Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD, CDU’da ve “güvenlik duvarı”nda delikler açmaya başladı

Yayınlanma

Şansölye Friedrich Merz’in partisindeki üç eski üst düzey politikacı ve görevli, muhafazakârların AfD ile başa çıkmak için yeni bir strateji geliştirme zamanının geldiğini söyledi ve “güvenlik duvarı” stratejisiyle ilgili iç tartışmalar ciddi şekilde yoğunlaştı.

“Güvenlik duvarı” (Brandmauer), Alman ana akım partilerinin Almanya için Alternatif (AfD) gibi “radikal” partilerle federal ve eyalet düzeyinde koalisyon kurmayı veya çoğunlukla bu partinin yardımıyla yasalar çıkarmayı reddettikleri anlamına geliyor.

Bu güvenlik duvarında, özellikle doğudaki eyaletlerde yerel düzeyde önemli çatlaklar olsa da, Merz göreve geldiğinden bu politikaya büyük oranda sadık kaldı.

Geçen şubat ayında Münih’te güvenlik duvarını “seçmenlerin haklarını elinden almak için bir araç” olarak eleştiren ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve AfD lideri Alice Weidel ile ortak sohbete katılan Elon Musk da dahil olmak üzere Trump yönetiminin üyeleri Alman yetkilileri sertçe eleştiriyordu.

Geçen hafta Stern dergisine konuşan muhafazakâr figürler, CDU/CSU bloğunun AfD’ye karşı tutumunu tartışmaya açtılar.

Tarihçi ve Merz’in eski danışmanı Andreas Rödder, “Güvenlik duvarı ne kadar yüksek olursa, AfD o kadar güçleniyor,” dedi. Rödder’e göre muhafazakârlar, AfD belirli koşullara razı olduğu ve “aşırıcı” tutumlarından vazgeçtiği sürece, bu parti ile “diyalog kurmaya istekli” olmalı.

Eski CSU genel sekreteri ve eski Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg ise, “Boykotla gizemi ortadan kaldırmak mümkün değil,” diyerek, AfD’yi dışlamanın, bu partiyi güçlendirmekten başka bir işe yaramadığını savunuyor.

CDU içinde AfD tartışması sürüyor

Güvenlik duvarı stratejisinin yeniden düşünülmesini savunan muhafazakarların temel argümanı şöyle özetleniyor: AfD politikacılarının, “siyasete özgü karmaşık uzlaşmalara girmeden” dışarıdan sisteme karşı çıkmalarına izin vermek, partiyi güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

Aynı zamanda, muhafazakârların AfD ile işbirliği yapmayı reddetmesi, CDU/CSU’yu sol partilerle birlikte yönetmeye zorluyor ve aşırı sağa, saldırı için daha fazla malzeme sağlıyor. 

AfD’nin anketlerde gitgide daha sık birinci parti çıkmaya başlamasıyla durum daha da karmaşıklaşıyor. Angela Merkel’in eski genel sekreteri Peter Tauber de AfD ile “yeni bir ilişki” kurmanın “devlet politikası açısından gerekli” olduğunu düşünüyor. Stern, CDU/CSU bloğunda, daha önce hiç yaşanmayan bir duygunun, “bölünme” korkusunun baş gösterdiğine işaret ediyor.

Berlin Bilim Merkezi ve Harvard Üniversitesinden araştırmacılar, 2019 ile 2024 yılları arasında toplam 11.053 ilçe meclisi ve belediye meclisi toplantısını değerlendirdi. Sonuç: AfD’nin önergelerinin neredeyse beşte biri (yüzde 19) CDU ve diğer “demokratik” partilerin onayını aldı.

Bu önergeler personel sorunları, maddi önergeler ve bütçelerle ilgiliydi. Stern, “Görünüşe göre, AfD uzun zamandır yerel yönetimlerde de iktidarda,” diye yorumluyor.

İki hafta önce Pazartesi günü, Saksonya’nın Bautzen kentindeki CDU ilçe başkanı Udo Witschas, ilçe meclisinde bir skandala neden oldu. Anayasa Koruma Teşkilatı’nın gözetiminde olan AfD ilçe meclis üyesi ve Federal Meclis milletvekili Karsten Hilse ile motosiklet gezisinde çekilmiş bir fotoğraf hakkında yorum yapması istendi.

Witschas bu fotoğrafı gizlememiş, aksine ofisine asmış ve internette paylaşmıştı. Witschas, bu heyecanı anlayamadığını söyledi. Ona göre Hilse “aşırı sağcı” değildi. Onun görüşüne göre, ilçe meclisinde tek bir “sağcı, solcu ya da aşırı uçlu” kişi bile yok.

AfD’den rapor: Biz ‘aşırı sağ’ isek, CDU da öyle!

AfD politikacıları, muhafazakârların endişelerinden doğal olarak memnunlar. AfD’nin parlamento grubu lideri Bernd Baumann, POLITICO Bulletin’e verdiği demeçte, CDU’nun “kendi kendine yarattığı bir varoluş krizinde” olduğunu söyledi.

Baumann, “Önce, AfD’den aldığı sağcı pozisyonlarla kampanya yürütüyor. Seçildikten sonra, AfD’ye karşı bir güvenlik duvarı örüyor. SPD ile koalisyonda, seçim vaatlerinin tam tersini uyguluyor,” diye konuştu.

Eş Başkan Weidel da CDU’nun bu şekilde yola devam edemeyeceğinden emin. Weidel Stern’e verdiği demeçte, “Birlik artık bizi reddedemeyecek. Kısa sürecek Merz döneminden sonra değişen CDU’yu temel olarak potansiyel bir ortak olarak görüyorum,” dedi.

Tarihçi Rödder, CDU’nun hâlâ gücü varken AfD’ye nihayet “kendi oyununu” dayatmasını istiyor. Bu kapsamda partinin AfD’ye “koşullu diyalog hazırlığı” sinyali vermesi gerektiğini söylüyor.

Rödder, “AfD kırmızı çizgileri korur ve aşırı sağcı pozisyonlardan ve figürlerden açıkça uzak durursa, diyalog arayışına girip konuyla ilgili sert bir tartışma yürütmek demokratik bir girişim olarak değerlidir. Ayrıca stratejik olarak da, yön tartışmasının ateşini AfD’ye atmak daha akıllıca,” diyor.

Tarihçiye göre AfD ancak bu şekilde ”hangi yöne gitmek istediğine karar vermeye zorlanabilir: “aşırılıkçı mı yoksa demokratik mi?”

Öte yandan CDU liderliğinin büyük bir kısmı yine de Rödder’in fikirlerinden uzak duruyor, çünkü onun tezlerinin “güvenlik duvarının” sonunun başlangıcı olacağından korkuyorlar.

CDU’dan AfD’ye karşı yumuşama sinyalleri

Önde gelen Hıristiyan Demokratlar, partinin hesaplamalara göre sağ çoğunluğu siyasi olarak kullanmanın bir yolunu aradığı izlenimine şiddetle karşı çıkıyor.

CDU başkan yardımcısı Karin Prien, “AfD, orta sınıfın [bürgerlich] tam tersidir” uyarısında bulunuyor. Bu nedenle, AfD ile orta sınıf çoğunluğu da olamaz.

Kiel hükümet başkanı Daniel Günther, “AfD’ye karşı net bir tutumumuz var ve bu tutumumuz değişmeyecek. Demokratik sorumluluğu ciddiye alan kimse, kurumlarımızı ve devlete olan güveni baltalayan bir parti ile ortak bir iş yapamaz,” diyor.

Şansölye Friedrich Merz de AfD’ye karşı güvenlik duvarını yeniden teyit etti.

Berlin’de yapılan dışa kapalı CDU toplantısının ardından Merz, bu iki partinin ayrıntılarda değil, “temel siyasi inançlar” kısmında ayrıştığını söyledi ve AfD’nin CDU’yu yok etmek istediğini öne sürdü.

Avrupa

Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Yayınlanma

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.

Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.

İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.

Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.

Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.

Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.

Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.

Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.

Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.

Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.

Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.

Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.

Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.

Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İrlanda’da kamu spotu: Toruna sarılmadan önce izin alma çağrısı yapıldı

Yayınlanma

İrlanda’da hükümet destekli We-Consent kampanyası, büyükanne ve büyükbabalara torunlarına sarılmadan önce izin almaları tavsiyesinde bulundu. Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezinin yürüttüğü çalışmaya zemin oluşturan araştırma, ülke nüfusunun yüzde 70’inin rıza kavramının anlaşılmasında sorun gördüğünü gösteriyor.

İrlanda’da hükümet destekli bir sosyal farkındalık kampanyası kapsamında büyükanne ve büyükbabalara, sarılmadan önce torunlarından izin almaları tavsiye edildi.

New York Post gazetesinin haberine göre We-Consent adlı kuruluşun hazırladığı 25 saniyelik videoda, yakın akrabaları dahi olsa her çocuğun sarılmak istemeyebileceği belirtiliyor.

Klipte iki farklı duruma yer veriliyor: İlk sahnede bir çocuk büyükanne ve büyükbabasına neşeyle sarılırken, diğerinde akrabaları kendisini kucaklamaya çalıştığında rahatsızlık hissediyor.

Kampanya yerel siyasetçileri ikiye böldü

Dublin Belediye Meclisi Üyesi Gavin Pepper çalışmaya tepki göstererek hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının “ölçüyü kaçırdığını” savundu.

Çocuklara kişisel sınırlara saygı duymanın ve fiziksel temas reddini kabul etmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Pepper, yakın akrabaların sarılmasının “şüpheli bir durum gibi” sunulmaması gerektiğini ifade etti.

Bir diğer belediye meclisi üyesi Lorraine Hall ise kampanyaya destek verdi.

Eleştirenlerin videoyu fazlasıyla gerçek anlamıyla algıladığını ve dikkat çekmek amacıyla yaratıcı yöntemler kullanan sosyal reklamların yapısını hesaba katmadığını kaydeden Hall, videonun yarattığı tartışmanın hedefe ulaşıldığını gösterdiğini dile getirdi.

Ulusal çaptaki We-Consent kampanyası İrlanda’da Mart 2023 döneminde hayata geçirildi. Girişim, Adalet Bakanlığı ve Community Foundation Ireland desteğiyle Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezi tarafından yürütülüyor.

Program rıza, kişisel sınırlar ve ilişkiler konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Merkezin kampanya öncesinde yaptığı araştırma, İrlanda halkının yüzde 70’inin ülkede rıza kavramının anlaşılması konusunda bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.

Araştırmaya göre her üç kişiden biri cinsel ilişkiler hakkında konuşurken rahatsızlık duyuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Axel Springer, Avrupa’daki TikTok hisselerine talip oldu

Yayınlanma

Medya grubu Axel Springer, TikTok’un Avrupa biriminden hisse satın alma önerisinde bulundu. Şirket “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışını teyit ederken platformun ana sahibi ByteDance resmi bir görüşme yapılmadığını açıkladı.

Alman medya grubu Axel Springer, video paylaşım platformu TikTok’un Avrupa operasyonlarından hisse almak için teklif verdi. Financial Times gazetesinin haberine göre Politico ve The Telegraph gibi yayınların sahibi olan grubun bu girişimi, sosyal medyadaki antisemitizm tartışmalarının ardından gündeme geldi.

Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner, hisse alma fikrini ocak ayında şirketin Berlin’deki genel merkezinde düzenlenen bir toplantıda dile getirdi.

Sosyal ağlardaki antisemitizm sorununa ayrılan toplantının katılımcıları arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası olan, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner da yer aldı.

Girişim daha sonra Avrupa Komisyonu temsilcilerine iletildi ancak süreç ilerleme kaydetmedi.

TikTok’un ana şirketi ByteDance ise hisse satışına dair resmi bir müzakere yürütülmediğini açıkladı.

Öte yandan Axel Springer, TikTok konusunda “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışına ilgi duyduklarını doğruladı.

Forbes dergisinin verilerine göre Axel Springer’ın eş sahibi ve CEO Döpfner’in serveti 22 Ekim 2026 itibarıyla 2,7 milyar dolar seviyesindeydi.

ABD pazarında zorunlu satış ortaklıkla sonuçlanmıştı

TikTok’un mülkiyet yapısına ilişkin tartışmalar daha önce ABD’de de yürütülmüştü.

Washington yönetimi, ulusal güvenlik kaygıları ve kullanıcı verilerinin korunması gerekçesiyle 2024 yılında Çin merkezli ByteDance şirketini uygulamanın ABD kolunu satmaya zorlayan bir yasayı kabul etmişti.

Yasa, satışın gerçekleşmemesi halinde platformun ülkede yasaklanmasını öngörüyordu.

Çinli şirket, Ocak 2026’da ABD pazarındaki faaliyetleri yürütmek üzere ortak bir girişim kurdu.

Yapılan anlaşmayla kurulan yeni şirketin hisselerinin yarısı Oracle ile yatırım şirketleri Silver Lake ve MGX’e devredildi.

Kalan hisseler ise ByteDance ile mevcut yatırımcılarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English