Diplomasi
İsrailli düşünce kuruluşu ABD’nin BM’den ayrılmasını istiyor

İsrailli sağcı bir düşünce kuruluşu, Kongre ve Trump yönetiminin BM’den ayrılmasını sağlamak için Washington’daki önde gelen lobi şirketlerinden birini görevlendirdi.
Haaretz’in edindiği bilgilere göre lobi hizmetleri, Misgav Enstitüsü tarafından talep edildi.
Lobi sözleşmesine göre, bu girişim, İsrail’in eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi ve yakın zamana kadar Misgav Enstitüsü’nün üst düzey bir üyesi olan Gilad Erdan tarafından yazılan ve ABD’yi BM’den çekilmeye çağıran bir raporu tanıtmak amacıyla tasarlandı.
Lobi şirketi ayrıca, Kongre ve Beyaz Saray’daki üst düzey isimlerle toplantılar düzenlemek üzere de görevlendirildi.
Lobi şirketi Mercury Public Affairs, ABD’deki Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası’nın gerektirdiği bir bildirimde Misgav Enstitüsü ile olan sözleşmesini açıkladı.
Bu yasa, Amerikalı lobicilerin yabancı kuruluşlar adına yürüttükleri faaliyetleri bildirmelerini zorunlu kılıyor.
Mercury, Türkiye, Japonya ve Güney Kore hükümetleri gibi müşterileri de temsil ediyor ve geçmişte Pegasus casus yazılımının İsrailli üreticisi NSO’yu da temsil etmişti.
Sözleşmeye göre, Misgav Enstitüsü iki aşamalı bir lobi çalışmasının masraflarını karşılayacaktı. İlk aşamada Mercury, Kongre’de ve yönetim ofislerinde bir rapor dağıtacaktı.
Bu rapor, Misgav’ın icra direktörü Asher Fredman ile Misgav’da resmi bir görevde bulunan ve yeni bir parti ile yaklaşan İsrail seçimlerine katılan Erdan tarafından ortaklaşa kaleme alınmıştı.
Bu aşamada Mercury, raporun yazarları için sanal toplantılar da düzenleyecekti.
İkinci aşamada ise Mercury, Misgav temsilcileri için Washington’da üç günlük bir gezi organize edecekti.
Bu gezi kapsamında Kongre üyeleriyle, Trump yönetiminin kilit yetkilileriyle, uzmanlarla ve düşünce kuruluşlarıyla toplantılar yapılacaktı.
“BM Bürokrasisinden Amerikan Küresel Liderliğine: Başarısız Bir BM’den Ayrılmak Yoluyla Amerikan Çıkarlarını İlerletme Stratejisi” başlıklı rapor, ABD yönetimini bu uluslararası örgütün üyeliğinden çekilmeye çağırıyor.
Erdan, 2020 ile 2024 yılları arasında dört yıl süreyle İsrail’in BM Büyükelçisi olarak görev yaptı. Bu süre içinde yaklaşık bir yıl boyunca eş zamanlı olarak İsrail’in ABD Büyükelçisi olarak da görev yaptı.
Misgav Enstitüsü’nde ise Diplomasi ve Uluslararası İşbirliği Merkezi’nin direktörlüğünü yürüttü.
Lobi şirketiyle yapılan anlaşma kapsamında, söz konusu materyallerin Kongre’nin her iki meclisine, Dış İlişkiler, Dışişleri, Bütçe ve Silahlı Kuvvetler komiteleri dahil olmak üzere, ayrıca İsrail’in müttefikleri için oluşturulan Kongre grubu ve İbrahim Anlaşmaları grubuna da sunulması planlanmıştı.
Ayrıca, bu materyallerin Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi’ne, Dışişleri Bakanlığı’nın Yakın Doğu İşleri Bürosu’na, ABD’nin Birleşmiş Milletler Nezdindeki Temsilciliği’ne ve hükümet bakanlıklarıyla kurumlarının harcamalarını denetleyen güçlü bir yürütme organı olan Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Ofisi’ne dağıtılması planlanmıştı.
Misgav Enstitüsü, 2004 yılında “Siyonist Stratejiler Enstitüsü” adıyla kuruldu. Kurucusu, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim girişimlerini destekleme konusunda aktif rol oynayan Israel Harel’di.
Enstitü, yıllarca daha sonra Knesset üyesi ve ardından bakan olan Yoaz Hendel tarafından yönetildi.
Enstitü, sonunda Netanyahu hükümetinin yargı reformunu yönlendiren kilit aktörlerden biri olan Kohelet Politika Forumu ile bağlantılı kişilere devredildi.
2023 yılında yargı reformunun duyurulmasının ardından Ulusal Güvenlik ve Siyonist Strateji Enstitüsü adıyla faaliyet göstermeye başlayan enstitü, Kohelet Forumu’na “şahin” bir güvenlik söyleminin yaygınlaştırılmasında destek verdi.
Bu gelişme, Kohelet’in yargı reformu yasasına önemli ölçüde dahil olması nedeniyle sert eleştirilere maruz kaldığı bir dönemde gerçekleşti.
Kohelet’in genel müdürü Meir Rubin, Misgav Enstitüsü’nün yönetim kurulu üyesi ve imza yetkisine sahiptir. Araştırmacılar Yitzhak Klein ve Yair Ansbacher da dahil olmak üzere Kohelet Forumu’ndan birçok isim Misgav Enstitüsü’ne katıldı.
Enstitü, diğer faaliyetlerinin yanı sıra, güvenlik camiasından şahin eğilimli isimler arasında toplantılar düzenliyor ve yurt dışından üst düzey yetkilileri ağırlıyor.
Kohelet ve Misgav’ın ofisleri Kudüs’te aynı adrese kayıtlı.
2024-2025 yıllarında Misgav Enstitüsü, yaklaşık 7 milyon şekel (2,3 milyon dolar) tutarında bağış aldı.
Bu bağışların büyük çoğunluğu, iki ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluş aracılığıyla isimsiz bağışçılardan geldi.
2008 yılında New York’tan İsrail’e göç eden Fredman, Kohelet’te araştırma görevlisi olarak ve İbrahim Anlaşmaları Barış Enstitüsü’nün İsrail direktörü olarak görev yaptı.
Şu anda, Kohelet Forumu’nun örnek alındığı ve Trump yönetimi için bir çalışma planı olarak “Proje 2025”i hazırlayan ABD merkezli Heritage Vakfı’nda misafir araştırmacı olarak da görev yapıyor.
Diplomasi
İran savaşı 50 yıllık petrodolar döngüsünü çöküşe sürüklüyor

AQR Capital Management eski Finansal Piyasa Araştırmaları Başkanı Aaron Brown, Japan Times gazetesinde yayımlanan analizinde, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının 50 yıllık petrodolar döngüsünü iki taraflı olarak çöküşe sürüklediğini yazdı.
Brown, Orta Doğu’daki çatışmanın küresel sermaye akışını tersine çevirdiğini ve ABD Hazine tahvillerinin geleneksel güvenli liman niteliğini sarstığını belirtti.
Kissinger’ın 1974 yılında Suudi Arabistan ile vardığı anlaşmayı hatırlatan Brown, sistemin işleyişini şu sözlerle aktardı:
“Petrol tüketicileri enerji için dolar ödüyor, bu dolarlar Riyad ile Abu Dabi’ye akıyor ve oradan Washington’ın borcuna geri dönüyordu. 50 yıl boyunca bu petrodolar döngüsü, Amerikan borçlanma maliyetlerini sessizce sübvanse etti ve doların dünyanın rezerv para birimi rolünü pekiştirdi.”
“ABD ile İsrail’in İran savaşı bu düzeni her iki ucundan kırdı”
Brown, ithalatçı ülkeler tarafında 28 Şubat’ta İran’a düzenlenen saldırının ardından yabancı merkez bankalarının art arda haftalarca net tahvil satıcısı olduğunu vurguladı.
New York Federal Rezerv Bankası’ndaki yabancı varlıkları kısa süre önce yaklaşık 82 milyar dolar gerileyerek 2,7 trilyon dolara indi; bu miktar 2012’den bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.
Gelişmeler tahvil faizlerine de yansıdı. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son krizlerin aksine güvenli liman alımlarıyla düşmek yerine, şubat ayı sonundaki yüzde 3,9 seviyesinden birkaç hafta içinde yüzde 4,4’ün üzerine tırmandı.
Bank of America faiz masası ise durumu “Yabancı resmi sektörler ABD Hazine tahvillerini satıyor” tespitiyle özetledi.
Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin ağır bir mali baskıyla karşılaştığını kaydeden Brown, mekanizmayı şöyle açıkladı:
“Dolar cinsinden petrol fiyatı bir noktada varil başına 100 doları aşarken, para birimleri dolar karşısında zayıfladı. İç petrol fiyatlarını daha da artıracak değer kaybını sınırlamak isteyen merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale ediyor. Bu ise dolar gerektiriyor. Bir merkez bankasının sahip olduğu en likit dolar varlığı Hazine tahvilleridir. Dolayısıyla satıyorlar.”
“Körfez üreticileri bu kez petrolünü dışarı çıkaramıyor”
Makalede, Mart 2020’deki koronavirüs salgını sırasında yabancı merkez bankalarının 109 milyar dolarlık rekor tahvil satışı yaptığı, ancak Fed’in takas hatlarını devreye sokmasıyla durumun hızla düzeldiği ifade edildi.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan çevresindeki askeri hareketliliği, Mart 2023’te Silicon Valley Bank’in iflası ve 7 Ekim 2023’teki gelişmeler sırasında sermayenin tahvillere yöneldiğini belirten yazar, mevcut krizin yapısal farklar içerdiğini savundu.
Normal petrol şoklarında artan fiyatların üreticilerin gelirini yükselttiğini ve bu gelirin tahvillere geri aktığını aktaran Brown, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Hürmüz Boğazı’nın kapanması, herkesin petrolüyle birlikte Körfez ülkelerinin varillerini de mahsur bıraktı. Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan ve BAE mart ayında üretimi topluca günlük en az 10 milyon varil kıstı. Suudi Arabistan ve BAE alternatif boru hatlarıyla daha düşük hacimlerde ihracat yapabiliyor, ancak bu hatlar tam kapasitede dahi boğazın normal geçiş hacminin sadece dörtte birini karşılıyor ve aktif İran İHA ile füze tehdidi altında bulunuyor.”
Katar’ın Ras Laffan tesisine yönelik saldırılar sonrasında sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatında mücbir sebep ilan ettiğini hatırlatan Brown, Körfez İşbirliği Konseyi’nin hidrokarbon ihraç edip küresel varlıklara yatırma modelinin tamamen kilitlendiğini belirtti.
Makalede, “Petrodolar döngüsü iki hareketli parça gerektirir: kazanılan dolarlar ve yatırılan dolarlar. İkisi de durdu” ifadelerine yer verildi.
“Alternatifi olmaması ile tartışmasız güvenli liman olması aynı şey değil”
Ocak ayı itibarıyla Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’nin elinde yaklaşık 300 milyar dolarlık ABD tahvili yer alıyordu. Brown, bu ülkelerin hem petrol gelirlerinin azaldığını hem hava savunmasına yoğun harcama yaptığını hem de Washington’a aylar önce verdikleri yatırım taahhütlerini gözden geçirdiğini kaydetti.
Financial Times’a konuşan bir Körfez yetkilisi de bölgenin en büyük ekonomilerinden bazılarının, ABD varlıklarına odaklanan Körfez varlık fonları dahil, mevcut taahhütlerde mücbir sebep maddelerinin geçerliliğini incelediğini aktardı.
Savaşın uzun vadeli yapısal eğilimleri hızlandırdığına dikkat çeken Brown, yabancı yatırımcıların ABD tahvillerindeki payının 2010’ların başındaki yüzde 50 düzeyinden yaklaşık yüzde 32’ye indiğini yazdı.
Merkez bankalarının 2025 yılı başlarında net satıcı konumuna geçtiğini ve 1996’dan bu yana ilk kez küresel merkez bankalarının rezervlerinde ABD tahvillerinden daha fazla altın tuttuğunu aktaran yazar, savaşın bu sinyalleri güçlendirdiğini dile getirdi.
Brown, ABD tahvillerinin derinlik ve likidite açısından toptan terk edilmeyeceğini, ancak nitelik değiştirdiğini belirterek yazısını şu sözlerle tamamladı:
“Kaliteye kaçış eğilimi her zaman şu siyasi varsayıma dayanıyordu: Küresel bir krizde ABD, taraf olan bir savaşçı değil; istikrar sağlayıcı ya da seyircidir. Ancak bizzat ABD savaşın tarafı olduğunda hesaplar değişir. Kissinger’ın 1974 anlaşması Soğuk Savaş’ı, Körfez Savaşları’nı, finansal krizleri ve salgını atlattı; ancak bu savaşı atlatamadı. Petrodolar döngüsü her zaman finansal giysiler kuşanmış siyasi bir düzenlemeydi. Siyaset değiştiğinde, finans da onu takip ediyor.”
Diplomasi
Ukrayna ve İran’daki savaşlar küresel fuel oil açığını tetikliyor

Ukrayna ve İran’daki savaşların rafinerileri vurması, 2026’nın üçüncü çeyreğinde küresel ölçekte ciddi bir fuel oil açığı riskini beraberinde getirdi. Reuters’ın haberine göre günlük açığın 218 bin varile ulaşabileceği öngörülürken, tırmanan yakıt fiyatları deniz taşımacılığı ve enerji santrallerinde maliyetleri hızla artırıyor.
Küresel piyasalar, Ukrayna ve İran’daki savaşların petrol rafinerilerini hedef alması nedeniyle 2026’nın üçüncü çeyreğinde ciddi bir fuel oil açığıyla karşı karşıya kalabilir.
Özellikle deniz taşımacılığı ve elektrik santrallerinde yaygın kullanılan bu yakıt türünde arzın daralması, taşımacılık maliyetlerini ve enerji üretim giderlerini doğrudan yukarı çekiyor.
Reuters ajansının haberine göre, Rusya ve Ortadoğu’daki rafinerilere yönelik saldırılar tesislerin operasyonel dengesini bozdu ve deniz yolu ticaretini sekteye uğrattı.
Rafinerilerin üretim kapasitelerinde motorin ile diğer hafif petrol ürünlerine ağırlık vermesi de fuel oil tedarikindeki düşüşü hızlandırdı. Denizcilik sektöründe yakıt maliyetlerinin tırmanması, küresel navlun piyasasında zincirleme fiyat artışlarına yol açıyor.
Tedarik kesintilerinden en sert darbeyi Asya pazarının alması bekleniyor. Zira bölge, İran’daki savaş yüzünden akışı zaten zedelenen Basra Körfezi sevkiyatlarına yüksek oranda bağımlılık taşıyor.
Piyasa analiz platformu Kpler, dünyanın en büyük gemi yakıt ikmal merkezi konumundaki Singapur’un gereksinim duyduğu yakıtın yarısından fazlasını dışarıdan ithal ettiğini kaydediyor. S&P de Avrupa ve ABD genelindeki rafineri kapasitelerinde daralma öngörüyor.
Danışmanlık kuruluşu Energy Aspects, 2026’nın üçüncü çeyreğinde günlük fuel oil açığının 218 bin varile kadar tırmanabileceğini hesaplıyor.
Küresel piyasada benzer bir arz açığı son olarak 2025’in üçüncü çeyreğinde görülmüş, ancak o dönemdeki açık günlük yalnızca 6 bin varil düzeyinde kalmıştı.
Gemi yakıt ikmalinde sıkça tercih edilen düşük kükürtlü fuel oil fiyatları, denizcilik platformu ZeroNorth verilerine göre, İran’daki savaşın başlangıcından bu yana yüzde 76 artarak varil başına 130 dolara dayandı. Bu ivme, aynı zaman diliminde Brent ham petrolünde kaydedilen fiyat artışını yüzde 40 oranında aştı.
Chevron Üst Yöneticisi Mike Wirth, daha önce yaptığı değerlendirmede, 2026’nın üçüncü çeyreğinde kalorifer yakıtı dahil olmak üzere petrol ürünlerinde yeni fiyat artışları yaşanabileceği uyarısını dile getirmişti.
Wirth, kış mevsimi öncesinde ülkelerin stok tamamlama çabasına girmesiyle birlikte akaryakıt piyasasındaki koşulların daha da zorlaşacağını vurguladı.
Dünya genelindeki tedarik krizinden en büyük ticari avantajı sağlayan aktörlerin başında ise Hindistan ve ABD rafinerileri geliyor.
Reuters ajansı, bu iki ülkenin yakıt ihracatını aralıksız artırdığını, yükselen fiyatlar ve azalan arz sayesinde eskiden Rusya ile Ortadoğu’ya bağımlı olan pazarlara daha fazla ürün sevk ettiğini bildirdi.
Nitekim ABD, 7 Ağustos ile biten haftada motorin ve fuel oil ihracatında günlük 1,9 milyon varile ulaşarak rekor tazeledi.
Diplomasi
Ukrayna Maliye Bakanı: Bütçede 2022 yılından beri en zor dönemi yaşıyoruz

Ukrayna Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, ülkesinin 2022 yılından bu yana en ağır bütçe kriziyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Savaşın 2027 yılına kadar sürebileceği varsayımıyla hazırlanan bütçede finansman açığı 32,6 milyar euroya ulaşırken, Kiev yönetimi açığı kapatmak için AB’ye dondurulan Rus varlıklarını kullanma çağrısı yaptı.
Ukrayna Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Euronews televizyonuna verdiği mülakatta, ülkesinin 2022 yılından bu yana en zorlu bütçe tablosuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Sıcak paraya erişimde ciddi sıkıntılar çektiklerini belirten Marçenko, “2022’den bu yana böyle bir durum yaşamamıştık; o dönemde de ciddi likidite açığı çekiyorduk. Şimdi yeniden 2022’deki senaryoya yaklaşıyoruz” dedi.
Gelişmenin dış borç verenleri etkilemeyeceğini taahhüt eden Marçenko, olumsuz sonuçların yerel düzeyde, özellikle de altyapı inşaatlarında doğrudan hissedileceğini vurguladı.
Marçenko, “Likidite sorunlarını şimdiden görüyoruz ve bütçede kaynak açığı bekliyoruz. Bunun sonuçları olacak” ifadelerini kullandı.
Yeni bütçenin, savaşın 2027 yılına kadar süreceği varsayımıyla hazırlandığını aktaran Ukraynalı bakan, finansman açığının 32,6 milyar euroya ulaşacağını hesapladıklarını kaydetti.
Daha önce Kiev’i ziyaret eden Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti de benzer verileri paylaştı.
Marçenko, açığı kapatabilmek adına Avrupa ülkelerine çağrıda bulunarak dondurulan yaklaşık 300 milyar dolarlık Rus varlığının devreye sokulmasını öngören Ukrayna planının ele alınmasını istedi.
Söz konusu tasarı, Belçika makamları ile takas kurumu Euroclear üzerindeki hukuki riskleri hafifletmek amacıyla bu ülkede tutulan kaynakların yönetim biçiminde değişikliğe gidilmesini içeriyor.
Planın detaylarına değinen Bakan Marçenko, “Bunu müzakere etmek istiyoruz. Plan, Rusya ile olası adli ihtilafların sorumluluğunu sadece Belçika’nın değil, 27 AB üyesi ülkenin ortaklaşa üstlendiği yeni koşullar yaratıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Savaşın uzaması ve Batılı bağışçılarla yürütülen temaslar sürerken Ukrayna’nın savunma harcamalarındaki finansman açığı giderek büyüyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ülkenin 2027 bütçe açığı önceki tahminlerin üzerine çıkabilir.
IMF, çatışmaların 2026 yılı sonunda biteceği varsayımından hareketle haziran ayında finansman açığının gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 17,8’ine denk geleceğini öngörmüştü.
Bu projeksiyonun yukarı yönlü revize edilmesi beklenirken, ilave açığın hangi kaynaklardan kapatılacağı henüz netleşmedi.
Ek kaynak arayışı, dondurulan Rus varlıklarının kullanımını bir kez daha gündemin üst sıralarına taşıdı. İspanya, Polonya, Hollanda ve İsveç dışişleri bakanları bu seçeneğe geri dönülmesi çağrısı yaptı.
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te Belçika merkezli menkul kıymet takas kurumu Euroclear bünyesindeki 210 milyar euroluk Rus varlığını süresiz dondurdu.
Bunun üzerine Rusya Merkez Bankası, Euroclear aleyhine 18,2 trilyon rublelik dava açtı. Moskova Tahkim Mahkemesi mayıs ayında Rusya Merkez Bankasının taleplerini yerinde buldu, 3 Haziran’da ise icra takibi başlattı.
Varlıklarına yönelik tasarrufları hukuka aykırı gören Moskova yönetimi ise bu adımlara tepkili. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu kaynaklara el koyma girişimlerinin hırsızlık sayılacağını ve karşılıksız kalmayacağını açıklamıştı.
Ukrayna Maliye Bakanlığı, haziran ayı sonunda yaptığı çalışmayla 2026-2029 döneminde ülkenin ihtiyaç duyacağı toplam dış finansman miktarının 145,9 milyar dolar olduğunu saptadı.
AB, Ukrayna için 90 milyar euroluk kredi paketini onayladı. Bu paketin 30 milyar eurosu doğrudan bütçe desteğine, 60 milyar eurosu ise savunma harcamalarına ayrıldı.
Kiev yönetimi 3,2 milyar euroluk ilk dilimi 25 Haziran’da teslim aldı; askeri harcamalara dönük yaklaşık 6 milyar euronun ise ilerleyen süreçte iletilmesi hedefleniyor.
Ukrayna parlamentosu, 2026 bütçesini yaklaşık 1,9 trilyon grivna (47,5 milyar dolar) açıkla kabul etti.
Kyiv Independent gazetesinin aktardığı veriler, AB kredisi hesaba katılsa dahi Ukrayna ordusunun 19,6 milyar euroluk savunma finansmanı açığıyla yüzleşebileceğini gösteriyor.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını1 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”









