Dünya Basını

Mariya Zaharova yazdı: Seçici unutkanlık

Yayınlanma

Editörün notu: Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, İzvestiya gazetesinde kaleme aldığı makalede, Avrupa’da Holokost hafızasının sistemli biçimde silinmeye çalışıldığını, Kızıl Ordu’nun kurtarıcı rolünün bilinçli şekilde yok sayıldığını vurguluyor. Zaharova, Fransa’nın ve Batı Avrupa ülkelerinin bu sürece sessiz kalmasını eleştiriyor. Batı’nın Nazi işbirlikçilerini kahramanlaştırdığını, gerçek kurtarıcıları dışladığını belirterek, Holokost’un hatırlanmasının da ancak Kızıl Ordu’nun rolünün kabul edilmesiyle mümkün olacağını ifade ediyor.


Avrupa’daki neonazi eğilimlerin yükselişinden biz yıllardır sürekli söz ediyoruz. Önce Kızıl Ordu’yu karalıyorlar, ardından Holokost’u unutuyorlar.

Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (ABD Başkanı Donald Trump’ın damadının babası), Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yazdığı mektupta “Fransa’da antisemitizmin tırmanışından ve hükümetin buna karşı yeterli tedbirler almamasından derin kaygı duyduğunu” dile getirdi. Ayrıca “Fransız gençlerinin neredeyse yarısının Holokost’u hiç duymadığını” belirterek, “Böylesi bir cehaletin sürmesi, Fransız okullarının müfredatı hakkında düşünmemize yol açıyor,” dedi.

Charles Kushner, Holokost’tan kurtulan Belaruslu Yahudilerin ve Bielskiy kardeşlerin partizan birliğine katılmış aile bireylerinin torunu olarak bu konuyu gündeme getirme konusunda tam bir ahlaki hakka sahip.

Elysee Sarayı’nın tepkisi ise… Histeri oldu. Büyükelçi Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Kendisine “devletlerin içişlerine karışmama yükümlülüğü” hatırlatıldı, açıklamalarının “transatlantik ilişkilerin niteliğiyle ve müttefikler arasında olması gereken güvenle bağdaşmadığı” bildirildi. Oysa “içişlerine karışmama” sözlerini okumak da duymak da tuhaf, çünkü Paris makamları bizi yıllardır insan hakları konusunun sınır ötesi bir nitelik taşıdığına inandırmaya çalışıyordu.

Şimdi asıl meseleye gelelim. Holokost’un kolektif hafızasına ilişkin Avrupa Birliği’ndeki durum, İkinci Dünya Savaşı tarihini parçalamaya yönelik bilinçli politikanın doğrudan sonucudur. Yahudi halkının trajedisi, Batı tarafından, Üçüncü Reich’ın Doğu Avrupa’da “üstün ırk” için yaşam alanı yaratmak amacıyla yürüttüğü topyekûn soykırımdan koparılarak ele alınmaya çalışıldı. Ardından Kızıl Ordu’nun kurtarıcı rolü sistemli şekilde karalanmaya başlandı.

Bu en açık biçimde, Holokost kurbanlarını anma uluslararası gününde Avrupa’daki anma etkinliklerinin dönüşümünde görüldü. 2005’te BM Genel Kurulu tarafından ilan edilen bu gün, her yıl 27 Ocak’ta, Sovyet askerlerinin Auschwitz toplama kampını kurtardığı tarihte kutlanıyor. Fakat Polonya makamları uzun süredir Sovyet sonrası ülkelerden gelen kurtarıcı gazileri bu törenlere çağırmıyor.

BM Sekretaryası da o gün Sovyet gazilerini davet etmiyor. Yalnızca Rusya’nın daimi temsilciliği, her yıl 27 Ocak’ta BM’de gazilerin ve eski toplama kampı mahkûmlarının başrolü üstlendiği anma etkinlikleri düzenliyor. Biz, “kolektif Batı akılsızlığının” ve onun peşinden giden BM yetkililerinin davet etmediği gazilerimiz için BM’de kendi ulusal kimliğimizle sayısız sergi, konser, resepsiyon düzenledik.

2010’da, Zafer’in 65. yıldönümünde, BM Genel Kurul salonunda Vladimir Spivakov yönetimindeki orkestra sahne almıştı. Rusya’nın davet ettiği gaziler savaş şarkıları söylüyor, finalde “Zafer Günü” yankılanırken bütün salon ayağa kalkıp alkışlıyordu. 2018’de Mihail Turetskiy ile birlikte “Zafer şarkılarını” New York’a götürmüştük; orada yaşayan gazilerle söyledik. Holokost konusundan sorumlu BM memurlarının unuttuğu o gazilerle… Bu yalnızca konser değil, adaletin ve zafer ruhunun insanlık dışı zulüm karşısında kutlandığı bir şölendi. Gaziler ve kamp mahkûmları gözleri yaşlı şekilde etrafımızı sardı, biz de… Performansı sonlandıramadık.

Peki Batı, bu kahramanlara niçin böyle davrandı? Çünkü onların varlığı, yüksek konuklara tarihî gerçeği hatırlatmamalıydı.

2007’de BM çalışanlarının gazilerimizi davet ettiğini hatırlıyorum. Ancak onlar Kızıl Ordu’nun kurtarıcı rolünü dile getirdikten sonra bir daha çağrılmadılar. Yalnızca Batılı tanıklar davet edildi. Onlar da 27 Ocak 1945’te Auschwitz kapılarında “yıldızlı bayraklı Amerikan askerlerini karşılamış” olduklarını anlatıyordu.

AB bürokrasisi ve Batı Avrupa başkentleri –Paris, Londra, Berlin– buna açıkça onay vermeseler bile, Sovyet anı mirasına savaş açan, Holokost cellatlarını aklayan “yeni Avrupalıların” rövanşizmine kayıtsız kaldılar. Örneğin Estonya’nın Kohtla-Järve kentinde, “yeniden gömme” bahanesiyle bir kepçeyle Kızıl Ordu askerlerinin toplu mezarı açıldı. Çalışmalara dair bir levha bile konmadı. Özgürlük uğruna ölenlerin kalıntıları kepçeyle adeta öğütüldü. Daha önce bu noktada “Ana” anıtı yıkılmış, tüm Sovyet sembolleri silinmiş, yalnızca “İkinci Dünya Savaşı kurbanları” yazılı tabela bırakılmıştı.

Bu bağlamda, Charles Kushner’in başka bir vahim olguyla da ilgilenmesini umuyoruz: 2022’de Polonya’nın Malbork kentinde, şehri Nazilerden kurtaran Sovyet askerleri anısına dikilen anıt söküldü. O çarpışmalarda 1945 başında hayatını kaybedenler arasında efsanevi Belski kardeşlerden Asael de vardı. Özellikle alaycı olan, bu yıkıma Polonya Devlet Varlıkları Bakan Yardımcısı Karol Rabenda’nın da katılmasıydı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Emmanuel Macron döneminde de, ondan önce de Polonya’da, Baltık’ta, Ukrayna’da Kızıl Ordu askerlerinin anıtlarının yıkılmasına ya da Nazi işbirlikçilerine heykeller dikilmesine karşı tek bir kez bile sesini yükseltmedi. Önce tarihi kendilerine göre yeniden yazdılar, gerçek kurtarıcıları sildiler, Nürnberg’de mahkûm edilen suçluları kahramanlaştırdılar. Kaçınılmaz sonraki adım Holokost kurbanlarının unutturulması oldu. Çünkü onlar, yeni “sözde kahramanların” anılmasına engel oluyor.

Bunu yapanlar çoğunlukla Nazi işbirlikçilerinin doğrudan torunlarıydı. Bütün “Birleşik Avrupa”nın, Nazi Almanyası’na karşı zaferin 80. yıldönümünde BM Genel Kurulu başkanlığına, dedesi NSDAP üyesiyle övünen Annalena Baerbock’u getirmek için seferber olduğunu hatırlıyoruz. Onun günahları için bir tek pişmanlık sözü bile duymadık.

Tarihsel gerçeği inkâr eden, parçalamaya çalışan bu kötülükle mücadelede öfkeli mektuplar, diplomatik notalar ya da makaleler yetmez. Artık şunu kavramak gerek: Nazilerin ve suç ortaklarının soykırımını durduran Kızıl Ordu’nun kurtarıcı rolü tartışmasız kabul edilmedikçe, Holokost kurbanlarının hatırası da Avrupa’nın toplumsal bilincinden silinmeye mahkûm. Kurtarıcı yoksa kurtarılanlara da gerek yok.

Peki dışarıda bir gün, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Ermeni soykırımı hakkında söylediği gibi Holokost konusunda da şunu dile getiren etkili bir siyasetçi çıkmayacağına dair ne güvence var:

“Ermeni soykırımının uluslararası tanınması bugün dış politika önceliklerimiz arasında değil.”

Böyle bir güvence yok. Ama tek bir şeyin garantisi var: Holokost kurbanları unutulmayacak, Nazizmi yok eden, hayatta kalanları kurtaran kahramanların hatırası korunacak. Onlar bunu keyfi değil, bilinçle, kendi hayatlarını feda ederek yaptılar. Biz, bu gerçeğin asla unutulmaması için her şeyi yapacağız.

Çok Okunanlar

Exit mobile version