Avrupa
Ukraynalı İHA ve füze üreticisi Fire Point’e yakından bakış

Ukrayna merkezli özel savunma şirketi Fire Point, ürettiği uzun menzilli insansız hava araçları ve FP-5 Flamingo füzeleriyle Ukrayna Savunma Bakanlığının ana yüklenicileri arasında yer alıyor. Şirket, füze projelerini genişletirken bir yandan da Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosunun yürüttüğü mali denetimler ve usulsüzlük iddialarıyla mücadele ediyor.
İsmi Türkçe “tutuşma sıcaklığı” anlamına gelen Fire Point, insansız hava araçları ile seyir ve balistik füze üretimine odaklanan Ukraynalı özel bir savunma şirketi.
2022 yılında iş insanları Yegor Skaliga, Irina Tereh ve Denis Ştilerman tarafından kurulan şirket, 2024 yılının sonlarında Ukrayna Savunma Bakanlığının en büyük yüklenicilerinden biri haline geldi.
Yapı, özellikle uzun menzilli dolanan mühimmatlar FP-1 ve FP-2 ile FP-5 “Flamingo” seyir füzelerinin geliştirilmesiyle tanınıyor.
Şirketin ana sahibi ve baş tasarımcısı konumunda Denis Ştilerman yer alıyor. Genel merkezi Kiev’de bulunan kuruluşun üretim tesisleri, başta Dinyeper bölgesi olmak üzere 50’den fazla gizli noktaya ve Danimarka’daki füze yakıtı tesisine yayılıyor.
Füze savunma sistemleri geliştirmek amacıyla Alman Hensoldt şirketiyle ortaklık yürüten işletmenin aylık üretim kapasitesi 2 bin 500 İHA ve yaklaşık 90 ila 200 adet “Flamingo” seyir füzesi olarak hesaplanıyor.
Şirket, 2025 yılından itibaren yolsuzluk soruşturmalarında adı geçen Timur Mindiç ile ilişkilendiriliyor.
Kuruluşun ana faaliyet alanını FP-1 ve FP-2 uzun menzilli vurucu İHA’lar, FP-5 “Flamingo” seyir füzeleri ile geliştirme aşamasındaki FP-7 ve FP-9 balistik füzeleri oluşturuyor.
Ayrıca FP-7 füzesi temel alınarak Ukrayna-Avrupa ortak yapımı “Freyja” hava savunma sistemi için FP-7.x önleme füzesi tasarlanıyor. Askeri hava araçlarının yanı sıra füze yakıtı, motor, anten ve navigasyon donanımları da imal edilen ürün yelpazesinde bulunuyor.
Geliştirilen insansız hava araçları
Şirketin ürettiği FP-1 modeli, uçak tipinde tasarlanan ve yaklaşık 1 bin 650 kilometre menzile sahip olan uzun menzilli bir vurucu İHA.
Tasarımına 2022 sonu ile 2023 başı arasında başlanan araç, resmi olarak Mayıs 2025’te tanıtıldı ve 2024 sonundan itibaren sahada kullanıma girdi.
Nisan 2026’da Paris’te düzenlenen Eurosatory 2026 fuarında, kanatlarına ek yakıt deposu entegre edilerek menzili 2 bin 700 kilometreye çıkarılan güncellenmiş sürümü sergilendi.
FP-2 modeli ise yaklaşık 200 kilometre menzile ve 105 kilogram harp başlığına sahip orta menzilli bir vurucu İHA olarak üretildi. Bu modelin yenilenen versiyonunda menzil 370 kilometreye, harp başlığı kapasitesi ise 200 kilograma yükseltildi.
Tasarımcı Denis Ştilerman, temel donanımdaki bir drone maliyetinin 55 bin dolar olduğunu ve bu rakamın Rus muadilleriyle benzer seviyede seyrettiğini bildirdi.
Füze projeleri ve hava savunma sistemleri
İlk kez Ağustos 2025’te kamuoyuna duyurulan FP-5 “Flamingo”, 3 bin kilometreye kadar menzile sahip bir seyir füzesidir. Şirket yönetiminin aktardığına göre ürün, seri üretimi kolaylaştırmak adına Sovyet yapımı Tu-141 “Striş” İHA’ları ile Alman “V-1” roketlerinin motoru gövde üzerine yerleştiren mimarisinden ilham alınarak geliştirildi. İmalatta Sovyet tasarımı AI-25TL motorları kullanıldı.
20 metre ile 10 kilometre arasındaki irtifalarda manevra yapabilen füzenin sonraki sürümlerinde Fransız Safran şirketine ait yönlendirme sistemlerinin kullanılması planlanıyor.
FP-7 modeli, 200 kilometreye kadar menzile, saniyede 1 bin 500 metre azami hıza ve 65 kilometre irtifa tavanına sahip bir taktik balistik füze. İsabet sapma payı 14 metre olan ve 150 kilograma kadar harp başlığı taşıyan sistemin azami hedefe ulaşma süresi 250 saniye.
İlk fırlatma gösterimi Şubat 2026’da yapılan füzenin test uçuşu Haziran 2026’da gerçekleşti.
FP-9 ise 855 kilometreye kadar menzile ulaşabilen bir operasyonel-taktik balistik füzedir. Azami 800 kilogram harp başlığıyla saniyede 2 bin 200 metre hıza ve 70 kilometre irtifaya çıkabilen modelin sapma payı 20 metre, hedefe varış süresi ise 520 saniyedir.
Freyja hava savunma sistemi için tasarlanan FP-7.x önleme füzesi, Patriot sistemlerinde kullanılan Amerikan PAC-3 füzelerine uygun maliyetli bir alternatif olarak konumlandırılıyor.
İlk testi Haziran 2026’da yapılan ve Sovyet-Rus S-300P sistemlerindeki 5V55/48N6 füzeleriyle benzerlik gösteren ürünün birim maliyeti 700 bin dolar olarak öngörülüyor.
Saniyede 1 bin 500 ila 2 bin metre hıza ulaşması hedeflenen 7,25 metre uzunluğundaki füzenin Alman Diehl Defence üretimi arayıcı başlıklarla donatılması planlanıyor.
Film acentesinden savunma sanayii devine uzanan süreç
Fire Point, Şubat 2022’deki savaş öncesinde Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin projelerine de hizmet veren “Centrocast” isimli bir film ve televizyon ajansı olarak kayıtlıydı.
Şirketin ilk sahibi, çekim mekanları arayan At Point şirketinin de yöneticisi olan Yegor Skaliga’ydı. Teknik direktör Irina Tereh ise şehir içi beton yapılar üreten bir firmayı yönetiyordu.
Şirket, 2022’nin sonunda askeri teknoloji alanına yöneldi.
FP-1 modelinin üretimi Aralık 2022’de başladı ve Mayıs 2023’te Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına onaylandı. YouControl verilerine göre ise silah üretimine resmi geçiş Ocak 2023’te tamamlandı.
Zamanla İHA imalatının yanında tezgah, motor, elektronıik harp korumalı CRPA antenleri ve füze yakıtı üretimi de bünyeye katıldı.
Ağustos 2025’te Zelenski’nin açıklamasıyla duyurulan Flamingo füzesi, Kasım 2025’te IDEX-2025 fuarında İngiliz-Birleşik Arap Emirlikleri ortaklığı Milanion Group ürünü olarak sergilendi.
İmaj tazeleme adımları kapsamında bağımsız denetim kararı alan şirket, Kasım 2025’te eski CIA Direktörü ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da yer aldığı bir danışma kurulu oluşturdu.
Aynı dönemde katı yakıtlı motorlar ve seyrüsefer sistemleri dışındaki tüm üretimin Ukrayna içinde yerlileştirildiği açıklandı.
Ocak 2026 itibarıyla 3 bin 700 çalışana ulaşan şirket, Mayıs 2026 verilerine göre Ukrayna ordusunun uzun menzilli İHA ihtiyacının yüzde 55’ini tek başına karşılar hale geldi. Eylül 2025’te Danimarka’nın Vojens kentinde kurulan FRRT iştirakli yakıt fabrikası ve Hensoldt ile yapılan stratejik ortaklık şirketin küresel ağını genişletti.
2025 yılında BAE merkezli EDGE Group’un şirketin yüzde 33’lük hissesini 600 milyon dolara satın almak istediği, ancak Ukrayna Rekabet Kurumunun bu satışı reddettiği biliniyor.
Ştilerman, kararın Avrupa ile ortak projelere odaklanma stratejisinden kaynaklandığını ve şirket değerinin 760 milyon doları aşacağını beyan etti.
Soruşturmalar, yolsuzluk iddiaları ve kalite tartışmaları
Fire Point ürünleri, 2023 ve 2024 yıllarında askeri personelden kalite eleştirileri almasına rağmen devlet siparişlerini almaya devam etti.
Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), 2025 yılında şirketi “yetersiz işlevselliğe sahip İHA üretmek” ve “imtiyazlı devlet finansmanı sağlamak” iddialarıyla incelemeye aldı. Genelkurmay Sözcüsü Dmitro Lihoviy ve şirket yönetimi sonraki süreçte ürün kalitesinin düzeltildiğini duyurdu.
Buna rağmen NABU, parça fiyatlarının yüksek gösterilmesi ve teslim edilen drone sayılarının şişirilmesi şüphesiyle açılan soruşturmayı sürdürdü. İş insanı Timur Mindiç’in şirket üzerinde lobi faaliyetleri yürüttüğü ve gizli ortak olduğu iddiaları dosyaya girdi.
Mindiç davasının sanıklarından İgor Fursenko’nun Mart 2025’te yurt dışına çıkabilmek amacıyla Fire Point bünyesinde işe başladığının anlaşılması üzerine Danimarka makamları da şirketten resmi izahat talep etti.
Şirketin roketçilik geçmişi olmadan kısa sürede ana yükleniciye dönüşmesi ve Flamingo füzesini 9 ay gibi kısa bir sürede geliştirmesi şüpheyle karşılandı.
OSINT analistlerinin Nisan 2026 verilerine göre füzeyle yapılan 23 atıştan yalnızca 2’sinde doğrulanmış isabet sağlandı.
Teknik direktör Irina Tereh’in, mühendislerin bazı teknolojileri YouTube ve Google gibi açık kaynaklardan öğrendiğini açıklaması da eleştirilere yol açtı.
Soruşturmada bilgi veren asker ve mühendis Yuriy Kasyanov, şirket ürünlerini eleştirdiği için Sınır Muhafaza Bürosundaki birliğinin eski Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak’ın talimatıyla dağıtıldığını iddia etti. Kasyanov, ürün fiyatlarının gerçek değerinin üç katı olarak belirlendiğini öne sürdü.
Nisan 2026’da Mindiç’e ait ses kayıtlarının yayımlanmasının ardından Savunma Bakanlığı Anti-Korupsiyon Komitesi Başkanı Yuriy Gudımenko, şirketin yaptırımlardan etkilenmemesi adına kısmen kamulaştırılmasını önerdi ancak devletin üretimi etkin yönetip yönetemeyeceğini sorguladı.
Mayıs 2026’daki parlamento komisyonunda konuşan Ştilerman, Mindiç’in hisse satın almak istediğini ancak anlaşma sağlanamadığını, kendilerinin şüpheli statüsünde bulunmadığını belirtti.
Fire Point yönetimi ise tüm suçlamaları Ukrayna savunma sanayiini zayıflatmaya yönelik girişimler olarak niteleyerek reddetti.
Avrupa
CDU’lu Kretschmer, AfD ile işbirliğine kapıları açtı

Friedrich Merz’in önemli müttefiklerinden Michael Kretschmer, muhafazakârların, Almanya için Alternatif (AfD) ile işbirliği yapması gerektiğini öne sürerek büyük bir siyasi tartışma başlattı.
Saksonya eyalet başbakanı ve Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) üyesi Kretschmer, AfD’yi ilk kez bir eyaletin başına getirebilecek olan eylül ayındaki kritik seçimler öncesinde, Merz’in yükselen AfD’ye karşı “güvenlik duvarını” (Brandmauer) korumakta ısrar etmesine karşı çıkıyor.
Saksonya’da azınlık hükümetini yöneten Kretschmer, bu hafta başında Handelsblatt gazetesine verdiği röportajda, “Hâlâ güvenlik duvarlarından bahsedenler, zamanın işaretlerini fark etmemiş demektir. Konuşmak isteyen herkesle konuşmalıyız,” dedi.
POLITICO’ya göre Kretschmer, bu açıklamalarıyla Merz’in inatla kaçınmaya çalıştığı gerilimleri alevlendirdi.
Merz, ülkenin Nazi geçmişini gerekçe göstererek “aşırı sağ” ile işbirliğini reddediyor. Fakat Doğu Almanya’daki siyasi gerçekler, bu konuyu yeniden düşünmesi için baskı yaratıyor.
Anketler, AfD’nin 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta mutlak çoğunluğu kazanma şansı olduğunu ve aynı ayın ilerleyen günlerinde Mecklenburg-Batı Pomeranya ile Berlin’de de iyi bir performans sergileyeceğini gösteriyor.
Ulusal düzeyde ise, POLITICO’nun Anket Ortalaması, AfD’yi yüzde 28 destekle en popüler parti olarak gösterirken, Hıristiyan Demokratlar yüzde 22’de yer alıyor.
Parti içi muhalefet Weidel’a bayrak açtı: AfD’de neler oluyor?
Ne var ki şimdilik Merz, Almanya’nın “özel bir tarihsel sorumluluğu olduğu” ve bu nedenle “aşırı sağın merkezci ana akımla işbirliği yaptığı diğer AB ülkelerinin izlediği yolu takip edemeyeceği” yönündeki tutumunda ısrarcı.
Bir basın toplantısında gazetecilere yaptığı açıklamada Şansölye şunları söyledi:
“Almanya’da aşırı sağcı bir partinin hükümete girmesi, bunun başka bir ülkede gerçekleşmesinden tamamen farklı bir anlam taşır. Bu durum tarihimizle de bağlantılıdır ve bu yüzden benim için bu ne bir ölçüt, ne bir örnek, ne de ders çıkarılacak bir durumdur. Bu, oldukça basit bir şekilde, farklı bir durumdur. Almanya’da bunu önlemek için elimden gelen her şeyi yapacağım.”
Bunun yerine Merz, hükümetin hedefinin “aşırı sağ”ın yenilgiye uğratılabileceği bir ortam yaratmaya çalışmak olması gerektiğini söyledi.
Merz, “Şu andan 6 Eylül’e kadar, hem Saksonya-Anhalt’ta hem de Mecklenburg-Batı Pomeranya’da istikrarlı siyasi koşulları kolaylaştırmak ve sağlamak için çaba göstereceğiz,” dedi.
Öte yandan seçim mücadelesinin yaşandığı bölgelerdeki gerçek şu ki, AfD, Doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt (yüzde 41) ve Mecklenburg-Batı Pomeranya (yüzde 36) eyaletlerinde diğer tüm partilerin çok önünde yer alıyor.
Eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) toprakları, uzun süredir sağın kalesi konumunda. Ayrıca AfD’nin hem kadroları hem de savunduğu tutumlar açısından en radikal olduğu yer de bu bölge.
Almanya’nın doğusundaki beş bölgeden dördünde bulunan bölgesel parti şubeleri, iç istihbarat kurumları tarafından “aşırı sağcı” örgütler olarak sınıflandırılıyor.
Saksonya-Anhalt’ta parti, anketlerde parlamentoda mutlak çoğunluğa ulaşma aralığında yer alıyor.
Bu da partinin 2013’teki kuruluşundan bu yana ilk kez eyalet düzeyinde iktidara gelmesini sağlayacak.
AfD, Saksonya-Anhalt’ta mutlak çoğunluğu elde edemese bile, Merz’in muhafazakârları eylül ayında zorlu bir siyasi dinamikle karşı karşıya kalacak: “Aşırı sağ”ı iktidardan uzak tutmak için, Sol Parti (Die Linke) ile işbirliği yapmak zorunda.
Bu parti de özellikle Doğu’da oldukça güçlü ve muhafazakârlar, 2018 tarihli bir parti kararında da belirtildiği üzere, bu partiye karşı da bir “güvenlik duvarı” oluşturmaya devam ediyorlar.
Merz, geçen hafta Sol Parti ile işbirliği konusunda, “Bu konuda net parti kongresi kararlarımız var ve bunlara uyacağımızdan şüphe duymam için hiçbir neden yok,” dedi.
Ne var ki kendi partisi içindeki bölgesel siyasetçiler, siyasi yelpazenin her iki ucundaki partilerin gücü göz önüne alındığında, bu tür vaatlerin tutulup tutulamayacağını giderek daha fazla sorguluyor.
Kretschmer’in yorumları, seçim öncesi vaatleri radikal bir şekilde bozmadan ve CDU’nun güvenilirliğini daha da zedelemeden eylül seçimlerinden sonra nasıl yönetileceğine dair bir tartışma başlatma girişimi olarak geniş çapta değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım, Berlin’deki parti liderleri tarafından hoş karşılanmıyor.
Örneğin CDU’nun Federal Meclis’teki grup başkanlarından Steffen Bilger, perşembe günü Deutschlandfunk’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“Şu anda üç eyalette, özellikle AfD ile ya da ona karşı şiddetli bir siyasi mücadelenin ortasındayız. Ve şu anda bu tür tartışmalar başlatmak yerine, asıl buna odaklanmalıyız.”
Bu arada, Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) siyasetçiler, federal koalisyon ortaklarından netlik talep ettiler.
Berlin seçimlerinin baş adayı, CDU’dan bölgesel düzeyde AfD ile işbirliğini hâlâ dışlayıp dışlamadığını “açıkça belirtmesini” isterken, partiyi “aşırı sol”a açılmaya da çağırdı.
Örneğin Hannover Bölgesi’nin başkanı SPD’li Steffen Krach, “CDU, Sol Parti ile işbirliği yapabileceğini nihayet kabul etmelidir, çünkü zaten bunu yapmaktadır,” dedi ve partinin Saksonya ve Thüringen’de kurduğu azınlık hükümetlerine atıfta bulundu.
SPD’li, “Şu anda Sol Parti’yi şeytanlaştıran ve onu AfD ile eşdeğer gören herkes seçmenleri aldatıyor,” diye ekledi.
Bu arada AfD, tüm bu tartışmalara karşı rahat bir tavır sergiledi ve bir sözcü aracılığıyla Alman medya kuruluşlarına, partinin konuşmak isteyen herkesle görüşmeye açık olduğunu bildirdi.
Fakat bir başka doğu eyaleti Thüringen’den AfD milletvekili Torben Braga, partinin mevcut gücünü göz önünde bulundurarak, eylül ayındaki seçimlerin ardından Saksonya-Anhalt’ta bir azınlık hükümetini desteklemenin stratejik çıkarlarına uygun olmayacağını savundu:
“Neredeyse mutlak çoğunluğa yakın bir oy oranı elde eden AfD gibi bir partinin, çoğunluğu sağlayarak azınlık hükümetinin iktidarda kalmasını temin etmekle yetinip yürütme kararlarına katılmamasının neden gerekli olduğunu anlamıyorum. Bu, seçmenlerimizin çıkarına olamayacak bir durum.”
Avrupa
Almanya, İran savaşında ABD’ye lojistik destek vermeyi sürdürüyor

İran’a karşı savaşın genişletilmesine hazırlık amacıyla ABD ordusu bir kez daha Almanya’daki askeri altyapıyı kullanıyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre tıpkı savaş başlamadan önce ve savaşın ilk 40 günü boyunca olduğu gibi, savaş uçakları ve askerler, Ramstein ABD Hava Üssü üzerinden bölgeye sevk ediliyor ve burada, duyurulan yoğun saldırı dalgası için hazır bekliyorlar.
Spangdahlem ABD Hava Üssü de bu süreçte rol oynuyor; burada konuşlanmış F-16 savaş uçakları geçen hafta Orta Doğu’daki toplanma bölgesine sevk edildi. Bu uçaklar, Orta Doğu’daki muharebe görevinden sadece birkaç hafta önce dönmüştü.
Landstuhl’daki ABD askeri hastanesi de büyük önem taşıyor; bu hastane, türünün dünyadaki en büyüğü. Son günlerde, bazıları ağır yaralı olan yaklaşık bir düzine ABD askeri, tedavi için buraya nakledildi.
Yaralı sayısında artış beklentisiyle, hastanede görev yapan sağlık personeli sayısı da son zamanlarda artırıldı.
Ramstein
ABD silahlı kuvvetlerinin İran’a yönelik asker yığınakları için Almanya’daki ABD askeri altyapısını yoğun bir şekilde kullandığı görülüyor.
Örneğin, Kaiserslautern’’e yakın Ramstein Hava Üssü (ABD dışındaki en büyük ABD Hava Kuvvetleri üssü ve Avrupa ile Afrika’daki ABD Hava Kuvvetleri karargahına ev sahipliği yapıyor) sürekli olarak kullanılıyor.
Ramstein, diğer şeylerin yanı sıra, sadece Afrika’da değil, Yakın ve Orta Doğu’daki ABD insansız hava aracı operasyonlarını kontrol etmek için kullanıldığı için defalarca manşetlere taşınan bir uydu aktarma istasyonuna da ev sahipliği yapıyor.
Diğer operasyonlara ait veriler de Ramstein üzerinden aktarılıyor; özellikle İran’daki savaş için.
Ramstein, bu çatışma için sürekli bir lojistik merkez işlevi de görüyor. Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra, İspanya hükümetinin yasaklaması nedeniyle savaşa katılmak üzere bu ülkeden kalkış izni alamayan İspanyol askeri uçakları Ramstein’a getirildi.
Madrid’in aksine, Berlin’in İran’a karşı yürütülen savaşa lojistik destek vermeye hiçbir itirazı yok.
Son olarak, çarşamba günü bir E-11A BACN aktarma uçağı Ramstein’e indi; uçak, ABD’nin Georgia eyaletindeki Warner Robins Hava Üssü’nden gelmiş ve Orta Doğu’ya doğru yoluna devam etmişti.
Bu uçak, hava saldırıları gerçekleştirirken avcı jetleri ve bombardıman uçaklarının koordinasyonunu gerçek zamanlı olarak sağlıyor.
Spangdahlem
Eifel bölgesindeki Spangdahlem ABD Hava Üssü de savaşın kapsamlı bir şekilde genişletilmesine hazırlık amacıyla Orta Doğu’da ABD Hava Kuvvetleri varlığının mevcut şekilde güçlendirilmesinde kilit bir rol oynuyor.
Geçen hafta, burada konuşlanmış ABD’ye ait F-16 avcı uçakları Orta Doğu’ya sevk edildi.
Buna ek olarak, Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath’teki İngiliz hava üssünden F-35 jetleri, Venedik’in kuzeydoğusundaki Aviano ABD Hava Üssü’nden de ilave F-16 jetleri bu geniş bölgeye uçtu.
Spangdahlem’de kalıcı olarak konuşlanmış olan F-16’lar, sadece birkaç hafta önce savaş bölgesindeki görevlerinden dönmüştü.
Bu uçaklar, düşman hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirme konusunda uzmanlaşmış uçaklar.
Emekli ABD Hava Kuvvetleri tuğgenerali ve Washington’da hava kuvvetleri konularına odaklanan bir düşünce kuruluşu olan Mitchell Havacılık ve Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün dekanı David Deptula’nın, ABD askeri gazetesi Stars and Stripes’ta, Avrupa’daki üç ABD Hava Kuvvetleri biriminin tamamından savaş uçaklarının bu kadar büyük sayılarda Arap Yarımadasına sevk edilmesinin olağandışı olduğunu söylediği aktarıldı
Fakat Deptula, Soğuk Savaş’ın sonlarına doğru ABD Hava Kuvvetleri’nin Avrupa’da üç değil dokuz birim bulundurduğuna da dikkat çekiyor; bu da askeri gücündeki uzun vadeli düşüşün bir kanıtı.
Landstuhl
İran’daki savaşla bağlantılı olarak, ABD dışındaki en büyük ABD askeri hastanesi olan Landstuhl Bölgesel Tıp Merkezi, Ramstein ve Spangdahlem ile birlikte artık daha yoğun bir şekilde kullanılıyor.
Son günlerde, tedavi için Ürdün’den buraya yaklaşık bir düzine ağır yaralı ABD askeri nakledildi.
Bu durum, kısmen Trump yönetiminin kendi zayiat ve kayıplarını önceki ABD yönetimlerine kıyasla önemli ölçüde daha az bildirmesi nedeniyle yankı uyandırdı.
Yasalarca kesin olarak zorunlu tutulduğu için yalnızca ABD askeri personeli arasındaki ölümler kamuoyuna açıklanıyor.
Fakat ABD’li gözlemciler, bunun genellikle ABD askeri üslerindeki personelin önemli bir bölümünü oluşturan özel askeri müteahhitlerin çalışanları için geçerli olmadığını belirtiyor.
Pentagon’un kısa süre önce Ürdün’ün El Azrak kenti yakınlarındaki Muwaffaq Salti Hava Üssü’ne yönelik İran saldırılarında üç ABD askerinin hayatını kaybettiğini doğrulamak zorunda kalmasının ardından, ABD medyasının yaptığı araştırmalar, 7 Haziran ile geçen hafta sonu arasında yaklaşık 100 ABD askeri personelinin de yaralandığını ortaya çıkardı.
İran misillemelerinin yarattığı maddi hasar
İran saldırılarında yaralanan ABD askeri personelinin sayısının yanı sıra, saldırılar sırasında silah ve askeri altyapıya verilen hasara ilişkin ilk medya araştırmaları da artık mevcut.
New York Times’ın çarşamba günü bildirdiği üzere, İran bu ay saldırılarını ABD’nin varlık gösterdiği dokuz noktaya yoğunlaştırdı; savaşın ilk 40 gününde bu sayı 18 idi.
Muwaffaq Salti Hava Üssü dört kez saldırıya uğradı; gazeteye göre, burada insansız hava araçları tarafından üç bina ve iki hangar ile yaşam alanları olduğu düşünülen binalar tahrip edildi.
Ürdün’ün en kuzeydoğusunda, Suriye sınırının hemen üzerinde bulunan bir ABD askeri tesisi olan 22 Numaralı Kule’de de ciddi hasar meydana geldi.
Ürdün’deki diğer iki askeri üssün hangarları ve bir radar sistemi de vuruldu; aynı şekilde ABD askeri personelinin de konuşlandığı Kral Hüseyin Uluslararası Havalimanı da saldırıya uğradı.
Bahreyn’de en az bir depo hasar gördü; ABD askerlerinin de bulunduğu Irak’ın kuzeyindeki Erbil Uluslararası Havalimanı’nda ise bir askeri çadır tahrip edildi.
Kuveyt’teki Ali al Salem Hava Üssü de vurulurken, aynı ülkedeki Ahmad al Jaber Hava Üssü’ndeki bir radar sistemi tahrip edildi; bu sistem sadece yarım yıldır faaliyetteydi.
Bunlar, şu ana kadar teyit edilen hasarlardan sadece bir kısmı.
Kamuoyuna duyurulmayan Amerikan kayıpları
Washington’un kamuoyuna yaptığı açıklamaların ötesinde, perde arkasında neye hazırlandığı, son günlerde Landstuhl Bölgesel Tıp Merkezi’ne 150’den fazla ek ABD’li sağlık görevlisinin sevk edilmiş olmasından açıkça anlaşılıyor.
Dolayısıyla, ABD Başkanı Donald Trump’ın gerçekten de ABD saldırılarının genişletilmesini emretmesi halinde İran’ın misilleme saldırılarında buna paralel bir tırmanış ve ABD’nin kayıp sayısında buna paralel bir artış bekleniyor.
Bu kayıplar arasında, tedavi için Almanya’ya nakledilecek ağır yaralı personel de yer alacak.
İran’ın karşı saldırılarında hayatını kaybedenler bile, tabutlarla ABD’ye nakledilmeden önce muhtemelen önce Almanya’ya getirilecek: Hava Kuvvetleri Cenaze İşleri Operasyonları (AFMAO) birimi, savaş bölgesinden ABD’ye yaptığı uçuşlarda genellikle Ramstein’da mola verir.
Orta Doğu’da ölen dört ABD askerinin naaşlarının yakın zamanda ülkelerine nakledilmesi sırasında da durum böyleydi; Ramstein’dan Delaware’deki Dover Hava Üssü’ne yapılan uçuş bildirildiğine göre dokuz ila on saat sürüyor.
Berlin için yasal sonuçlar neler?
Uluslararası hukuku ihlal eden saldırı savaşını genişletmek amacıyla ABD Başkanı Trump, sivil altyapıya yönelik ABD saldırılarını resmen duyurdu; bunlar savaş suçu teşkil ediyor.
Savaş suçu emri verme niyetini açıklayan bu duyuru, Alman hükümeti için de ciddi sonuçlar doğuruyor.
Almanya, ABD silahlı kuvvetlerinin Ramstein, Spangdahlem ve Landstuhl gibi Almanya’daki askeri altyapıyı kullanmasına izin vermeye devam ediyor ve tereddüt etmeden onlara hava sahası geçiş hakkı tanıyor.
Erfurt Üniversitesi’nde kamu hukuku, uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk profesörü olan ve üniversitenin Küresel Adalet Kliniği’nin direktörü Michael Riegner’e göre, bunun hiçbir sonucu olmadığı görüşü savunulamaz.
Riegner, Anayasa’nın 26. maddesinin 1. fıkrasını sadece Bundeswehr ile sınırlandırmanın kabul edilemez olduğunu savunuyor.
Söz konusu fıkra, “halkların barış içinde bir arada yaşamasını bozma olasılığı bulunan eylemlerin, özellikle de saldırı savaşı hazırlıklarının” “cezalandırılmasını” öngörüyor.
Riegner, saldırı savaşının yürütülmesine yardımcı olan herkesin “suça yardım ve yataklık” suçundan suçlu olduğunu ileri sürüyor.
Avrupa
Almanya’dan savunma şirketlerine Rusya kaynaklı sabotaj uyarısı

Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı, Rusya Savunma Bakanlığının Ukrayna’ya insansız hava aracı tedarik eden Avrupalı üreticileri hedef listesine almasının ardından savunma sanayisi şirketlerine yönelik güvenlik uyarısı yayımladı. Askeri tesisler ile üst düzey yöneticilere dönük olası casusluk ve sabotaj risklerinin arttığına işaret eden teşkilat; fiziki, dijital ve bilgi güvenliği tedbirlerinin en üst seviyeye çıkarılmasını istedi.
Almanya Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), ülke savunma sanayisinde faaliyet gösteren şirketlere yönelik resmi bir güvenlik uyarısı yayımlayarak olası casusluk ve sabotaj faaliyetlerine karşı koruma tedbirlerinin acilen artırılması çağrısında bulundu.
İstihbarat birimi, Rusya Savunma Bakanlığı tarafından nisan ayında açıklanan ve Ukrayna için insansız hava aracı üreten Avrupalı firmaları içeren listenin ardından askeri alandaki tehdit seviyesinin yüksek kalmayı sürdürdüğünü bildirdi.
BfV tarafından hazırlanan güvenlik belgesinde, özellikle Ukrayna ile doğrudan işbirliği yürüten Alman savunma sanayisi işletmelerinin Rus istihbarat servislerinin ve yetkili kıldığı unsurların odak noktasına yerleştiği vurgulandı.
Metinde, “İlgili şirketlerin Rus devlet kurumlarının veya onlar adına hareket eden şahısların istihbarat ve sabotaj eylemlerine hedef olma olasılığı artış göstermiştir” ifadesine yer verildi.
İstihbarat teşkilatı, çatışmaların seyrine bağlı olarak ilerleyen süreçte şirketlerin sadece kurumsal altyapılarının değil, başta üst düzey yöneticiler olmak üzere kritik personelin de doğrudan hedef alınabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Yayımlanan uyarı doğrultusunda savunma sanayisi kuruluşlarına fiziki güvenlik, bilgi güvenliği ve siber savunma mekanizmalarını takviye etmeleri tavsiye edildi.
Şirketlerin hassas verilerin kamuoyuna açıklanmasını sınırlandırması ve çalışanlarını casusluk ile sabotaj girişimlerine karşı düzenli eğitimlerden geçirmesi gerektiği kaydedildi.
Güvenlik protokolleri kapsamında çalışanların sosyal medya platformlarında yürüttükleri işlere dair bilgi paylaşımını asgari seviyeye indirmeleri, kurum içi iletişimde yalnızca korumalı kurumsal kanalları tercih etmeleri ve özellikle yurt dışı görevlendirmelerinde tedbirleri en üst seviyeye çıkarmaları istendi.
Rusya’nın “potansiyel hedefler” açıklaması
Gerilimin tırmanmasında, Rusya Savunma Bakanlığının nisan ayında yaptığı sert açıklamalar etkili oldu.
Avrupalı ülkelerin Ukrayna’ya Rusya topraklarını hedef alacak insansız hava araçları tedarik etmesinin ve üretim kapasitelerini artırmasının askeri-siyasi gerilimi tırmandırdığını belirten Rusya Savunma Bakanlığı, bu adımların Avrupa ülkelerini Ukrayna’nın stratejik cephe gerisine dönüştürdüğünü bildirmişti.
Rus makamları, Avrupa üretimi İHA’ların Ukrayna etiketiyle kullanılmasının kestirilemez sonuçlar doğuracağı iddiasında bulunmuştu.
Rusya Savunma Bakanlığı bu süreçte Ukrayna için İHA ve yedek parça imal eden Avrupalı tesislerin listesini yayımladı.
Açıklamada Ukrayna İHA fabrikalarının şubelerine ev sahipliği yapan ülkeler arasında Almanya, İngiltere, Danimarka, Letonya, Hollanda, Litvanya, Polonya ve Çekya sıralandı. İHA aksamı üretilen ülkeler ise Almanya, İspanya, İtalya, Çekya, İsrail ve Türkiye olarak paylaşıldı.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev de söz konusu Listenin Rusya Silahlı Kuvvetleri açısından “potansiyel hedefler” olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişti.
Medvedev, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Saldırıların ne zaman gerçeğe dönüşeceği bundan sonra yaşanacaklara bağlı. Mışıl mışıl uyuyun sevgili ortaklar” değerlendirmesini aktarmıştı.
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Avrupa1 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Görüş1 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Rusya1 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu












