu.
Hark Adası’na saldırı planı “intihar görevi”
Sunucunun İran’ın stratejik noktalarından Hark Adası’na yönelik olası bir işgal senaryosunu hatırlatması üzerine Roberts, böyle bir hamlenin askeri açıdan felaketle sonuçlanacağını belirtti.
Roberts, “Bu bir intihar görevi olur. Askerlerin oraya sağ varması imkansız, varsalar bile oradan nasıl çıkacaklar?” sorusunu sordu.
Durumun ciddiyetinin gülünecek bir tarafı olmadığını ifade eden Roberts, Trump ve Binyamin Netenyahu’nun iç siyasi sıkışmışlıklarının tehlikeli kararları tetikleyebileceğini kaydetti.
İki liderin de seçimlerle ve hukuki süreçlerle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Roberts, “Trump seçimleri kaybederse azledilme riskiyle yüzleşecek. Netenyahu ise hem Uluslararası Ceza Mahkemesi hem de kendi hükümeti tarafından hazırlanan iddianamelerle karşı karşıya. Savaşı kaybettiği an koltuğunu da kaybedecek” dedi.
“İtibar kurtarmak için nükleer silahlara sarılabilirler”
Analist, köşeye sıkışan liderlerin “itibar kurtarmak” veya mutlak bir zafer elde etmek için nükleer seçeneklere başvurabileceği uyarısında bulundu.
Roberts, “İsrail ve ABD, İran’ı teslim olmaya zorlayamazsa ne yapacaklar? Bu maceradaki asıl tehdit budur. Bir noktada nükleer silahları masaya çekebilirler” dedi.
İran’ın nükleer silah geliştirmeme kararını ahlaki bir duruş olarak nitelendiren ancak bunun stratejik bir bedeli olabileceğini belirten Roberts, Rusya ve Çin’in de İran’ı yalnız bıraktığını dile getirdi.
Moskova ve Pekin yönetimlerini “stratejik vizyondan yoksun” olmakla eleştiren analist, “Kendi hayati çıkarlarının farkında değiller. İran kazanmaya devam ediyor çünkü Amerikalılar ve İsrailliler her zaman yaptıkları şeyi yapıyor: Sivil yerleşim yerlerinde kadın ve çocukları bombalıyorlar. İran ise saldırılarını askeri üslere odaklayarak daha yüksek bir ahlaki seviye sergiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya ve Çin’in “ticaret anlaşması” körlüğü
Roberts, mülakatın devamında Rusya ve Çin’in pasif tutumuna yönelik eleştirilerini derinleştirdi. Bu iki gücün İran ile karşılıklı savunma anlaşması imzalayarak savaşı henüz başlamadan durdurabileceğini belirten analist, “Ancak ne Rusların ne de Çinlilerin böyle bir stratejik kabiliyeti var gibi görünüyor. Ticaret anlaşmalarıyla gözleri boyanmış durumda” dedi.
Ukrayna’daki barış müzakerelerinin bile ticaret pazarlıklarına dönüştüğünü kaydeden Roberts, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yıllardır sonuçsuz kalan müzakerelerde ısrar etmesini de eleştirdi.
Çin’in, müzakere sürerken kendisine baskın saldırı düzenleyen bir tarafla (ABD) hala masaya oturmaya çalışmasını “basiretsizlik” olarak niteleyen Roberts, “İran, Rusya veya Çin’e güvenemez. Onlar bir ticaret anlaşması için kendi ülkelerini bile satarlar” ifadelerini kullandı.
Sorunun temelinde yatan asıl meselenin “Siyonist Büyük İsrail ajandası” olduğunu kaydeden Roberts, bu konunun medyada hiç dile getirilmemesine dikkat çekti.
Hedefin Nil’den Fırat’a değil, artık Nil’den Pakistan’a kadar uzanan bir coğrafya olduğunu ifade eden Roberts, “Bu plan içinde İran’a, Türkiye’ye veya Suudi Arabistan’a yer yok. Bugün İran’ın başına gelenler, yarın Türkiye’nin başına gelecek” uyarısında bulundu.
İran yönetiminin bu ajandayı tam olarak kavramadığını belirten analist, İsrail bu hedeften vazgeçmediği sürece barışın imkansız olduğunu vurguladı.
Roberts, “İran ya hayatı için savaşacak ya da yok olacak. Arada bir çözüm veya müzakere zemini bulunmuyor. Herhangi bir anlaşma teklifi, İsraillilerin onları yok etmesini kolaylaştıracak bir tuzaktan ibaret kalacaktır” dedi.
Hürmüz Boğazı’nda kontrol el değiştirecek mi?
Hürmüz Boğazı üzerindeki gerilime değinen Roberts, Trump’ın Japonya, Çin ve Güney Kore’den yardım istemesinin trajikomik olduğunu belirtti.
Çin’in bu çağrıya sadece güleceğini, çünkü Tahran ile iyi ilişkileri sayesinde tankerlerini sorunsuz geçirebildiğini kaydetti. Ancak Japonya ve Güney Kore’nin enerji konusunda yüzde 90’ın üzerinde bir oranla bu boğazına bağımlı olduğunu hatırlatan analist, Trump yönetiminin bu düğümü askeri yollarla çözme kabiliyetinin bulunmadığını ifade etti.
Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre İran’ın boğazı açmak için sunduğu şartlar arasında yaptırımların kaldırılması, Amerikan üslerinin çekilmesi ve dondurulmuş varlıkların iadesinin yanı sıra petrol ticaretinde doların terk edilip yuan kullanımına geçilmesi bulunuyor.
Roberts, “İran kozları elinde tutuyor. Trump’ın nükleer silah dışında hiçbir alternatifi kalmadı” dedi.
İran’da değişen liderlik yapısı
Sunucunun, İran’ın dini liderine yönelik suikast sonrası ülkede iç politikanın nasıl değiştiğine dair sorusunu yanıtlayan Roberts, bu saldırının İran’daki liberal unsurları tamamen tasfiye ettiğini belirtti.
Sahada, Lübnan ve Suriye’de savaşmış, Batı ile müzakereye inanmayan komutanların yönetimi devraldığını kaydeden analist, “Amerikalılara güvenmenin acı sonuçlarını gördüler. Suikasta kurban giden kadro muhtemelen daha ılımlı olan ve gerçek milliyetçileri dizginleyen gruptu. Şimdi meydan tamamen sertlik yanlısı milliyetçilere kaldı” dedi.
İran’ın artık sadece zaferle tatmin olacağını ve saldırıya uğramayı beklemek yerine inisiyatifi ele alması gerektiğini vurgulayan Roberts, “Eğer hayatta kalmak istiyorlarsa, İsrail’in savaşma kabiliyetini tamamen yok etmeliler. İsrail’in bir sonraki başkanını onlar atamalı, aksi değil” ifadelerini kullandı.
Küresel nükleer felaket uyarısı
Mülakatın sonunda Roberts, İran’ın mağlubiyetinin sadece bölgesel bir olay değil, küresel bir nükleer savaşın tetikleyicisi olacağını dile getirdi.
“İran’ı nükleer silahla vurursak cin şişeden çıkar. Bu durum ABD ile Rusya ve Çin arasındaki nihai nükleer çatışmayı hızlandırır” diyen analist, bu senaryodan kimsenin sağ çıkamayacağını vurguladı.
İran’ın kazanmasının aslında dünya barışı için bir “yol kesici” görevi göreceğini belirten Roberts, İsrail ve Amerika’nın askeri prestijinin sarsılmasının büyük güçleri müzakereye zorlayabileceğini kaydetti.
Trump’ın açıklamalarını “sürreal” ve “savaş propagandası” olarak niteleyen Roberts, “Nükleer cephaneliğe sahip ve Netenyahu gibi bir figürün güdümündeki gerçeklikten kopmuş bir liderle karşı karşıyayız. Bu son derece ürkütücü” diyerek sözlerini tamamladı.
Kıdemli analist Paul Craig Roberts, küresel kamuoyunun bu propaganda bombardımanına karşı uyanık olması gerektiğini ve gerçek meselenin anlatılandan çok daha derin bir stratejik ajanda içerdiğini vurguladı.