Ortadoğu
Lübnan’da gazetecilere ‘hayvanca’ diyen Barrack’a tepki

Baabda Sarayı’nda gazetecilere hakaret eden ABD temsilcisi Barrack’a tepki gösteren basın sendikaları boykot tehdidinde bulunurken, hükümetten ABD büyükelçisinin çağrılması istendi.
ABD’nin Lübnan özel temsilcisi Tom Barrack’ın, Baabda’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecileri “hayvanca” ve “medeniyetsiz” olarak nitelendirmesi Lübnan’da büyük tepkiye yol açtı.
Lübnan Basın Editörleri Sendikası, Barrack’ın sözlerine karşı çıkarak kamuoyuna açık bir özür talep etti. Sendika tarafından yayımlanan açıklamada, “Lübnan medyası bir kez daha, en hafif tabirle, diplomasiyle bağdaşmayan bir muameleye maruz kaldı. Daha da üzücü olan, bunun diplomatik bir görev üstlenen büyük bir gücün temsilcisi tarafından yapılmış olması” ifadeleri yer aldı.
Sendika, Barrack’ın gazetecileri “hayvanca” olarak nitelemesini “tamamen kabul edilemez, son derece kınanması gereken” bir tutum olarak tanımladı ve ABD’li temsilciye seslenerek “medyadan kamuoyu önünde özür dilemesi” çağrısında bulundu. Açıklamada, böyle bir özrün gelmemesi durumunda, Barrack’ın ziyaret ve görüşmelerinin boykot edilmesinin gündeme alınabileceği belirtildi.
Lübnan resmi ajansı NNA’nın aktardığına göre, Lübnan Meclisi Medya ve İletişim Komisyonu Başkanı İbrahim el-Musevi de Barrack’a tepki gösterdi. Enformasyon ve Dışişleri bakanlıklarına çağrıda bulunarak ABD Büyükelçisinin derhal Bakanlığa çağrılmasını, kınanmasını ve ABD’li temsilci Tom Barrack’ın “Lübnan’a ve Lübnan halkına yönelttiği açık hakaretin protesto edilmesini” istedi. Hizbullah Milletvekili Musevi ayrıca Barrack’ın açıklamalarını “şiddetle kınadığını” belirtti.
Görsel ve İşitsel Medya Çalışanları Sendikası Konseyi de yayımladığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bu tür hakaretlere platform olarak kullanılmasının, Lübnan egemenliğinin sembolüne zarar verdiği, gazetecilerin ve Lübnan halkının onurunu zedelediği vurgulandı. Konsey, ulusal medyanın onurunun korunması ve devlet kurumlarına güvenin sarsılmaması için Barrack’ın derhal ve açık bir şekilde özür dilemesi gerektiğinin altını çizdi.
Lübnan Halk Konferansı Medya Sekreterliği de benzer bir açıklama yaparak Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’ye çağrıda bulundu. Açıklamada, Recci’den ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Lisa Johnson’ı Bakanlığa çağırması ve Barrack’ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gazetecilere yönelttiği hakaret için resmi bir itirazda bulunması talep edildi.
Lübnan Komünist Partisi de konuyla ilgili bir açıklama yaparak Barrack’ın sözlerini “hakaret” olarak nitelendirdi ve en sert şekilde kınadı. Parti açıklamasında, “Özgür konuşma her türlü vesayetten daha güçlüdür ve gazetecilerin onuru kırmızı çizgidir” ifadelerine yer verdi.
Barrack’tan henüz bir özür duyulmazken onun yerine Cumhurbaşkanı Joseph Avn da özür diledi:
“Bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir misafirimizin ağzından istemeden çıkan sözlerden üzüntü duyuyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamı, insana ve onuruna olan mutlak saygısını teyit ederken, görevlerini büyük özveriyle yerine getiren tüm gazetecilere şükranlarını sunar.”
Barrack, Avn ve Lübnanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında, salondaki soru ve seslenmeler karşısında, “Farklı kurallarımız olacak. Bir dakika sessiz olun. Eğer burası kaotik, hayvanca bir hale gelirse çekip gideriz. Medeni olun, nazik olun, hoşgörülü olun. Bölgedeki sorunun kaynağı da işte budur” demişti.
ABD Başkanı Donald Trump’a yakın isimlerden olan Barrack, daha önce Jeffrey Epstein’la da görüşmeler yapmış, şu anda ise ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapıyor.
Washington’un öncülüğünde yürütülen Hizbullah’ı silahsızlandırma çabaları kapsamında Lübnan Bakanlar Kurulu, 5 Ağustos’ta yıl sonuna kadar Hizbullah’ın silahsızlandırılması kararını almıştı. Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin (LAF) bu hafta içinde hükümete bir uygulama planı sunması bekleniyor.
Hizbullah ise karara karşı çıkarak, silahlarının ulusal bir savunma stratejisi çerçevesinde Lübnan ordusuna entegre edilmesini savunuyor. Hareket, bu konuda müzakere için İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurması ve işgal ettiği sınır bölgelerinden çekilmesi gerektiğini belirtiyor. ABD ise, İsrail’in çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Kasım 2024’teki ateşkesten bu yana İsrail saldırılarında 200’den fazla kişi hayatını kaybetti.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Ortadoğu
İran’dan ABD halkına mektup: 800 askeri üssün gerekçesini sorun

İran Devrim Muhafızları Ordusu, doğrudan ABD halkına hitap eden 26 sayfalık iki dilli bir mektup yayımlayarak Washington’ın dış politikasını ve küresel askeri varlığını sorgulama çağrısı yaptı. Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ABD’nin yıllık 1,1 trilyon dolarlık askeri bütçesini ve dünya genelindeki yaklaşık 800 üssünü eleştirirken, Tahran’daki “Amerika’ya ölüm” sloganının halkı değil müdahaleci siyaseti hedef aldığını belirtti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, doğrudan ABD kamuoyuna hitap eden 26 sayfalık kapsamlı bir mektup yayımladı.
Farsça ve İngilizce hazırlanan metin; bilim insanlarına, öğrencilere ve basın mensuplarına seslenirken Tahran’ın Washington ile yaşadığı gerilime dair temel tezlerini içeriyor.
Metinde “Amerika’ya ölüm” sloganının arka planı, kuruma yönelik terör nitelemeleri ve Beyaz Saray’ın dış politika tercihleri ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Tahran’da düzenlenen basın toplantısında metnin içeriğini paylaşan Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, girişimin bir propaganda veya algı çalışması olmadığını savundu.
Amacın yalnızca propaganda olması durumunda kısa ve etkili bir medya faaliyeti yürütebileceklerini dile getiren Muhibbi, “Bunun yerine Amerikan halkıyla dürüst, mantıklı ve gerçekçi biçimde konuşmayı tercih ettik” ifadesini kullandı.
ABD’nin dünya geneline yayın yapan yüzlerce radyo ve televizyon kanalıyla geniş bir medya gücüne sahip olduğunu belirten Muhibbi, Tahran’ın benzer imkanlara sahip olmadığını, bu nedenle doğrudan iletişim kurabilmek adına mektup yolunu seçtiklerini açıkladı.
Muhibbi, Amerikan kamuoyundan metni en az bir kez okumasını talep ederken gelebilecek eleştiri, soru ve yanıtlar için resmi bir yazışma adresi paylaşacaklarını bildirdi.
Mektupta ayrıca şüpheleri süren Amerikalıların İran’a ve Hürmüz Boğazı’na gelerek iddiaları yerinde inceleyebileceği, bu ziyaretlerin masraflarının karşılanabileceği belirtildi.
Mektupta ve basın açıklamasında Washington’ın küresel askeri varlığı ile harcamaları hedef alındı.
İki okyanusla çevrili olan ABD’nin sınır komşularından ciddi bir askeri tehdit almadığını kaydeden Muhibbi, dünya genelinde konuşlu yaklaşık 800 askeri üssün ve yıllık 1,1 trilyon dolarlık savunma bütçesinin gerekçesini sordu.
Bu kaynağın silah şirketlerinin kârını artırmaya yaradığını savunan Muhibbi, ülke içindeki doğal kaynaklara ve bilimsel kapasiteye karşın on milyonlarca ABD vatandaşının yoksulluk sınırının altında yaşadığına işaret etti.
Mektupta, yabancı ülkelerdeki üslerin kapatılması ve kaynakların sağlık, araştırma ile kamu hizmetlerine ayrılması çağrısı yapıldı.
Metinde, ABD bayrağının dünyanın farklı coğrafyalarında yakılması ve başkanların yurt dışı ziyaretlerinde protestolarla karşılaşması Washington’ın askeri müdahalelerine bağlandı.
ABD ordusunun son 70 yılda çok sayıda ülkeye saldırdığı hatırlatılırken; Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarının faturasının Amerikan vergi mükelleflerince ödendiği kaydedildi.
İran’daki resmi gösterilerde sıkça kullanılan “Amerika’ya ölüm” sloganına da değinen Muhibbi, bu ifadenin Amerikan halkını veya ülke topraklarını hedef almadığını savundu.
Sözcü, hedefin saldırı, öldürme, yağma ve kan dökme siyaseti ile bu anlayışın uygulayıcıları olduğunu açıkladı. Mektupta hem İran halkının hem de Amerikalıların Beyaz Saray politikalarının mağduru haline geldiği ileri sürülerek, Washington yönetiminin İsrail ve büyük sermaye odaklarının çıkarlarını kendi yurttaşlarının önünde tuttuğu iddia edildi.
Devrim Muhafızlarının terör örgütleri listesine alınmasına tepki gösteren Muhibbi, kurumun halkın katılımıyla devrimi ve bağımsızlığı savunmak için kurulduğunu, inşaat, sağlık ve yoksullukla mücadele gibi alanlarda da çalıştığını söyledi.
Kurumun bölgedeki askeri politikalara karşı koyduğu için hedef alındığını belirten Muhibbi, mektupta da vurgulandığı üzere Devrim Muhafızlarının terör uygulayan değil, terörle mücadele eden bir yapı olduğunu kaydetti.
İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik eleştirilere de değinen sözcü, Washington’ın 25 yıldır İran’ın nükleer silaha ulaşmasına “birkaç hafta kaldığı” iddiasını tekrarladığını hatırlattı.
ABD’nin nükleer denetimleri sağlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan tek taraflı ayrıldığını belirten Muhibbi, nükleer silah üretimini yasaklayan fetvanın sahibi İran liderinin hedef alınmasının da asıl amacın nükleer program olmadığını gösterdiğini savundu.
Mektup, dünya genelindeki askeri üslerin kapatılması, İsrail’e desteğin kesilmesi ve halklar arası barış temennisiyle tamamlandı.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceSuudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi










