Diplomasi
Körfez ülkeleri İran’a karşı Çin’den yardım bekliyor
Körfez ülkeleri, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’i açmak için İran üzerindeki iktisadi baskısını kullanması amacıyla Çin’e yöneliyor.
Reuters’a konuşan Körfez kaynakları, Çin’in daha büyük bir rol üstlenmesi yönündeki bu baskının artan bir hayal kırıklığından kaynaklandığını belirtiyor.
Üç bölgesel kaynağa göre, İran ve müttefiklerinin Hürmüz’ün yanı sıra Kızıldeniz’deki Bab el-Mandeb su yolunu da tehdit etmesi üzerine Körfez ülkeleri, savaşın Amerikan gücünün sınırlarını ortaya çıkardığının bilincinde olarak Pekin’den yardım istedi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, yeni bir ateşkes sağlanması amacıyla muhataplarıyla onlarca telefon görüşmesi ve toplantı gerçekleştirirken, özel elçi Zhai Jun da Körfez Arap başkentlerinin yanı sıra İran’da görüşmelerde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı, yorum talebine yanıt olarak, “Çin tüm taraflarla yakın iletişim halinde kalmış ve çatışmayı durdurmak ve barışı teşvik etmek için tutarlı bir şekilde çalışmıştır,” açıklamasını yaptı.
Çin’in hem Körfez bölgesinden gelen petrolün başlıca alıcısı hem de İran’ın en büyük ticaret ortağı olması, fırsatlar sunarken aynı zamanda hassasiyetler de yaratıyor.
Bir Körfez kaynağı, “Körfez ile Çin arasında büyük bir saygı var ve bunlar önemli ticaret ortakları; bu nedenle her türlü konu çok sakin bir şekilde gündeme getiriliyor,” dedi.
Kaynak, Körfez hükümetlerinin Pekin’in Tahran’ı nihai olarak müzakere yoluyla bir çözüme yönlendirmesini umduğunu belirterek, Çin’in genellikle yavaş ve temkinli hareket ettiğini ekledi.
Fakat bu hükümetler, uzun süren bir savaşın ABD üzerinde baskı oluşturarak Çin’in çıkarlarına da hizmet edebileceğinin farkındalar.
Pekin’in Orta Doğu politikası: “Çin’in sandığımız kadar etkili olmadığı ortaya çıktı”
Çin, 2022’deki Körfez-Çin zirvesinden bu yana Körfez İşbirliği Konseyi’ne üye altı ülkeyle (Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri) yakın ticaret ve yatırım bağları kurdu. Bu yıl Riyad’da bir başka zirve planlanıyor ama henüz kesinleşmedi.
Ne var ki Pekin, Tahran’ın deniz taşımacılığına yönelik tehditlerine açıkça karşı çıkmaktan kaçındı.
Bu da Çin’in Körfez’i ve ihracatını güvence altına almak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda şüpheleri artırdı.
İkinci bir Körfez kaynağı şunları söyledi:
“Çinliler daha fazla dahil olmaya, daha fazla yardımcı olmaya çalışıyor. Ama Çin’in sandığımız kadar etkili olmadığı ortaya çıktı; bunun irade eksikliğinden mi yoksa kapasite eksikliğinden mi kaynaklandığı tartışılabilir. Görünüşe göre Amerika sahneye girdiğinde, süper güç hesaplamaları her şeyin önüne geçiyor.”
Washington Enstitüsü’nde Çin uzmanı olan Henry Tugendhat, Reuters’a verdiği demeçte, Pekin’in en önemli önceliğinin, açıkça herhangi bir tarafın yanında yer alarak diplomatik bir krize yol açmak yerine, bölge genelindeki ilişkileri korumak olduğunu söyledi.
Washington doğrudan müdahil olmaya başladığında, Pekin’in hesaplamaları Körfez’in ötesine geçerek Washington ile olan daha geniş bağlarını ve rekabetini de kapsar hale geldi.
Çin’in görüşmeleri hakkında doğrudan bilgi sahibi bir kaynak şunları söyledi:
“Körfez hükümetleri Çin teknolojisini, yatırımlarını ve insansız hava araçlarını satın alabilir, fakat satın alamayacakları şey, Washington’la olan ilişkilerinden bağımsız olarak işleyen Çin’in nüfuzu.”
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 24 Eylül’de Başkan Donald Trump ile görüşmek üzere ABD’ye gitmesi bekleniyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Xi’nin Orta Doğu’da barış ve istikrarı korumak ve teşvik etmek için dört maddelik bir öneri sunduğunu ve ayrıca bölgedeki ülkelerin kalkınma, güvenlik ve işbirliğini ilerletmek için destek vermeyi önerdiğini açıkladı.
Çin’in İran savaşındaki diplomatik çabalarında Pakistan’ın rolü
Çin, Ortadoğu diplomasisine girmek için derin ekonomik bağlarından yararlanarak, 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasında sürpriz bir diplomatik yakınlaşma sağladı ama bu yakınlaşma şu anda sınanıyor.
Üç Pakistanlı kaynak geçen hafta Reuters’a, Pekin’in barış görüşmelerinin yeniden başlaması için Pakistan’ı Washington ile Tahran arasında arabuluculuk yapmaya zorladığını söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı o dönemde, “Orta Doğu Körfez bölgesinde barış ve huzurun bir an önce yeniden tesis edilmesinde aktif bir rol oynamaya devam edeceğini” belirtti.
Konuyla ilgili bilgisi olan altı kaynak bu hafta, Yemen direnişinin Suudi limanlarına erişimi engelleme sözü vermesinin ardından, Çin’in tankerlerinin saldırıya uğramadan Kızıldeniz’in güneyinden geçebilmesini sağlamak amacıyla Husi hareketiyle doğrudan görüşmeler yürüttüğünü söyledi.
Washington Enstitüsünde araştırmacı Anna Borshchevskaya, Çin ile bağlantılı gemileri korumaya yardımcı olan dar kapsamlı ikili anlaşmaların, Çin’in diplomatik çabalarının şu ana kadar elde ettiği tek görünür sonuç olduğunu söyledi.
“Bunun ötesinde, Çin’in başka neyi başardığını ya da başarmaya istekli olduğunu görmek zor,” diyen Borshchevskaya, savaşın Çin’e çıkarlarını koruma imkânı verirken, enerji fiyatlarındaki artışlar nedeniyle ABD ve Avrupa liderleri üzerindeki seçmen baskısını artırdığını savundu.
Pekin yangına körükle gitmeyecek
Çin, İran’a uygulanan uluslararası yaptırımların bir sonucu olarak İran petrolünde sağlanan büyük indirimden faydalandı.
Yıllar boyunca, savaşın başlamasından bu yana açıkça askeri yardım sağlamasa da, çift kullanımlı bileşenler, çip ekipmanları ve uydu navigasyon sistemleri yoluyla İran’ın güvenliğine verdiği desteği artırdı.
İran savaşı patlak verdiğinden beri Pekin, İran’a yonga ekipmanları, istihbarat desteği veya savunma sistemleri sunduğuna dair medya haberlerini tutarlı bir şekilde yalanlayarak, Pekin’in tutumunun “açık ve net” olduğunu ve “asla yangına körükle gitmediğini” belirtti.
Analistlere göre, Pekin’in krize verdiği tepki, Doğu Asya’daki temel çıkarlarından uzak, bağlayıcı güvenlik taahhütlerinden kaçınmaya yönelik uzun soluklu bir stratejiyi yansıtıyor.
Pekin’in Körfez’de herhangi bir savunma taahhüdü yok
Analistler, ittifaklarını karşılıklı savunma yükümlülüklerine dayandıran ABD’nin aksine, Çin’in ticaret, yatırım ve silah satışları üzerine kurulu ortaklıkları tercih ettiğini ve daha yakın askeri katılımın yalnızca kendi yakın çevresiyle sınırlı kaldığını ekliyor.
Çin’in görüşmelerine ilişkin doğrudan bilgi sahibi olan kaynak, Pekin’in Husilerle olan iş ilişkisi temelli anlayışının, Çin bağlantılı gemileri büyük ölçüde tehlikeden uzak tuttuğunu fakat 2023-2024 yıllarında Husi’lerin gemilere düzenlediği saldırılar sırasında olduğu gibi, tüm saldırıları sona erdirme yönünde bir baskı yaratmadığını belirtti.
Kaynak, ABD’nin aksine Çin’in Körfez’de herhangi bir savunma taahhüdü bulunmadığını, bölgesel su yollarını korumak için askeri bir yetki sahibi olmadığını ve bu tür bir sorumluluğu üstlenmeye de pek istekli olmadığını belirtti.
Pekin, Çin’in Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için askeri güç kullanmaya hazır olmadığını ve diğer tarafların bunu yapabileceğine de inanmadığını açıklamıştı.
Bunun yerine, diplomasi ve diyalog çağrısında bulunmakta ve uluslararası deniz ticaret yollarının güvenliği ile serbest akışını savunuyor.