Dünya Basını

Jeffrey Sachs: Ukrayna savaşı Batı hegemonyası illüzyonu yüzünden bitmiyor

Yayınlanma

Dünyaca ünlü iktisatçı Profesör Jeffrey Sachs, Ukrayna’daki savaşın dördüncü yılına girerken Batı’nın stratejik bir felaketle karşı karşıya olduğunu belirtti. Sachs, savaşın sona ermemesinin temel nedeninin ABD ve Avrupa’nın “küresel hegemonya” arayışı ve Rusya’yı çevreleme hırsı olduğunu vurguladı.

Dünyaca ünlü iktisatçı Profesör Jeffrey Sachs, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği mülakatta, Ukrayna’daki savaşın dördüncü yılına girmesini ve bu sürecin küresel düzendeki etkilerini değerlendirdi.

Sachs, savaşın sadece insani bir yıkım değil, aynı zamanda Avrupa’yı yok eden ve dünyayı nükleer savaşın eşiğine getiren stratejik bir felaket olduğunu belirtti.

Savaşın neden hala devam ettiğine dair temel bir tespitte bulunan Sachs, “ABD bu işin asla bir savaşa dönüşmeyeceğini varsaymıştı. Tüm bu felaket, Soğuk Savaş’ın sonunda ABD’nin kendisini en üstün güç olarak gördüğü ve Rusya’yı ABD liderliğindeki bir dünyaya dahil edebileceği fikriyle, 1990’larda başladı” ifadelerini kullandı.

Sachs, Batı’nın o dönemdeki asıl amacının Rusya’yı üçüncü sınıf bir güce indirgemek, hatta bölmek olduğunu savundu.

“Siyasetçiler bu savaşı bir masa oyunu gibi görüyor”

Sachs, Batı dünyasındaki siyasi figürlerin savaşa yaklaşımını sert sözlerle eleştirdi. Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın 2022 baharında Ukrayna’nın Rusya ile barış anlaşması imzalamasını engellediğini hatırlatan Sachs, Johnson’ın bunu “Batı hegemonyasına yönelik bir tehdit” olarak gördüğünü belirtti.

Sachs, “Bu durum, çocukların bir masa oyunu oynamasına benziyor. Tabii ki bu bir oyun değil; kaybedilen milyonlarca hayat, mahvolan ekonomiler ve Batı hegemonyası oyunu oynadığını düşünen küçük bir grubun elinde heba edilen yaşam fırsatları söz konusu” diye konuştu.

Avrupa ve ABD güvenliği için bu savaşta herhangi bir çıkarın bulunmadığını savunan Profesör Sachs, meselenin sadece ABD ve ardından Avrupa’nın tahakkümüyle ilgili olduğunu kaydetti.

Avrupa ülkelerinin bu süreçteki tavrını “tuhaf” olarak nitelendiren Sachs, “Avrupalılar bunun kötü bir fikir olduğunu biliyordu. ABD, NATO’nun Ukrayna’yı da kapsayacak şekilde genişlemesi için bastırdığında Avrupa’da bunun savaşa yol açacağına dair büyük bir direnç vardı. Ancak şimdi çıkış yolu bulamıyorlar çünkü kendileri de delüzyonel bir hale geldiler” değerlendirmesinde bulundu.

“Alman liderliği tam bir hayal kırıklığı”

Sachs, krizin çözümünde Almanya’nın anahtar bir role sahip olduğunu ancak Alman liderliğinin bu süreçte “felaket” bir performans sergilediğini ifade etti.

Eski Başbakan Angela Merkel’in anılarına atıfta bulunan Sachs, 2008 Bükreş Zirvesi’nde Merkel’in George W. Bush’un NATO genişlemesi taleplerine direnmesine rağmen ikinci gün boyun eğmesini Avrupa için bir dönüm noktası olarak tanımladı.

Güncel Alman siyasetine de değinen Sachs, Şansölye Friedrich Merz’in tutumunu eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

“Merz, göreve geldiği ilk andan itibaren savaş davullarını çaldı. Yeni gelmiş biri olarak ‘Vladimir Putin ile iletişime geçip bir çözüm yolu bulabilir miyiz?’ demedi. Sadece daha büyük bir savaşa doğru gidildiğini söyledi. Alman liderliği korkunçtu ve bu çok önemli çünkü Almanya bu hikayenin pek çok açıdan merkezinde yer alıyor.”

Sachs, 1990 yılında Almanya’nın birleşmesi sürecinde dönemin Şansölyesi Helmut Kohl’ün Mihail Gorbaçov’a verdiği “NATO’nun doğuya genişlemeyeceği” sözünün ihlal edildiğini hatırlatarak, Almanya’nın bu taahhüdün en büyük yararlanıcısı olmasına rağmen NATO’nun genişlemesini iştahla desteklediğini vurguladı.

“Minsk anlaşmaları Ukrayna’nın silahlanması için zaman kazanma aracı olarak kullanıldı”

2014 yılındaki Meydan olayları ve sonrasındaki süreci de analiz eden Profesör Sachs, Batı’nın Ukrayna’daki tarafsız hükümetin devrilmesini kabul etmemesi gerektiğini belirtti.

2015 yılında imzalanan Minsk 2 anlaşmasının garantörlerinin Almanya ve Fransa olduğunu hatırlatan Sachs, bu ülkelerin sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade etti.

Sachs, Merkel’in daha sonra yaptığı açıklamalara dikkat çekerek, “Merkel, Minsk 2 anlaşmasını Ukrayna’nın savaş için güç toplamasını sağlayacak bir bekleme süresi olarak gördüklerini söyledi. Bu oldukça küstahça bir ifade. Her halükarda Almanya rolünü yerine getirmedi. Şansölye Merz’in ‘Putin’e güvenilemez’ açıklaması ya temel gerçeklere dair bir cehaleti ya da bu gerçeklerin küstahça görmezden gelindiğini gösteriyor” dedi.

“ABD dünyayı domine ettiğini sanırken yüzde 85’lik kitle başka bir yol çiziyor”

Küresel düzenin son dört yılda büyük bir değişim geçirdiğini belirten Sachs, Zbigniew Brzezinski’nin 1997 tarihli “Büyük Satranç Tahtası” kitabındaki öngörülerinin boşa çıktığını savundu.

Brzezinski’nin Rusya’nın Avrupa dışında bir seçeneği olmadığı fikrinin yanlışlandığını kaydeden Sachs, Rusya’nın yüzünü Avrasya’ya, Çin’e, Hindistan’a ve Afrika’ya döndüğünü belirtti.

Sachs, dünyanın geri kalanının ABD hegemonyasından bıktığını vurgulayarak şu analizi paylaştı:

“ABD, Avrupa, Britanya, Japonya ve diğer birkaç ülke dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 12-15’ini oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 85 ise artık ‘Bu ABD zorbalığı da ne?’ diyor. Çok kutuplu bir dünya şekilleniyor. BRICS ülkeleri artık dünya nüfusunun yarısını temsil ediyor ve kimse tarafından zorbalığa maruz kalmak istemiyorlar.”

ABD’nin dünya haritasına bakışını “delüzyonel” olarak tanımlayan Sachs, Washington’ın tüm Amerika kıtasını, Avrupa’yı ve Orta Doğu’yu kendi mülküymüş gibi gördüğünü ifade etti.

Sachs mülakatını, “ABD delüzyonlarından ne kadar hızlı kurtulursa ve Avrupa kendi patolojik Rusofobisinden ne kadar çabuk kaçarsa, tüm dünya ve kendileri için o kadar iyi olacaktır” sözleriyle tamamladı.

Sachs, 1897’de İngiltere’nin dünyayı sonsuza dek yöneteceğine inanan emperyalist liderlerin düştüğü yanılgının bugün ABD ve Avrupa tarafından tekrarlandığını belirterek, “Bu kibir, çöküşten önceki gururdur” uyarısında bulundu.

Çok Okunanlar

Exit mobile version