Dünya Basını
John Kiriakou: CIA ve Mossad İran’da kaos yaratmak için Halkın Mücahitleri örgütünü kullanıyor
Eski CIA yetkilisi John Kiriakou, Yargıç Andrew Napolitano’nun programında ABD istihbarat teşkilatının yasal olmayan faaliyetleri, İran’daki protestoların arka planı ve Suudi Arabistan’ın nükleer kapasitesi hakkında kapsamlı açıklamalarda bulundu.
Eski CIA yetkilisi John Kiriakou, Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu “Judging Freedom” programına konuk olarak ABD istihbarat camiasının yasal sınırları ve operasyonel geçmişi hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Kiriakou, CIA memurlarının göreve başlarken anayasayı koruyacaklarına dair yemin etmelerine rağmen, birçoğunun bu yemine sadık kalmadığını belirtti.
Teşkilata katıldığı ilk gün yaşadıklarını aktaran Kiriakou, “Yaklaşık 300 kişiyle birlikte elimi kaldırıp anayasayı korumaya yemin ettiğimde, o gün orada bunu gerçekten kasteden tek kişinin ben olduğum sonucuna varmak zorunda kaldım” diye konuştu.
Kiriakou, 2002 yılında kendisine “geliştirilmiş sorgulama teknikleri” konusunda eğitim alıp almak istemediği sorulduğunda, bunun bir işkence programı olduğunu ve yasa dışı sayıldığını belirttiğini kaydetti.
Yetkililerin kendisine, “Bu yasa dışı değil, Başkan onayladı ve Adalet Bakanlığı yetki verdi” yanıtını verdiğini ifade eden Kiriakou, 14 kişilik ekipten bu teklifi reddeden tek kişi olduğunu vurguladı.
“Salı sabahı ölüm listesi”
Obama yönetimi döneminde yürütülen suikast programlarına değinen Kiriakou, dönemin CIA Başkanı John Brennan’ın her salı sabahı Beyaz Saray, CIA ve Adalet Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelerek o hafta öldürülecek kişilerin listesini belirlediğini anlattı.
Kiriakou, bu süreci şu ifadelerle tanımladı:
“İsimler üzerinde anlaşmaya varıldığında ekipler dünyaya dağılır, suikastları gerçekleştirir ve bir sonraki haftanın listesi için tekrar toplanırlardı.”
Olağanüstü iade (extraordinary rendition) uygulamalarına da değinen Kiriakou, şüphelilerin işkence göreceklerinin bilindiği ülkelere gönderilmesinin yasa dışı olduğunu hatırlattı.
Tunuslu bir şüphelinin Afganistan’da yakalanıp Mısır’a gönderilmesi örneğini veren Kiriakou, bu tür uygulamaların yasal zemini bulunmadığını ifade etti.
İran’daki protestolarda dış müdahale
İran’da yaşanan son karışıklıklar ve sokak gösterileri hakkında konuşan Kiriakou, bu olayların CIA ve Mossad ortak operasyonu olduğunu savundu.
Eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun açıklamalarına atıfta bulunan Kiriakou, “Pompeo’nun ifadeleri sayesinde bunun bir Mossad-CIA operasyonu olduğunu biliyoruz” dedi.
Kiriakou, CIA’in sahada personel bulundurmadığını ancak Mossad’ın geniş bir saha varlığına sahip olduğunu ve her iki teşkilatın da Halkın Mücahitleri örgütüyle yakın işbirliği içinde çalıştığını kaydetti.
Halkın Mücahitleri’nin geçmişte ABD büyükelçisine suikast girişiminde bulunduğunu ve terör listesinde yer aldığını hatırlatan Kiriakou, örgütün 2009 yılında Hillary Clinton döneminde listeden çıkarıldığını belirtti.
Kiriakou, örgütün Washington’da yürüttüğü lobi faaliyetlerine dikkat çekerek, “Rudy Giuliani’den Howard Dean’e kadar birçok isim Halkın Mücahitleri için lobi yapmaya başladı” ifadelerini kullandı.
İran’daki gösterilerde camilerin ve itfaiye araçlarının yakılmasının demokrasi talebiyle örtüşmediğini vurgulayan Kiriakou, “Demokrasi ve özgürlük için gösteri yapıyorsanız neden camileri ve itfaiye araçlarını ateşe veresiniz? Mossad ve CIA İran’da kaos istiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Programda, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran para birimi Riyal’in değer kaybetmesine yönelik açıklamaları da ele alındı.
Bessent’in ekonomik kaos yaratarak sokak olaylarını tetikledikleri yönündeki itirafını değerlendiren Kiriakou, bu tür eylemlerin başkanlık onayı gerektiren “örtülü faaliyet” (covert action) kapsamında olduğunu belirtti.
Kiriakou, “Bu tür bir planın uygulanabilmesi için CIA Genel Danışmanı, Adalet Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, Ulusal Güvenlik Konseyi ve nihayetinde Başkan’ın imzasını taşıyan bir yetki belgesi gerekir” diye konuştu.
İsrail’in operasyonel yöntemlerine de değinen Kiriakou, Mossad’ın İran’daki Afgan mültecileri istihbarat toplama amacıyla kullandığını iddia etti.
Kiriakou, “İsrailliler, hiçbir devlet hizmetinden yararlanamayan ve zor durumda olan Afgan mültecilere ayda 200 dolar vererek onları gözetleme görevlerinde kullanıyor” dedi.
Suudi Arabistan’ın nükleer silah kapasitesi
Suudi Arabistan’ın nükleer silahlara sahip olup olmadığı konusundaki soruya yanıt veren Kiriakou, efsanevi CIA operasyon görevlisi Duane Clarridge’in bilgilerine atıfta bulundu.
Suudi Arabistan’ın Pakistan’ın nükleer programını finanse ettiğini belirten Kiriakou, “Suudiler, Hindistan’a karşı bir denge unsuru olarak Pakistanlıların nükleer bomba geliştirmesi için ihtiyaç duydukları parayı sağladı. Bunun karşılığında Pakistanlıların bu bombaları Suudilerle paylaştığını varsayıyorum” ifadelerini kullandı.
Kiriakou, Suudi Arabistan’ın nükleer başlık taşıyabilecek bir füze sistemine sahip olup olmadığının belirsizliğini koruduğunu, ancak nükleer silaha erişimlerinin yüksek ihtimal olduğunu vurguladı.
CIA ve uyuşturucu trafiği bağlantısı
1980’lerde Nikaragua’daki Kontra gerillaları ve ABD’ye kokain girişi arasındaki bağlantıları değerlendiren Kiriakou, CIA’in bu süreçteki rolünün belgelerle kanıtlandığını ifade etti.
CIA’in kuzeydeki Kontra gruplarını silahlandırdığını, güneydeki grupların ise Kolombiya kokainini ABD’ye soktuğunu belirten Kiriakou, teşkilatın bu trafiğe en azından göz yumduğunu ifade etti.
Eski meslektaşı Jack Devine’in CIA’in uyuşturucu işine karışmadığı yönündeki iddialarını reddeden Kiriakou, “Jack Devine’in yanıldığını düşünüyorum. Kanıtlar, CIA’in kokain ithalatını kolaylaştırdığını gösteriyor” diye konuştu.
CIA üzerindeki kongre denetiminin 1980’lerden itibaren zayıfladığını savunan Kiriakou, 1975-1982 arasındaki Church ve Pike Komiteleri döneminin sona erdiğini belirtti.
Kiriakou, mevcut istihbarat komitelerinin birer denetleyici olmaktan ziyade teşkilatın destekçisi gibi davrandığını söyleyerek “CIA, birileri geri adım atana kadar sınırları zorlar. Eğer kimse karşı çıkmazsa, yeni bir alan kazanmış olurlar ve bunu bir daha geri vermezler” değerlendirmesinde bulundu.
Son olarak pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein davasıyla ilgili yeni ortaya çıkan belgeleri yorumlayan Kiriakou, Epstein’in CIA ile ilişkili olma ihtimalinin güçlendiğini belirtti.
Kiriakou, Epstein’in avukatlarının CIA’e başvurarak Epstein ile teşkilat arasındaki ilişkinin doğrulanmasını talep ettiklerini, ancak buna bir yanıt verilmediğini kaydetti.
Kiriakou, “Epstein, CIA ile bir rol arayışındaydı ve görünen o ki MI6 ve İsraillilerle de benzer ilişkiler içindeydi” ifadelerini kullandı.