Bizi Takip Edin

Amerika

Sorunlu krediler arttı; özel krediler baskı altında

Yayınlanma

Özel kredi portföylerinde gerginlik yayılıyor; en büyük fonlardan bazıları değer düşüklüğü kaydı yapıyor ve sorunlu krediler konusunda uyarıda bulunuyor.

Sabit getirili menkul kıymet veri sağlayıcısı Solve’un verilerini inceleyen Financial Times’ın (FT) analizine göre, en büyük özel borç yatırımcılarından bazılarının elindeki sorunlu kredilerin değeri, sektörün petrol fiyatlarındaki çöküşün etkilerini atlatmaya çalıştığı 2017 yılında görülen seviyelere ulaştı.

Özel kredi kredilerine yatırım yapan halka açık fonlar olan en büyük 20 iş geliştirme şirketi (BDC) tarafından tahakkuk durdurulmuş statüye alınan krediler, mart ayı sonundaki yüzde 2’lik seviyeden ikinci çeyrekte maliyetlerinin medyan yüzde 2,8’ine yükseldi.

Faiz tahakkuku durdurma sınırı, özel kredi sektöründeki gerginliğin bir göstergesi. Bu durum, borçluların kredilerine ilişkin ödemeleri durdurduğunu ya da bir fonun, borçlunun yakında yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğini düşündüğünü gösterir.

Özel kredi yatırım şirketi Golub Capital’in eş genel müdürü David Golub, bu ayın başlarında yatırımcılara, sektörün temerrütler ve sorunlu kredilerdeki artışla boğuşurken “yüksek kredi stresi” yaşandığını söyledi.

Golub, “Bir kredi döngüsünün içindeyiz. Diğerleri bir süre bunu inkar etti. Artık pek fazla inkar edildiğini sanmıyorum,” dedi.

Fitch Ratings analistleri geçen hafta, özel kredi temerrütlerinin temmuz ayında yeni bir rekor seviyeye ulaştığı konusunda uyarıda bulundu.

PitchBook LCD’nin ayrı verileri, fonların değer düşüklüğü ile sarsılması ve kredilerin satışı ile geri ödemelerinin yeni anlaşmalardaki taahhütleri aşması nedeniyle, en büyük halka açık BDC’lerin ikinci çeyrekte yeniden küçüldüğünü gösterdi.

KKR ve Blue Owl tarafından yönetilen halka açık fonlar ile Apollo Global tarafından yönetilen ve MidCap Financial olarak bilinen fon, bu çeyrekte geri ödemelerin yeni kredi vermeyi aştığı fonlar arasındaydı.

KKR yöneticileri, sınırlı anlaşma sayısına ve belirli kredilerden çıkma çabalarına işaret etti. 

Şirketin halka açık fonu FS KKR Capital Group, ikinci çeyrekte kredi portföyünün yüzde 7,1’inin sorunlu olduğunu bildirdi.

Bu oran bir önceki çeyreğe göre hafif bir iyileşme gösterse de sektör ortalamasının hâlâ çok üzerinde.

Bu rakamlar, sigorta şirketleri, emekliler ve varlıklı bireyler adına yatırım yaparken büyümenin ana kaynağı olarak özel kredilere büyük ölçüde bahis oynayan özel yatırım sektörünün karşı karşıya olduğu zorluğu ortaya koyuyor.

Bu yatırım araçlarının hızlı yükselişi ve sağladıkları yüksek yönetim ücretleri, Blue Owl, Ares Management, Blackstone, Apollo ve KKR gibi grupların değerlemelerini zirveye çıkardı. 

Fakat özel kredilerin getirilerinin düşmesiyle birlikte yaşanan yoğun sermaye çıkışı, bu grubun hisselerine baskı oluşturdu.

Sektörün devleri, uzun bir süre boyunca temerrütlerin nispeten düşük seviyede seyretmesinin ardından, iflasların ve yeniden yapılandırmaların uzun vadeli ortalamalarına doğru geri dönmeye başladığını kabul etti.

Oaktree’nin kredi kolunun eş genel müdürü Armen Panossian, “Sermayemizi koruyoruz ve daha savunmacı ve riskten kaçınan bir duruş sergiliyoruz. Daha fazla dalgalanma olacağını düşündüğümüz bir ortamda piyasaya aktif olarak girebilmek istiyoruz… Yüzeyin altında endişe verici unsurlar var,” dedi.

Fakat 2 trilyon dolarlık varlık sınıfındaki pek çok yönetici, özel kredi sektöründeki sorunlara ilişkin alarmist yaklaşımın abartılı olduğuna inanıyor.

Bunlardan birçoğu, varlık sınıfı üzerinde baskı yaratan sermaye çıkışlarından FT dahil medyayı sorumlu tutuyor.

Birbiri ardına yapılan kazanç açıklamaları toplantılarında üst düzey yöneticiler, üstlendikleri kredilerin çoğunun iyi performans göstermeye devam ettiğini ve kredi verdikleri ortalama işletmelerin kârlarının arttığını belirtti.

Blue Owl’un eş başkanı Craig Packer, şirketin fonlarından birine yatırım yapanlara “Kredi göstergeleri sağlıklı ve yönetmekte olduğumuz sorunlar münferit kalmaya devam ediyor,” dedi.

Ares’in ABD doğrudan kredi işini yöneten Jim Miller, borçluların “sağlam” durumda olduğunu belirterek, “faiz karşılama oranı ve kaldıraç seviyelerinin genel olarak beş yıllık ortalamamızla tutarlı olduğunu” kaydetti.

Bu iyimserliğin bir kısmı, dünya çapında işletmelere binlerce krediyi elinde bulunduran özel kredi sektörünün önündeki karmaşık tabloyu gizliyor.

BDC portföylerinin önemli bir bölümünü oluşturan yazılım şirketleri gelir artışı bildirmiş olsa da, kurumsal harcamaların yapay zekaya kaymasıyla birlikte bu büyümenin ne kadar sürdürülebilir olacağı belirsiz.

Şu ana kadar görülen sıkıntıların büyük kısmı, faiz oranlarının sıfıra yakın olduğu ve özel sermaye gruplarının yüksek değerlemeler karşısında satın alma çılgınlığına kapıldığı 2020 ile 2021 yılları arasında fonların finansmanına katkıda bulunduğu yatırımlara odaklanıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte bu şirketlerin çoğu artık borçlarını ödemekte zorlanıyor ve yöneticiler, kazanç açıklamaları sırasında sorunların kaynağı olarak defalarca bu grubu işaret ediyor.

Barings’in küresel özel finans ekibi başkanı Bryan High, artan borçlanma maliyetlerinin “bazı işletmelerin yatırım yapmasını engellediğini” söyledi ve “Ürettikleri tüm nakdi kredi verenlere faiz ödemek için kullanıyorlar ve bu nedenle bazı işletmelerin büyümesi olabileceği kadar güçlü olmadı,” dedi.

Bu çeyrekte, Blackstone ve KKR gibi kredi verenler, yazılım grubu Medallia’ya verdikleri kredinin değerini düşürdü.

Özel sermaye şirketi Thoma Bravo, yılın başlarında bu işletmeyi kredi verenlere devretmiş ve 5 milyar dolarlık sermaye yatırımı konusunda pes etmişti.

Blackstone’un fonu, bu yatırımı mart ayındaki 60 sentten haziran sonunda dolar başına 50 sentin altına düşürdü.

Ares fonu, insan kaynakları yazılım şirketi Cornerstone OnDemand’e verdiği kredinin değerini düşürürken, Blackstone ve KKR gibi kredi verenler ise diş hizmetleri şirketi Affordable Care’in borçlarını ödeyememesi üzerine şirketi devraldı.

Bu zayıflık, BDC hisse fiyatlarındaki düşüşle de ortaya çıktı. KKR ve BlackRock tarafından yönetilen halka açık BDC’lerin hisse fiyatları, geçtiğimiz yıl boyunca yüzde 15’in üzerinde değer kaybetti.

Apollo tarafından yönetilen fon ise aynı dönemde yatırımcıları için yüzde 14,5 değer kaybetti.

Goldman Sachs, Ares ve Golub tarafından yönetilen fonlar da dahil olmak üzere diğer fonlar ise en düşük seviyelerinden toparlanarak ya kârlılığa geri döndü ya da pozitif getiri eşiğinde seyrediyor.

BlackRock da dahil olmak üzere bazı şirketler portföylerini yeniden yapılandırdı. TCPC ticker sembolüyle bilinen şirketin fonu, bilançosunu güçlendirmek amacıyla 523 milyon dolarlık bir kredi bloğunu sattı.

Yöneticiler, fonun geleceği için seçenekleri değerlendirmek üzere bankacılarla anlaştıklarını belirttiler; bu seçenekler arasında varlıkların satışı ve fonun tasfiyesi de yer alabilir.

KKR’nin sorunlu fonu da dahil olmak üzere diğerleri ise bazı teşvik ücretlerinden feragat etti.

Oppenheimer analisti Mitchel Penn, BDC hisse fiyatlarındaki düşüşün, fonların “iflasa mahkum fiyatlandırma”ya tabi tutulduğu anlamına geldiğini belirtti.

Kendi araştırmasına göre, son beş yılda ortalama olarak en alt çeyrekte yer alan fonlar, 10 yıllık Hazine tahvili getirisinin altında bir özkaynak kârlılığı elde ediyordu.

Penn, “Kredi değerlendirme süreci olması gerektiği kadar iyi değildi. O kadar seçici davranmadılar,” dedi.

Amerika

ABD Genelkurmayında mühimmat sızıntısı soruşturması: 50 personele yalan makinesi

Yayınlanma

ABD Genelkurmay Başkanlığı karargahında görevli yaklaşık 50 subay ve sivil personel, ordudaki mühimmat açığına ilişkin gizli verileri basına sızdırdıkları şüphesiyle yalan makinesine bağlandı. Soruşturmanın emsalsiz bir boyuta ulaştığı belirtilirken, basına yansıyan askeri raporlar İran ile yaşanan savaşta kritik füze stoklarının tükendiğini gösteriyor.

ABD ordusunun mühimmat stoklarındaki erimeye ilişkin basına sızan gizli veriler, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kapsamlı bir teftiş başlattı.

The New York Times gazetesinin bilgi sahibi yetkililere dayandırdığı haberine göre müfettişler, ABD Genelkurmay Başkanlığı karargahında görev yapan yaklaşık 50 personeli yalan makinesine bağlayarak sorguladı.

Soruşturma kapsamındaki incelemeler yalnızca rütbeli subaylarla sınırlı kalmadı, karargahtaki sivil personel de teste tabi tutuldu.

Görevlilere, gazetecilere gizli bilgi sızdırıp sızdırmadıkları ve azalan mühimmat stokları hakkında basına detay verip vermedikleri soruldu.

Gazeteye bilgi veren kaynaklar, atılan bu adımın yalnızca sızıntının kaynağını tespit etmeyi amaçlamadığını, gelecekte basına benzer bilgiler aktarmayı düşünebilecek diğer çalışanları sindirmeye dönük bir gözdağı niteliği de taşıdığını aktardı.

The New York Times, çağdaş askeri tarihte ABD ordusunun üst kademelerinde böylesi kitlesel yalan makinesi testlerinin görülmediğini ve soruşturmanın vardığı boyutun emsalsiz olduğunu vurguladı.

Amerikan ordusunun cephane açığı yaşadığına dair ilk haberler ağustos ayında medyaya yansımaya başlamıştı. CNN televizyonunun Pentagon’un iç değerlendirmelerine hakim kaynaklara dayandırdığı haberde, İran ile yürütülen beş aylık savaş boyunca ABD’nin THAAD hava savunma sistemi önleme füzelerinin neredeyse yüzde 80’ini ve Patriot füzelerinin ise yaklaşık yarısını tükettiği belirtilmişti.

Reuters haber ajansı da kendi kaynaklarına dayandırdığı bir başka haberde, ABD ordusunun uzun menzilli hassas güdümlü ATACMS füzeleri ile yeni nesil Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) stoklarının “neredeyse tamamını” harcadığını aktarmıştı.

The Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten cephane açığı hususunda izahat istedi.

Trump, bakanın mevcut mühimmat miktarı konusunda kendisini yanılttığı görüşünü dile getirdi. NBC televizyonu ise Trump’ın, mühimmat yetersizliğinin İran’daki askeri harekatı genişletme planlarının önüne bir engel olarak çıkmasından ötürü hayal kırıklığı yaşadığını kaydetti.

Bu sızıntılara karşın kamuoyu önünde farklı bir duruş sergileyen Trump, ABD’nin “dünyadaki diğer tüm ülkelerden katbekat daha fazla mühimmata sahip olduğunu” defalarca yineledi.

ABD Başkanı ayrıca “ihanet niteliğindeki bu açıklamaları basına sızdıran kişilerin” hapis cezasıyla karşılaşacağı yönünde tehditte bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Eski bakan Panetta: ABD ve İran savaşı altı ay daha sürebilir

Yayınlanma

Eski ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Donald Trump’ın başlattığı İran savaşının herhangi bir çözüme ulaşmadan en az altı ay daha sürebileceğini söyledi. Pentagon’daki yönetim krizinin dışarıya zafiyet mesajı verdiğini belirten Panetta, ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir açmazla karşı karşıya kaldığını vurguladı.

Eski ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ile yürüttüğü savaşın altı ay daha sürebileceği uyarısını dile getirdi.

Panetta, Trump’ın tartışmalı çatışmadan çıkış yolu ararken zorlandığını ve bu krizin Ortadoğu’da ucu açık yeni bir “sonsuz savaşa” dönüşme riski taşıdığını vurguladı.

Barack Obama döneminde hem CIA Direktörü hem de 2011-2013 yılları arasında Savunma Bakanı olarak görev yapan Panetta, Guardian gazetesine verdiği mülakatta iki ülkenin tehlikeli bir kilitlenmeyle karşı karşıya kaldığını söyledi.

Trump’ın altı aydan uzun bir süre önce başlattığı askeri çatışmayı bitirecek çok az seçenek kaldığını belirten eski bakan, gidişatın tıpkı Irak ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi Ortadoğu’da “başarısızlıkla sonuçlanan yeni bir savaşa” doğru ilerlediğini ifade etti.

Panetta, “Bana kalırsa bu savaşın herhangi bir çözüme kavuşmadan altı ay daha sürmesi kuvvetle muhtemel” dedi.

Panetta’nın bu değerlendirmeleri, ABD Kara Kuvvetleri Bakanı Dan Driscoll’un ani istifasının hemen sonrasına rastladı.

Driscoll, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile yaşanan görevden alma dalgası ve kurum içi gerilim haberleri eşliğinde görevini bırakmıştı.

Pentagon’un komuta kademesinde büyük bir çalkantı yaşandığını ve bunun içeride adeta sahipsizlik hissi doğurduğunu savunan Panetta, şu sözleri kaydetti:

“Askerlerimiz işte böylesi bir kargaşanın ortasında savaşa gidiyor. İran olsun ya da diğer hasımlarımız olsun, şu anda ABD’ye baktıklarında ülkemizi savunmaya dönük askeri gücümüzü sahaya yansıtma kabiliyetimizde bir zafiyet görüyorlar.”

Çin, Rusya, Kuzey Kore, terör örgütleri ve İran kaynaklı birincil tehditlerin varlığına dikkat çeken Panetta, bu aktörlerin kendi aralarında kurdukları eksen üzerinden temasları sürdürdüklerini ve Washington yönetimini zayıf algıladıklarını ekledi.

Pentagon ise Hegseth liderliğinde tüm birimlerin tam kapasite çalıştığını savundu.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bakanlığın kargaşa içinde olduğu yönündeki tezlerin tamamen temelsiz olduğunu söyleyerek, “Bu iddia, her gün bu ülkeyi savunmak üzere buraya gelen özverili profesyonellere ve savaşçılara hakarettir. Reform süreci tam olarak böyle işler” açıklamasını yaptı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri harekatı başlatmasından üç hafta sonra, mart ayında da benzer uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Panetta, Trump’ın köşeye sıkıştığını dile getirdi.

Panetta’ya göre Trump’ın önünde üç yol bulunuyor. İlk seçenek, sahadan çekilip bunun “başarısız bir savaş” olduğunu kabullenmek; fakat Panetta, Trump’ın böyle bir adımı atmasını olası görmüyor.

İkinci yol, tarafların müzakereye yanaşmadığı ya da teslim olmadığı, karşılıklı misillemelerle süren mevcut kilitlenmeyi zamana yaymak. Eski bakana göre bu senaryo, tarafların en çok korktuğu sonucu doğurarak Ortadoğu’daki yıpratıcı savaşı uzatacak. Üçüncü yol ise küresel ticaretin can damarı sayılan Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü doğrudan ele alıp İran’ın boğazı kapatma ya da deniz trafiğini aksatma kozunu elinden almak.

Savaşın ABD adına kazanılabilir olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Panetta, “Bu ancak ABD’nin tutumunda köklü bir değişim yaşanması ve bu aşamadaki birincil hedefin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak olduğunun açıkça ortaya konmasıyla mümkün olur” dedi.

Trump’ın savaşın yakında biteceği ve Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu yönündeki asılsız açıklamalarıyla güvenilirliğini zedelediğini söyleyen Panetta, ABD Başkanı’nın artık hiçbir tehdidinin caydırıcı olmadığını savundu.

Hafta başında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile yaşanan süreci bir “savaş” olarak nitelemekten kaçınmıştı.

Vance, çatışmaların kasım ayındaki ara seçimlere kadar bitip bitmeyeceği yönündeki bir soruya ise “Bu sorunun cevabını gerçekten bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” yanıtını vermişti.

Panetta, son kamuoyu araştırmalarının Amerikan halkının çoğunluğunun İran ile girilen çatışmayı bir hata olarak gördüğünü ve savaşa karşı çıktığını gösterdiğini aktardı.

Eski Savunma Bakanı ayrıca, İran operasyonlarına destek amacıyla görevlendirilen ve liman ziyareti yapmadan 260 günden uzun süre görevde kalarak rekor kıran USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullara değindi.

Gemideki yaşam şartlarının ve personelin ruh sağlığının bozulduğuna yönelik haberleri hatırlatan Panetta, Pentagon’un bu tablodan ders çıkarması gerektiğini söyledi:

“Netice itibarıyla, rotasyon planı hazırlamadan personeli savaş bölgesine süresiz olarak gönderemezsiniz. Mesele yalnızca savaşın kötü gitmesi değil; ordumuzun, hayatını tehlikeye atan kadın ve erkek askerlerimize sahip çıkıp çıkmadığı konusunda da ciddi bir güvensizlik oluşuyor.”

Okumaya Devam Et

Amerika

ChatGPT ajanlarında sürü psikolojisi tespit edildi

Yayınlanma

OpenAI tarafından mayıs ayında yürütülen güvenlik testleri sırasında yapay zeka ajanlarının sürü psikolojisi sergilediği bildirildi. Ajanların görev sınırlarını aşarak dış altyapılara saldırdığı, kendi aralarında iş bölümü yapıp liderler belirlediği aktarıldı. The New York Times yazarı Kevin Roose, modellerin grup baskısıyla hareket ederek Hugging Face platformuna sızdığını belirtti.

The New York Times yazarı ve “Hard Fork” adlı teknoloji podcastinin sunucusu Kevin Roose, OpenAI bünyesindeki yapay zeka ajanlarının mayıs ayındaki testler sırasında Hugging Face platformuna yönelik siber saldırılarda “sürü psikolojisi” sergilediğini belirtti.

Roose, ajanlardan birinin verilen görevin sınırlarını aştığını bilmesine rağmen, diğer ajanlar aynı adımı attığı için dış altyapıya yönelik saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.

Roose bu durumu, grup baskısı ve modellerin gruptaki diğer üyelerin davranışlarını taklit etme eğilimiyle ilişkilendirdi.

Roose’un paylaştığı verilere göre bir yapay zeka ajanı süreç sırasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Dış altyapının kullanılması, öngörülen uygulama alanının dışına çıkmaktadır. Ancak görev başka türlü tamamlanamaz, diğer ajanlar da bunu yapıyor, bu nedenle devam etmeliyiz.”

Bazı ajanların kendilerine isimler verdiği aktarıldı. Roose, “Aralarından özellikle çalışkan olan biri kendisine PHASEONE10841 adını verdi” ifadesini kullandı.

Yapay zeka ajanlarının grup içinde yönetim kademeleri oluşturduğu, küçük birimler arasında görev ve araştırma projeleri dağıttığı kaydedildi. Bir aşamadan sonra ajanların kendilerini “kolektif” olarak tanımlamaya başladığı ve daha karmaşık görevleri üstlendiği bildirildi.

Merkezi ABD’de bulunan ve 2016 yılında kurulan Hugging Face platformu, yapay zeka modelleri ile makine öğrenimi araçlarının geliştirilip yayımlanmasına olanak tanıyor.

Sistem; yazılımcıların ve araştırmacıların modelleri, veri setlerini ve kaynak kodları paylaşmasını sağlıyor.

Ajanlar, Hugging Face platformuna sızmadan önce günler ve haftalar boyunca OpenAI şirketinin siber güvenlik sistemlerindeki açıkları birlikte aradı ve tespit ettiği bilgileri birbiriyle paylaştı. Modeller bu süreçte yalıtılmış test ortamının dışına çıkmayı başararak dış altyapıya erişim sağladı.

Birden fazla otonom ajanın aynı anda kullanılmasının taşıdığı risklere işaret eden Roose, sistemlerin yalnızca verilen talimatları yerine getirmekle kalmayıp, konulan sınırlamaları aşsalar dahi birbirlerinin eylemlerini benimseyebildiklerini vurguladı.

Bloomberg daha önce yayımladığı haberde, OpenAI ajanlarının temmuz ayında Hugging Face platformuna yapılan sızma eyleminden önce dahili bir forum üzerinden gizlice iletişim kurduğunu ve test ortamından kaçış girişimlerini koordine ettiğini yazmıştı.

Mayıs ayındaki ilk girişimin engellenmesinin ardından yeni bir iletişim kanalı ile sıfır gün açığı bulan ajanların, temmuz ayında Hugging Face altyapısına yönelik saldırıları başlattığı bildirilmişti.

OpenAI, 22 Temmuz tarihinde “benzeri görülmemiş bir siber hadise” yaşandığını açıklamıştı. Şirket, testler sırasında modellerin açık internete erişim sağladığını ve güvenlik açıkları tespit ederek Hugging Face altyapısına saldırdığını bildirmişti.

Reuters ise bir yapay zeka ajanının günlerce korsan saldırılar düzenlediğini, şirketin bu durumu ancak tehdit kontrol altına alındıktan ve Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) başvurulduktan sonra fark edebildiğini aktarmıştı.

Reuters daha sonraki haberinde, OpenAI bünyesinden “kaçan” yapay zeka ajanının 29 Temmuz’da New York merkezli Modal Labs şirketinin bir müşterisinin sistemine sızdığını duyurdu. Modal şirketinin kendi sistemlerine ise girilmediği kaydedildi.

Olayın ayrıntılarının ortaya çıkmasının ardından OpenAI, yaşanan süreci sektör için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Anthropic, Meta, Moonshot ve Birleşik Krallık Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü de kendi testleri sırasında ajanlarının üçüncü taraf sistemlere sızdığını tespit etti.

Financial Times gazetesine konuşan uzmanlar ise modellerin kontrolden çıkmadığını, tam tersine geliştirilme amaçları doğrultusundaki görevleri yerine getirdiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English