Dünya Basını

Mearsheimer: Trump İran’a yönelik saldırı planından geri adım atıyor olabilir

Yayınlanma

Siyaset bilimi profesörü John Mearsheimer, ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırı hazırlığında olduğuna dair emarelere rağmen, Başkan Trump’ın nükleer söylemindeki değişikliğin bir “çıkış yolu” arayışına işaret edebileceğini belirtti.

Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’in konuğu olan Chicago Üniversitesi Profesörü John Mearsheimer, ABD’nin İran’a yönelik askeri hazırlıklarının son aşamaya gelmiş göründüğünü ancak sahadaki verilerin karmaşık bir tablo sunduğunu belirtti.

Trump’ın son Birliğin Durumu (State of the Union) konuşmasındaki ton değişikliğine dikkat çeken Mearsheimer, “Trump’ın bir çıkış yolu aradığına dair bir dava açılabilir. Saldırıdan tamamen vazgeçtiğini iddia etmiyorum ancak ibrenin hafifçe bu yöne kaydığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Mearsheimer, küresel konjonktürün Washington’ın aleyhine işlediğini vurgulayarak, “İsrail hariç dünyadaki hemen hemen her ülke bizim bir saldırı düzenlememize karşı. Suudiler ve Körfez ülkeleri İranlılarla birlikte çalışarak bu saldırıya karşı olduklarını ve katılmayacaklarını açıkça belirttiler. Rusya ve Çin karşı, Avrupalılar ise sessizce karşı çıkıyor” diye konuştu.

“Ordunun elinde uygulanabilir bir zafer stratejisi yok”

Pentagon’un İran konusunda Başkan Trump’a sunduğu raporların caydırıcı bir nitelik taşıdığını ifade eden Mearsheimer, askeri danışmanların elinde net bir sonuç alacak plan bulunmadığını kaydetti.

Mearsheimer, “Askeri danışmanları Trump’a temel olarak şunu söylediler: ‘Elimizde işe yarar, makul bir zafer stratejisi yok.’ Bu durum oldukça dikkat çekici. Genelkurmay Başkanı General Caine’nin de aralarında bulunduğu heyet, uygulanabilir bir askeri seçeneğimizin olmadığını vurguluyor” dedi.

Siyasal düzlemde de Trump’ın riskli bir zeminde hareket ettiğini belirten profesör, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde kötüleşen ekonomi ve düşen anket rakamlarının bir savaşı siyasi intihara dönüştürebileceğini ifade etti.

Mearsheimer, “Siyaset ‘yapma’ diyor. Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’yu kazanması durumunda azil ve mahkûmiyet riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu yüzden siyasi danışmanları bu saldırının çok kötü bir fikir olduğu konusunda hemfikir” değerlendirmesinde bulundu.

“Bütün bu olanların tek bir açıklaması var: İsrail”

Mearsheimer, İran’ın ABD için doğrudan bir tehdit oluşturmadığını, ancak Tel Aviv yönetiminin ve Washington’daki İsrail lobisinin savaş için yoğun bir baskı uyguladığını savundu.

“Bütün bu olanların tek bir açıklaması var ve bunu tek bir kelimeyle verebilirim: İsrail” diyen Mearsheimer, niyet ve kabiliyetler açısından bakıldığında İran’ın ABD’ye saldırma planı olmadığını dile getirdi.

2003 Irak Savaşı ile günümüzdeki süreci kıyaslayan Mearsheimer, “Irak Savaşı’nda olduğu gibi bugün de İsrail ve lobinin merkezi bir rol oynadığına dair hiçbir şüphe yok. Batı’da İsrail’i hikâyenin dışında bırakan, tamamen çarpıtılmış bir Ortadoğu siyaseti söylemi var. Ancak gerçek şu ki, çoğu zaman treni süren temel faktör İsrail’dir. Benjamin Netanyahu’nun son bir yılda Beyaz Saray’a yaptığı sayısız ziyaretin tek bir gündemi vardı: İran” diye konuştu.

“İran rasyonel bir aktördür, şeytanlaştırılması bir propaganda ürünüdür”

İran’ın “irrasyonel ve fanatik bir molla rejimi” olarak tasvir edilmesini savaş propagandası olarak niteleyen Mearsheimer, Tahran’ın uluslararası sistemde rasyonel bir oyuncu olduğunu belirtti.

Mearsheimer, “İsrail ve lobi, İran’ı şeytanın yeryüzündeki gölgesi olarak göstermek için olağanüstü çaba sarf etti. Onu caydırılamaz, irrasyonel bir devlet olarak tanımlıyorlar ki bu da rejim değişikliği taleplerini meşrulaştırsın. Ancak gerçeklere bakarsanız, Ortadoğu’daki ‘başıboş fil’ İran değildir. Modern İran’ın bir savaşı başlattığı en son ne zaman görüldü?” sorusunu yöneltti.

2024 yılındaki karşılıklı saldırılara da değinen Mearsheimer, “İran’ın İsrail’e yönelik vuruşları, İsrail’in saldırılarına karşı bir misillemeydi. İran saldırgan bir devlet değil, son yıllarda girdiği neredeyse tüm savaşlarda kurban tarafında yer aldı. 1980’lerde İran’ı işgal eden Iraklılardı. Dışişleri Bakanı veya Ayetullah konuştuğunda, genellikle makul ve rasyonel-hukuki terimlerle konuşuyorlar. Onlara ‘köpüren deliler’ demek sadece gerçeği çarpıtmaktır” dedi.

“Nükleer silah sahibi olmak stratejik açıdan mantıklıdır”

Nükleer silah edinme isteğinin bir delilik değil, güvenlik maksimizasyonu açısından rasyonel bir tercih olduğunu savunan Mearsheimer, İsrail örneği üzerinden bir kıyaslama yaptı.

Mearsheimer, “İsrail’in nükleer silahları var. Bu İsrail’in irrasyonel olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Bu İsrail için stratejik olarak akıllıca ve rasyonel bir hareketti. Nükleer silahlar nihai caydırıcıdır. Aynı mantık İran için de geçerli” ifadelerini kullandı.

Batı’daki söylemin bu gerçeği görmezden geldiğini belirten profesör, “İran’ın nükleer silah istemesinin irrasyonel olduğu iddiası gülünçtür. Pakistan veya Kuzey Kore bu silahları geliştirdi ve güvende kaldılar. Bu programlardan vazgeçen Irak veya Libya ise yok edildi. Bir Amerikalı olarak İran’ın nükleer silah sahibi olmamasını tercih ederim ama onların bakış açısıyla bu, güvenliklerini sağlamanın en mantıklı yoludur” dedi.

“Sınırlı askeri seçenek bir tuzaktır, tırmanma kaçınılmaz olur”

İran’a yönelik “sınırlı bir hava harekatı” düzenleyip ardından zafer ilan etme fikrinin sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini belirten Mearsheimer, böyle bir adımın topyekûn bir savaşa evrileceği uyarısında bulundu.

Mearsheimer, “İranlılar kendilerine saldırılması durumunda tüm güçleriyle karşılık vereceklerini açıkça belirttiler. Sınırlı bir saldırı yapıp İran’ın İsrail’i veya bölgedeki Amerikan üslerini vurmasını, Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını izleyemezsiniz. Bu durumda tırmanma merdivenini çıkmak ve daha sert vurmak zorunda kalırsınız” değerlendirmesini yaptı.

General Caine’nin “uzun vadeli bir savaşı yürütecek mühimmat stokumuz yok” uyarısını hatırlatan Mearsheimer, “Sınırlı bir savaş yürütmek neredeyse imkansızdır. İsrailliler, tırmanma başladığında ABD’nin savaşı sürdürmekten başka seçeneği kalmayacağını biliyorlar. Tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi, büyük kavgalara bir kez girdiniz mi çıkması zordur. Trump ‘sonsuz savaş’ istemediğini söylese de, İsrail için ABD’nin İran’ı yok etmeye kararlı olduğu bir sonsuz savaş, kesin bir zaferin alternatifi olarak gayet uygundur” dedi.

“ABD, Avrasya’da kendi ayağına sıkıyor”

Mearsheimer, ABD’nin İran politikasının büyük güç rekabeti açısından stratejik bir hata olduğunu belirterek, Washington’ın Rusya, Çin ve İran’ı birbirine yaklaştırdığını ifade etti.

Profesör, “Ukrayna Savaşı yüzünden Doğu Avrupa’ya çakılmış durumdayız ve Çin’e karşı saklamamız gereken mühimmatı oraya harcıyoruz. Rusya’yı Çin’in kollarına ittik ki bu denge siyaseti 101 dersine aykırıdır. Şimdi aynı şeyi İran’la yapıyoruz” uyarısında bulundu.

ABD’nin ana rakibinin Rusya değil Çin olduğunu hatırlatan Mearsheimer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ortadoğu ve İsrail yüzünden bölgeye hapsolmuş durumdayız. İran’a karşı bir sonsuz savaşa girersek Doğu Asya’ya nasıl yöneleceğiz? Tahran aslında ABD için bir tehdit değil; tam tersine onlarla iyi ilişkiler kurmalı, Rusya ve Çin’in bizi orada meşgul etmesini engellemeliyiz. Ancak biz tam tersini yapıyoruz ve bu da Amerikan dış politikasını derin bir çıkmaza sürüklüyor.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version