Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi: Sahil bölgesinde soykırım işlendi

Yayınlanma

Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, yayımladığı ön raporda, geçici hükümetin göreve başlamasının ardından HTŞ ve müttefiki silahlı grupların Suriye sahil bölgesinde, özellikle Alevilere yönelik soykırım boyutuna varan katliamlar işlediğini bildirdi. Raporda, binlerce kişinin öldürüldüğü, on binlercesinin keyfi olarak gözaltına alındığı veya zorla kaybedildiği belirtilirken, BM’ye acil müdahale çağrısı yapıldı.

Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, 23 Mart 2025 tarihli ön raporunda, Suriye’de kurulan yeni yönetim ve ona bağlı silahlı grupların sahil bölgesinde soykırım işlediğini bildirdi.

Rapor, geçici cumhurbaşkanı Ebu Muhammed el-Colani’nin (şimdiki adıyla Ahmed eş-Şaraa) “rejim kalıntılarının peşine düşme” iddiasıyla genel seferberlik ilan etmesi ve camilerden yapılan “cihat” çağrıları sonrası, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki grupların ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı köy ve mahallelere baskınlar düzenlediğini belirtiyor.

16 Şubat 2025’te kurulan Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, Suriye içinden ve dışından 13 insan hakları STK’sı ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla oluşturuldu ve yaklaşık 60 insan hakları aktivistini içeriyor.

Komite tarafından hazırlanan “Nefret Eken, Toplu Katliam Biçer: Suriye Sahilinde Soykırım—Ön Rapor” başlıklı belgeye göre, olayların ilk üç gününde belgelenen 25 katliam yaşandı.

Raporda, çoğu genç olmak üzere yaşlı, çocuk ve kadınların da bulunduğu 2 bin 246 Alevi kurbanın isminin doğrulandığı ifade edildi.

Ayrıca, kurbanlarla dayanışma gösterdikleri veya sivilleri saklamaya çalıştıkları için diğer mezheplerden 42 kişinin de öldürüldüğü belgelendi. Komite, 811 video kaydının da bu olayları belgelediğini aktardı.

Raporda, bölgenin zaten yüzde 97’yi aşan yoksulluk oranıyla benzeri görülmemiş insani felaketin eşiğinde olduğu vurgulandı.

Buna ek olarak, 10 binden fazla belgelenmiş yasa dışı gözaltı ve zorla kaybetme vakası, çeşitli devlet sektörlerinden (askeri ve sivil) çalışanların ve özellikle sağlık ve eğitim sektörlerinden 2 bin 14 kişinin işten çıkarılması gibi ihlallerin yaşandığı kaydedildi.

Özel mülklere el konulması, nefret söylemi ve mezhepçi kışkırtmanın yayılması ile korku ve terörün tırmanmasının sahil bölgesini vurduğu ifade edildi.

Rapor, HTŞ’nin (eski adıyla Nusra Cephesi) kuruluşundan itibaren taşıdığı radikal ideolojiye işaret ediyor.

Ebu Musab es-Suri’nin “Bilad’uş Şam Sünnileri Nusayriler, Haçlılar ve Yahudilerle Yüzleşiyor” gibi kitapların cihatçı okullarda öğretildiği, Ömer Abdülhekim’in “Müslüman kelimesinin yanına ‘demokratik’ kelimesini koymak, bir şarap şişesinin üzerine ‘helal’ kelimesini koymak gibidir,” şeklindeki ifadelerinin tekrarlandığı belirtiliyor.

Mısır kökenli Ebu Abdullah el-Muhacir’in (Abdurrahman el-Ali) “Cihad Fıkhında Meseleler” adlı kitabında yer alan ve savaş sırasında hayvanların öldürülmesinin caiz olduğu, “kafir askerlerin diri veya ölü olarak başlarının kesilmesinin meşruiyeti” gibi fetvalara atıfta bulunuluyor.

Komite, HTŞ’nin bu nefret söylemini eğitim müfredatlarında ve kontrolündeki camilerde sürdürdüğüne, Şam’da iktidarı ele geçirdikten sonra da aynı yaklaşımı devam ettirdiğine işaret ediyor.

Rapora göre, mezhepçi saldırılar ve şiddet, kitlesel işten çıkarmalarla tırmandı; yeni otorite ve bağlı milislerin saldırıları ile intikam cinayetleri günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

Bu eylemlerin, eski rejimin liderinin biyolojik olarak ait olduğu gruba mensup olma gibi “asılsız bahanelerle” meşrulaştırılmaya çalışıldığı vurgulandı.

Keyfi gözaltılar

Öte yandan raporda, HTŞ’nin askeri ve güvenlik kurumlarından belirsiz sayıda kişiyi ve önceki hükümetle işbirliği yapmakla suçlanan çok sayıda kişiyi gözaltına aldığı belirtiliyor.

İktidarı devraldığı ilk hafta 354 kişinin gözaltına alındığı kaydedilirken, daha sonra silahlarını teslim edip yeni orduya katılmaları istenen asker ve güvenlik görevlilerinden 8 bin 276 kişinin tutuklandığı belgelendi.

Bu tutuklamalarının çoğunun mezhepçi saiklerle yapıldığı ve tutukluların dış dünyayla temas kurmalarına izin verilmediği kaydedildi.

Ayrıca, Irak ve Lübnan’a sığınan ve yeni yönetimin güvenceleri üzerine Suriye’ye dönen asker ve güvenlik personelinin çoğunun dönüşlerinde tutuklandığı belirtiliyor.

Komite, bu şekilde dönen 3 bin 24 kişinin akıbetinin bilinmediğini ve Irak ile Lübnan hükümetlerine bu iadelerin koşullarını açıklama çağrısı yapıyor.

Humus şehrinde 600’den fazla kişinin zorla kaybedildiğine dair teyit edilmiş bilgiler olduğu, ancak korku nedeniyle isimlerin açıklanamadığı ifade ediliyor.

Rapor, soykırım sonucuna vardı

Komite, Suriye’nin 1951’de onayladığı Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak, sahil bölgesindeki Alevi nüfusa yönelik eylemlerin (cinayet, ciddi bedensel veya zihinsel zarar verme, yaşam koşullarını kasten yok etme vb.) soykırım tanımına uyduğunu belirtiyor.

Rapor, bu suçların sorumluluğunu doğrudan geçici hükümet yetkililerine yüklüyor.

Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Nureddin el-Naasan (HTŞ ve Nusra liderliğinden), Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra (HTŞ askeri ve güvenlik liderliğinden) ve Genel İstihbarat Direktörü Enes Hasan Hattab’ın (HTŞ güvenlik liderliğinden) “komployu bastırmak” amacıyla sahil bölgesine genel seferberlik ve konuşlandırma emirleri verdiği anımsatılıyor.

Emirlerin verildiği askeri gruplar arasında HTŞ’nin yanı sıra şu Suriyeli gruplar sıralanıyor: Amşe Tümeni, Hamzat Tümeni, Ahrar eş-Şarkiyye, Muntasır Billah Tümeni, Muhammed el-Fetih Tümeni, Sultan Murad Tümeni.

Ayrıca Suriyeli olmayan şu grupların da seferber edildiği belirtiliyor: İran’daki Sünni Muhacirin Hareketi (İran), Kafkas Tugayı (Rusya Federasyonu), Özbek Tugayı (Özbekistan), Türkistan İslam Partisi (Çin), Fas Taburu (Fas), Tacik Grubu (Tacikistan), Arnavut Grubu (Arnavutluk), Guraba Tugayı (çeşitli uyruklar), Beluç Grubu (Pakistan), Utbe bin Ferkad Azerbaycan Grubu (Azerbaycan), Ebu Yakub el-Türki Tugayı (Türkiye) ve Uygur Tugayı.

Komiteden çağrı

Komite, raporun sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi’ne acil çağrıda bulunarak şu adımların atılmasını talep ediyor:

— Suriye sahili ile Humus ve Hama kırsal bölgelerinin insani felaket bölgesi ilan edilmesi.

— BM’nin bu bölgelerde sürekli ve büyük ölçekli insani müdahale başlatması.

— BM müdahalesinin koruma tedbirleri, yeniden inşa, rehabilitasyon ve uzun vadeli destek programlarını içermesi.

— Etkilenen bölgelerdeki yerel dernekler ve sivil toplumla koordinasyon sağlanarak kaynakların birleştirilmesi.

— Etkilenen köy ve bölgelerde güvenilir yerel figürlerden oluşan mahalle komiteleri kurulması.

— Tüm ihlalleri araştırmak üzere bağımsız uluslararası soruşturma komitesi görevlendirilmesi.

— Daha fazla ihlali önlemek ve kan dökülmesini durdurmak için uluslararası izleme komiteleri gönderilmesi.

Komite, raporun eklerinde yüzlerce sayfalık belge, film ve yeminli ifadenin bulunduğunu ve bunların bağımsız BM soruşturma komisyonlarının talebi üzerine sunulabileceğini de ekliyor.

Ortadoğu

WSJ: İran ABD ile savaşın tırmanması ihtimaline karşı plan hazırladı

Yayınlanma

İran hükümeti, ABD ile Ortadoğu’daki çatışmaların tırmanması ihtimaline karşı yeni bir gizli plan hazırladı. The Wall Street Journal’ın haberine göre Tahran, imzalanan ateşkes mutabakatını Batı’nın zaman kazanma girişimi olarak görüyor ve olası bir saldırıda ABD’ye yönelik maliyetleri artırmayı hedefliyor.

İran hükümeti, Ortadoğu’da ABD ile yaşanan çatışmanın tırmanması ihtimaline karşı yeni bir eylem planı hazırladı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) İranlı ve Arap yetkililere dayandırdığı haberine göre, Tahran yönetimi ABD ile imzalanan mutabakat zaptını, Washington ve Tel Aviv’in küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve gelecekte daha geniş çaplı bir saldırı düzenlemek için zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriyor.

Bu gerekçeyle Tahran’ın son iki ayı daha kapsamlı askeri çatışmalara hazırlanarak geçirdiği bildirildi.

Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre İranlı yetkililer, Devrim Muhafızları Ordusunun düzenli ordu üzerindeki denetimini güçlendiriyor, kilit görevlere Irak savaşı gazilerini atıyor ve füze ile insansız hava aracı (İHA) üretimini artırırken ülke içindeki karşı istihbarat operasyonlarını da genişletiyor.

Arap istihbarat servislerinin verilerine göre Tahran, çatışmanın genişletilmesi ve ABD’ye yönelik maliyetlerin artırılması amacıyla Yemen ve Irak’taki silahlı gruplarla temas yürütüyor.

WSJ, bu temasların temel amacının çatışmanın tekrarlanmasını önlemek adına karşı tarafa verilen “hasarı ve bedeli” artırmak olduğunu kaydetti.

“Esas savaş henüz başlamadı anlayışı hakim”

Tahran merkezli askeri analist Muhammed Hasan Sengteraş duruma ilişkin, “İran’da genel olarak esas savaşın henüz başlamadığı görüşü hakim. Şu ana kadar gördüklerimiz, daha büyük bir çatışma öncesinde rakibin kabiliyetlerini zayıflatmayı amaçlayan sınırlı ve aşamalı bir tırmanma taktiği olan ‘salam dilimleme’ prizmasından yorumlanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Haberde, askeri ve ekonomik altyapının Amerikan saldırılarından ağır hasar aldığı yönündeki iddialara rağmen İran’ın altyapısını beklenenden çok daha hızlı biçimde onardığı, bu tablonun ise İsrail’de endişe yarattığı aktarıldı.

Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, temmuz ayında İran’ın Tesnim haber ajansına verdiği demeçte, “Ateşkes döneminden tam anlamıyla yararlandık. Kabiliyetlerimizi genişlettik, füze üretim hızımızı artırdık ve füzelerin isabet hassasiyetini yükselttik” ifadelerini kullanmıştı.

WSJ’nin ulaştığı kaynaklara göre Tahran’daki yetkililer, çatışmanın bir sonraki evresinin yalnızca askeri harekatları değil, ülke içinde iç karışıklıklar çıkarma girişimlerini de kapsayabileceğinden endişe duyuyor.

İran’ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Galibaf’ın strateji danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD ile İran arasındaki çatışmanın arkasındaki itici gücün Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesine karşılık “nesiller boyu sürecek bir kan davası arzusu” olduğunu kaydetti.

Muhammedi, “İran halkının Trump ile kapatılmamış pek çok hesabı var. İran büyük bir hesaplaşmaya hazırdır” dedi.

Ateşkes haftalar içinde sona ermişti

ABD ile İran arasındaki savaş şubat ayında başladı. Çatışmaların yoğun safhasının ardından mayıs ayı sonunda açıklama yapan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, tarafların arabulucular kanalıyla yürütülen müzakere turlarının ardından bir anlaşmaya yaklaştığını bildirmişti.

Taraflar haziran ayında ateşkes öngören bir mutabakat zaptı imzaladı ancak ateşkes yalnızca birkaç hafta sürdü ve çatışmalar yeniden başladı.

İran, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasını sürdüreceğini duyururken ABD de İran gemileri ve limanlarına yönelik ablukayı yeniden başlattığını açıkladı. Ağustos ayı ortasında söylemini sertleştiren Trump, İran’ın “ezici bir yenilgiye uğradığını” ve Hürmüz Boğazı’nın yakında ABD toprağı olacağını öne sürdü.

Tahran yönetimi ise Washington’ı mutabakat zaptına uymamakla suçladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ihlallerin sona ermesinin müzakerelerin yeniden başlaması için temel şartlardan biri olduğunu dile getirdi.

Arakçi, kapsamlı müzakerelerin durdurulduğunu ve tarafların yalnızca aracılar üzerinden mesaj alışverişi yaptığını kaydetti.

Trump ise Washington’ın İran ile müzakereleri “yarım güçle” sürdürdüğünü ve Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı devam ettirdiğini söyledi.

The Wall Street Journal’ın aktardığına göre ABD Başkanı, özel görüşmelerinde Hürmüz Boğazı’nın açılmasını bir ABD zaferi gibi sunarak savaşı nükleer bir anlaşma olmadan sonlandırma ihtimalini dışlamadı. Trump buna karşılık, İran’ın nükleer programının sona erdirilmesini askeri operasyonun ana hedeflerinden biri olarak nitelemişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Telegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi

Yayınlanma

İngiliz gazetesi The Telegraph’a konuşan yetkililer, CIA ve Mossad tarafından tartışılan İran’a karşı silahlı Kürt isyanı planının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından engellendiğini söylediler.

Şubat ayında Beyaz Saray’da bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran hükümetini devirecek bir formül olarak, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’inden (IKBY) İran’ın batı sınırlarına Amerikan hava koruması altında binlerce Kürt milisten oluşan bir ordunun saldırmasını önermişti.

Mossad tarafından geliştirilen ve CIA ile görüşülen operasyon kapsamında, Irak Kürdistanı sınırını aşarak içeri girecek ve İran hükümetini “sonsuza dek” devirecek bir ayaklanmayı körükleyeceklerdi.

The Telegraph’ın edindiği bilgiye göre, bölgede silahlı Kürt güçlerinin bulunması ihtimalinden hoşnut olmayan Recep Tayyip Erdoğan, olaya müdahale etti ve sonunda İsrail ile ABD’yi bu gizli operasyonu sonlandırmaya zorladı.

Yetkili, “Bu şartlardan birkaçı, burada detaylarına girmeyeceğim nedenlerden dolayı gerçekleşmedi. Bu, öngörü eksikliğinden değil, ya operasyonel bir başarısızlıktan ya da alınan kararlardan kaynaklanıyor,” diye ekledi.

ABD ve İsrail, İran savaşında ‘Kürt kartına’ mı başvuracak?

İsrail ve Körfez kaynaklarına göre, Trump’ın en çok güvendiği dünya liderlerinden biri olan Erdoğan’ın, ABD başkanına bölgenin hiçbir yerinde Kürt bağımsızlığına müsamaha göstermeyeceğini söylediği anlaşılıyor.

Bu planı öğrenen Erdoğan, Kürt milislerin silahlandırılmasının, Türkiye’nin doğu sınırında “siyasi düşmanlarının geniş kesimlerinin silahlı ve tehlikeli hale gelmesine yol açmasından” endişelendi.

Gazeteye göre Erdoğan’ın müdahalesi, “bir bataklığa dönüşen ve hedeflerine ulaşamayan bu savaşta, rejim değişikliğine yönelik en iddialı girişimlerden birinin başarısızlığa uğramasına” katkıda bulundu.

Trump, rejim değişikliğinin zaten iki kez gerçekleştirildiğini ve yeni hükümetin öncekilerden çok daha “mantıklı” olduğunu söyledi.

New York Times’a göre, Beyaz Saray’daki toplantının ardından ABD’li yetkililer, Kürtlerin İran’a karadan bir işgal düzenleme olasılığını da içeren Netanyahu’nun sunumundaki unsurların “gerçeklikten kopuk” olduğu değerlendirmesinde bulundular.

Trump, CIA Direktörü John Ratcliffe’den brifing alırken, İsrail başbakanının rejim değişikliği senaryolarını tek bir kelimeyle “gülünç” olarak tanımladı.

Yine de bu durum, Bay Trump’ın bu fikri takip etmesini engellemedi. Başkan 1 Mart’ta Kürt liderlerle görüştü ve Tahran’ın zayıflığından yararlanarak kazanç elde edebilecek yerel yetkililer üzerinde baskı yapmaya devam etti.

Reuters: Silahlı Kürt gruplar istikrarsızlıktan faydalanmak için Irak’tan İran’a geçiyor

Bir saldırıya yönelik bariz bir hazırlık olarak görülen bir hamlede İsrail, İran’ın batısındaki rejim yetkilileri, ordu üsleri, füze sistemleri, karakollar ve Besic tesislerini de içeren mevzileri bombaladı.

Bu durum, İsrail’in Kürtlerin ilerlemesi için zemin hazırladığı yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Irak Kürdistanı’ndan yapılacak saldırıya, İranlı Kürtlerin altı fraksiyonunun tamamından savaşçıların katıldığı ve bu savaşçıların da İran’daki Kürtlere silah sağlayacağı bildirildi.

İddiaya göre koalisyon, 18 Mart’ta işgale hazırdı. Tek ihtiyaç duydukları şey, Trump’ın yeşil ışık yakmasıydı.

Hazırlıklar sürerken, Kürt örgütleri de İran yönetimine karşı durumlarına ilişkin endişelerini dile getirmeye başladılar ve sadece askeri desteğin ötesinde “siyasi garantiler” talep etmeye başladılar.

üst düzey İsrailli yetkili The Telegraph’a verdiği demeçte, “İstihbarat, [rejim değişikliğinin] gerçekleşeceğini vaat etmedi. Bunun gerçekleşme olasılığını veya ihtimalini artırabileceğinizi söyledi,” diye konuştu.

Planın çökmeye başlamasından kısa bir süre sonra, operasyonun ayrıntıları Amerikan medyasına sızdı.

CIA’in İran’a yönelik operasyon planı: Kürt grupların silahlandırılması gündemde

Fox News, mart ayında bir saldırı başlatıldığını bildirdi. Bu durum, o dönemki Beyaz Saray basın sözcüsü Karoline Leavitt’i, ABD’nin Kürtleri bu amaçla silahlandırmadığını açıklığa kavuşturmaya zorladı.

Aynı zamanda, Erdoğan’ın planın iptal edilmesi için Washington’da lobi faaliyetleri yürüttüğü anlaşılıyor.

Körfez ülkeleri de İran’ın etnik temelli bölünmesinin Orta Doğu’nun tamamını istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulundukları bildirildi.

Bu başarısızlık Tel Aviv’de pek hoş karşılanmadı. Mossad Direktörü Roman Gofman, rejim değişikliği planının hazırlanmasına yardımcı olan kurumun en üst düzey iki yetkilisini görevden almaya karar verdi.

İçeriden gelen bilgilere göre, 28 Temmuz’da Oval Ofis’te yapılan son toplantıda rejim değişikliği konusu yeniden gündeme geldi. 

Netanyahu, belirli koşullar altında rejim değişikliğinin hâlâ mümkün olduğunu belirtmişti ama Trump’ı ikna edememiş gibi görünüyor.

Trump, savaşı sona erdirmek için nihayetinde hava saldırıları yerine uzun soluklu bir iktisadi abluka yolunu tercih etti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, İran’a karşı Türkiye’nin de dahil olduğu kara ablukasını gündemine aldı

Yayınlanma

Reuters ajansının haberine göre Washington yönetimi, Tahran’ın mevcut kısıtlamaları aşması üzerine bağımsız Çin rafinerileri, büyük bankalar ve kara ticareti yollarını hedef alabilecek yeni baskı senaryolarını masaya yatırdı. Uzmanlar, Pekin ile olası gerilimler ve komşu ülkelerin dengeleri nedeniyle yeni adımların uygulanmasında çeşitli zorluklar bulunduğuna dikkat çekiyor.

ABD, bugüne kadar binlerce İranlı gerçek ve tüzel kişiye yaptırım uyguladı; ancak Tahran yönetimi, engellenen yapıların yerine hızla yenilerini kurarak bu kısıtlamaları aşmayı sürdürüyor.

Reuters haber ajansının uzman görüşlerine dayandırdığı değerlendirmede, mevcut durum köstebek vurma oyununa benzetildi.

Köstebek vurma (Whack-a-Mole), yuvalarından aniden çıkan maketlere tokmakla vurulması mantığına dayanan bir çeviklik ve refleks oyunu olarak biliniyor.

Ajansa konuşan uzmanlar, Washington’ın Tahran üzerindeki baskıyı artırmak ve yaptırımların etkisini yükseltmek amacıyla devreye sokabileceği diğer olasılıkları aktardı.

Muhtemel adımlar arasında, Çin’in petrol işleme kapasitesinin dörtte birini oluşturan ve “çaydanlık” olarak adlandırılan bağımsız Çin rafinerilerine yönelik kısıtlamalar bulunuyor.

Çin, İran’ın ihraç ettiği petrolün yüzde 80’inden fazlasını satın alıyor ve bu sevkiyatın büyük kısmını söz konusu rafineriler işliyor. Bununla birlikte, bu tesislerin ABD finansal sistemiyle olan bağlarının sınırlı olması, onları ikincil yaptırımlara karşı kısmen korunaklı kılıyor.

Masadaki bir diğer seçenek ise Çin’in büyük bankaları üzerindeki baskının artırılması olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), İran petrolü için milyarlarca dolarlık işlem yapmakla suçlanan Çin ve Hong Kong merkezli küçük kuruluşlara ikincil yaptırımlar uyguladı.

Kurum ayrıca iki büyük bankayı uyardı, ancak bu bankaları henüz yaptırım listesine dahil etmedi.

Büyük bankalara yönelik adımlar diğer finans kuruluşlarını caydırabilecek nitelik taşısa da Pekin’in karşı tedbirler alması riskini barındırıyor. Washington, ABD Başkanı Donald Trump ile Xi Jinping arasında eylül ayında gerçekleşmesi muhtemel görüşme öncesinde böylesi bir gerilimden çekiniyor.

Uzmanlar, İran’ın komşuları olan Irak, Türkiye, Pakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan’ın katılımıyla bir kara ablukası uygulanması ihtimalini de ele alıyor.

Trump yönetiminin elinde, 10 milyar dolarlık takas (swap) hattı talep eden Pakistan ve F-35 programına geri dönmek isteyen Türkiye gibi ülkelere yönelik çeşitli etki araçları bulunuyor. Fakat analistler, böyle bir ablukanın sahada hayata geçirilmesinin ve İran içinde beklenen baskıyı yaratmasının zor olduğunu dile getiriyor.

Trump, İran ile ticaret yapan ülkelere yönelik ikincil gümrük tarifeleri uygulama tehdidini daha önce defalarca dile getirdi; ancak ABD Yüksek Mahkemesi bu tür tedbirlerin yasal dayanağını iptal etti.

Diğer yandan, Senato’da kabul edilen Rusya karşıtı “cehennem” yaptırımları yasa tasarısı, İran’a yönelik yeni kısıtlamaları içeriyor ve Trump’a tarife yetkisi tanıyor.

Bu tasarının Temsilciler Meclisi’ndeki oylamadan da geçmesi gerekiyor; ancak metne hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri karşı çıkıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ağustos ortasında yaptığı açıklamada, Trump’ın İran’ın ekonomik izolasyonunu daha önce görülmemiş bir düzeye çıkaracak yeni tedbirleri duyuracağını bildirdi.

Bessent, ABD Başkanının Tahran’a yönelik azami ekonomik baskı politikasını yeniden başlatma talimatı verdiğini belirterek “Destansı Öfke’den Ekonomik Öfke’ye geçtik” dedi.

Bloomberg, Bessent’in ifadelerinin ardından Tahran’ın deniz ablukası ve binlerce kısıtlamanın sonuçlarıyla başa çıkmayı öğrendiğine işaret etti. Ajansın analistlerine göre Washington’ın önündeki temel engeli İran ile Çin arasındaki yakın ekonomik ilişkiler teşkil ediyor; nitekim Pekin, İran petrolünün yüzde 90’ından fazlasını tedarik ediyor. Bu alımları kolaylaştıran kuruluşlara yaptırım uygulanması Tahran’ın petrol gelirlerini doğrudan düşürecek olsa da ABD şimdilik bu adımı atmaktan kaçınıyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği halihazırda kısıtlanmış durumda bulunuyor. İran, 11 Ağustos’ta arabulucular aracılığıyla boğazdaki ablukanın kaldırılmasına yönelik koşullarını ABD’ye iletti.

Tahran’ın şartları arasında tehditlerin ve askeri eylemlerin sona erdirilmesi, abluka ve yaptırımların kaldırılması, zararların tazmin edilmesi ve dondurulan varlıkların serbest bırakılması yer aldı.

Trump 14 Ağustos’ta, İran ile savaşın sona ermesinin ardından Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğini öne sürdü. İran Dışişleri Bakanlığı ise bu açıklamalara yanıt vererek Hürmüz Boğazı’nın “ne bir tweet ile ne bir uçak gemisiyle ne bir emir çıkarılarak ne de bir seçim konuşmasıyla” ele geçirilemeyeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English