Avrupa
Saksonya-Anhalt’ta AfD karşıtı güvenlik duvarı çökmek üzere

Başta CDU olmak üzere anaakım Alman partilerinin inşa ettiği AfD karşıtı “güvenlik duvarı” (Brandmauer) Saksonya-Anhalt’taki seçimlerde çökmek üzere.
The Economist’te yer alan habere göre Saksonya-Anhalt ve diğer AfD kalesi sayılan bölgelerde, Brandmauer şimdiden ayakta kalmakta zorlanıyor.
Bitterfeld’in CDU’lu belediye başkanı Armin Schenk, “aşırı sağcı” AfD’nin Holokost’u gerçekleştiren bu ülkede iktidara gelmesinin engellenmesi gerektiğini söylüyor.
Fakat kendinde, Brandmauer’in gerçekte mevcut olmadığını da ekliyor, çünkü “çoğu durumda AfD olmadan karar alınamıyor.”
Şehrin 40 belediye meclisi sandalyesinden 15’ine sahip olan AfD, en büyük parti konumunda.
Brandmauer ayakta kalsa bile, diğer partiler bu duvarın etrafında uyum sağlamak için zorlanıyor. Diğer iki doğu eyaleti olan Thüringen ve Saksonya, 2024 seçimlerinde AfD’nin güçlü performansı sonrasında tutarsız ya da istikrarsız CDU liderliğindeki azınlık hükümetleri kurdu.
Bu hükümetler güçlü liderler tarafından bir arada tutuluyor. Fakat bunlar, ana akım partilerin birbirinden ayırt edilemeyen Kartellparteien (“kartel partileri”) olduğu yönündeki AfD’nin söylemine hizmet ediyor.
Saksonya-Anhalt, bu stratejiyi sınırlarına kadar zorlama tehdidi oluşturuyor. AfD 6 Eylül’de kazanırsa, Brandmauer anlamsız hale gelecek.
Tek başına çoğunluğu kıl payı kaçırırsa, CDU’nun iktidara gelmek için Die Linke (Sol Parti) dahil diğer tüm partilerin desteğine ihtiyaç duyması muhtemel. Oysa CDU’nun, 2018’de aldığı karar doğrultusunda, AfD’nin yanı sıra Die Linke ile de koalisyon kurması yasak.
Bu ihtimalle karşı karşıya kalan bazı CDU üyeleri partiden ayrılabilir: Saksonya-Anhalt’taki bir AfD adayı, beş kişinin partiden ayrılmaya hazır olduğunu tahmin ediyor.
Ayrıca anketlerin işaret ettiği gibi, AfD CDU’nun iki katı kadar sandalye kazanmasına rağmen iktidara ortak olmazsa, Alman demokrasisinin işleyip işlemediğini sorgulayanlar sadece AfD destekçileri olmayacak.
CDU, kendini bir çıkmaza soktuğunun farkına varmaya başlıyor. Saksonya Eyalet Başbakanı ve CDU üyesi Michael Kretschmer, geçtiğimiz günlerde “Hâlâ ‘güvenlik duvarı’ndan bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demek,” dedi.
Brandmauer, fiilen partiyi yalnızca solundaki partilerle, özellikle de 1998’den bu yana Almanya’da neredeyse kesintisiz olarak iktidarda olan SPD ile koalisyon kurmaya mecbur kılıyor.
SPD’ye verilen tavizlere ilişkin CDU üyelerinin hayal kırıklığı, zaman zaman belirli konularda (göç, vergi ve enerji gibi) AfD ile “muhafazakâr çoğunluk” arayışına girebilecek bir azınlık hükümeti kurulması yönünde çağrılara yol açıyor.
Seçmenler de yön değiştiriyor. AfD karşıtı Brandmauer’e verilen destek, açık bir çoğunluktan %41’e geriledi.
Yine de CDU’nun kolay bir çıkış yolu yok. Brandmauer’i yıkmak, partiyi ikiye böler ve seçmenlerin kitlesel olarak partiden ayrılmasına yol açar.
Küçük ihlaller bile zaman zaman sorunlara neden oldu. 2020’de CDU, Thüringen’de (kısa ömürlü) bir başbakan seçmek için AfD ile birlikte oy kullandı.
Bunun ardından kopan fırtına, partinin genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in görevden alınmasına yol açtı.
Ocak 2025’te Merz, partisine Federal Meclis’te sembolik göç karşıtı önlemler konusunda AfD ile birlikte oy kullanma talimatı verdi. Bu, Almanya genelinde protestolara yol açtı ve sonraki seçimlerde Die Linke’ye verilen desteği artırdı.
The Economist’in aktardığına göre Şansölyenin bu deneyimden “travma” yaşadığı söyleniyor.
Bu ikilemlerden kaçınmak için CDU’daki bazı isimler, Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin çoğunluk kazanmasını içten içe umuyor.
Andreas Rödder, “CDU içinde AfD’ye nasıl yaklaşılacağı konusunda hiçbir zaman makul bir tartışma yapılmadı; sadece onları ‘yeni Naziler’ olarak dışlama refleksi vardı,” diyor.
Rödder, 2023 yılında katı bir Brandmauer yerine azınlık hükümetlerine açıklık çağrısı yaptığı için CDU’nun temel değerler komisyonu başkanlığından istifa etmişti.
AfD’ye gelince, parti bir zamanlar Brandmauer’i demokrasiye yönelik ağır bir ihlal olarak eleştirmişti. Fakat bugünlerde AfD’nin pek çok üyesi tek başına iktidara gelmeyi dört gözle bekliyor.
AfD milletvekili Malte Kaufmann, “CDU’nun bize koalisyon teklif etmesini sağlamak için kendimizi nasıl sevimli göstereceğimizi düşünmüyoruz,” diyor.
Partinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki genel başkan yardımcısı, seçmenlerinin CDU ile işbirliği yapmak yerine partiyi “ortadan kaldırmalarını” istediğini belirtmişti.
Bir başka AfD milletvekili Torben Braga, parti içinde merkeze yönelmek isteyenlerin iki nedenden ötürü tartışmayı kaybettiğini söylüyor.
Birincisi, “değişmek zorunda kalmadan seçim sonuçlarımız giderek daha iyi hale geliyor.”
İkincisi, parti, tutumlarını yumuşatmanın ve sert çizgideki üyeleri partiden atmanın bazı seçmenleri kendinden uzaklaştıracağından korkuyor.
Braga, “Brandmauer, bizi çok zor sorularla uğraşmak zorunda kalmaktan koruyor,” diyor.
Partinin tutarlı bir iktidar programı olmadığını savunan The Economist, kayıt dışı konuşmalarda, parti yetkililerinin birbirlerine karşı “olağanüstü kaba” davrandığını öne sürüyor.
Fakat bunların hiçbiri önemli görünmüyor. Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden siyaset bilimci Christian Stecker, Brandmauer’in arkasında her şeyi vaat edebileceğini söylüyor:
“Bu duvar, onları demokraside hesap verebilirliğin getirdiği hayal kırıklığından koruyor.”
Bazı ana akım politikacılar, Almanya anayasası kapsamında açıkça izin verilen AfD’yi yasaklama çağrılarına artık olumlu bakıyor.
Fakat parlamentonun bu öneriyi onaylaması halinde bile –ki bu pek olası görünmüyor– Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda karar vermesi yıllar sürer.
Diğerleri ise merkez partilerin bir şekilde kaybettiği seçmenleri geri kazanabileceğini umuyor. Burada, popülaritesi son derece düşün Şansölye Merz’i görevden almak devreye giriyor.
Brandmauer şimdilik sağlam görünüyor. Eski bir CDU bakanı, partideki üst düzey isimlerin %90’ının AfD ile işbirliğine karşı olduğunu söylüyor.
Bakan, “Bu sadece bize siyasi olarak zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda cumhuriyetimizi tanımlayan ilkelere de aykırı olur,” diyor.
Fakat giderek artan sayıda kişi, “CDU’nun yönünü değiştirmesi için artık çok geç, AfD’nin de herhangi bir yön değişikliğini kabul etmesi için çok geç. Bazı şeyler yıkılacak, yeni şeyler ortaya çıkacak ve tüm bunların nasıl bir hal alacağını bilmiyoruz,” diyor.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’ta AfD adım adım iktidara yürüyor

Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde Almanya için Alternatif (AfD), büyük bir farkla birinci parti olmaya hazırlanıyor.
Son federal seçimlerde CDU’nun arkasından ikinci sıraya yükselen parti, başka partilerin eyalet seçim barajına takılması halinde tek başına iktidar bile olabilir.
Son anketler, AfD’nin yüzde 42 civarında oy oranı ile en yakın rakibi CDU’ya yaklaşık 20 puan fark attığını gösteriyor. Yeşiller, Sol Parti ve SPD ise barajı geçiyor gibi görünüyor.
Dolayısıyla yıllardır AfD’ye karşı hem eyalet hem de federal düzeyde oluşturulan “güvenlik duvarı” Saksonya-Anhalt’ya çökmek üzere. Eğer AfD tek başına iktidar çoğunluğu elde edemezse, bu durumda CDU, tıpkı AfD ile olduğu gibi “güvenlik duvarı” siyasetine tabi tuttuğu Sol Parti ile koalisyon kurmak zorunda kalabilir.
AfD ve Sol Parti birlikte engelleyici çoğunluğu elde ederse, bu partilerden birinin desteği olmadan hükümet kurmak imkânsız hale gelecek.
Perşembe günü FOCUS tarafından haberleştirilen bir öneriye göre, CDU’nun Harz ilçe derneğinden ve eyalet milletvekili Alexander Räuscher, Sol Parti’nin “iyi niyeti, hoşgörüsü veya açık rızası” olmadan ayakta kalamayacak herhangi bir modeli reddetti.
Belgede, “Sol Parti’ye merkez sağ hükümetin tüm çalışmaları üzerinde fiili veto hakkı tanıyan bir model, CDU Harz için kabul edilemez,” deniyor.
Öneriyi sunanlar, Saksonya ve Thüringen gibi diğer Doğu Almanya eyaletlerinde olduğu gibi, “aşırı sol”un desteğiyle CDU liderliğindeki bir azınlık hükümetinin kurulmasının, AfD’ye partiye saldırmak için yeni bir bahane sunacağını düşünüyor.
Öte yandan CDU’nun baş adayı olan eyalet başbakanı Sven Schulze, bu öneriye destek vermedi.
Stern dergisine verdiği demeçte, “Bu, tek bir parti üyesinin görüşüdür. Bu konuda henüz bir karar alınmadı ve önümüzdeki günlerde tartışma konusu olmayacak,” dedi.
Belge henüz kabul edilmedi fakat Räuscher, siyasi yelpazenin her iki tarafında da kırmızı çizginin çizilmesini istediğini açıkça belirtti.
FOCUS dergisine verdiği demeçte, “AfD ve Sol Parti ile işbirliğini reddediyorum” diyen Räuscher, bu partilerden herhangi biriyle müzakere eden CDU üyelerinin partiden ihraç edilmesini talep etmeyi düşüneceği uyarısında bulundu.
AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ise rahat görünüyor. Financial Times (FT) muhabirleri Laura Pitel ve Anne-Sylvaine Chassany, Siegmund’un “oldukça çekici birisi” olduğunu söylerken, yapay zekaya “aşırı sağcı bir politikacı tasarla” denilse ortaya çıkabilecek bir figüre de “biraz benzediğini” öne sürüyor.
AfD’nin Saksonya-Anhalt şubesi, kendisini demokrasi için bir “erken uyarı sistemi” olarak gören Alman iç istihbarat servisi tarafından resmi olarak aşırı sağcı olarak sınıflandırılmıştı.
Servis, parti üst düzey yetkililerinin görüşlerinin “İslamofobik ve antisemitik açıklamalar ile göçmenlere yönelik şeytanlaştırıcı söylemler dahil” Alman Anayasası’na aykırı olduğu sonucuna varmıştı.
DDR’in ilhakı halkın zihnine kazındı
Geçen temmuz ayında Der Spiegel’de AfD’nin eyaletteki yükselişine ilişkin yapılan bir haber, “Almanya’nın birleşmesi” denilen sürecin eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) eyaletlerinde farklı algılandığını bir kez daha gösteriyor.
Örneğin 57 yaşındaki Christof Günther, yakıtlar, endüstriyel gazlar, renk pigmentleri ve mumların da üretildiği kimya fabrikasının işletmecisi olan Infraleuna’nın başkanı. “Birleşme” yıllarında yaşanan kayıp deneyiminin insanların bilincine derinlemesine kazındığını söylüyor.
“Yeniden birleşmenin” ardından, bir zamanlar 27.000’den fazla işçinin çalıştığı VEB Leuna-Werke Walter Ulbricht fabrikasında geriye sadece birkaç bin kişi kalmış.
Günther, “Bütün nesiller, memleketlerinde artık bir gelecek göremedi. Herkes bu durumdan etkilendi ya da ailesinde bu durumdan etkilenen biri vardı,” diyor. Bu durum, Thüringen’deki akrabaları için de geçerliymiş.
Federal Almanya’ya ilhakın ardından ilk başta küçük bir iktisadi mucize yaşanmış. Kimya sanayi bölgesi toparlanmış; son dönemde burada yaklaşık 15.000 kişi çalışıyormuş.
Günther, “Bölgede kimya endüstrisi kadar iyi ücretli iş imkânları sunan başka bir sektör yok,” diyor.
Fakat şu anda bölge yeniden bir krizin içinde. Pek çok insan, tarihin tekerrür etmesinden korkuyor.
Örneğin Leuna’daki en büyük kimya şirketlerinden biri olan poliamid üreticisi Domo, birkaç ay içinde ikinci kez iflasa sürüklendi.
O dönemde henüz Ekonomi Bakanı olan Eyalet Başbakanı Sven Schulze (CDU), Noel’de yapılan ilk iflas başvurusunun ardından Domo’yu kurtarmak için 80 milyon avro ayırmıştı ama işe yaramadı.
Haziran ayında, bu amaçla özel olarak kurulan kurtarma şirketi de iflas etti.
Infraleuna Başkanı Günther, “Kimya sektöründe bir acil durumla karşı karşıyayız,” diyor. Sektörün içinde bulunduğu bu zor durum, tüm ülke için sonuçları olacak bir siyasi sarsıntıya yol açabilir.
Nitekim Günther, “AfD, insanların yaklaşan sorunların çözülmeyeceği hissinden yararlanıyor,” diyor Günther.
Bu durum, AfD’nin son dönemde Batı’da da güçlü bir yükseliş kaydettiği Doğu’da da benzer. Fakat arada fark var: “Geçmişte acı verici bir yapısal çöküş yaşamış olanlar, bu sorunlara karşı daha da duyarlı oluyorlar.”
Der Spiegel’e göre bu yaz Saksonya-Anhalt’tan geçenler, büyük bir korku ve memnuniyetsizlikle karşılaşıyor. Ayrıca, bu durumun fark edilmediği ya da ciddiye alınmadığı hissiyle de karşılaşıyorlar.
Dergiye öre AfD, ters giden her şeyi eleştiriyor fakat iyi işleyenleri görmezden geliyor ve seçim programında “eski partiler” hakkında şöyle diyor: “Tüm sorunların sorumlusu onlar.”
AfD’nin “kötü gidişi durdurma” iddiası Saksonya-Anhalt’ta, hatta iş dünyasının geniş kesimlerinde de olumlu karşılanıyor. Sağcı kaymaya açıkça karşı çıkan girişimciler ise azınlıkta.
“Neşenin partisi”nin adayı Siegmund
İşletme psikolojisi diplomasına sahip eski bir parfüm satıcısı olan Siegmund özellikle TikTok ve Instagram’da devasa bir takipçi kitlesi oluşturdu. Kampanya sloganı ise “her şey mümkün.”
Kariyerinin ilk yıllarını iş dünyasında geçirdi ve bir “koku şirketi” kurdu. Bu şirket, Berlin ulaşım yetkililerini, metro istasyonlarına vanilya kokusu yaymanın suç oranını azaltacağına ikna etmek için cesur ancak sonuçsuz bir girişimde bulundu.
CDU üyesi olarak siyasete atıldı fakat bu partinin eski alışkanlıklarından kurtulamadığını gördü. 2014 yılında yeni kurulan AfD’ye katıldı ve iki yıl sonra eyalet meclisine seçildi.
Siegmund, eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) eyaletlerinin, Batı Almanya tarafından yutulduktan sonra yaşadıkları “yabancılaşmayı” da iyi kullanıyor. Örneğin DDR döneminde ayakkabı üretiminin ana merkezi olan Weißenfels, bugünlerde büyük bir çöküş yaşıyor.
Burada miting yapan Siegmund, açılış konuşmasında, meydanda toplanan yüzlerce kişiyi “sağduyu kampına” hoş geldiniz diyerek karşıladı.
Bir gece önce Berlin’deki onur yürüyüşüne düzenlenen ve bir kadının hayatını kaybetmesine yol açan saldırıyı kınadı ve olayla ilgili “basmakalıp sözler sarf eden” diğer politikacıları sert bir dille eleştirdi. Kalabalığın içinde yaşanan bir tartışmanın ardından ise, “Biz neşenin partisiyiz,” dedi.
2024 yılında Siegmund, Avusturyalı milliyetçi Martin Sellner’in düzenlediği “tersine göç” gizli toplantısına katılarak medyanın gündemine oturan AfD’lilerden biriydi. Siegmund’un toplantıda, “bu müşteri kitlesi” (göçmenleri kastediyor) için Saksonya-Anhalt’ta yaşamı “olabildiğince çekici olmayan” hale getirmek istediğini söylemişti.
AfD’li, haberlerin bir kısmının (örneğin sınır dışı etme planıyla ilgili bölümün) “masal” olduğunu iddia ediyor. Fakat geriye dönüp baktığında, bu haberi kendileri için “harika, ücretsiz bir reklam kampanyası” olarak değerlendirmeye başlamış.
“Tersine göç” konuşuluyor
AfD’nin seçim programı, “tersine göç” fikrini gerçekten de benimsiyor.
Parti, “yasadışı göçmenler” olarak adlandırdığı kişilere karşı bir “sınır dışı etme ve geri göç harekâtı” vaat etmekte ve “kültürel olarak uyumsuz” yabancılara sert eleştiriler yöneltiyor.
AfD, devletin yabancı nüfusunu azaltma kampanyasının hedeflerinden biri olarak Ukraynalıları öne çıkarıyor ve çok azının mülteci statüsünü hak ettiğini savunuyor. Ayrıca Suriyeliler, Iraklılar ve Afganları da hedef gösteriyor.
Toplamda, iki milyonluk eyalette yaklaşık 170.000 yabancı uyruklu kişi bulunuyor ki bu rakam 2014’ten bu yana üç katına çıktı. Bu kişilerin gelişi bazı yerli halkı tedirgin etti.
Fakat meslek örgütleri, ciddi vasıflı işgücü eksikliği göz önüne alındığında yabancı işçilerin vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Eyaletteki doktorların yaklaşık yüzde 20’si yurt dışından geliyor.
Saksonya-Anhalt seçim programı zaten esas olarak ulusal kimlik ile “tersine göç” üzerine odaklanıyor.
Parti, mevcut hükümetin iktisadi gerileme ve demografik istikrarsızlığa yol açtığını savunurken, düşen doğum oranlarını ele almak için geleneksel aile yapılarına geri dönüş öneriyor.
Önemli girişimler arasında Alman ebeveynlere yönelik mali teşvikler, doğmamış yaşamın korunması ve okullarda “cinsiyet ideolojilerinin” reddedilmesi yer alıyor.
Göç konusunda ise belge, sıkı sınır kontrolleri, yasadışı ikamet edenlerin sınır dışı edilmesi ve hem yabancıların hem de yurtdışında yaşayan Almanların ülkelerine geri gönderilmesini savunuyor.
Deregülasyon ve dijitalleşme öne planda
Bunun yerine, işgücündeki personel eksikliğini gidermek için teknolojileştirme, dijitalleşme ve yapay zeka odaklı bir devlet stratejisi öneriyorlar.
Ayrıca program, eğitim sisteminde reform yapılması, tarihi anıtların korunması ve kamu kurumlarında cinsiyet nötr dilin yasaklanması yoluyla “vatansever bir kültürel dönüşüm” hedefliyor. AfD, “küreselci ve sol” etkilere karşı Alman egemenliğini ve geleneksel değerleri koruyabilecek tek güç olarak kendini konumlandırıyor.
AfD Saksonya-Anhalt hükümet programındaki iktisat politikası, küresel şirketlere kıyasla “aile şirketleri” olarak da bilinen yerel küçük ve orta ölçekli işletmelere (Mittelstand) öncelik veren, koruyucu ve deregülasyon odaklı bir yaklaşıma dayanıyor.
Partinin hükümet programında “AfD liderliğindeki bir eyalet hükümeti, ikstisadi çöküşü ve bununla bağlantılı sanayisizleşmeyi durduracak,” deniyor.
Program, çok uluslu şirketlere yönelik devasa devlet sübvansiyonlarına şiddetle karşı çıkıyor ve Magdeburg’daki Intel fabrikası için planlanan 10 milyar avroluk sübvansiyonu eleştiriyor. Programın savunucuları, bir işyeri başına 3 milyon avrodan fazla harcamanın yapısal iktisadi sorunları çözmediğini savunuyorlar.
Saksonya-Anhalt’ın yapısal olarak zayıf bölgelerinde, yatırımcıları çekmek amacıyla basitleştirilmiş yasal ve idari koşullar sunan özel iktisadi bölgelerin kurulmasının araştırılmasını öneriyor.
“Akademik çılgınlık” (Akademisierungswahn) olarak adlandırdıkları olguyla mücadele etmek ve zanaat sektörünün geleceğini güvence altına almak amacıyla, program zanaatçiliğin ve mesleki eğitimin güçlendirilmesini savunuyor.
Yerel KOBİ’lerin sistemlerini otomatikleştirmelerine yardımcı olmak amacıyla özel bir devlet finansman programı ve ücretsiz danışmanlık hizmetleri kurmayı planlıyor.
Ayrıca AfD vergi indirimlerini savunuyor ve yeşil enerji dönüşümünün tamamen geri alınmasını talep ediyor.
AfD devlet enerji ajansı (LENA) veya yatırım ve pazarlama şirketi (IMG) gibi, “gereksiz” veya “şişirilmiş” buldukları devlet kurumlarını kapatmak istiyor.
Deregülasyon ve “idari devletin zayıflatılması” da programda yer alıyor.
Nazizm esintili Bauhaus tartışması
Partinin “Nazizm” ile bağlantılandırılmasına yol açan en ilginç noktalardan biri de “Bauhaus” tartışması. AfD, Saksonya-Anhalt’ın kimliğini Bauhaus’tan türetmeye çalışan mevcut eyalet hükümetinin moderndenken (modern düşünce) başlıklı imaj kampanyasını eleştiriyor.
Programda, Bauhaus okulunun “ulusal köklerden” herhangi bir iz bırakmamaya aktif olarak çaba gösterdiği savunuluyor. Bu da eyaletin kimliğini bu akıma dayandırmanın bir “kimliksizlik politikası” anlamına gelmesi demek.
Bauhaus’tan “tartışmalı bir mimarlık okulu” olarak bahsediliyor ve eyaletin bu akıma odaklanmasının bir “kimlik bozukluğu” işareti olduğu düşünülüyor.
AfD, moderndenken kampanyasının yerine bir deutschdenken (Almanca düşüncesi) kampanyası öneriyor.
Bu yeni kampanya, Bauhaus yerine Saksonya-Anhalt’ta derin kökleri olan tarihi Alman şahsiyetlerini ve kültürel başarıları ön plana çıkaracak. Kampanya, Kral I. Henry, İmparator I. Otto, Martin Luther, Otto von Bismarck ve Friedrich Nietzsche’yi açıkça anarak, bölgenin Orta Çağ’da Alman İmparatorluğu’nun merkezi olduğunu vurguluyor.
Kampanya, okul entegrasyonları, yeni vatansever turizm konseptleri, ödül törenleri ve ulusal özgüvenin geliştirilmesine yönelik anma etkinlikleri aracılığıyla hayata geçirilecek.
Rusya ile ilişkileri iyileştirme çağrısı
AfD Saksonya-Anhalt, sırf Rusya ile savaştan kaçınılmasını ve Avrupa’da barışın korunmasını savundukları için kendilerine Putinversteher (Putin sempatizanları) damgası vuran mevcut siyasi düzeni eleştiriyor.
Programda, 2022 yılından önce Rusya’nın Saksonya-Anhalt’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olduğu belirtiliyor.
AfD Rusya, Belarus ve İran’a yönelik AB yaptırımlarının, başka herhangi bir ülkenin ekonomisinden çok Almanya’nın kendi ekonomisine zarar verdiğini öne sürüyor ve bu yaptırımların tamamen kaldırılması için Bundesrat’ta bir girişim başlatılmasını öneriyor.
Enerji krizini çözmek ve enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla, Rusya ile enerji ilişkilerinin normale döndürülmesini ve ucuz boru hattı gazı ithalatının yeniden başlatılmasını savunuyorlar.
Özellikle, hasar gören Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarının derhal onarılmasını ve pahalı, deniz yoluyla taşınan sıvılaştırılmış hidrolik kırma gazını devre dışı bırakmak için Kuzey Akım 2’nin hasarsız Strang B kolunun derhal devreye alınmasını talep ediyorlar.
Eğitimde, program Saksonya-Anhalt eyaletinde Rusça dil öğretiminin sürdürülmesini ve mümkün olduğunda genişletilmesini öngörüyor.
Bunu başarmak için, akademik eğitim almış ana dili Rusça olan kişilerin, mesleğe sonradan geçen öğretmenler olarak hedefli bir şekilde işe alınmasını öneriyor.
Avrupa
Polonya ordu seferberlik belgeleri dağıtmaya başladı

Polonya Asker Alma Merkezleri, vatandaşlara savaş veya genel seferberlik durumunda görev yerlerini bildiren seferberlik kartları göndermeye başladı. Barış döneminde yapılan bu rutin sevkiyat yalnızca yedek askerleri değil; tıp, lojistik, bilişim, enerji ve ulaştırma gibi kritik sektörlerde çalışan sivilleri de kapsıyor.
Polonya Asker Alma Merkezleri, vatandaşlara barış döneminde hazırlanan seferberlik kartlarını ulaştırmaya başladı.
RMF FM radyosunun aktardığı gelişmeye ilişkin açıklama yapan Polonya Merkezi Asker Alma Merkezi yetkilileri, uygulamanın standart bir prosedür olduğunu ve her yıl düzenli olarak yürütüldüğünü bildirdi. Barış döneminde teslim edilen seferberlik kartı, kişiye seferberlik tertibi verildiğini belgeliyor.
Belgede, genel seferberlik ilan edilmesi veya savaş çıkması halinde kişinin hangi birliğe ve tam olarak hangi adrese gitmesi gerektiği yer alıyor.
Belgelerdeki renkli şeritler, vatandaşların görev türünü ve yükümlülüklerini belirliyor. Kırmızı şerit, seferberlik veya savaş durumunda fiili askerlik hizmeti yürütmek üzere belirlenen birliğe katılması gereken pasif yedek personeli kapsıyor.
Yeşil şerit, celpname veya genel duyuru yoluyla göreve çağrılacak pasif yedekleri tanımlıyor.
Mavi şerit ise Ulusal Savunma Bakanlığı çalışanları ile ordu yararına çalışacak diğer personelin iş gücü seferberliği kapsamındaki görevlendirmelerini içeriyor.
Sivil uzmanlar ve altyapı personeli de listeye alındı
Seferberlik belgeleri öncelikli olarak yedek askerlere veriliyor. Ancak bu belgeler ordu için hayati kabul edilen tıp mensuplarına, bilişim uzmanlarına ve lojistikçilere de iletilebiliyor.
Ayrıca savaş durumunda enerji, ulaşım, haberleşme veya kamu yönetimi alanlarında görev üstlenecek sivil personelin de seferberlik tertipleri düzenleniyor.
Kartta belirtilen zaman ve yerde hazır bulunmayan kişiler, en az üç yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalabiliyor. Yaş sınırının aşılması, yurtdışına kalıcı olarak yerleşilmesi, kişinin ilgili göreve elverişsiz sayılması veya hakkında kesinleşmiş ertelenemez hapis cezası kararı verilmesi durumunda görevlendirme iptal edilebiliyor.
Aynı zamanda 18 yaşından küçük çocuğu olan eşlerin her ikisinin birden çağrılması hali de istisna kapsamında yer alıyor.
Polonya Ulusal Savunma Bakan Yardımcısı Cezary Tomczyk, ağustos ayında yaptığı açıklamada, ülkenin bir savaşın başlamamasını umarak ancak olası bir savaşa da hazırlık yaparak hareket ettiğini dile getirdi.
Ülkenin savunma kapasitesini artırdığını belirten Tomczyk, özellikle enerji altyapısına yönelik muhtemel saldırılara karşı tedbir alındığını vurguladı.
Polonya, Doğu Kalkanı programı kapsamında kapasitesinin yaklaşık yüzde 80’i savaş zamanı operasyonlarına göre tasarlanan SAN insansız hava araçlarıyla mücadele sistemini geliştiriyor.
Tomczyk hazırlıkların kapsamına ilişkin olarak şu ifadeleri kullandı:
“Biz basın toplantıları için değil, son derece elverişsiz koşullarda yürütülecek savunma harekatlarına hazır olması gereken bir ordu kuruyoruz ve bunun için gereken araçlara sahip olmamız gerekiyor.”
Avrupa
Norveç, Amerikan tahvillerinden çıkabilir

Norveç’in varlık fonu, risk dağılımını çeşitlendirmek ve getirileri artırmak amacıyla, 2,3 trilyon dolarlık yatırım portföyündeki ABD Hazine tahvilleri miktarını azaltabilir.
Norges Bank Investment Management’ın (NBIM) yöneticileri, cuma günü kamuoyuna açıklanan ve ülkenin maliye bakanlığına hitaben yazdıkları bir mektupta, tahvil portföyündeki toplam devlet tahvillerinin payını %70’ten %50’ye düşürmeyi önerdi.
Fon yöneticileri, bu seviyenin piyasa dalgalanmaları sırasında yeterli likidite sağlayacağını ve aynı zamanda başka yatırım alanlarında daha yüksek getiri elde etme imkânı sunacağını belirtti.
Önerilen yeniden dağılım, NBIM’nin Hazine tahvili portföyünü kademeli olarak %34,1’den %21,9’a düşürecek, Avro bölgesi tahvillerindeki payını %16,8’den %14,1’e indirecek ve Japon devlet tahvillerindeki payını %4,6’dan %7,4’e artıracak.
NBIM ayrıca, neredeyse tüm gelişmiş ekonomilerin yüksek borç yükü nedeniyle, devlet tahvili portföyünü GSYİH yerine piyasa değeri üzerinden ağırlıklandırmaya başlamak istiyor.
Bu olası değişiklik, Hazine piyasası için hassas bir dönemde gerçekleşecek; zira yatırımcılar ABD’nin mali gidişatı ve giderek ağırlaşan borç yükü konusunda endişe duydukları için uzun vadeli getiriler on yılın en yüksek seviyelerine tırmandı.
İktisatçı Mohamed El-Erian, cuma günü CNBC’den Carolin Roth ile yaptığı röportajda, Japonya, Çin ve Körfez ülkelerini örnek göstererek, “ABD Hazine tahvillerinin güvenilir alıcıları ve sahipleri baskı altında,” dedi.
NBIM’in Hazine tahvillerindeki payını azaltma önerisine değinen El-Erian, “Miktar büyük değil, ama geleneksel sahiplerin ve alıcıların güvenilirliğinin azaldığına dair bu sinyal çok önemli,” dedi.
NBIM, şirket tahvilleri gibi ABD’deki devlet dışı sabit getirili varlık portföyünü ise %16,2’den %27,6’ya çıkarmayı planlıyor.
CEO Nicolai Tangen ve Norveç Merkez Bankası Başkanı Ida Wolden Bache, fonun ipotek teminatlı menkul kıymetler gibi daha riskli varlıklara yönelerek daha yüksek getiri elde edebileceğini belirtti.
İkili, uzun vadeli bir yatırımcı olarak bu varlıkların kriz dönemlerini atlatmak için iyi bir konumda olduğunu değerlendiriyor.
Tangen ve Wolden Bache, 2008 Finansal Krizi sırasında kötü şöhret kazanan ipotek teminatlı menkul kıymetlerin, kriz dönemlerinde hisse senetlerinin tersi yönde hareket etme eğiliminde olduğunu ve bu nedenle, şirket tahvillerinden ziyade devlet tahvillerine benzer şekilde “volatilitede ek bir azalma” sağlayabileceğini belirtti.
NBIM şu anda yaklaşık 1,65 trilyon dolarlık hisse senedi portföyüne sahip. Bu, dünyadaki halka açık şirketlerin tüm hisselerinin neredeyse %1,5’ine denk geliyor ve 592 milyar dolarlık sabit getirili menkul kıymet portföyü bulunuyor.
Uzun vadeli varlığını korumak amacıyla sıkı denetimler altında Norveç petrol gelirlerini yatırmak üzere 1998’de kurulan fon, ABD ve Asya’daki teknoloji şirketlerine ve yarı iletken hisse senetleri gibi yapay zeka patlamasından faydalanan şirketlere yaptığı devasa yatırımlar sayesinde son çeyreklerde rekor kâr elde etti.
Fakat Tangen, piyasada bir düşüş yaşanması durumunda bu getiri seviyelerinin sürdürülebilir olmayacağı konusunda uyarıda bulundu.
2025’in ilk çeyreğinde, yatırımcıların riskten kaçmasıyla birlikte fon 40 milyar dolarlık zarara geçti.
NBIM tarafından yapılan son stres testi, yapay zeka sektöründe yaşanacak bir düzeltmenin fonun değerinden 740 milyar dolar, yani %35’lik bir düşüşe yol açabileceğini ortaya koydu.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını1 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Görüş6 gün önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor










