Diplomasi
‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?

Analistlere göre yeni savunma paktı, etkisini Hint Okyanusu bölgesine kadar genişletebilecek daha geniş, ideolojik temelli bir askeri bloka dönüşebilir.
South China Morning Post’a konuşan analistlere göre Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan yeni savunma paktı, İslamabad’ın bu anlaşmayı Hindistan’ın çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha geniş güvenlik bağları kurmak için kullanıp kullanamayacağı konusunda Yeni Delhi’de soru işaretlerine yol açtı.
Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.
Üçlü anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan ikili anlaşmanın ardından geldi.
Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif cumartesi günü paktı, İslam ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı bir askeri ittifak için olası bir model olarak tanımladı ve böyle bir yapılanmayı NATO’ya benzetti.
İslam ülkelerinin dini dayanışmadan ziyade ulusal çıkarlarına öncelik verme ihtimali hâlâ daha yüksek olsa da analistlere göre Pakistan’ın paktı daha geniş kapsamlı işbirliği için potansiyel bir platform olarak sunması nedeniyle Delhi’nin temkinli olması gerekecek.
Bu gelişme, Bangladeş’in askeri modernizasyon planları kapsamında Çin ve Pakistan’ın ortak geliştirdiği JF-17 Thunder savaş uçaklarını İslamabad’dan satın alma seçeneğini değerlendirdiği bir döneme denk geliyor.
İki ülke arasında üst düzey hava kuvvetleri görüşmeleri ve olası bir savunma paktına ilişkin temaslar gerçekleştirildi. Bunlara, eğitim simülatörlerinin devri gibi adımların da eşlik ettiği bildirildi.
Delhi merkezli Indic Researchers Forum’un Stratejik İlişkiler ve Ortaklıklar Direktörü Srinivaasan Balakrishnan, paktın etkisini Hindistan’ın başlıca güvenlik sağlayıcısı olarak hareket ettiği Hint Okyanusu bölgesine kadar genişleten “daha geniş, ideolojik veya kimlik temelli bir askeri bloka” dönüşebileceğini söyledi.
“Dolayısıyla asıl stratejik soru, bugün bir ‘İslami NATO’nun kurulup kurulmadığı değil,” dedi ve ekledi: “Asıl soru, bunun savunma anlaşmaları, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah transferleri yoluyla kademeli olarak ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.”
Analistler, Hindistan’ın Bangladeş’i yakından takip etmesi gerekeceğini söyledi.
Hindistan’daki Ashoka Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Uday Chandra, “Bangladeş kesinlikle yakından izlenmeye değer ve Hindistan yönetimi de şu anda bunu yapıyor. Hem Pakistan hem de Türkiye ile savunma ilişkileri son dönemde kesinlikle gelişti,” dedi.
Pakistan, döviz rezervlerini artırmak ve zor durumdaki ekonomisini canlandırmak amacıyla savunma ürünleri için aktif biçimde yeni pazarlar araştırıyor ve bu pazarlardaki varlığını genişletiyor.
Ancak Chandra’ya göre Dakka’nın Pakistan’dan silah ve savunma teçhizatı satın alması veya Pakistan’la ortak askeri tatbikatlar yapması halinde bile Mekke paktına resmen katılması hâlâ oldukça büyük bir adım olacaktır. Chandra, “Bangladeş’in katılması mümkün ama bu, belirsiz bir geleceğe doğru çok büyük bir sıçrama olur,” dedi.
Hindistan, hükümeti Delhi ile yakın çalışan Şeyh Hasina’nın iki yıl önce devrilmesinin ardından Bangladeş’le ilişkilerinde yaşanan gerginlik döneminden sonra bağları istikrara kavuşturmak için adımlar attı.
Hindistan’ın güvenlik ve istihbarat kurumları, özellikle siyasi geçişler ve bölgesel dinamiklerdeki değişimlerin ardından İslamcı militan grupların Bangladeş içinde operasyon alanları kullanması veya oluşturması ihtimali konusunda süregelen kaygılar taşıyor.
Gerilim, bir süredir Delhi’de yaşayan Hasina’nın 5 Ağustos’ta çevrim içi bir medya etkinliği düzenlemesinin ardından kısa süre önce yeniden ortaya çıktı. Bangladeş bunun üzerine, Hasina’nın açıklamalarının ülkedeki istikrarı zedelediği yönündeki endişesini dile getirdi.
Uzmanlara göre bu kaygılar geçici olabilir; zira son iki yılda uygulanan ticari kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi bekleniyor. Hindistan, Bangladeş’in ikinci büyük ticaret ortağı konumunda.
Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu
Bangladeş ve yine Müslüman çoğunluklu bir ülke olan Maldivler, Hindistan’la önemli ekonomik, kalkınma ve güvenlik bağlarına sahip ve Hint Okyanusu bölgesindeki bölgesel ortaklıklar ile bağlantı projelerine katılıyor.
Balakrishnan, bu iki ülkeden herhangi birinin Pakistan merkezli karşılıklı savunma çerçevesiyle resmî veya gayriresmî bir hizalanmaya dahil olması halinde bunun Bengal Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu güvenlik denklemine önemli yeni bir değişken ekleyeceğini belirtti.
Ancak Chandra, Maldivler’in böyle bir pakta katılma ihtimalinin Bangladeş’e kıyasla “daha düşük” olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Maldivler’in kısa süre önce Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (SAARC) Hindistan liderliğinde yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarını gösterdi.
Ekonomik kalkınma ve bütünleşmeyi teşvik eden SAARC; Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Maldivler’den oluşuyor. Örgüt, Hindistan’ın Uri’deki bir terör saldırısının ardından Pakistan’da yapılacak zirveyi boykot etmesi ve zirvenin iptal edilmesi üzerine 2016’da fiilen işlemez hale geldi.
Maldivler Devlet Başkanı Mohamed Muizzu’nun başlangıçtaki “Hindistan Dışarı” yaklaşımının yol açtığı gergin dönemin ardından diplomatik ilişkiler yeniden toparlandı. Bu değişim; üst düzey devlet ziyaretleri, mali destek paketleri ve geçen ay serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ilk tur müzakerelerin yapılmasıyla kendini gösterdi.
Analistler, Mekke paktının Asif’in sözünü ettiği NATO tarzı ittifaktan hâlâ çok uzak olduğunu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler arasındaki farklı tutumların paktın Ortadoğu’da bile genişlemesini muhtemelen sınırlayacağını söyledi.
Hindistan Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş Satinder Kumar Saini, Mekke paktının “birbirlerinin topraklarını savunma taahhüdünden çok siyasi mesaj verme amacı taşıdığını” söyledi.
Saini’ye göre İslamabad’ın nükleer kapasitesi nedeniyle pakt Ortadoğu’da daha fazla ağırlık taşıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye’nin gelecekteki bir Hindistan-Pakistan çatışmasına doğrudan katılmasının muhtemel olmadığını belirtti.
“Hindistan, 2015’ten bu yana yoğun diplomatik temaslar, enerji anlaşmaları ve yurt dışındaki Hint vatandaşlarının refahına yönelik çalışmalarla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini büyük bir özenle geliştirdi. Bu pakt söz konusu dengeyi karmaşıklaştırıyor. Hindistan, Suudilerle angajmanını sürdürmeli, ikili ilişkilerimizi ve karşılıklı bağımlılığımızı genişletip derinleştirmeli,” dedi.
Bağımsız analist Priyajit Debsarkar ise ABD-İran barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Pakistan’ın Ortadoğu ülkeleri nezdinde askeri güç olarak sahip olduğu itibardan yararlanmaya çalıştığını söyledi. Ancak ona göre İslamabad, ABD’yi rahatsız etmekten çekineceği için Mekke paktının yakın zamanda Bangladeş gibi ülkelere genişletilmesi pek olası değil.
“Burada izlenmesi gereken asıl mesele bunun Amerikalılar tarafından nasıl karşılanacağı. Çünkü Amerikalılar bu alternatif ittifakın kurulmasından pek memnun olmayabilir,” dedi.
Debsarkar, Pakistan’ın ABD’nin en büyük katkı sağlayıcısı olduğu Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı yardım mekanizmalarına bağımlılığına dikkat çekti. Pakistan ekonomisi, devlet temerrüdünü önlemek ve döviz rezervlerini istikrara kavuşturmak için IMF kurtarma paketlerine büyük ölçüde bağımlı.
“Pakistan kartlarını doğru oynamak konusunda çok dikkatli olmak zorunda,” dedi.
The Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi
Ukrayna’dan ABD’ye Patriot karşılığında İHA ordusu teklifi

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, yaklaşan kış öncesinde Patriot hava savunma füzeleri temin etmek amacıyla ABD’ye İHA ordusu kurma konusunda yardım teklif etti. Rusya’nın yoğunlaşan saldırılarının kritik riskler yarattığını belirten Fedorov, Ukrayna’daki savaşın birkaç yıl daha uzayabileceğini dile getirdi.
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, Financial Times gazetesine verdiği mülakatta, Patriot hava savunma füzesi tedariki karşılığında ABD’ye bir insansız hava aracı (İHA) ordusu kurması için yardım teklifinde bulunduğunu açıkladı.
Fedorov, Ukrayna’nın yaklaşan kışı atlatabilmesi için hava savunma füzelerine ihtiyaç duyduğunu belirterek “Özellikle Patriot füzeleri karşılığında Amerika’nın bir İHA ordusu kurmasına yardım etmekten büyük memnuniyet duyarım. Böyle bir takasa hazırım” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’daki savaşın birkaç yıl daha uzayabileceğini kaydeden Fedorov, Rusya’nın artan saldırılarının Kiev için kritik sınamalar oluşturduğuna dikkat çekerek “Şu anda bu sorunlara yanıt vermezsek bizi ezecekler” değerlendirmesinde bulundu.
Patriot füzeleri ve Washington’ın tutumu
ABD Başkanı Donald Trump temmuz ayında Ukrayna’ya Patriot füzelerinin üretimi için lisans verme sözü vermiş, ancak daha sonra bu füzelerin bizzat ABD’ye gerekli olduğunu belirterek kararından geri adım atmıştı.
Beyaz Saray’dan daha sonra yapılan açıklamada ise Washington’ın başka ülkelere mühimmat göndermekten ziyade kendi stoklarını ikmal etmeye odaklandığı ifade edilmişti.
Ukrayna lideri de kışı atlatabilmek için ABD’nin Patriot füzesi rezervlerinin yüzde 5’inin Kiev’e yeteceğini, ancak şu anda ellerinde sadece yüzde 1 oranında füze bulunduğunu kaydetmişti.
Moskova’dan tepki
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Trump’ın Patriot lisansına dair açıklamaları da dahil olmak üzere süreci değerlendirirken, Washington’ın “askeri baskı ve gerilimi tırmandırma yoluyla barışçıl çözüme katkı sağlanabileceği” yönündeki anlayışını bir yanılgı olarak nitelendirdi.
Batı’nın Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlarına karşı çıkan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Batılı ülkelerin silah sevkiyatlarıyla çatışmaları yalnızca uzattığını yineledi.
Putin, haziran ayında yaptığı bir açıklamada “tüm Batı’nın” Ukrayna’ya yardım ettiğini belirterek, “Kendi topraklarından bir şeyler fırlatma noktasına henüz gelmediler. Karşılık verileceğini anlıyorlar. Herkes bunu anlıyor veya anlamalı” demişti.
Rusya lideri daha sonra Rus topraklarına yönelik saldırılara katbekat daha güçlü ve simetrik karşılıklar verileceği uyarısında bulunmuştu.
Kremlin, Ukrayna’nın sürekli olarak savunma ve saldırı amaçlı yeni silahlar talep ettiğini, ancak bunun hedeflere ulaşılana kadar askeri operasyonun sürdürülmesine engel olamayacağını bildirdi.
Diplomasi
Güney Koreli milletvekili: Kuzey Kore ile ABD diyaloğu yeniden başlatma sinyalleri veriyor

Kuzey Kore ile ABD, diyaloğu yeniden başlatabileceklerine dair işaretler veriyor. Güney Koreli bir milletvekili, Seul’ün istihbarat teşkilatından aldığı bilgilendirmenin ardından salı günü bu değerlendirmeyi paylaştı.
Ancak milletvekili, televizyonda yayımlanan basın toplantısında Pyongyang ile Washington arasında somut temasların gerçekleştiğine dair henüz herhangi bir teyit bulunmadığını söyledi.
Milletvekili Youn Kun-young gazetecilere, “Kuzey Kore-ABD zirvesi konusunda, görüşmelerin her an mümkün olabileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı” dedi.
ABD Başkanı Donald Trump geçen ay, ABD ile Güney Kore arasındaki yıllık askeri tatbikatların önemli ölçüde azaltılması talimatını verdikten sonra Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bu yılın ilerleyen dönemlerinde görüşmeyi planladığını söylemişti. Trump ile Kim, 2018 ve 2019 yıllarında üç kez bir araya gelmişti.
Youn ayrıca gazetecilere, Güney Kore Ulusal İstihbarat Servisi’nin (NIS), Kuzey Kore’nin Kim Jong Un’un Ju Ae olarak bilinen kızını halefi olarak konumlandırmaya yönelik adımlar atmayı sürdürdüğüne inandığını söyledi.
Milletvekili, “Devlet medyasında sık sık görünmesinin nedeni, halef olarak atanma sürecinde olduğunun değerlendirilmesi” dedi.
Youn’a göre NIS, Pyongyang’ın şu aşamada Ukrayna’ya ilave asker göndermesi ihtimalinin “çok düşük” olduğunu değerlendiriyor.
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong ise Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, Pyongyang’ın müttefiki Rusya adına savaşmak üzere 50 bine kadar ek asker göndermeyi planladığı yönündeki iddiasını reddetti.
NIS’in ayrıca bir Kuzey Kore füzesine ait teknik çizimi ve Pyongyang’daki iktidar partisine ilişkin bir iç belgeyi ele geçirdiği belirtildi.
NIS tarafından bilgilendirilen bir diğer milletvekili Yoo Yeong-ha, gazetecilere yaptığı açıklamada bu bilgiyi paylaştı ancak ayrıntı vermedi.
Diplomasi
Çin lideri Xi Jinping 10 yıl aradan sonra Mısır’ı ziyaret ediyor

Çin lideri Xi Jinping’in Mısır ziyareti, Süveyş’te büyüyen yatırımlar ve ortak hava kuvvetleri tatbikatlarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’in Kahire ile ekonomik, askeri ve diplomatik bağlarını derinleştirdiği ve Orta Doğu ile Afrika’daki krizlerde Mısır’la daha yakın çalışmayı amaçladığı bir dönemde, on yıl aradan sonra Mısır’a dönüyor.
Xi, salı günü sona erecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi için Kırgızistan’a yaptığı ziyaretin ardından bu hafta Mısır’ı ziyaret edecek.
Çin Dışişleri Bakanlığı geçen hafta Mısır’la ilişkileri “tarihin en iyi seviyesinde” olarak nitelendirdi ve Xi’nin ziyaretinin geçmişteki işbirliğinin üzerine inşa edilirken gelecekteki ilişkilerin yönünü de belirleyeceğini söyledi. Ziyaret, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıldönümüne denk geliyor.
Bu, Xi’nin Ocak 2016’dan bu yana Mısır’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Xi o tarihte Kahire’de Arap Birliği’ne hitap etmiş ve altyapı, enerji, finans ve sanayi kalkınmasını kapsayan anlaşmaların imzalanmasına tanıklık etmişti.
Buna karşılık Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, 2014’te göreve gelmesinden bu yana Çin’i sekiz kez ziyaret etti. Son ziyareti Mayıs 2024’te gerçekleşti.
Washington merkezli Middle East Institute’ta yerleşik olmayan kıdemli araştırmacı John Calabrese, Xi’nin ziyaretinin her iki tarafa da siyasi fayda sağladığını söyledi.
South China Morning Post’a konuşan Calabrese, “Ziyaret, Pekin’e büyük bir Arap, Afrika ve Küresel Güney ülkesiyle kalıcı ve Batı dışı bir ortaklığı sergileme fırsatı sunuyor” dedi. Mısır açısından ise bu ziyaret, ülkenin “ABD’nin ya da daha genel olarak Batı’nın bir aracı olmadığını” gösterme imkânı sağlıyor.
Calabrese, iki hükümetin kapsamlı stratejik ortaklıklarını yeniden teyit etmelerini ve ticaret, yatırım, Kuşak ve Yol işbirliği ile ikili işlemlerde yuan kullanımına ilişkin anlaşmalar açıklayabileceklerini öngörüyor.
Mısır, 2023 yılında Çin’in iç borç piyasasında 3,5 milyar yuan, yani 520 milyon dolar toplayarak panda tahvili ihraç eden ilk Afrika ülkesi oldu. Pekin ve Kahire haziran ayında ikili para takası anlaşmalarını yenileyerek tutarı 18 milyar yuandan 30 milyar yuana çıkardı ve anlaşmayı üç yıl daha uzattı.
Mısır Ticaret Servisi’nin verilerine göre Çin’in Mısır’la ekonomik bağları hızla genişledi. İkili ticaret, 2024’te 17,38 milyar dolar iken 2025’te yaklaşık 20,8 milyar dolara ulaştı.
Çin’in sanayi yatırımlarının önemli bir bölümü, Asya’yı Kızıldeniz ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya bağlayan stratejik deniz yolu Süveyş Kanalı çevresinde yoğunlaşıyor.
2025 sonu itibarıyla Ayn Sokhna’daki Çin-Mısır TEDA Süveyş Ekonomik ve Ticari İşbirliği Bölgesi yaklaşık 200 şirkete ev sahipliği yapıyordu. Bölgede bildirilen toplam yatırım miktarı 3,8 milyar doları aşarken yaklaşık 10 bin kişilik istihdam yaratıldı. Bölgenin en büyük üreticilerinden China Jushi, Avrupa, Orta Doğu ve diğer ihracat pazarlarına hizmet veren büyük bir fiberglas üretim üssü kurdu.
Calabrese, “İlişki giderek yalnızca ticaretten değil, sanayi yatırımlarından ibaret hale geliyor” dedi.
Calabrese’ye göre Mısır, Avrupa ve Afrika pazarlarına erişmek isteyen Çinli şirketler için kendisini bir üretim üssü olarak konumlandırıyor. Ancak döviz sıkıntısı, borç baskısı ve bürokrasi hâlâ engel teşkil ederken Kahire’nin Körfez ve Batı finansmanına bağımlılığı da Pekin’e doğru ne ölçüde kayabileceğini sınırlıyor.
Kahire Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Amr Adly, Çin yatırımlarının son on yılda hızla arttığını, ancak İngiltere, ABD ve Körfez ülkelerinden yatırımcıların toplam doğrudan yabancı yatırım stokunun hâlâ daha büyük olduğunu söyledi.
Adly’ye göre daha fazla büyüme, Mısırlı şirketlerin Avrupa, Afrika ve Körfez pazarlarına hizmet veren Çin öncülüğündeki tedarik zincirlerine entegre edilmesiyle sağlanabilir.
Askeri işbirliği de genişliyor. Mısır ve Çin, Xi’nin ziyaretinden birkaç gün önce, 22 Ağustos’ta ikinci “Medeniyet Kartalları” ortak hava tatbikatına başladı. Çin, J-16 savaş uçaklarını 6 bin kilometreden fazla mesafe kat ederek Mısır’a konuşlandırdı. Uçaklara YY-20A tanker uçağından havada yakıt ikmali desteği sağlandı. Bu da Çin hava kuvvetlerinin ülke sınırlarından çok uzakta operasyon yürütme kapasitesinin arttığını ortaya koydu.
Mısır onlarca yıldır ABD’nin askeri yardımına dayanırken Çin’le genişleyen tatbikatlar, Kahire’nin savunma ilişkilerini çeşitlendirme çabasına işaret ediyor.
Adly, “Mısır, Çin’le işbirliğini derinleştirerek ABD’yle ilişkilerini dengelemekle ilgileniyor” dedi.
Calabrese, “Gazze konusunda geniş bir görüş birliği var” dedi. “Hem Pekin hem de Kahire ateşkesi, Filistin devletini ve Mısır’ın arabuluculuk ve yeniden inşa sürecindeki rolünü destekliyor” diye ekledi.
İran konusunda ise Calabrese, “Yalnızca kısmi bir uyum görüyorum” dedi, “Her iki taraf da gerilimin düşürülmesini destekliyor ve hiçbiri Süveyş ile Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını aksatacak daha geniş çaplı bir çatışma istemiyor” diye belirtti.
Ancak Calabrese, Pekin’in Tahran’la daha derin ilişkilerinin ve Washington’ın İran’a yönelik baskısına karşı çıkmasının, Kahire ile koordinasyonun muhtemelen itidal çağrılarıyla sınırlı kalacağı anlamına geldiğini söyledi.
Adly, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nin Çin’in çıkarları açısından önemli olduğunu belirtti.
Çin 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için arabuluculuk yapmış olsa da, Adly’ye göre “Çinliler devam eden çatışmaya müdahil olmak konusunda aynı ölçüde istekli olmadı”.
Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent ve Afrika Arap Ülkeleri Araştırma Projesi Direktörü Zhao Jun, Çin’in Arap dünyasını, Afrika’yı, Akdeniz’i ve Kızıldeniz’i birbirine bağlayan bölgesel bir “eksen” olarak Mısır’a ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zhao’ya göre Mısır ise sanayileşmesini ilerletmek ve diplomatik manevra alanını genişletmek için Çin’in yatırımlarından, teknolojisinden ve pazar erişiminden yararlanmayı umuyor.
Zhao, ekonomik işbirliğinin bir sonraki aşamasında elektrikli araçlar, güneş enerjisi ve enerji depolama, yeşil hidrojen, tuzdan arındırma, yapay zekâ ve liman lojistiği alanlarına odaklanılabileceğini söyledi.
Zhao, “Finansman da giderek daha fazla yuan cinsinden ödemelere, panda tahvillerine, öz sermaye yatırımlarına, sanayi fonlarına ve kamu-özel sektör ortaklıklarına dayanacak ve devlet kredilerine bağımlılığı azaltacak” dedi.
“Sonuçta ziyaretin başarısının temel ölçütü kaç anlaşmanın imzalandığı değil, siyasi güvenin finansmanı sağlanabilir, faaliyete geçirilebilir ve ihracata yönelik, yüksek ölçüde yerelleştirilmiş sanayi projelerine dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir” diye ekledi.
Zhao, “Ziyaretin, Mısır’ın sahadaki arabuluculuk avantajlarından yararlandığı, Çin’in ise uluslararası siyasi ve kalkınma kaynakları sağladığı bir işbölümünü şekillendirmesi bekleniyor” değerlendirmesini yaptı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor










