Ortadoğu
Kuveyt petrol bağımlılığını azaltmak için harekete geçti
Ekonomiyi çeşitlendirme yarışında Suudi Arabistan ve BAE’nin gerisinde kalan Kuveyt, borçlanma kararıyla bölgesel rekabette öne çıkmayı ve sürdürülebilir büyüme için yeni bir yol haritası oluşturmayı amaçlıyor.
Zengin Körfez ülkesi Kuveyt, ülke ekonomisini petrol bağımlılığından kurtarma yarışında bölgedeki rakiplerini yakalamak için harekete geçti.
Financial Times’da (FT) yer alan habere göre geçen hafta kabul edilen kamu borcu yasası, Kuveyt’in sekiz yıl sonra yeniden borçlanmasının önünü açtı. Hükümet yetkilileri, yeni liman ve havaalanı projeleri gibi büyük altyapı yatırımlarını finanse edecek bu yasa sayesinde kamu gelirlerinde çeşitliliğin de sağlanacağını söylüyor.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, yapay zekâdan yeni şehir projelerine kadar birçok alanda milyarlarca dolarlık yatırımlarla ekonomilerini çeşitlendirirken, OPEC’in dördüncü büyük petrol ihracatçısı Kuveyt, kamu harcamalarını büyük ölçüde petrol gelirleriyle finanse etmeye devam etti.
Ancak Financial Times’da (FT) yer alan habere göre geçen hafta kabul edilen kamu borcu yasası, Kuveyt’in sekiz yıl sonra yeniden borçlanmasının önünü açtı. Hükümet yetkilileri, yeni liman ve havaalanı projeleri gibi büyük altyapı yatırımlarını finanse edecek bu yasa sayesinde kamu gelirlerinde çeşitliliğin de sağlanacağını söylüyor.
Kuveyt Petrol Şirketi CEO’su ve kraliyet ailesi mensubu Şeyh Nevaf S. El-Sabah, yasadan önce FT’ye yaptığı açıklamada, ülkenin sürdürülebilir bir gelecek inşa etmesi için petrol dışı gelir kaynaklarına yönelmesi gerektiğini vurguladı. Sabah, “Devlet bütçesi, yalnızca petrol gelirine bel bağlayamaz. Artan nüfus ve bütçe giderleri, petrolün sağlayabileceğinden fazlasını gerektiriyor” dedi.
Kuveyt’in muazzam petrol gelirlerinin kamu tarafından “yutulduğu” yorumunu yapan FT’nin haberinde, “Kuveyt’in kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 80’i kamu çalışanlarının maaşları ve sübvansiyonlara gidiyor” denildi.
Haberde “Mutlak monarşilerin olduğu bir bölgede canlı bir parlamentoya sahip olan ülke, Körfez’de demokrasiye benzeyen birkaç ülkeden biriydi. Ancak ekonomik yönelimine otoriter bir dönüş eşlik etti. Kuvey Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah borç yasası gibi geciken düzenlemeleri geçirmek için geçen yıl parlamentoyu ve anayasanın bazı maddelerini askıya aldı” ifadelerine yer verildi.
Kuveyt, tahmini 970 milyar dolarlık varlığıyla dünyanın en eski egemen varlık fonuna sahip olmasına rağmen, milletvekilleri bu zenginliklerin hükümet harcamalarını finanse etmek için kullanılmasına karşı çıkıyordu.
Yeni borç yasası, kamu borcu üst sınırını 30 milyar Kuveyt dinarı (yaklaşık 97 milyar dolar) olarak belirliyor. Standard Chartered ekonomisti Carla Slim, FT’ye verdiği demeçte yasanın kabulüyle birlikte Kuveyt’in uluslararası borç piyasalarına düzenli ve yüksek miktarda erişim sağlayarak ekonomik dönüşümünü finanse edebileceğini söyledi.
Buna karşın, Kuveyt fosil yakıtlardan vazgeçme niyetinde değil. Ülke, altyapı yatırımlarını petrol gelirleriyle desteklemeyi sürdürüyor. Şeyh Navaf, günlük petrol üretim kapasitesinin 2035 yılına kadar 3 milyondan 4 milyon varile çıkarılacağını belirterek, önümüzdeki on yıl boyunca küresel petrol talebinin günlük 100 milyon varil seviyesinde kalacağını öngördüklerini söyledi.
Petrol endüstrisini büyütmek için aktif bir şekilde araştırma yapan Kuveyt, geçen yıl iki büyük keşif yaparak 4 milyar varilden fazla petrole eşdeğer petrol ve gaz rezervi buldu.
Ortadoğu
İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.
Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.
Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.
Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası
Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.
Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.
Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.
Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.
Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.
Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.
Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.
Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.
Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.
Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”
İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.
Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.
Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.
Muhalefetten vatana ihanet suçlaması
Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.
İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.
Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.
Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.
7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.
Ortadoğu
NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.
The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.
Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.
Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi
Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.
Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.
Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.
Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.
ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.
Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı
Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.
Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.
Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.
Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.
Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.
Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü
Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.
Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.
Ortadoğu
Petrol tekelleri savaşa rağmen Ortadoğu’ya yatırım planlıyor

Küresel enerji devleri, süren savaşa ve üretim kesintilerine rağmen düşük çıkarma maliyetleri nedeniyle Ortadoğu’daki yatırımlarını artırmayı hedefliyor. Savaş nedeniyle Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz kapasitesinin yüzde 17’si devre dışı kalırken TotalEnergies küresel üretiminin yüzde 15’ini sağlayan tesislerde üretimi geçici olarak durdurdu.
Uluslararası enerji tekelleri, Ortadoğu’da süren çatışmalar, tesislerdeki yıkım ve üretim kesintilerine rağmen bölgedeki petrol ile doğalgaz rezervlerine erişimi genişletmeyi hedefliyor.
Financial Times’ın (FT) Londra’daki Energy Intelligence forumuna dayandırdığı habere göre Shell, BP, TotalEnergies, ConocoPhillips ve Chevron yöneticileri, bölgedeki düşük üretim maliyetinin artan jeopolitik risklerden daha ağır bastığını değerlendiriyor.
Şirketler çatışmaların ardından Arap ülkelerinin hasar gören tesisleri onarma ve altyapıyı geliştirme ihtiyacı duyacağını, bunun da yeni yatırım kapıları açacağını öngörüyor.
Bazı şirket yöneticilerinin bu doğrultuda bölge yönetimleriyle temaslarını sıklaştırdığı belirtiliyor.
Şirketler Hürmüz Boğazı’na alternatif boru hatları arıyor
Fransız enerji şirketi TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanné, petrol ihracatı için ek boru hatları inşa edilmesi gerekse dahi bölgedeki tüm ülkelere yatırım yapmayı “her zamankinden daha fazla” istediklerini söyledi.
Dünyada çıkarma maliyeti en düşük petrolün Ortadoğu’da yer aldığını belirten Pouyanné, Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif sevkiyat rotalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Pouyanné bu kapsamda Abu Dabi, Irak ve Suriye’deki projelere işaret etti.
Shell CEO’su Wael Sawan, bölgedeki varlıkların kalitesi ile hükümetlerin çabalarının piyasaya kaynak arzını güvenceye alacağına inandığını kaydetti.
BP CEO’su Meg O’Neill ise şirketin Ortadoğu ile tarihi bağlarına dikkat çekerek bölgedeki varlıklarını koruma kararlılığında olduklarını ifade etti.
FT, uluslararası enerji şirketleri açısından en cazip fırsatın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) sahalara erişim olduğunu aktarıyor.
Her iki ülke de en değerli enerji varlıklarını ulusal petrol şirketleri aracılığıyla denetim altında tutuyor, yabancı yatırımcıların katılımını sınırlandırıyor ya da görece düşük getiri oranları sunuyor.
Londra’daki etkinlik, ABD ve İsrail’in şubat ayında İran ile başlayan çatışmalarının ardından Saudi Aramco CEO’su Amin Nasser’in kamuoyu önüne çıktığı ilk toplantı oldu.
Görüşmelere BAE merkezli ADNOC şirketinin arama ve üretim birimi başkanı Musabbeh el-Kaabi de katıldı.
Saudi Aramco Strateji Başkanı Eşref el-Gazzavi, dünya petrol rezervlerinin yarısının Ortadoğu’da yer aldığını, bölgenin atıl üretim kapasitesine ve düşük maliyet avantajına sahip olduğunu söyledi.
Enerji sektörünün uzun vadeli bir yaklaşım gerektirdiğini belirten Gazzavi, şirketlerin mevcut krizin ötesine odaklanması gerektiğini savundu.
Forum katılımcısı bir yönetici ise Saudi Aramco ve ADNOC’un son yıllarda bölge dışındaki yatırımlarını artırarak varlıklarını çeşitlendirdiğine dikkat çekti.
Irak sahalarında yeni sözleşmeler gündemde
ConocoPhillips Yönetim Kurulu Başkanı Ryan Lance, Ortadoğu ülkelerinin yatırımcılara daha cazip şartlar sunma gereğini görmeye başladığını ifade etti.
Kısa süre önce Irak’taki Kerkük sahasının geliştirilmesi için BP ile ortaklık kuran şirketin yöneticisi, sözleşmelerin jeopolitik riskleri gözetmesi gerektiğini, Irak ile Suriye’nin bu tür düzenlemelere gittiğini, diğer bölge ülkelerinin de benzer adımları değerlendirdiğini bildirdi.
Chevron CEO’su Mike Wirth, bölgedeki ekonomik şartların yatırımlar için daha elverişli hale geldiğini kaydetti.
Wirth, daha önce Rus Lukoil tarafından işletilen Irak’taki Batı Kurna sahasına ilişkin anlaşmanın birkaç ay içinde imzalanabileceğini belirtti.
Irak’ı cazip bir yatırım alanı olarak niteleyen Wirth, risklerin sürdüğünü ancak getiri oranının bu risk düzeyine göre şekillendiğini dile getirdi.
Chevron ocak ayında Lukoil’in yüzde 75 hisseye sahip olduğu Batı Kurna-2 sahasında şartların iyileştirilmesini talep etmiş, Irak Petrol Bakanlığı görüşmelerin sürdüğünü teyit etmişti.
Savaş nedeniyle üretimin ve altyapının bir kısmı durdu
Bölgedeki savaş uluslararası şirketlerin bazı sahalarda üretimi durdurmasına yol açtı.
TotalEnergies mart ayında Katar, Irak ve BAE açıklarındaki deniz sahalarında üretimin kesildiğini açıklamıştı. Şirket, bu tesislerin küresel üretiminin yaklaşık yüzde 15’ini karşıladığını bildirdi.
BAE’nin kara sahalarındaki üretim ise devam etti ve petrol Fuceyrah terminali üzerinden ihraç edildi.
Savaş ihracat altyapısında da hasara yol açtı. Katar Enerji Bakanı ve QatarEnergy CEO’su Saad el-Kaabi, mart ayında yaptığı açıklamada İran’ın hava saldırıları sonucu ülkenin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracat kapasitesinin yüzde 17’sinin devre dışı kaldığını belirtti.
Kaabi yıllık gelir kaybının yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu, hasarın giderilmesinin ise üç ila beş yıl süreceğini kaydetti.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya1 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı












