Avrupa
Saksonya-Anhalt’ta AfD karşıtı güvenlik duvarı çökmek üzere

Başta CDU olmak üzere anaakım Alman partilerinin inşa ettiği AfD karşıtı “güvenlik duvarı” (Brandmauer) Saksonya-Anhalt’taki seçimlerde çökmek üzere.
The Economist’te yer alan habere göre Saksonya-Anhalt ve diğer AfD kalesi sayılan bölgelerde, Brandmauer şimdiden ayakta kalmakta zorlanıyor.
Bitterfeld’in CDU’lu belediye başkanı Armin Schenk, “aşırı sağcı” AfD’nin Holokost’u gerçekleştiren bu ülkede iktidara gelmesinin engellenmesi gerektiğini söylüyor.
Fakat kendinde, Brandmauer’in gerçekte mevcut olmadığını da ekliyor, çünkü “çoğu durumda AfD olmadan karar alınamıyor.”
Şehrin 40 belediye meclisi sandalyesinden 15’ine sahip olan AfD, en büyük parti konumunda.
Brandmauer ayakta kalsa bile, diğer partiler bu duvarın etrafında uyum sağlamak için zorlanıyor. Diğer iki doğu eyaleti olan Thüringen ve Saksonya, 2024 seçimlerinde AfD’nin güçlü performansı sonrasında tutarsız ya da istikrarsız CDU liderliğindeki azınlık hükümetleri kurdu.
Bu hükümetler güçlü liderler tarafından bir arada tutuluyor. Fakat bunlar, ana akım partilerin birbirinden ayırt edilemeyen Kartellparteien (“kartel partileri”) olduğu yönündeki AfD’nin söylemine hizmet ediyor.
Saksonya-Anhalt, bu stratejiyi sınırlarına kadar zorlama tehdidi oluşturuyor. AfD 6 Eylül’de kazanırsa, Brandmauer anlamsız hale gelecek.
Tek başına çoğunluğu kıl payı kaçırırsa, CDU’nun iktidara gelmek için Die Linke (Sol Parti) dahil diğer tüm partilerin desteğine ihtiyaç duyması muhtemel. Oysa CDU’nun, 2018’de aldığı karar doğrultusunda, AfD’nin yanı sıra Die Linke ile de koalisyon kurması yasak.
Bu ihtimalle karşı karşıya kalan bazı CDU üyeleri partiden ayrılabilir: Saksonya-Anhalt’taki bir AfD adayı, beş kişinin partiden ayrılmaya hazır olduğunu tahmin ediyor.
Ayrıca anketlerin işaret ettiği gibi, AfD CDU’nun iki katı kadar sandalye kazanmasına rağmen iktidara ortak olmazsa, Alman demokrasisinin işleyip işlemediğini sorgulayanlar sadece AfD destekçileri olmayacak.
CDU, kendini bir çıkmaza soktuğunun farkına varmaya başlıyor. Saksonya Eyalet Başbakanı ve CDU üyesi Michael Kretschmer, geçtiğimiz günlerde “Hâlâ ‘güvenlik duvarı’ndan bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demek,” dedi.
Brandmauer, fiilen partiyi yalnızca solundaki partilerle, özellikle de 1998’den bu yana Almanya’da neredeyse kesintisiz olarak iktidarda olan SPD ile koalisyon kurmaya mecbur kılıyor.
SPD’ye verilen tavizlere ilişkin CDU üyelerinin hayal kırıklığı, zaman zaman belirli konularda (göç, vergi ve enerji gibi) AfD ile “muhafazakâr çoğunluk” arayışına girebilecek bir azınlık hükümeti kurulması yönünde çağrılara yol açıyor.
Seçmenler de yön değiştiriyor. AfD karşıtı Brandmauer’e verilen destek, açık bir çoğunluktan %41’e geriledi.
Yine de CDU’nun kolay bir çıkış yolu yok. Brandmauer’i yıkmak, partiyi ikiye böler ve seçmenlerin kitlesel olarak partiden ayrılmasına yol açar.
Küçük ihlaller bile zaman zaman sorunlara neden oldu. 2020’de CDU, Thüringen’de (kısa ömürlü) bir başbakan seçmek için AfD ile birlikte oy kullandı.
Bunun ardından kopan fırtına, partinin genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in görevden alınmasına yol açtı.
Ocak 2025’te Merz, partisine Federal Meclis’te sembolik göç karşıtı önlemler konusunda AfD ile birlikte oy kullanma talimatı verdi. Bu, Almanya genelinde protestolara yol açtı ve sonraki seçimlerde Die Linke’ye verilen desteği artırdı.
The Economist’in aktardığına göre Şansölyenin bu deneyimden “travma” yaşadığı söyleniyor.
Bu ikilemlerden kaçınmak için CDU’daki bazı isimler, Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin çoğunluk kazanmasını içten içe umuyor.
Andreas Rödder, “CDU içinde AfD’ye nasıl yaklaşılacağı konusunda hiçbir zaman makul bir tartışma yapılmadı; sadece onları ‘yeni Naziler’ olarak dışlama refleksi vardı,” diyor.
Rödder, 2023 yılında katı bir Brandmauer yerine azınlık hükümetlerine açıklık çağrısı yaptığı için CDU’nun temel değerler komisyonu başkanlığından istifa etmişti.
AfD’ye gelince, parti bir zamanlar Brandmauer’i demokrasiye yönelik ağır bir ihlal olarak eleştirmişti. Fakat bugünlerde AfD’nin pek çok üyesi tek başına iktidara gelmeyi dört gözle bekliyor.
AfD milletvekili Malte Kaufmann, “CDU’nun bize koalisyon teklif etmesini sağlamak için kendimizi nasıl sevimli göstereceğimizi düşünmüyoruz,” diyor.
Partinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki genel başkan yardımcısı, seçmenlerinin CDU ile işbirliği yapmak yerine partiyi “ortadan kaldırmalarını” istediğini belirtmişti.
Bir başka AfD milletvekili Torben Braga, parti içinde merkeze yönelmek isteyenlerin iki nedenden ötürü tartışmayı kaybettiğini söylüyor.
Birincisi, “değişmek zorunda kalmadan seçim sonuçlarımız giderek daha iyi hale geliyor.”
İkincisi, parti, tutumlarını yumuşatmanın ve sert çizgideki üyeleri partiden atmanın bazı seçmenleri kendinden uzaklaştıracağından korkuyor.
Braga, “Brandmauer, bizi çok zor sorularla uğraşmak zorunda kalmaktan koruyor,” diyor.
Partinin tutarlı bir iktidar programı olmadığını savunan The Economist, kayıt dışı konuşmalarda, parti yetkililerinin birbirlerine karşı “olağanüstü kaba” davrandığını öne sürüyor.
Fakat bunların hiçbiri önemli görünmüyor. Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden siyaset bilimci Christian Stecker, Brandmauer’in arkasında her şeyi vaat edebileceğini söylüyor:
“Bu duvar, onları demokraside hesap verebilirliğin getirdiği hayal kırıklığından koruyor.”
Bazı ana akım politikacılar, Almanya anayasası kapsamında açıkça izin verilen AfD’yi yasaklama çağrılarına artık olumlu bakıyor.
Fakat parlamentonun bu öneriyi onaylaması halinde bile –ki bu pek olası görünmüyor– Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda karar vermesi yıllar sürer.
Diğerleri ise merkez partilerin bir şekilde kaybettiği seçmenleri geri kazanabileceğini umuyor. Burada, popülaritesi son derece düşün Şansölye Merz’i görevden almak devreye giriyor.
Brandmauer şimdilik sağlam görünüyor. Eski bir CDU bakanı, partideki üst düzey isimlerin %90’ının AfD ile işbirliğine karşı olduğunu söylüyor.
Bakan, “Bu sadece bize siyasi olarak zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda cumhuriyetimizi tanımlayan ilkelere de aykırı olur,” diyor.
Fakat giderek artan sayıda kişi, “CDU’nun yönünü değiştirmesi için artık çok geç, AfD’nin de herhangi bir yön değişikliğini kabul etmesi için çok geç. Bazı şeyler yıkılacak, yeni şeyler ortaya çıkacak ve tüm bunların nasıl bir hal alacağını bilmiyoruz,” diyor.
Avrupa
Hamburg, Alman militarizminin odak noktası haline geliyor

Perşembe gününden bu yana, Hamburg’daki Alman Silahlı Kuvvetleri ve sivil kuruluşlar, birliklerin NATO’nun doğu kanadına sevkini simüle eden tatbikatlar yürütüyor.
“Red Storm Charlie” tatbikatının temel senaryosu, bir Rusya saldırısından önce (dolayısıyla olağanüstü hal veya savunma alarmı ilan edilmeden önce) Baltık ülkelerine yönelik bir seferberlik.
German Foreign Policy’ye göre bu da, ülke içinde baskıların büyük ölçüde artırılmasına imkân tanıyan olağanüstü hal yasalarının yürürlüğe konmaması anlamına gelecek.
İki yıl önce Red Storm Alpha ile başlayan ve geçen yıl Red Storm Bravo ile devam eden Red Storm tatbikat serisinin merkezinde, Rusya’ya yönelik askeri seferberlik için “sivil destek hizmetlerinin” seferber edilmesi yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) göre, Doğu Cephesi’ne sevk edilmek üzere toplam 500 asker, ağır teçhizatla eğitim görüyor.
Tatbikat sadece askeri eğitim alanlarında değil, aynı zamanda sivil yaşamın tam ortasında da gerçekleştiriliyor.
Sorumlu Hamburg Bölge Komutanlığı’ndan Yarbay Jürgen Bredtmann, Red Storm Bravo’nun ardından, askerlerin “gülümsediğini” ve “nihayet böyle bir şeyi tatmin edici bir şekilde uygulayabildikleri [için] son derece heyecanlandıklarını” söylüyor.
Sivil yerleşimlerde bu türden “serbest alan” tatbikatları giderek daha sık gerçekleştiriliyor.
Ne barış ne savaş
Yarbay Bredtmann’a göre, ordu bu askeri konvoy seferlerini Hamburg’un kentsel alanında ağırlıklı olarak gece saatlerinde gerçekleştirmeyi planlıyor.
Alman subay, barış zamanında “bir cuma öğleden sonra, yoğun saat trafiğinde bir araç konvoyunu geçirmenin zor olacağını” kabul ediyor.
Alman Anayasası, savaş durumunda devlet kurumlarının, sivilleri ve işletme sahiplerini ordunun hizmetinde işgücü ve malzeme katkısı sağlamaya zorlamak için geniş kapsamlı olağanüstü yetkiler kullanmasına izin veriyor.
Örneğin, şirket binalarını askeri araçlar için dinlenme alanlarına dönüştürmek, sivil kamyonlara el koymak veya sağlık personelini askeri hastanelerde çalışmaya zorlamak bunlar arasında.
Bu tür durumlarda baskıcı önlemlerin kapsamı da genişler; buna, isyancılara karşı anayasal olarak izin verilen ordunun sevk edilmesi de dahil.
Fakat Red Storm Charlie tatbikatıyla ordu, artık açıkça “askeri güçlerin doğu ittifak topraklarına yönelik ihtiyati yeniden konuşlandırılması” için eğitim görüyor.
Yani, sık sık bahsedilen “Rus saldırısı” gerçekleşmeden önce doğuya doğru seferberlik yapılıyor.
Bundeswehr, Red Storm Charlie ile ilgili olarak şunları belirtiyor:
“Tasvir edilen senaryoda, Alman Federal Meclisi tarafından belirlenen bir gerginlik durumu veya savunma durumu henüz mevcut değildir; bu nedenle, hukuki açıdan barış halinde kalmaya devam ediyoruz.”
“Sivil” güçler orduya entegre ediliyor
Berlin, iç ulusal savunmasında, Doğu Cephesi’ndeki çatışmalar için mümkün olduğunca çok sayıda askeri serbest bırakabilmek amacıyla öncelikle sivil güçlere güveniyor.
Geride sadece birkaç asker kalacak; geri kalan işler “vatan savunma güçleri” (yani askeri yedek kuvvetler) ve siviller tarafından üstlenilecek.
Red Storm’un amacının “tüm katılımcıların operasyonel yeteneklerini geliştirmek” olduğu söyleniyor.
Federal Polise ek olarak, katılımcılar arasında Hamburg, Aşağı Saksonya ve Schleswig-Holstein’dan polis güçleri; itfaiye ve Federal Teknik Yardım Ajansı (THW); Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezi; Alman Kızılhaçı; havaalanı, liman ve Hamburg yüksek raylı sistemi; Ticaret ve Zanaat Odaları; Lufthansa; Airbus; Blohm + Voss; Philips; Hamburg Ticaret Fuarı ve Edeka yer alıyor.
Yerel medya da desteğini esirgemiyor: Tatbikat vesilesiyle NDR, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi’nin (BBK) tavsiyelerini yayınlıyor.
Bu tavsiyelere göre tüm Almanlar, nükleer silaha sahip Rusya ile bir savaşa hazırlık amacıyla 20 litre su, 14 günlük yiyecek, ilaç, acil durum kiti ve el kranklı bir radyo stoklamalı.
Savaş hazırlığına perakende zinciri de katıldı
Edeka perakende zinciri, sadece bu yılki Red Storm tatbikatını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda BBK’nın savaş hazırlık önlemlerinin uygulanmasına da katılıyor.
Savaş hazırlığını teşvik eden halkla ilişkiler çabalarının ve konvoy kampanyasına katılımın yanı sıra, Edeka ve Edeka Grubu’na ait indirimli market zinciri Netto, savaş tatbikatının bir parçası olarak, “özel olarak geliştirilmiş acil durum sırt çantası”nı, “özel kriz hazırlığı için kompakt bir temel” olarak pazarlıyor. Çantaya, bir paketleme listesi ve el kranklı bir radyo da dahil.
Ayrıca Edeka, Bundeswehr’in açıkça dahil olmadığı bir Ticaret Odası girişimi olan Red Storm Business’e de katılıyor.
Ticaret Odası, sivil bir eğitim programı olan Red Storm Business ile şirketlerin “kendi eylem yeteneklerini” test etmek amacıyla “kendi operasyonları kapsamında belirli bir kriz senaryosunu uygulamalı olarak deneyimlemelerini” sağlamayı hedefliyor.
Tatbikat, uzun süreli bir elektrik kesintisini simüle ediyor. Edeka’nın yanı sıra Airbus, Rheinmetall, Deutsche Bahn, Unilever ve Hamburger Hochbahn gibi şirketlerin yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere 160’tan fazla şirket bu tatbikata gönüllü olarak kaydoldu.
Alman ordusu olası protestolara hazırlanıyor
Fakat sivil halk sadece destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda muhalefetini de dile getiriyor.
GEW gibi sendikalardan Disarm Rheinmetall gibi gruplara kadar uzanan, giderek büyüyen savaş karşıtı hareketin çok sayıda örgütü, tatbikata karşı protesto ve direniş çağrısında bulunuyor.
Öte yandan sivil protestolarla başa çıkmak da elbette Red Storm tatbikat serisinin açık bir parçası: Geçen yıla ait görüntülerde, kırmızı piroteknik malzemelerle simüle edilmiş bir oturma eylemi ablukası ve kendilerini yere yapıştırmış kişiler görülüyordu.
Tatbikatta Bundeswehr askerleri bu ablukayı aşmak zorundaydı.
Buna bağlı olarak, federal hükümet bir seferberlik durumunda halkın, tırmanan gösterilerden ve abluka eylemlerinden sabotaja kadar uzanan kitlesel protestolar düzenleyeceğini öngörüyor.
Ukrayna savaşını eleştirenler iç istihbaratın takibinde
Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı (Anayasa Koruma Federal Dairesi – BfV) başkanı Sinan Selen’e göre, “memnuniyetsizlik” ya da sadece “mevcut sisteme yönelik eleştiri” bile, “Rus anlatılarına” karşı “zayıf noktalar” oluşturduğu için şüpheli olarak değerlendirilmeli.
Selen’e göre, BfV ve polis tarafından ortaklaşa yürütülen “Tek Kullanımlık Ajan Olma” kampanyası, “Ukrayna çatışmasına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan… ve Rusya’yla ilgilenen” kişileri hedef almayı amaçlıyor.
Son zamanlarda birkaç trafo merkezine yönelik saldırılar meydana geldiğinde, polis sadece şüpheli bir “aşırı sol arka plan”ı değil, aynı zamanda olayların “yabancı bir devlet tarafından yönlendirilmiş sabotaj” olup olmadığını da soruşturdu.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, “aşırılık unsurları ile devlet terörizmi arasında” bağlantılar olabileceğini öne sürdü; “birinin diğerine bağlı olup olmadığı”nın, “soruşturmaların bir parçası olarak her zaman incelendiğini” de ekledi.
Sivil-askeri işbirliğinin genişlemesiyle birlikte, devlet kurumları orduyla polis, iç ve dış istihbarat servisleri arasındaki sınırları giderek daha da bulanıklaştırıyor.
Avrupa
ABD, yapay zekada İngiltere’nin erken erişimini engellemek istiyor

Beyaz Saray, OpenAI ve Anthropic’ten yeni yapay zeka modellerini ABD hükümetinin testlerinden geçmeden İngiltere’deki kurumlara açmamasını istedi. Washington’ın bu adımı, teknoloji şirketlerini İngiliz denetçiler ile Donald Trump yönetimi arasında bıraktı.
Beyaz Saray, yapay zeka geliştiricileri OpenAI ve Anthropic’ten, yeni geliştirdikleri modelleri ABD hükümetinin denetimindeki testler tamamlanmadan İngiltere’deki test kurumuna iletmemelerini istedi.
Politico’nun üst düzey bir Washington yetkilisine ve konuyu yakından takip eden bir kaynağa dayandırdığı habere göre talep, yeni modellerin denetim süreçlerini doğrudan hedef alıyor.
ChatGPT’yi geliştiren OpenAI ile Claude’un arkasındaki Anthropic, Washington’ın bu girişimiyle zorlu bir tercihle karşı karşıya kaldı.
Şirketler, küresel çaptaki önemli bir kamu denetçisini geri çevirmek ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ilişkileri bozma riski arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ABD hükümeti yetkilisi, yapay zeka geliştiricilerine iletilen talebi şu sözlerle savundu:
“Bunlar Amerikan şirketleridir ve geleceğe dönük her yeni model için benimsediğimiz politika budur.”
İngiltere Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü (AISI), kamu kaynakları bakımından dünyanın en donanımlı resmi test kurumları arasında gösteriliyor ve daha önce geliştirilen modeller üzerinde ayrıcalıklı erken erişim hakkına sahipti.
Anthropic’in Washington’ın getirdiği şartı benimsediği görülüyor.
Şirket, eylül ayı başında yeni modeli Claude Mythos 5.1’i tanıtırken, sistemin şu anda sadece “ABD’deki belirli kuruluşların” kullanımına açık olduğunu duyurdu.
Şirket açıklamasında, “Yerli ve uluslararası ortaklardan oluşan daha geniş bir çevreye erişimi en kısa sürede sağlamak adına ABD hükümetiyle koordinasyon halindeyiz” ifadelerine yer verdi.
İngiliz Parlamentosu’na bir mektup gönderen AISI Direktörü Henry de Zoete, kurumun yeni modellerin güvenliğini artırmak amacıyla ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) gibi Amerikalı meslektaşlarıyla yakın temas içinde çalıştığını kaydetti.
De Zoete, enstitü uzmanlarının ChatGPT-6 Astra modeline, OpenAI’ın sistemi eylül ayı başında kamuoyuna duyurmasından bir ay önce erken erişim sağladığı bilgisini paylaştı.
ABD Başkanı Trump daha önce OpenAI yöneticisi Sam Altman, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve xAI yöneticisi Elon Musk’ın küresel güvenlik tehditlerini önlemek amacıyla yapay zekanın gelişim hızını yavaşlatma yönündeki çağrılarını geri çevirmişti.
Trump, ABD’nin bu alanda Çin’in önünde yer aldığını vurgulayarak Washington’ın teknoloji yarışında geriye düşmesine izin veremeyeceğini savunuyor.
Avrupa
AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.
Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.
Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.
Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.
Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.
Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.
Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.
Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.
AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.
Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.
Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.
Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.
AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.
Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.
Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.
Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.
Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı










