Bizi Takip Edin

Avrupa

Saksonya-Anhalt’ta AfD karşıtı güvenlik duvarı çökmek üzere

Yayınlanma

Başta CDU olmak üzere anaakım Alman partilerinin inşa ettiği AfD karşıtı “güvenlik duvarı” (Brandmauer) Saksonya-Anhalt’taki seçimlerde çökmek üzere.

The Economist’te yer alan habere göre Saksonya-Anhalt ve diğer AfD kalesi sayılan bölgelerde, Brandmauer şimdiden ayakta kalmakta zorlanıyor.

Bitterfeld’in CDU’lu belediye başkanı Armin Schenk, “aşırı sağcı” AfD’nin Holokost’u gerçekleştiren bu ülkede iktidara gelmesinin engellenmesi gerektiğini söylüyor. 

Fakat kendinde, Brandmauer’in gerçekte mevcut olmadığını da ekliyor, çünkü “çoğu durumda AfD olmadan karar alınamıyor.”

Şehrin 40 belediye meclisi sandalyesinden 15’ine sahip olan AfD, en büyük parti konumunda.

Brandmauer ayakta kalsa bile, diğer partiler bu duvarın etrafında uyum sağlamak için zorlanıyor. Diğer iki doğu eyaleti olan Thüringen ve Saksonya, 2024 seçimlerinde AfD’nin güçlü performansı sonrasında tutarsız ya da istikrarsız CDU liderliğindeki azınlık hükümetleri kurdu.

Bu hükümetler güçlü liderler tarafından bir arada tutuluyor. Fakat bunlar, ana akım partilerin birbirinden ayırt edilemeyen Kartellparteien (“kartel partileri”) olduğu yönündeki AfD’nin söylemine hizmet ediyor.

CDU’lu Kretschmer, AfD ile işbirliğine kapıları açtı

Saksonya-Anhalt, bu stratejiyi sınırlarına kadar zorlama tehdidi oluşturuyor. AfD 6 Eylül’de kazanırsa, Brandmauer anlamsız hale gelecek.

Tek başına çoğunluğu kıl payı kaçırırsa, CDU’nun iktidara gelmek için Die Linke (Sol Parti) dahil diğer tüm partilerin desteğine ihtiyaç duyması muhtemel. Oysa CDU’nun, 2018’de aldığı karar doğrultusunda, AfD’nin yanı sıra Die Linke ile de koalisyon kurması yasak.

Bu ihtimalle karşı karşıya kalan bazı CDU üyeleri partiden ayrılabilir: Saksonya-Anhalt’taki bir AfD adayı, beş kişinin partiden ayrılmaya hazır olduğunu tahmin ediyor.

Ayrıca anketlerin işaret ettiği gibi, AfD CDU’nun iki katı kadar sandalye kazanmasına rağmen iktidara ortak olmazsa, Alman demokrasisinin işleyip işlemediğini sorgulayanlar sadece AfD destekçileri olmayacak.

CDU, kendini bir çıkmaza soktuğunun farkına varmaya başlıyor. Saksonya Eyalet Başbakanı ve CDU üyesi Michael Kretschmer, geçtiğimiz günlerde “Hâlâ ‘güvenlik duvarı’ndan bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demek,” dedi.

Brandmauer, fiilen partiyi yalnızca solundaki partilerle, özellikle de 1998’den bu yana Almanya’da neredeyse kesintisiz olarak iktidarda olan SPD ile koalisyon kurmaya mecbur kılıyor.

SPD’ye verilen tavizlere ilişkin CDU üyelerinin hayal kırıklığı, zaman zaman belirli konularda (göç, vergi ve enerji gibi) AfD ile “muhafazakâr çoğunluk” arayışına girebilecek bir azınlık hükümeti kurulması yönünde çağrılara yol açıyor.

Seçmenler de yön değiştiriyor. AfD karşıtı Brandmauer’e verilen destek, açık bir çoğunluktan %41’e geriledi.

Yine de CDU’nun kolay bir çıkış yolu yok. Brandmauer’i yıkmak, partiyi ikiye böler ve seçmenlerin kitlesel olarak partiden ayrılmasına yol açar.

Küçük ihlaller bile zaman zaman sorunlara neden oldu. 2020’de CDU, Thüringen’de (kısa ömürlü) bir başbakan seçmek için AfD ile birlikte oy kullandı.

Bunun ardından kopan fırtına, partinin genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in görevden alınmasına yol açtı.

Doğu Alman seçmenler, AfD’nin hükümete katılmasını istiyor

Ocak 2025’te Merz, partisine Federal Meclis’te sembolik göç karşıtı önlemler konusunda AfD ile birlikte oy kullanma talimatı verdi. Bu, Almanya genelinde protestolara yol açtı ve sonraki seçimlerde Die Linke’ye verilen desteği artırdı.

The Economist’in aktardığına göre Şansölyenin bu deneyimden “travma” yaşadığı söyleniyor.

Bu ikilemlerden kaçınmak için CDU’daki bazı isimler, Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin çoğunluk kazanmasını içten içe umuyor.

Andreas Rödder, “CDU içinde AfD’ye nasıl yaklaşılacağı konusunda hiçbir zaman makul bir tartışma yapılmadı; sadece onları ‘yeni Naziler’ olarak dışlama refleksi vardı,” diyor.

Rödder, 2023 yılında katı bir Brandmauer yerine azınlık hükümetlerine açıklık çağrısı yaptığı için CDU’nun temel değerler komisyonu başkanlığından istifa etmişti.

AfD’ye gelince, parti bir zamanlar Brandmauer’i demokrasiye yönelik ağır bir ihlal olarak eleştirmişti. Fakat bugünlerde AfD’nin pek çok üyesi tek başına iktidara gelmeyi dört gözle bekliyor.

AfD milletvekili Malte Kaufmann, “CDU’nun bize koalisyon teklif etmesini sağlamak için kendimizi nasıl sevimli göstereceğimizi düşünmüyoruz,” diyor.

Partinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki genel başkan yardımcısı, seçmenlerinin CDU ile işbirliği yapmak yerine partiyi “ortadan kaldırmalarını” istediğini belirtmişti.

Bir başka AfD milletvekili Torben Braga, parti içinde merkeze yönelmek isteyenlerin iki nedenden ötürü tartışmayı kaybettiğini söylüyor.

Birincisi, “değişmek zorunda kalmadan seçim sonuçlarımız giderek daha iyi hale geliyor.” 

Söder: AfD’yi öylece ortadan kaldıramazsınız

İkincisi, parti, tutumlarını yumuşatmanın ve sert çizgideki üyeleri partiden atmanın bazı seçmenleri kendinden uzaklaştıracağından korkuyor.

Braga, “Brandmauer, bizi çok zor sorularla uğraşmak zorunda kalmaktan koruyor,” diyor.

Partinin tutarlı bir iktidar programı olmadığını savunan The Economist, kayıt dışı konuşmalarda, parti yetkililerinin birbirlerine karşı “olağanüstü kaba” davrandığını öne sürüyor.

Fakat bunların hiçbiri önemli görünmüyor. Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden siyaset bilimci Christian Stecker, Brandmauer’in arkasında her şeyi vaat edebileceğini söylüyor:

“Bu duvar, onları demokraside hesap verebilirliğin getirdiği hayal kırıklığından koruyor.”

Bazı ana akım politikacılar, Almanya anayasası kapsamında açıkça izin verilen AfD’yi yasaklama çağrılarına artık olumlu bakıyor. 

Fakat parlamentonun bu öneriyi onaylaması halinde bile –ki bu pek olası görünmüyor– Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda karar vermesi yıllar sürer.

Diğerleri ise merkez partilerin bir şekilde kaybettiği seçmenleri geri kazanabileceğini umuyor. Burada, popülaritesi son derece düşün Şansölye Merz’i görevden almak devreye giriyor.

Brandmauer şimdilik sağlam görünüyor. Eski bir CDU bakanı, partideki üst düzey isimlerin %90’ının AfD ile işbirliğine karşı olduğunu söylüyor.

Bakan, “Bu sadece bize siyasi olarak zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda cumhuriyetimizi tanımlayan ilkelere de aykırı olur,” diyor. 

Fakat giderek artan sayıda kişi, “CDU’nun yönünü değiştirmesi için artık çok geç, AfD’nin de herhangi bir yön değişikliğini kabul etmesi için çok geç. Bazı şeyler yıkılacak, yeni şeyler ortaya çıkacak ve tüm bunların nasıl bir hal alacağını bilmiyoruz,” diyor.

Avrupa

Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

Yayınlanma

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.

İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.

AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.

Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.

Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.

Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.

Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”

Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.

SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.

Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.

Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.

Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.

Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.

BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.

Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.

Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Yayınlanma

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.

German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.

NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.

Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.

Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.

Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.

Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.

İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.

Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.

Kitle imha silahlarına açılan kapı

NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.

Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.

Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor. 

Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.

Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.

Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.

Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.

Fransa da nükleerde gaza basıyor

Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.

Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.

O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.

Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.

Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.

Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.

Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.

Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor

Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.

Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.

O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.

Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.

Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.

Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.

Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”

“Alman bombası” için hararetli çağrılar

Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.

Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:

“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”

Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.

Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.

Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:

“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”

Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Yayınlanma

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.

Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.

Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.

Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:

“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”

Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.

LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.

Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.

Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.

Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.

Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.

Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.

Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.

Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.

Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.

Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.

Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.

Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English