Diplomasi
‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?

Analistlere göre yeni savunma paktı, etkisini Hint Okyanusu bölgesine kadar genişletebilecek daha geniş, ideolojik temelli bir askeri bloka dönüşebilir.
South China Morning Post’a konuşan analistlere göre Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan yeni savunma paktı, İslamabad’ın bu anlaşmayı Hindistan’ın çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha geniş güvenlik bağları kurmak için kullanıp kullanamayacağı konusunda Yeni Delhi’de soru işaretlerine yol açtı.
Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.
Üçlü anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan ikili anlaşmanın ardından geldi.
Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif cumartesi günü paktı, İslam ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı bir askeri ittifak için olası bir model olarak tanımladı ve böyle bir yapılanmayı NATO’ya benzetti.
İslam ülkelerinin dini dayanışmadan ziyade ulusal çıkarlarına öncelik verme ihtimali hâlâ daha yüksek olsa da analistlere göre Pakistan’ın paktı daha geniş kapsamlı işbirliği için potansiyel bir platform olarak sunması nedeniyle Delhi’nin temkinli olması gerekecek.
Bu gelişme, Bangladeş’in askeri modernizasyon planları kapsamında Çin ve Pakistan’ın ortak geliştirdiği JF-17 Thunder savaş uçaklarını İslamabad’dan satın alma seçeneğini değerlendirdiği bir döneme denk geliyor.
İki ülke arasında üst düzey hava kuvvetleri görüşmeleri ve olası bir savunma paktına ilişkin temaslar gerçekleştirildi. Bunlara, eğitim simülatörlerinin devri gibi adımların da eşlik ettiği bildirildi.
Delhi merkezli Indic Researchers Forum’un Stratejik İlişkiler ve Ortaklıklar Direktörü Srinivaasan Balakrishnan, paktın etkisini Hindistan’ın başlıca güvenlik sağlayıcısı olarak hareket ettiği Hint Okyanusu bölgesine kadar genişleten “daha geniş, ideolojik veya kimlik temelli bir askeri bloka” dönüşebileceğini söyledi.
“Dolayısıyla asıl stratejik soru, bugün bir ‘İslami NATO’nun kurulup kurulmadığı değil,” dedi ve ekledi: “Asıl soru, bunun savunma anlaşmaları, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah transferleri yoluyla kademeli olarak ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.”
Analistler, Hindistan’ın Bangladeş’i yakından takip etmesi gerekeceğini söyledi.
Hindistan’daki Ashoka Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Uday Chandra, “Bangladeş kesinlikle yakından izlenmeye değer ve Hindistan yönetimi de şu anda bunu yapıyor. Hem Pakistan hem de Türkiye ile savunma ilişkileri son dönemde kesinlikle gelişti,” dedi.
Pakistan, döviz rezervlerini artırmak ve zor durumdaki ekonomisini canlandırmak amacıyla savunma ürünleri için aktif biçimde yeni pazarlar araştırıyor ve bu pazarlardaki varlığını genişletiyor.
Ancak Chandra’ya göre Dakka’nın Pakistan’dan silah ve savunma teçhizatı satın alması veya Pakistan’la ortak askeri tatbikatlar yapması halinde bile Mekke paktına resmen katılması hâlâ oldukça büyük bir adım olacaktır. Chandra, “Bangladeş’in katılması mümkün ama bu, belirsiz bir geleceğe doğru çok büyük bir sıçrama olur,” dedi.
Hindistan, hükümeti Delhi ile yakın çalışan Şeyh Hasina’nın iki yıl önce devrilmesinin ardından Bangladeş’le ilişkilerinde yaşanan gerginlik döneminden sonra bağları istikrara kavuşturmak için adımlar attı.
Hindistan’ın güvenlik ve istihbarat kurumları, özellikle siyasi geçişler ve bölgesel dinamiklerdeki değişimlerin ardından İslamcı militan grupların Bangladeş içinde operasyon alanları kullanması veya oluşturması ihtimali konusunda süregelen kaygılar taşıyor.
Gerilim, bir süredir Delhi’de yaşayan Hasina’nın 5 Ağustos’ta çevrim içi bir medya etkinliği düzenlemesinin ardından kısa süre önce yeniden ortaya çıktı. Bangladeş bunun üzerine, Hasina’nın açıklamalarının ülkedeki istikrarı zedelediği yönündeki endişesini dile getirdi.
Uzmanlara göre bu kaygılar geçici olabilir; zira son iki yılda uygulanan ticari kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi bekleniyor. Hindistan, Bangladeş’in ikinci büyük ticaret ortağı konumunda.
Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu
Bangladeş ve yine Müslüman çoğunluklu bir ülke olan Maldivler, Hindistan’la önemli ekonomik, kalkınma ve güvenlik bağlarına sahip ve Hint Okyanusu bölgesindeki bölgesel ortaklıklar ile bağlantı projelerine katılıyor.
Balakrishnan, bu iki ülkeden herhangi birinin Pakistan merkezli karşılıklı savunma çerçevesiyle resmî veya gayriresmî bir hizalanmaya dahil olması halinde bunun Bengal Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu güvenlik denklemine önemli yeni bir değişken ekleyeceğini belirtti.
Ancak Chandra, Maldivler’in böyle bir pakta katılma ihtimalinin Bangladeş’e kıyasla “daha düşük” olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Maldivler’in kısa süre önce Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (SAARC) Hindistan liderliğinde yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarını gösterdi.
Ekonomik kalkınma ve bütünleşmeyi teşvik eden SAARC; Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Maldivler’den oluşuyor. Örgüt, Hindistan’ın Uri’deki bir terör saldırısının ardından Pakistan’da yapılacak zirveyi boykot etmesi ve zirvenin iptal edilmesi üzerine 2016’da fiilen işlemez hale geldi.
Maldivler Devlet Başkanı Mohamed Muizzu’nun başlangıçtaki “Hindistan Dışarı” yaklaşımının yol açtığı gergin dönemin ardından diplomatik ilişkiler yeniden toparlandı. Bu değişim; üst düzey devlet ziyaretleri, mali destek paketleri ve geçen ay serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ilk tur müzakerelerin yapılmasıyla kendini gösterdi.
Analistler, Mekke paktının Asif’in sözünü ettiği NATO tarzı ittifaktan hâlâ çok uzak olduğunu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler arasındaki farklı tutumların paktın Ortadoğu’da bile genişlemesini muhtemelen sınırlayacağını söyledi.
Hindistan Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş Satinder Kumar Saini, Mekke paktının “birbirlerinin topraklarını savunma taahhüdünden çok siyasi mesaj verme amacı taşıdığını” söyledi.
Saini’ye göre İslamabad’ın nükleer kapasitesi nedeniyle pakt Ortadoğu’da daha fazla ağırlık taşıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye’nin gelecekteki bir Hindistan-Pakistan çatışmasına doğrudan katılmasının muhtemel olmadığını belirtti.
“Hindistan, 2015’ten bu yana yoğun diplomatik temaslar, enerji anlaşmaları ve yurt dışındaki Hint vatandaşlarının refahına yönelik çalışmalarla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini büyük bir özenle geliştirdi. Bu pakt söz konusu dengeyi karmaşıklaştırıyor. Hindistan, Suudilerle angajmanını sürdürmeli, ikili ilişkilerimizi ve karşılıklı bağımlılığımızı genişletip derinleştirmeli,” dedi.
Bağımsız analist Priyajit Debsarkar ise ABD-İran barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Pakistan’ın Ortadoğu ülkeleri nezdinde askeri güç olarak sahip olduğu itibardan yararlanmaya çalıştığını söyledi. Ancak ona göre İslamabad, ABD’yi rahatsız etmekten çekineceği için Mekke paktının yakın zamanda Bangladeş gibi ülkelere genişletilmesi pek olası değil.
“Burada izlenmesi gereken asıl mesele bunun Amerikalılar tarafından nasıl karşılanacağı. Çünkü Amerikalılar bu alternatif ittifakın kurulmasından pek memnun olmayabilir,” dedi.
Debsarkar, Pakistan’ın ABD’nin en büyük katkı sağlayıcısı olduğu Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı yardım mekanizmalarına bağımlılığına dikkat çekti. Pakistan ekonomisi, devlet temerrüdünü önlemek ve döviz rezervlerini istikrara kavuşturmak için IMF kurtarma paketlerine büyük ölçüde bağımlı.
“Pakistan kartlarını doğru oynamak konusunda çok dikkatli olmak zorunda,” dedi.
The Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi
ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.
ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.
Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.
Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.
Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.
İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.
Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.
Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.
Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.
Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.
Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.
Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.
Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.
Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.
Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.
Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.
Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.
Diplomasi
Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.
Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.
Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.
Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.
Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.
İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.
Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:
“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”
İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.
Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.
AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.
Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.
Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.
Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:
“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”
Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.
Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.
Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.
Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.
Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.
AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.
Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.
Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.
Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.
Diplomasi
ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.
Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.
Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.
Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.
Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.
Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.
1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.
ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.
Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.
Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya6 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı












