Avrupa
Jamie Dimon, Birleşik Krallık hükümetini banka vergileri konusunda uyardı

JPMorgan CEO’su Jamie Dimon, Birleşik Krallık Maliye Bakanı John Healey’i bankalar için daha “düşmanca” bir vergi ortamı yaratmama konusunda uyardı.
Konuşma hakkında bilgi sahibi olan kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Wall Street yöneticisi perşembe günü Healey ile yaptığı telefon görüşmesinde, yüksek vergilerin genellikle istihdamın başka yerlere kaymasına neden olduğunu belirtti ve New York’taki finans sektöründeki istihdamdaki önemli düşüşü, kısmen şehrin vergi yüküne bağladı.
Küresel finans dünyasının en etkili isimlerinden biri olan Dimon, geçen yılki bütçe öncesinde vergi artışlarına karşı başarılı bir lobi faaliyeti yürüten banka yöneticileri arasındaydı.
O dönemde JPMorgan, Canary Wharf’ta 3 milyar sterlinlik yeni bir Londra merkezi kurma planlarını değerlendirirken, Dimon dönemin Maliye Bakanı Rachel Reeves ile görüşmeler yapmıştı.
Sektörün rekor düzeyde kâr elde ettiği göz önüne alındığında, bankalar Healey’in Ekim Bütçesi’nde cazip bir hedef olabilir.
Sendika liderleri, hane halkının enerji faturalarına yönelik bir yardım paketini finanse etmek için banka vergilerinin artırılmasını talep ediyor.
Healey, banka vergileri konusunda henüz bir görüş belirtmedi. Fakat görüşmeyle ilgili bilgisi olan bir kişiye göre Dimon, banka kârlarına uygulanacak olağanüstü vergi veya servet üzerinden daha geniş kapsamlı vergi artışlarının hoş karşılanmayacağını açıkça belirtti.
Görüşmeye aşina olan bir başka kişi ise, Dimon’un Healey’e Birleşik Krallık’ın iktisadi zorluklarını çözmenin tek yolunun büyümeyi teşvik etmek olduğunu ve buna giden tek yolun da “iyi politikalar” olduğunu söylediğini aktardı.
Bu kişi, Dimon’un vergilerle ilgili yorumlarının Birleşik Krallık’a özgü olmadığını ve “görüşmenin ana konusunu” oluşturmadığını da ekleyerek, görüşmeyi “çok samimi” olarak nitelendirdi.
Kaynaklar, Dimon’un Healey’in ekibinin talebi üzerine yeni maliye bakanıyla tanışma görüşmesi yapan ilk banka yöneticilerinden biri olduğunu belirtti.
Diğer banka yöneticilerinin de önümüzdeki hafta görüşmeler yapması bekleniyor.
Dimon’un Healey’e yaptığı özel yorumlar, geçen ay Başbakan Andy Burnham ve maliye bakanına yönelik kamuya açık bir uyarı sonrasında geldi.
Dimon o uyarıda, daha yüksek banka vergilerinin “olumsuz sonuçlar” doğurabileceğini söylemişti.
Dimon, 2008 finansal krizinde hükümetin Birleşik Krallık’taki büyük kredi kuruluşlarını kurtarmasının ardından getirilen banka vergisi veya kurumlar vergisi ek yükünü Burnham’ın artırma riskine ilişkin olarak, “Bu, düşünmeniz gereken bir dizi olumsuzluk arasına eklenecek bir unsur daha olur,” dedi.
Dimon, Wilfred Frost ile birlikte hazırlanan The Master Investor Podcast’e verdiği demeçte şöyle konuşmuştu:
“‘Bankalara vergi uygulayın’ demek kulağa harika gelebilir fakat hissedarlarım bu ek vergi nedeniyle 5 milyar dolar ödedi. Sadece bu tür şeylerin olumsuz sonuçları olacağını düşünüyorum.”
Geçen kasımdaki bütçe öncesinde Dimon’un Reeves ile yaptığı müzakerelere yakın bir kişi, Healey ile yapılan görüşmeler hakkında şunları söyledi:
“Jamie Dimon her zaman banka vergilerinin etkisine büyük önem verir ve Burnham hükümetinin yeni Canary Wharf genel merkezini destekleyeceğine dair güvence isteyecektir.”
Dimon’un Reeves ile yaptığı görüşmelerde, bankalara daha yüksek vergiler getirilmesi halinde planlanan ofis projesini iptal etmekle tehdit edip etmediği sorulduğunda, bu kişi , “‘Tehdit’ kelimesi biraz ağır kaçar. Fakat elbette her işletme, yatırımlarla ilgili nihai kararlarını vermeden önce mali ortamı dikkate alır,” cevabını verdi.
JPMorgan, Reeves’in bütçe açıklamasının ertesi günü Canary Wharf’taki Riverside projesinde yeni bir bina planlarını açıklamış ve bunun “Birleşik Krallık’ta devam eden olumlu iş ortamına” bağlı olacağını vurgulamıştı.
2008 finansal krizinin ardından getirilen kurallar gereği, Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren bankalar halihazırda standart kurumlar vergisine ek olarak bilançolarına uygulanan bir vergi ve kârlarına uygulanan bir ek vergi dahil olmak üzere ek vergiler ödüyor.
Fakat yüksek faiz oranları sayesinde son yıllarda banka kârları hızla arttı ve City of London’da bunun, kredi verenleri Birleşik Krallık’taki daha da cezai bir vergi rejiminin hedefi haline getirebileceğine dair endişeler var.
Sendikalar Kongresi (TUC), seçmenlerin yaşam maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmak amacıyla, %25’lik kurumlar vergisi oranının %3 üzerinde belirlenen ve bankalar tarafından ödenen ek verginin artırılması için Healey’e çağrıda bulundu.
Ne var ki birçok banka yöneticisi, sektöre daha yüksek bir vergi yükü getirilmesi olasılığına karşı şimdiden sert bir tavır sergiledi.
Örneğin Santander CEO’su Ana Botín, haziran ayında FT’ye verdiği demeçte, Birleşik Krallık’taki banka vergi rejiminin “iktisadi açıdan mantıksız” olduğunu savunarak, “Politika yapıcılar aşırı yüksek kâr elde eden sektörler arıyorlarsa, başlamak için başka yerler de var,” demişti.
Keir Starmer’ın eski İşçi Partisi hükümetinden üst düzey yetkililer bu hafta Healey’e, işletmelere daha yüksek vergiler uygulamak veya borçlanmayı büyük ölçüde artırmak suretiyle iktisadi toparlanmayı rayından çıkarmaması için çağrıda bulundu.
Lobi grubu TheCityUK’nin genel müdürü Miles Celic ise şöyle konuştu:
“Bakanlar ve yetkililer, özel sektörü yatırım çekme ve büyümeyi artırma konusunda bir ortak olarak görmeli. Sektöre karşı değil, sektörle birlikte hareket etmeleri gerekir.”
Hazine Bakanlığı ise şu açıklamayı yaptı:
“Maliye Bakanı, finansal hizmetler sektörü de dahil olmak üzere ekonominin çeşitli sektörlerinden üst düzey temsilcilerle düzenli olarak bir araya gelmektedir.”
Avrupa
Saksonya-Anhalt’ta AfD karşıtı güvenlik duvarı çökmek üzere

Başta CDU olmak üzere anaakım Alman partilerinin inşa ettiği AfD karşıtı “güvenlik duvarı” (Brandmauer) Saksonya-Anhalt’taki seçimlerde çökmek üzere.
The Economist’te yer alan habere göre Saksonya-Anhalt ve diğer AfD kalesi sayılan bölgelerde, Brandmauer şimdiden ayakta kalmakta zorlanıyor.
Bitterfeld’in CDU’lu belediye başkanı Armin Schenk, “aşırı sağcı” AfD’nin Holokost’u gerçekleştiren bu ülkede iktidara gelmesinin engellenmesi gerektiğini söylüyor.
Fakat kendinde, Brandmauer’in gerçekte mevcut olmadığını da ekliyor, çünkü “çoğu durumda AfD olmadan karar alınamıyor.”
Şehrin 40 belediye meclisi sandalyesinden 15’ine sahip olan AfD, en büyük parti konumunda.
Brandmauer ayakta kalsa bile, diğer partiler bu duvarın etrafında uyum sağlamak için zorlanıyor. Diğer iki doğu eyaleti olan Thüringen ve Saksonya, 2024 seçimlerinde AfD’nin güçlü performansı sonrasında tutarsız ya da istikrarsız CDU liderliğindeki azınlık hükümetleri kurdu.
Bu hükümetler güçlü liderler tarafından bir arada tutuluyor. Fakat bunlar, ana akım partilerin birbirinden ayırt edilemeyen Kartellparteien (“kartel partileri”) olduğu yönündeki AfD’nin söylemine hizmet ediyor.
Saksonya-Anhalt, bu stratejiyi sınırlarına kadar zorlama tehdidi oluşturuyor. AfD 6 Eylül’de kazanırsa, Brandmauer anlamsız hale gelecek.
Tek başına çoğunluğu kıl payı kaçırırsa, CDU’nun iktidara gelmek için Die Linke (Sol Parti) dahil diğer tüm partilerin desteğine ihtiyaç duyması muhtemel. Oysa CDU’nun, 2018’de aldığı karar doğrultusunda, AfD’nin yanı sıra Die Linke ile de koalisyon kurması yasak.
Bu ihtimalle karşı karşıya kalan bazı CDU üyeleri partiden ayrılabilir: Saksonya-Anhalt’taki bir AfD adayı, beş kişinin partiden ayrılmaya hazır olduğunu tahmin ediyor.
Ayrıca anketlerin işaret ettiği gibi, AfD CDU’nun iki katı kadar sandalye kazanmasına rağmen iktidara ortak olmazsa, Alman demokrasisinin işleyip işlemediğini sorgulayanlar sadece AfD destekçileri olmayacak.
CDU, kendini bir çıkmaza soktuğunun farkına varmaya başlıyor. Saksonya Eyalet Başbakanı ve CDU üyesi Michael Kretschmer, geçtiğimiz günlerde “Hâlâ ‘güvenlik duvarı’ndan bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demek,” dedi.
Brandmauer, fiilen partiyi yalnızca solundaki partilerle, özellikle de 1998’den bu yana Almanya’da neredeyse kesintisiz olarak iktidarda olan SPD ile koalisyon kurmaya mecbur kılıyor.
SPD’ye verilen tavizlere ilişkin CDU üyelerinin hayal kırıklığı, zaman zaman belirli konularda (göç, vergi ve enerji gibi) AfD ile “muhafazakâr çoğunluk” arayışına girebilecek bir azınlık hükümeti kurulması yönünde çağrılara yol açıyor.
Seçmenler de yön değiştiriyor. AfD karşıtı Brandmauer’e verilen destek, açık bir çoğunluktan %41’e geriledi.
Yine de CDU’nun kolay bir çıkış yolu yok. Brandmauer’i yıkmak, partiyi ikiye böler ve seçmenlerin kitlesel olarak partiden ayrılmasına yol açar.
Küçük ihlaller bile zaman zaman sorunlara neden oldu. 2020’de CDU, Thüringen’de (kısa ömürlü) bir başbakan seçmek için AfD ile birlikte oy kullandı.
Bunun ardından kopan fırtına, partinin genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in görevden alınmasına yol açtı.
Ocak 2025’te Merz, partisine Federal Meclis’te sembolik göç karşıtı önlemler konusunda AfD ile birlikte oy kullanma talimatı verdi. Bu, Almanya genelinde protestolara yol açtı ve sonraki seçimlerde Die Linke’ye verilen desteği artırdı.
The Economist’in aktardığına göre Şansölyenin bu deneyimden “travma” yaşadığı söyleniyor.
Bu ikilemlerden kaçınmak için CDU’daki bazı isimler, Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin çoğunluk kazanmasını içten içe umuyor.
Andreas Rödder, “CDU içinde AfD’ye nasıl yaklaşılacağı konusunda hiçbir zaman makul bir tartışma yapılmadı; sadece onları ‘yeni Naziler’ olarak dışlama refleksi vardı,” diyor.
Rödder, 2023 yılında katı bir Brandmauer yerine azınlık hükümetlerine açıklık çağrısı yaptığı için CDU’nun temel değerler komisyonu başkanlığından istifa etmişti.
AfD’ye gelince, parti bir zamanlar Brandmauer’i demokrasiye yönelik ağır bir ihlal olarak eleştirmişti. Fakat bugünlerde AfD’nin pek çok üyesi tek başına iktidara gelmeyi dört gözle bekliyor.
AfD milletvekili Malte Kaufmann, “CDU’nun bize koalisyon teklif etmesini sağlamak için kendimizi nasıl sevimli göstereceğimizi düşünmüyoruz,” diyor.
Partinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki genel başkan yardımcısı, seçmenlerinin CDU ile işbirliği yapmak yerine partiyi “ortadan kaldırmalarını” istediğini belirtmişti.
Bir başka AfD milletvekili Torben Braga, parti içinde merkeze yönelmek isteyenlerin iki nedenden ötürü tartışmayı kaybettiğini söylüyor.
Birincisi, “değişmek zorunda kalmadan seçim sonuçlarımız giderek daha iyi hale geliyor.”
İkincisi, parti, tutumlarını yumuşatmanın ve sert çizgideki üyeleri partiden atmanın bazı seçmenleri kendinden uzaklaştıracağından korkuyor.
Braga, “Brandmauer, bizi çok zor sorularla uğraşmak zorunda kalmaktan koruyor,” diyor.
Partinin tutarlı bir iktidar programı olmadığını savunan The Economist, kayıt dışı konuşmalarda, parti yetkililerinin birbirlerine karşı “olağanüstü kaba” davrandığını öne sürüyor.
Fakat bunların hiçbiri önemli görünmüyor. Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden siyaset bilimci Christian Stecker, Brandmauer’in arkasında her şeyi vaat edebileceğini söylüyor:
“Bu duvar, onları demokraside hesap verebilirliğin getirdiği hayal kırıklığından koruyor.”
Bazı ana akım politikacılar, Almanya anayasası kapsamında açıkça izin verilen AfD’yi yasaklama çağrılarına artık olumlu bakıyor.
Fakat parlamentonun bu öneriyi onaylaması halinde bile –ki bu pek olası görünmüyor– Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda karar vermesi yıllar sürer.
Diğerleri ise merkez partilerin bir şekilde kaybettiği seçmenleri geri kazanabileceğini umuyor. Burada, popülaritesi son derece düşün Şansölye Merz’i görevden almak devreye giriyor.
Brandmauer şimdilik sağlam görünüyor. Eski bir CDU bakanı, partideki üst düzey isimlerin %90’ının AfD ile işbirliğine karşı olduğunu söylüyor.
Bakan, “Bu sadece bize siyasi olarak zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda cumhuriyetimizi tanımlayan ilkelere de aykırı olur,” diyor.
Fakat giderek artan sayıda kişi, “CDU’nun yönünü değiştirmesi için artık çok geç, AfD’nin de herhangi bir yön değişikliğini kabul etmesi için çok geç. Bazı şeyler yıkılacak, yeni şeyler ortaya çıkacak ve tüm bunların nasıl bir hal alacağını bilmiyoruz,” diyor.
Avrupa
Baltık ülkeleri ve Macaristan Fransa ile Almanya’ya güvenmiyor

Ukrayna’daki savaşın sonlandırılmasına yönelik olası müzakerelerde Avrupa içi temsil tartışması yaşanıyor. New York Times’ın haberine göre Baltık ülkeleri ve Macaristan, Fransa ile Almanya’nın kendi çıkarlarını temsil etme yetkisine şüpheyle yaklaşıyor.
The New York Times gazetesinin haberine göre, Baltık ülkeleri ve Macaristan, Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne dair müzakerelerde çıkarlarını temsil etmeleri konusunda Almanya ve Fransa’ya tam olarak güvenmiyor.
Avrupalı üç yetkili; İngiltere, Fransa ve Almanya’nın süreçteki kilit müzakereciler olması gerektiği görüşünü savunduğunu belirtiyor. “E3” olarak bilinen bu üç ülke, Ukrayna’yı destekleyen “gönüllüler koalisyonunun” çekirdeğini oluşturuyor ve Kiev yönetimine sunulacak güvenlik garantisi seçeneklerini hazırlamış durumda.
Buna karşın yetkililer; Polonya, İtalya ve Kuzey Avrupa ülkelerinin de istişarelere katılması, Avrupa Birliği’nin süreçten haberdar edilmesi ve ilerleyen aşamada müzakerelere doğrudan dahil olması gerektiğini vurguluyor.
The New York Times’ın aktardığına göre Fransa, Almanya ve İngiltere, ABD’nin kendilerini müzakere sürecinin dışında bırakmasından endişe ediyor.
Görüşmeler hakkında bilgi veren kaynaklar, Avrupalı diplomatların müzakere masasında kendilerine yer açabilmek amacıyla alternatif bir format üzerinde çalıştıklarını dile getiriyor.
Kremlin Avrupa’nın güç politikasına tepkili
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Avrupalıların “Rusya ile güç konumundan ve Rusya’nın zayıflığı varsayımıyla müzakere yürütülmesi gerektiği” yaklaşımını en büyük hata olarak nitelendirmişti.
Peskov konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer Avrupa Birliği içinde ders vermek için değil, gerçekten diyalog kurmak amacıyla Rusya ile yeniden temas ihtiyacını anlayacak güçler ortaya çıkarsa, Devlet Başkanı Putin ve Rus tarafı buna açık olacaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Kremlin, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’da barış istediklerini söylemelerine rağmen ülkeye silah sevkiyatını sürdürdüğünü savunuyor.
Avrupalı liderlerin açıklamalarındaki çelişkilere dikkat çeken Peskov, “Emmanuel Macron, Keir Starmer ve Friedrich Merz bir yandan barıştan söz etmeye çalışırken diğer yandan savaşın sürmesi için Kiev rejiminin yeni silah türleri üretmesine destek olma niyetlerini vurguluyor. Bu bir söylem tutarsızlığı değil midir?” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Avrupa
NATO, Doğu Avrupa’da yapay zeka destekli drone operasyonu planlıyor

NATO, olası bir Rus saldırısını tespit etmek ve püskürtmeye yardımcı olmak üzere tasarlanmış devasa bir ağ kapsamında insansız hava araçları, sensörler ve yapay zeka kullanarak doğu sınırını güçlendirmeyi planlıyor.
Batılı yetkililer, ittifakın savunmasını güçlendirmeye yönelik geniş çaplı çabaların bir parçası olarak yapay zeka destekli insansız hava aracı operasyonlarını araştırdığını belirtiyor.
Fakat amaç tam otonomi değil; bunun yerine, insan operatörler neye saldırılacağına karar verirken makineler insansız hava araçlarının pilotluğuna yardımcı olabilir.
Bu yaklaşım, Ukrayna’nın halihazırda uyguladığı stratejiyi yansıtıyor. Kiev, insansız hava aracı operasyonlarına yapay zekayı giderek daha fazla entegre ediyor.
Fakat hem askerler hem de savunma teknolojisi şirketleri, savaş giderek daha robotik bir hal alsa bile, mücadelede insanın merkezde kalması gerektiğini defalarca vurguluyorlar.
NATO için yapay zeka destekli insansız hava araçları, “Doğu Kanadı Caydırıcılık Girişimi”nin bir parçası olacak.
Bu girişim, ittifakın Finlandiya’nın kuzeyinden Karadeniz’e uzanan Rusya ve Beyaz Rusya sınırları boyunca tehditleri izlemek için kurduğu dijital bir savaş alanı ağı.
Bu yeni konsept, müttefik topraklarına yönelik olası ihlalleri tespit etmek ve ilk savunma hattı olarak saldırıları püskürtmek için yapay zeka ile bağlantılı binlerce insansız hava aracı, sensör ve uyduyu içeriyor.
Tanklar, savaş uçakları ve topçu birlikleri gibi geleneksel askeri güçler ise hâlâ belkemiği oluşturmaya devam edecek.
Yazılım operasyon subayı olan ABD Ordusu Binbaşı Ben Schiff, Bild gazetesine, hem Ukrayna’nın hem de Rusya’nın insansız hava araçlarını kontrol etmek için hâlâ insanlara güvendiğini söyledi.
Bazı sistemler, uçuş sırasında kısa süreli özerkliğe olanak tanıyan yapay zeka veya makine öğrenimi yeteneklerine sahip olsa da, pilotluk görevi esas olarak yerdeki operatörler tarafından yerine getiriliyor.
Schiff, “uçuşun en sıkıcı kısımları”nın (yani savaş alanı üzerinde hedef arayarak dolaşan insansız hava araçları) otomatikleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Fakat insansız hava aracının neye saldıracağına karar verme aşamasına gelindiğinde, işin içine insan devreye giriyor.
Schiff, Almanya’nın Wiesbaden kentindeki ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Karargahı’nda yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Yani insanlar insansız hava aracının ne yapacağına karar veriyor ama onu uçurma eylemini mutlaka kendileri gerçekleştirmeleri gerekmiyor çünkü elimizde bir milyon pilot yok. Bir milyon insansız hava aracını aynı anda uçuramayız.”
Schiff, NATO güçlerinin bilgileri hızlı ve geniş ölçekte tespit etmesine, sınıflandırmasına, paylaşmasına ve bunlara göre harekete geçmesine yardımcı olmak üzere tasarlanmış, geliştirilmekte olan bir çerçeve olan EFDI Veri Omurgası’nın ürün yöneticisi.
Bu omurga, birçok müttefik ülke arasındaki uyumsuz bilgisayar ve komuta sistemleri arasında köprü kurarak, ileri hatlarda konuşlandırılmış sensörlerden karargaha kadar gerçek zamanlı veri akışını sağlıyor.
Buradaki amaç, NATO’nun bilginin cepheden karar vericiye, oradan da tekrar savaş cephesine aktarıldığı “öldürme zinciri” (kill chain) olarak adlandırılan mevcut doğrusal sistemin ötesine geçerek, sensörlerden gelen verilerin silah sistemlerine ve operatörlere hızla aktarılabildiği bir “öldürme ağı” (kill web) sistemine geçmesine yardımcı olmak.
ABD Avrupa ve Afrika Ordusu sözcüsü Binbaşı Matt Blubaugh, “Bir insansız hava aracının, sensörün veya diğer bir yeteneğin değeri, yalnızca bireysel performansıyla belirlenmez. Etkinliği, daha geniş operasyonel ekosisteme ne kadar iyi entegre olduğuna bağlı,” dedi.
Ukrayna’dan alınacak dersler
Ukrayna, yapay zekanın askeri operasyonlara entegrasyonu konusunda şimdiden öncü bir rol üstleniyor.
Ukrayna devlet destekli inovasyon platformu Brave1’in CEO’su Andrii Hrytseniuk, savaş alanında Ukrayna’nın karar verme, insansız hava aracı navigasyonu, son aşama yönlendirme ve isabet gibi işlevleri desteklemek için yapay zeka kullanımında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtti.
Bu bahar, Hrytseniuk Kiev’de Business Insider’a verdiği demeçte, 200’den fazla yerel şirketin insansız hava araçları, füzeler, radarlar ve diğer sistemler için yapay zeka tabanlı bileşenler geliştirdiğini söylemişti.
Öte yandan makinelerin insansız hava araçlarını baştan sona kontrol etmeyeceğini vurgulanıyor.
Popüler “Sting” önleme insansız hava aracı üreticisi Wild Hornets de mayıs ayında Business Insider’a, yapay zekanın uçuş operasyonlarının neredeyse her aşamasına (hedef tespiti, tanımlama ve daha sonra son aşama rehberliği) kademeli olarak entegre edileceğini belirtti.
Şirketin bir sözcüsü, neye saldırılacağına dair nihai kararı yine insanların vereceğini söyledi.
Rusya’nın taktiklerini sürekli değiştirdiği için önleme operatörlerinin bu değişiklikleri yakından takip etmesi ve gerekli ayarlamaları yapması gerektiğini belirttiler.
Ukrayna’daki savaş alanında otonom sistemler giderek yaygınlaşırken, komutanlar da Business Insider’a insanların sürece dahil olmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.
Ukrayna’nın 21. İnsansız Sistemler “Kraken” Alayında robotları denetleyen bir şirket komutanının çağrı adı olan Grek, hedefin “insanların, insan muhakemesinin en büyük değere sahip olduğu görevlere odaklanabilmelerini sağlamak” olduğunu belirtti.
ABD Ordusu subayları, NATO’nun gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışma için askeri planlamada Ukrayna’daki operasyonel ortamı referans aldığını vurguladı.
Yüzbaşı Ronan Sefton, “Ukrayna’yı taklit etmiyoruz. Ukrayna’dan ders alıyoruz,” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını6 gün önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi
Asya2 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi












