Ortadoğu
Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi: Sahil bölgesinde soykırım işlendi

Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, yayımladığı ön raporda, geçici hükümetin göreve başlamasının ardından HTŞ ve müttefiki silahlı grupların Suriye sahil bölgesinde, özellikle Alevilere yönelik soykırım boyutuna varan katliamlar işlediğini bildirdi. Raporda, binlerce kişinin öldürüldüğü, on binlercesinin keyfi olarak gözaltına alındığı veya zorla kaybedildiği belirtilirken, BM’ye acil müdahale çağrısı yapıldı.
Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, 23 Mart 2025 tarihli ön raporunda, Suriye’de kurulan yeni yönetim ve ona bağlı silahlı grupların sahil bölgesinde soykırım işlediğini bildirdi.
Rapor, geçici cumhurbaşkanı Ebu Muhammed el-Colani’nin (şimdiki adıyla Ahmed eş-Şaraa) “rejim kalıntılarının peşine düşme” iddiasıyla genel seferberlik ilan etmesi ve camilerden yapılan “cihat” çağrıları sonrası, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki grupların ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı köy ve mahallelere baskınlar düzenlediğini belirtiyor.
16 Şubat 2025’te kurulan Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, Suriye içinden ve dışından 13 insan hakları STK’sı ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla oluşturuldu ve yaklaşık 60 insan hakları aktivistini içeriyor.
Komite tarafından hazırlanan “Nefret Eken, Toplu Katliam Biçer: Suriye Sahilinde Soykırım—Ön Rapor” başlıklı belgeye göre, olayların ilk üç gününde belgelenen 25 katliam yaşandı.
Raporda, çoğu genç olmak üzere yaşlı, çocuk ve kadınların da bulunduğu 2 bin 246 Alevi kurbanın isminin doğrulandığı ifade edildi.
Ayrıca, kurbanlarla dayanışma gösterdikleri veya sivilleri saklamaya çalıştıkları için diğer mezheplerden 42 kişinin de öldürüldüğü belgelendi. Komite, 811 video kaydının da bu olayları belgelediğini aktardı.
Raporda, bölgenin zaten yüzde 97’yi aşan yoksulluk oranıyla benzeri görülmemiş insani felaketin eşiğinde olduğu vurgulandı.
Buna ek olarak, 10 binden fazla belgelenmiş yasa dışı gözaltı ve zorla kaybetme vakası, çeşitli devlet sektörlerinden (askeri ve sivil) çalışanların ve özellikle sağlık ve eğitim sektörlerinden 2 bin 14 kişinin işten çıkarılması gibi ihlallerin yaşandığı kaydedildi.
Özel mülklere el konulması, nefret söylemi ve mezhepçi kışkırtmanın yayılması ile korku ve terörün tırmanmasının sahil bölgesini vurduğu ifade edildi.
Rapor, HTŞ’nin (eski adıyla Nusra Cephesi) kuruluşundan itibaren taşıdığı radikal ideolojiye işaret ediyor.
Ebu Musab es-Suri’nin “Bilad’uş Şam Sünnileri Nusayriler, Haçlılar ve Yahudilerle Yüzleşiyor” gibi kitapların cihatçı okullarda öğretildiği, Ömer Abdülhekim’in “Müslüman kelimesinin yanına ‘demokratik’ kelimesini koymak, bir şarap şişesinin üzerine ‘helal’ kelimesini koymak gibidir,” şeklindeki ifadelerinin tekrarlandığı belirtiliyor.
Mısır kökenli Ebu Abdullah el-Muhacir’in (Abdurrahman el-Ali) “Cihad Fıkhında Meseleler” adlı kitabında yer alan ve savaş sırasında hayvanların öldürülmesinin caiz olduğu, “kafir askerlerin diri veya ölü olarak başlarının kesilmesinin meşruiyeti” gibi fetvalara atıfta bulunuluyor.
Komite, HTŞ’nin bu nefret söylemini eğitim müfredatlarında ve kontrolündeki camilerde sürdürdüğüne, Şam’da iktidarı ele geçirdikten sonra da aynı yaklaşımı devam ettirdiğine işaret ediyor.
Rapora göre, mezhepçi saldırılar ve şiddet, kitlesel işten çıkarmalarla tırmandı; yeni otorite ve bağlı milislerin saldırıları ile intikam cinayetleri günlük yaşamın bir parçası haline geldi.
Bu eylemlerin, eski rejimin liderinin biyolojik olarak ait olduğu gruba mensup olma gibi “asılsız bahanelerle” meşrulaştırılmaya çalışıldığı vurgulandı.
Keyfi gözaltılar
Öte yandan raporda, HTŞ’nin askeri ve güvenlik kurumlarından belirsiz sayıda kişiyi ve önceki hükümetle işbirliği yapmakla suçlanan çok sayıda kişiyi gözaltına aldığı belirtiliyor.
İktidarı devraldığı ilk hafta 354 kişinin gözaltına alındığı kaydedilirken, daha sonra silahlarını teslim edip yeni orduya katılmaları istenen asker ve güvenlik görevlilerinden 8 bin 276 kişinin tutuklandığı belgelendi.
Bu tutuklamalarının çoğunun mezhepçi saiklerle yapıldığı ve tutukluların dış dünyayla temas kurmalarına izin verilmediği kaydedildi.
Ayrıca, Irak ve Lübnan’a sığınan ve yeni yönetimin güvenceleri üzerine Suriye’ye dönen asker ve güvenlik personelinin çoğunun dönüşlerinde tutuklandığı belirtiliyor.
Komite, bu şekilde dönen 3 bin 24 kişinin akıbetinin bilinmediğini ve Irak ile Lübnan hükümetlerine bu iadelerin koşullarını açıklama çağrısı yapıyor.
Humus şehrinde 600’den fazla kişinin zorla kaybedildiğine dair teyit edilmiş bilgiler olduğu, ancak korku nedeniyle isimlerin açıklanamadığı ifade ediliyor.
Rapor, soykırım sonucuna vardı
Komite, Suriye’nin 1951’de onayladığı Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak, sahil bölgesindeki Alevi nüfusa yönelik eylemlerin (cinayet, ciddi bedensel veya zihinsel zarar verme, yaşam koşullarını kasten yok etme vb.) soykırım tanımına uyduğunu belirtiyor.
Rapor, bu suçların sorumluluğunu doğrudan geçici hükümet yetkililerine yüklüyor.
Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Nureddin el-Naasan (HTŞ ve Nusra liderliğinden), Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra (HTŞ askeri ve güvenlik liderliğinden) ve Genel İstihbarat Direktörü Enes Hasan Hattab’ın (HTŞ güvenlik liderliğinden) “komployu bastırmak” amacıyla sahil bölgesine genel seferberlik ve konuşlandırma emirleri verdiği anımsatılıyor.
Emirlerin verildiği askeri gruplar arasında HTŞ’nin yanı sıra şu Suriyeli gruplar sıralanıyor: Amşe Tümeni, Hamzat Tümeni, Ahrar eş-Şarkiyye, Muntasır Billah Tümeni, Muhammed el-Fetih Tümeni, Sultan Murad Tümeni.
Ayrıca Suriyeli olmayan şu grupların da seferber edildiği belirtiliyor: İran’daki Sünni Muhacirin Hareketi (İran), Kafkas Tugayı (Rusya Federasyonu), Özbek Tugayı (Özbekistan), Türkistan İslam Partisi (Çin), Fas Taburu (Fas), Tacik Grubu (Tacikistan), Arnavut Grubu (Arnavutluk), Guraba Tugayı (çeşitli uyruklar), Beluç Grubu (Pakistan), Utbe bin Ferkad Azerbaycan Grubu (Azerbaycan), Ebu Yakub el-Türki Tugayı (Türkiye) ve Uygur Tugayı.
Komiteden çağrı
Komite, raporun sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi’ne acil çağrıda bulunarak şu adımların atılmasını talep ediyor:
— Suriye sahili ile Humus ve Hama kırsal bölgelerinin insani felaket bölgesi ilan edilmesi.
— BM’nin bu bölgelerde sürekli ve büyük ölçekli insani müdahale başlatması.
— BM müdahalesinin koruma tedbirleri, yeniden inşa, rehabilitasyon ve uzun vadeli destek programlarını içermesi.
— Etkilenen bölgelerdeki yerel dernekler ve sivil toplumla koordinasyon sağlanarak kaynakların birleştirilmesi.
— Etkilenen köy ve bölgelerde güvenilir yerel figürlerden oluşan mahalle komiteleri kurulması.
— Tüm ihlalleri araştırmak üzere bağımsız uluslararası soruşturma komitesi görevlendirilmesi.
— Daha fazla ihlali önlemek ve kan dökülmesini durdurmak için uluslararası izleme komiteleri gönderilmesi.
Komite, raporun eklerinde yüzlerce sayfalık belge, film ve yeminli ifadenin bulunduğunu ve bunların bağımsız BM soruşturma komisyonlarının talebi üzerine sunulabileceğini de ekliyor.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor












