Avrupa
Saksonya-Anhalt’ta AfD karşıtı güvenlik duvarı çökmek üzere

Başta CDU olmak üzere anaakım Alman partilerinin inşa ettiği AfD karşıtı “güvenlik duvarı” (Brandmauer) Saksonya-Anhalt’taki seçimlerde çökmek üzere.
The Economist’te yer alan habere göre Saksonya-Anhalt ve diğer AfD kalesi sayılan bölgelerde, Brandmauer şimdiden ayakta kalmakta zorlanıyor.
Bitterfeld’in CDU’lu belediye başkanı Armin Schenk, “aşırı sağcı” AfD’nin Holokost’u gerçekleştiren bu ülkede iktidara gelmesinin engellenmesi gerektiğini söylüyor.
Fakat kendinde, Brandmauer’in gerçekte mevcut olmadığını da ekliyor, çünkü “çoğu durumda AfD olmadan karar alınamıyor.”
Şehrin 40 belediye meclisi sandalyesinden 15’ine sahip olan AfD, en büyük parti konumunda.
Brandmauer ayakta kalsa bile, diğer partiler bu duvarın etrafında uyum sağlamak için zorlanıyor. Diğer iki doğu eyaleti olan Thüringen ve Saksonya, 2024 seçimlerinde AfD’nin güçlü performansı sonrasında tutarsız ya da istikrarsız CDU liderliğindeki azınlık hükümetleri kurdu.
Bu hükümetler güçlü liderler tarafından bir arada tutuluyor. Fakat bunlar, ana akım partilerin birbirinden ayırt edilemeyen Kartellparteien (“kartel partileri”) olduğu yönündeki AfD’nin söylemine hizmet ediyor.
Saksonya-Anhalt, bu stratejiyi sınırlarına kadar zorlama tehdidi oluşturuyor. AfD 6 Eylül’de kazanırsa, Brandmauer anlamsız hale gelecek.
Tek başına çoğunluğu kıl payı kaçırırsa, CDU’nun iktidara gelmek için Die Linke (Sol Parti) dahil diğer tüm partilerin desteğine ihtiyaç duyması muhtemel. Oysa CDU’nun, 2018’de aldığı karar doğrultusunda, AfD’nin yanı sıra Die Linke ile de koalisyon kurması yasak.
Bu ihtimalle karşı karşıya kalan bazı CDU üyeleri partiden ayrılabilir: Saksonya-Anhalt’taki bir AfD adayı, beş kişinin partiden ayrılmaya hazır olduğunu tahmin ediyor.
Ayrıca anketlerin işaret ettiği gibi, AfD CDU’nun iki katı kadar sandalye kazanmasına rağmen iktidara ortak olmazsa, Alman demokrasisinin işleyip işlemediğini sorgulayanlar sadece AfD destekçileri olmayacak.
CDU, kendini bir çıkmaza soktuğunun farkına varmaya başlıyor. Saksonya Eyalet Başbakanı ve CDU üyesi Michael Kretschmer, geçtiğimiz günlerde “Hâlâ ‘güvenlik duvarı’ndan bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demek,” dedi.
Brandmauer, fiilen partiyi yalnızca solundaki partilerle, özellikle de 1998’den bu yana Almanya’da neredeyse kesintisiz olarak iktidarda olan SPD ile koalisyon kurmaya mecbur kılıyor.
SPD’ye verilen tavizlere ilişkin CDU üyelerinin hayal kırıklığı, zaman zaman belirli konularda (göç, vergi ve enerji gibi) AfD ile “muhafazakâr çoğunluk” arayışına girebilecek bir azınlık hükümeti kurulması yönünde çağrılara yol açıyor.
Seçmenler de yön değiştiriyor. AfD karşıtı Brandmauer’e verilen destek, açık bir çoğunluktan %41’e geriledi.
Yine de CDU’nun kolay bir çıkış yolu yok. Brandmauer’i yıkmak, partiyi ikiye böler ve seçmenlerin kitlesel olarak partiden ayrılmasına yol açar.
Küçük ihlaller bile zaman zaman sorunlara neden oldu. 2020’de CDU, Thüringen’de (kısa ömürlü) bir başbakan seçmek için AfD ile birlikte oy kullandı.
Bunun ardından kopan fırtına, partinin genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in görevden alınmasına yol açtı.
Ocak 2025’te Merz, partisine Federal Meclis’te sembolik göç karşıtı önlemler konusunda AfD ile birlikte oy kullanma talimatı verdi. Bu, Almanya genelinde protestolara yol açtı ve sonraki seçimlerde Die Linke’ye verilen desteği artırdı.
The Economist’in aktardığına göre Şansölyenin bu deneyimden “travma” yaşadığı söyleniyor.
Bu ikilemlerden kaçınmak için CDU’daki bazı isimler, Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin çoğunluk kazanmasını içten içe umuyor.
Andreas Rödder, “CDU içinde AfD’ye nasıl yaklaşılacağı konusunda hiçbir zaman makul bir tartışma yapılmadı; sadece onları ‘yeni Naziler’ olarak dışlama refleksi vardı,” diyor.
Rödder, 2023 yılında katı bir Brandmauer yerine azınlık hükümetlerine açıklık çağrısı yaptığı için CDU’nun temel değerler komisyonu başkanlığından istifa etmişti.
AfD’ye gelince, parti bir zamanlar Brandmauer’i demokrasiye yönelik ağır bir ihlal olarak eleştirmişti. Fakat bugünlerde AfD’nin pek çok üyesi tek başına iktidara gelmeyi dört gözle bekliyor.
AfD milletvekili Malte Kaufmann, “CDU’nun bize koalisyon teklif etmesini sağlamak için kendimizi nasıl sevimli göstereceğimizi düşünmüyoruz,” diyor.
Partinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki genel başkan yardımcısı, seçmenlerinin CDU ile işbirliği yapmak yerine partiyi “ortadan kaldırmalarını” istediğini belirtmişti.
Bir başka AfD milletvekili Torben Braga, parti içinde merkeze yönelmek isteyenlerin iki nedenden ötürü tartışmayı kaybettiğini söylüyor.
Birincisi, “değişmek zorunda kalmadan seçim sonuçlarımız giderek daha iyi hale geliyor.”
İkincisi, parti, tutumlarını yumuşatmanın ve sert çizgideki üyeleri partiden atmanın bazı seçmenleri kendinden uzaklaştıracağından korkuyor.
Braga, “Brandmauer, bizi çok zor sorularla uğraşmak zorunda kalmaktan koruyor,” diyor.
Partinin tutarlı bir iktidar programı olmadığını savunan The Economist, kayıt dışı konuşmalarda, parti yetkililerinin birbirlerine karşı “olağanüstü kaba” davrandığını öne sürüyor.
Fakat bunların hiçbiri önemli görünmüyor. Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden siyaset bilimci Christian Stecker, Brandmauer’in arkasında her şeyi vaat edebileceğini söylüyor:
“Bu duvar, onları demokraside hesap verebilirliğin getirdiği hayal kırıklığından koruyor.”
Bazı ana akım politikacılar, Almanya anayasası kapsamında açıkça izin verilen AfD’yi yasaklama çağrılarına artık olumlu bakıyor.
Fakat parlamentonun bu öneriyi onaylaması halinde bile –ki bu pek olası görünmüyor– Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda karar vermesi yıllar sürer.
Diğerleri ise merkez partilerin bir şekilde kaybettiği seçmenleri geri kazanabileceğini umuyor. Burada, popülaritesi son derece düşün Şansölye Merz’i görevden almak devreye giriyor.
Brandmauer şimdilik sağlam görünüyor. Eski bir CDU bakanı, partideki üst düzey isimlerin %90’ının AfD ile işbirliğine karşı olduğunu söylüyor.
Bakan, “Bu sadece bize siyasi olarak zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda cumhuriyetimizi tanımlayan ilkelere de aykırı olur,” diyor.
Fakat giderek artan sayıda kişi, “CDU’nun yönünü değiştirmesi için artık çok geç, AfD’nin de herhangi bir yön değişikliğini kabul etmesi için çok geç. Bazı şeyler yıkılacak, yeni şeyler ortaya çıkacak ve tüm bunların nasıl bir hal alacağını bilmiyoruz,” diyor.
Avrupa
AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.
Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.
Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.
Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.
Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:
“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”
Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.
Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip.
Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.
Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.
Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:
“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”
Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.
İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.
Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.
Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.
AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.
AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.
Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”
Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.
Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.
Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.
Avrupa
AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.
Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.
Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.
Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.
Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.
Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.
Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.
Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.
Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.
Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.
Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.
Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.
Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.
Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.
Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.
Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.
Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.
Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.
Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.
Avrupa
Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.
Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.
Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.
Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.
Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.
Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.
Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.
Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.
Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.
2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.
Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.
Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını2 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Dünya Basını2 hafta önceEmperyalizmin açmazları: Savaşlar, yalanlar ve çöken refah devleti












