Avrupa
CDU’lu Kretschmer, AfD ile işbirliğine kapıları açtı

Friedrich Merz’in önemli müttefiklerinden Michael Kretschmer, muhafazakârların, Almanya için Alternatif (AfD) ile işbirliği yapması gerektiğini öne sürerek büyük bir siyasi tartışma başlattı.
Saksonya eyalet başbakanı ve Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) üyesi Kretschmer, AfD’yi ilk kez bir eyaletin başına getirebilecek olan eylül ayındaki kritik seçimler öncesinde, Merz’in yükselen AfD’ye karşı “güvenlik duvarını” (Brandmauer) korumakta ısrar etmesine karşı çıkıyor.
Saksonya’da azınlık hükümetini yöneten Kretschmer, bu hafta başında Handelsblatt gazetesine verdiği röportajda, “Hâlâ güvenlik duvarlarından bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demektir. Konuşmak isteyen herkesle konuşmalıyız,” dedi.
POLITICO’ya göre Kretschmer, bu açıklamalarıyla Merz’in inatla kaçınmaya çalıştığı gerilimleri alevlendirdi.
Merz, ülkenin Nazi geçmişini gerekçe göstererek “aşırı sağ” ile işbirliğini reddediyor. Fakat Doğu Almanya’daki siyasi gerçekler, bu konuyu yeniden düşünmesi için baskı yaratıyor.
Anketler, AfD’nin 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta mutlak çoğunluğu kazanma şansı olduğunu ve aynı ayın ilerleyen günlerinde Mecklenburg-Batı Pomeranya ile Berlin’de de iyi bir performans sergileyeceğini gösteriyor.
Ulusal düzeyde ise, POLITICO’nun Anket Ortalaması, AfD’yi yüzde 28 destekle en popüler parti olarak gösterirken, Hıristiyan Demokratlar yüzde 22’de yer alıyor.
Parti içi muhalefet Weidel’a bayrak açtı: AfD’de neler oluyor?
Ne var ki şimdilik Merz, Almanya’nın “özel bir tarihsel sorumluluğu olduğu” ve bu nedenle “aşırı sağın merkezci ana akımla işbirliği yaptığı diğer AB ülkelerinin izlediği yolu takip edemeyeceği” yönündeki tutumunda ısrarcı.
Bir basın toplantısında gazetecilere yaptığı açıklamada Şansölye şunları söyledi:
“Almanya’da aşırı sağcı bir partinin hükümete girmesi, bunun başka bir ülkede gerçekleşmesinden tamamen farklı bir anlam taşır. Bu durum tarihimizle de bağlantılıdır ve bu yüzden benim için bu ne bir ölçüt, ne bir örnek, ne de ders çıkarılacak bir durumdur. Bu, oldukça basit bir şekilde, farklı bir durumdur. Almanya’da bunu önlemek için elimden gelen her şeyi yapacağım.”
Bunun yerine Merz, hükümetin hedefinin “aşırı sağ”ın yenilgiye uğratılabileceği bir ortam yaratmaya çalışmak olması gerektiğini söyledi.
Merz, “Şu andan 6 Eylül’e kadar, hem Saksonya-Anhalt’ta hem de Mecklenburg-Batı Pomeranya’da istikrarlı siyasi koşulları kolaylaştırmak ve sağlamak için çaba göstereceğiz,” dedi.
Öte yandan seçim mücadelesinin yaşandığı bölgelerdeki gerçek şu ki, AfD, Doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt (yüzde 41) ve Mecklenburg-Batı Pomeranya (yüzde 36) eyaletlerinde diğer tüm partilerin çok önünde yer alıyor.
Eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) toprakları, uzun süredir sağın kalesi konumunda. Ayrıca AfD’nin hem kadroları hem de savunduğu tutumlar açısından en radikal olduğu yer de bu bölge.
Almanya’nın doğusundaki beş bölgeden dördünde bulunan bölgesel parti şubeleri, iç istihbarat kurumları tarafından “aşırı sağcı” örgütler olarak sınıflandırılıyor.
Saksonya-Anhalt’ta parti, anketlerde parlamentoda mutlak çoğunluğa ulaşma aralığında yer alıyor.
Bu da partinin 2013’teki kuruluşundan bu yana ilk kez eyalet düzeyinde iktidara gelmesini sağlayacak.
AfD, Saksonya-Anhalt’ta mutlak çoğunluğu elde edemese bile, Merz’in muhafazakârları eylül ayında zorlu bir siyasi dinamikle karşı karşıya kalacak: “Aşırı sağ”ı iktidardan uzak tutmak için, Sol Parti (Die Linke) ile işbirliği yapmak zorunda.
Bu parti de özellikle Doğu’da oldukça güçlü ve muhafazakârlar, 2018 tarihli bir parti kararında da belirtildiği üzere, bu partiye karşı da bir “güvenlik duvarı” oluşturmaya devam ediyorlar.
Merz, geçen hafta Sol Parti ile işbirliği konusunda, “Bu konuda net parti kongresi kararlarımız var ve bunlara uyacağımızdan şüphe duymam için hiçbir neden yok,” dedi.
Ne var ki kendi partisi içindeki bölgesel siyasetçiler, siyasi yelpazenin her iki ucundaki partilerin gücü göz önüne alındığında, bu tür vaatlerin tutulup tutulamayacağını giderek daha fazla sorguluyor.
Kretschmer’in yorumları, seçim öncesi vaatleri radikal bir şekilde bozmadan ve CDU’nun güvenilirliğini daha da zedelemeden eylül seçimlerinden sonra nasıl yönetileceğine dair bir tartışma başlatma girişimi olarak geniş çapta değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım, Berlin’deki parti liderleri tarafından hoş karşılanmıyor.
Örneğin CDU’nun Federal Meclis’teki grup başkanlarından Steffen Bilger, perşembe günü Deutschlandfunk’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“Şu anda üç eyalette, özellikle AfD ile ya da ona karşı şiddetli bir siyasi mücadelenin ortasındayız. Ve şu anda bu tür tartışmalar başlatmak yerine, asıl buna odaklanmalıyız.”
Bu arada, Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) siyasetçiler, federal koalisyon ortaklarından netlik talep ettiler.
Berlin seçimlerinin baş adayı, CDU’dan bölgesel düzeyde AfD ile işbirliğini hâlâ dışlayıp dışlamadığını “açıkça belirtmesini” isterken, partiyi “aşırı sol”a açılmaya da çağırdı.
Örneğin Hannover Bölgesi’nin başkanı SPD’li Steffen Krach, “CDU, Sol Parti ile işbirliği yapabileceğini nihayet kabul etmelidir, çünkü zaten bunu yapmaktadır,” dedi ve partinin Saksonya ve Thüringen’de kurduğu azınlık hükümetlerine atıfta bulundu.
SPD’li, “Şu anda Sol Parti’yi şeytanlaştıran ve onu AfD ile eşdeğer gören herkes seçmenleri aldatıyor,” diye ekledi.
Bu arada AfD, tüm bu tartışmalara karşı rahat bir tavır sergiledi ve bir sözcü aracılığıyla Alman medya kuruluşlarına, partinin konuşmak isteyen herkesle görüşmeye açık olduğunu bildirdi.
Fakat bir başka doğu eyaleti Thüringen’den AfD milletvekili Torben Braga, partinin mevcut gücünü göz önünde bulundurarak, eylül ayındaki seçimlerin ardından Saksonya-Anhalt’ta bir azınlık hükümetini desteklemenin stratejik çıkarlarına uygun olmayacağını savundu:
“Neredeyse mutlak çoğunluğa yakın bir oy oranı elde eden AfD gibi bir partinin, çoğunluğu sağlayarak azınlık hükümetinin iktidarda kalmasını temin etmekle yetinip yürütme kararlarına katılmamasının neden gerekli olduğunu anlamıyorum. Bu, seçmenlerimizin çıkarına olamayacak bir durum.”
Avrupa
AB, savunma politikaları için yeni grup kuruyor

AB’nin baş diplomatı Kaja Kallas, değişen ABD varlığı karşısında bloğun kendini nasıl savunabileceğini değerlendirecek, eski siyasi ve askeri liderlerden oluşan üst düzey bir grubun kurulacağını duyurdu.
İrlanda’da düzenlenen gayri resmi savunma bakanları toplantısının açılışında yaptığı açıklamada, önümüzdeki hafta faaliyete geçecek olan bu yeni yapının, Avrupa Birliği’nin yanı sıra Birleşik Krallık ve Ukrayna’dan da önde gelen isimleri içereceğini belirtti.
Kallas şöyle konuştu:
“Elbette NATO, Avrupa güvenliğimizin temel taşı olmaya devam ediyor. Aynı zamanda ABD de Avrupalı müttefiklerden kendi savunmamız konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istiyor. Neden bu siyasi ve askeri liderler? Çünkü onlar, kurumlar olarak bizim söyleyemeyeceğimiz şeyleri de söyleyebilirler.”
Kallas’ın sözcüsü, gruba kimlerin katılacağı konusunda ayrıntı vermedi.
Eski Estonya başbakanı, grubun amacının ABD’nin savunma kapasitesini taklit etmek değil, “benzersiz güçleri” kullanarak Avrupa topraklarını savunmaya odaklanmak ve aynı zamanda “Ukrayna’nın kapsamlı operasyonel deneyimini” kullanarak “geleneksel düşünceye meydan okumak” olduğunu da sözlerine ekledi.
Avrupa
Letonya’da 12 bin NATO askerinin katıldığı Namejs tatbikatı başladı

Letonya’da 12 bin askerin katıldığı kapsamlı devlet savunma tatbikatı Namejs başladı. NATO müttefiklerinin yer aldığı ve 8 Ekim’e kadar sürecek manevralarda “Ukrayna’daki savaştan çıkarılan dersler” ile insansız hava araçlarına karşı savunma faaliyetleri ön plana çıkıyor.
Letonya’da 2 Eylül itibarıyla başlayan “Namejs” adlı kapsamlı devlet savunma tatbikatı 8 Ekim’e kadar devam edecek.
Delfi portalının haberine göre manevralarda Letonya’nın yanı sıra Kanada, ABD, Estonya ve Litvanya dahil olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelerden toplam 12 bin asker görev alıyor.
Tatbikat, NATO’nun Çok Uluslu Kuzey Tümeni Karargahı ile müşterek olarak icra ediliyor. Manevraların planlama aşamasında güncel silahlı çatışmalardan ve Ukrayna’daki muharebelerden elde edilen tecrübeler ile dersler dikkate alındı.
Bu kapsamda özellikle insansız hava aracı sistemlerinin kullanımı ile insansız hava araçlarına karşı savunma kapasitesinin geliştirilmesine ağırlık verilecek.
Letonya’nın sınır bölgelerini de kapsayan doğu kesiminde yoğun insansız hava aracı uçuşları planlanırken, askeri unsurlar bu araçların tespiti, teşhisi ve etkisiz hale getirilmesi üzerine eğitim icra edecek.
Manevralarda Devlet Savunma Hizmeti personeli ve yedek askerler de dahil olmak üzere tüm birliklerden unsurlar görev alıyor. Askeri personel tatbikat boyunca sivil kurumlar, devlet güvenlik organları, yerel yönetimler ve işletmelerle koordinasyon ve işbirliği süreçlerini de uygulayacak.
Letonya Devlet Güvenlik Hizmeti, geçtiğimiz Temmuz ayında Ventspils kentinde yaklaşık 600 kişinin katılımıyla tarihinin en büyük terörle mücadele tatbikatı olan “Vindau 2026″yı düzenlemişti.
Söz konusu tatbikatta, senaryo gereği limana ve bir yolcu feribotuna saldıran silahlı teröristlere müdahale edilmişti.
Letonya’nın Omega ve Sigma birimleri ile Finlandiya Ulusal Ordusu’nun özel harekat taburunun yer aldığı tatbikata Estonya, Letonya, Kanada, Ukrayna ve Polonya’dan temsilciler katılmıştı.
Avrupa
Deutsche Bank CEO’sundan “popülizm” uyarısı

Deutsche Bank CEO’su Christian Sewing, AfD’nin kazanmaya çok yakın olduğu Saksonya-Anhalt seçimleri öncesinde “popülizm” uyarısında bulundu.
Sewing, Frankfurt’ta Handelsblatt’ın ev sahipliğinde düzenlenen bir konferansta, Almanya için Alternatif’in (AfD) adını anmadan, “Popülist partiler basit çözümleri varmış gibi davranıyorlar. Gerçekte ise, başarılarımızın temelini oluşturan değerlerle çelişen kavramları yayıyorlar: açıklık, çeşitlilik, güçlü bir Avrupa, güvenilir kurumlar ve uluslararası işbirliği,” dedi.
Almanya’nın en büyük kredi kuruluşunun CEO’su, “aşırıcı” partilerin politika belirleme sürecinde söz sahibi olması halinde ortaya çıkacak olumsuz iktisadi sonuçlar konusunda daha önce de uyarıda bulunan şirket liderleri arasında yer alıyor.
Anketlerde önde giden AfD, ortak para birimi olarak avrodan vazgeçilmesini ve göçün sıkı bir şekilde engellenmesini savunuyor.
Sewing’in yorumları, Infineon Technologies CEO’su Jochen Hanebeck’in birkaç gün önce LinkedIn’de yayınladığı bir gönderide “sahte tartışmalar, sembolik siyaset ve popülizm” konusunda uyarıda bulunmasının ardından geldi.
Bundesbank Başkanı Joachim Nagel de Le Monde’a verdiği röportajda, avronun ortadan kaldırılması çağrısının “sorumsuzca ve son derece tehlikeli” olduğunu söyledi.
Nagel, “Almanya, tıpkı Fransa ve para birliği genelinde olduğu gibi, tek para birimi sayesinde muazzam bir refah elde etti,” dedi.
Kamu yayıncısı ARD tarafından yaptırılan en son Infratest Dimap anketine göre, 6 Eylül’deki seçimler öncesinde AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde %42 civarında oy alıyor.
Bu, Temmuz ayındaki ankete kıyasla bir puanlık artışa karşılık gelirken, iktidardaki Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) desteği ise 2 puan düşüşle %22’ye geriledi.
Sol Parti (Die Linke), SPD ve Yeşiller, sırasıyla %11, %8 ve %6 oranlarıyla eyalet parlamentosuna girmek için yeterli oy oranına sahip olacak.
Büyük çaplı sınır dışı etmeleri savunan AfD’nin ezici bir zaferi, ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi düzeniyle bir kopuşu işaret edecek.
Bu durum, halkın desteğini kazanmak için zorluklar yaşayan Şansölye Friedrich Merz’in Berlin’deki federal hükümetine özellikle ağır bir darbe vuracak.
Sewing Çarşamba günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:
“Böyle bir gidişatın nereye varacağını açıkça ortaya koymalıyız. İzolasyonizm, milliyetçilik ve güvensizliğin körüklenmesi sorunlarımızın hiçbirini çözmeyecek. Aksine, tüm bunlar Almanya’yı bir iş merkezi olarak zayıflatır, yatırımları ve vasıflı işçileri caydırır ve büyümeyi tehlikeye atar.”
Birkaç partinin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosuna girmek için gerekli %5 barajını aşamaması nedeniyle, AfD %50’nin altında bir oy oranıyla bile sandalye çoğunluğunu elde edebilir.
Eğer bu hedefe az da olsa ulaşamazsa, AfD ile işbirliği yapmayı reddeden diğer partilerin oylarına da güvenmeye çalışabilir.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu












