Dünya Basını
Mearsheimer: Trump’ın İran politikası tam bir fiyasko ve stratejik bir çöküş
Siyaset bilimi profesörü John Mearsheimer, Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü askeri harekatı modern Amerikan tarihinin en büyük stratejik başarısızlıklarından biri olarak nitelendirdi.
Ünlü uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. John Mearsheimer, Judging Freedom programında yaptığı açıklamalarda, ABD’nin mevcut İran politikasına tepki gösterdi.
Yargıç Napolitano’nun Wall Street Journal’da yer alan ve Trump’ın savaşı birkaç hafta içinde sınırlı tutup Hürmüz Boğazı’nı daha sonra açma planına dair haberini sorması üzerine Mearsheimer, “Savaş bizi daha kötü bir duruma soktu. Trump hedeflerinden hiçbirini gerçekleştiremedi” dedi.
Profesör, Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesinde açık olduğunu hatırlatarak, mevcut durumun dünya ekonomisine devasa zarar verdiğini ve İran’ın nükleer silaha sahip olma ihtimalini ironik bir şekilde artırdığını vurguladı.
Trump’ın müzakereler konusundaki çelişkili ifadelerini de değerlendiren Mearsheimer, “Burada iki ihtimal var; ya akli melekelerini yitirmiş bir kral var ya da ne yapacağını bilemeyen, çaresizlik içinde debelenen bir lider” ifadelerini kullandı.
Mearsheimer, Trump’ın pazar gecesi başkanlık uçağında yaptığı ve İran’ın 15 maddelik taleplerini kabul ettiğine dair açıklamalarını “saçmalık” olarak nitelendirdi.
Profesör, bu tür iddiaların gerçeklikle hiçbir bağının olmadığını, ortada gerçek bir müzakere bile bulunmadığını belirtti. “Dünyanın en güçlü ülkesinin başkanının bu düzeyde bir tutarsızlık sergilemesi inanılır gibi değil” diyen Mearsheimer, yabancı diplomatların ve dünya liderlerinin bu tabloyu hayretle izlediğini vurguladı. Bu durumun ABD’nin küresel itibarını zedelediğini ve müttefikler arasında derin bir güvensizlik yarattığını ifade etti.
“Beyaz Saray’daki danışmanlar Amerika’ya değil İsrail’e hizmet ediyor”
Profesör Mearsheimer, ABD yönetiminin Ortadoğu politikasındaki karar alıcı mekanizmaların “yabancı varlıklar” tarafından kuşatıldığını kaydetti.
Napolitano’nun Jared Kushner ve diğer diplomatik figürlerin güvenilirliğini sorması üzerine Mearsheimer, bu isimlerin yetersiz ve beceriksiz olduğunu dile getirdi.
“Ulusal güvenlik danışmanlarının sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne sadık olması gerekir” diyen Mearsheimer, mevcut danışman kadrosunun İsrail’in çıkarlarını önceliklendirdiğini ve Washington’ı felakete sürükleyen bir reçete sunduğunu belirtti.
Özellikle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump’ı bu savaşın içinde tutmak için baskı yaptığını savunan profesör, “Trump buradan öylece yürüyüp gidemez; kapana kısılmış durumda ve tırmanma merdivenlerini tırmanmaya devam ediyor” dedi.
Mearsheimer’a göre, Witkoff ve Kushner gibi isimlerin uzmanlık seviyeleri işgal ettikleri koltukların ağırlığını taşıyabilecek düzeyde değil. “Onlar temelde İsrail’in adamları” diyen Mearsheimer, Bill Clinton döneminde de benzer bir durumun yaşandığını, ancak mevcut tablonun çok daha tehlikeli olduğunu vurguladı.
İsrail’in çıkarlarını korumak için tasarlanan politikaların ABD’nin ulusal çıkarlarıyla taban tabana zıt olduğunu ve bu durumun kaçınılmaz olarak stratejik bir körlüğe yol açtığını belirtti.
“Vietnam senaryosu tekerrür ediyor: Ayağımız suya girdi, yakında boğulacağız”
Mearsheimer, ABD’nin İran’daki askeri hamlelerini Lyndon B. Johnson dönemindeki Vietnam Savaşı’na benzetti. LBJ’nin 1965’te savaşı kazanamayacağını bilmesine rağmen tırmanmayı tercih ettiğini belirten profesör, “Ayağınızı suya bir kez soktuğunuzda çok geçmeden bacağınız, ardından da tüm vücudunuz suyun altında kalır” uyarısında bulundu.
Trump yönetiminin Ortadoğu’ya ek muharip birlikler sevk etmesini ve İran kontrolündeki bölgeleri işgal planlarını “aynı filmi tekrar izlemek” olarak tanımlayan Mearsheimer, askeri bir çözümün olmadığını ifade etti. Profesör, 31 Mart 1968’de LBJ’nin siyasetten çekilme kararını hatırlatarak, Trump’ın da benzer bir siyasi ve askeri çöküş yolunda olduğunu ifade etti.
Profesör, ABD’nin bir kavgadan geri adım atmama mantığının “kodlarına işlendiğini” belirterek, bu durumun rasyonel karar almayı engellediğini kaydetti.
“Biz her zaman kazanan tarafta olmak istiyoruz, ancak bu savaşta kazanılacak bir şey yok” diyen Mearsheimer, askeri tırmanmanın sadece daha fazla yıkım ve daha büyük bir ekonomik kriz getireceğini vurguladı. Mevcut stratejinin İran’ın direncini kırmaktan ziyade onu daha fazla köşeye sıkıştırdığını ve bu durumun İran’ı daha radikal adımlar atmaya ittiğini belirtti.
“Pete Hegseth bir stratejist değil, savaş suçları bakanıdır”
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in tutumunu “pervasızlık ve delilik” olarak tanımlayan Mearsheimer, Hegseth’in dini referanslarla örülü savaş söylemine sert tepki gösterdi. Hegseth’in “Strateji 101” dersinden bile geçemeyecek biri olduğunu savunan profesör, onun Trump’ı kara harekatı konusunda kışkırttığını kaydetti.
Hegseth’in Babil’e karşı savaş atıfları içeren konuşmasını “dehşet verici ve laik bir ulus için tamamen uygunsuz” bulan Mearsheimer, Bakan’ı 1200’lü yıllardaki Haçlı seferlerinin savunucusu Papa III. Innocentius dönemine ait bir figür olarak betimledi.
“Hegseth bir Orta Çağ haçlısı gibi konuşuyor” diyen Mearsheimer, bu zihniyetin ordu içindeki rasyonel subayları dehşete düşürdüğünü belirtti.
Mearsheimer, Genelkurmay Başkanı General Kean’in rasyonel bir asker olduğunu düşünse de, Hegseth gibi isimlerin başkanın kulağına fısıldamasının ordu içindeki karar mekanizmalarını felç ettiğini de sözlerine ekledi.
“Hegseth’in dini bir haçlı seferi mantığıyla hareket etmesi, modern savaş hukukunun ve stratejisinin reddidir” diyen Mearsheimer, bu yaklaşımın ABD’yi uluslararası alanda yalnızlaştırdığını ifade etti. Profesör, ordunun üst kademelerinde bu durumdan duyulan rahatsızlığın “histeri ve kaos” boyutuna ulaştığına dair General Barry McCaffrey’nin yorumlarına katıldığını belirtti.
“İsrail ordusu batağa saplanmış durumda, ABD’nin yanında savaşamaz”
Olası bir kara istilası durumunda İsrail ordusunun ABD birliklerine katılıp katılmayacağı sorusuna Mearsheimer, “Kesinlikle hayır, onlar bu aptalca göreve bulaşmayacak kadar akıllı” yanıtını verdi. İsrail’in halihazırda Lübnan, Gazze ve Suriye’de “timsahlarla dolu bir bataklıkta” olduğunu belirten profesör, İsrail Genelkurmay Başkanı’nın ordunun bitkin olduğuna dair açıklamalarına dikkat çekti.
Mearsheimer, İsrail’in kendi sınırları içinde bile ciddi darbe aldığını, ancak askeri sansür nedeniyle bu bilgilerin kamuoyundan saklandığını ifade etti. Haaretz gazetesine dayandırdığı bilgide, İran füzelerinin 10’da 8’inin İsrail hava savunmasını aşarak hedefleri vurduğunu ifade etti.
Profesör, ABD’nin 82. Hava İndirme Tümeni’ni Hark Adası’na çıkarma yapması gibi senaryoların askeri açıdan intihar olduğunu belirtti. “Hürmüz Boğazı’ndan geçemezken bu adaya nasıl lojistik destek sağlayacaksınız?” diye soran Mearsheimer, İran’ın bölgedeki balistik füze, drone ve seyir füzesi kapasitesinin ABD’nin büyük savaş gemilerini “oturan hedef” haline getirdiğini belirtti.
Donanmanın büyük gemilerini İran kıyılarından uzak tutmasının sebebinin bu korku olduğunu vurgulayan Mearsheimer, askeri gerçekliklerin siyasi hırslarla örtüşmediğini dile getirdi.
“Gazze’de yaşananlar bir soykırımdır ve biz bu suçun ortağıyız”
Uluslararası hukuk ve ahlaki sorumluluklar konusunda çarpıcı bir çıkış yapan Mearsheimer, ABD ve İsrail’in eylemlerini İkinci Dünya Savaşı sonrası Nuremberg Mahkemeleri kriterleriyle kıyasladı.
“Gazze’de bir soykırım yaşanıyor ve biz bu soykırımın suç ortaklarıyız” diyen profesör, ABD’li akademisyenlerin ve medyanın bu konudaki sessizliğini “ibretlik” olarak nitelendirdi.
Adolf Hitler’in bile 1939’da Polonya’yı işgal ederken sahte bir kışkırtma kurguladığını belirten Mearsheimer, “Bizim bir provokasyona bile ihtiyacımız yok; sadece vurmaya karar veriyoruz” dedi. İsrail lobisinin ABD’deki ifade özgürlüğünü ve medya kuruluşlarını ele geçirdiğini savunan profesör, bu baskı nedeniyle İsrail’in en pervasız davranışlarının bile eleştirilemediğini belirtti.
Mearsheimer, ABD’nin liberal değerler ve insan hakları konusundaki tarihsel iddiasının bu süreçle birlikte çöktüğünü dile getirdi.
“50 yıldır bu camianın içindeyim, New York Times veya Wall Street Journal gibi kurumların bu sessizliği normal değil” diyen profesör, bu durumun temel sebebinin ABD ile İsrail’in “kalçadan birbirine yapışık” hale getirilmesi olduğunu ifade etti.
Mearsheimer, suikastlar, sivil altyapıların bombalanması ve soykırımın alkışlandığı bir iklimin ABD’yi ahlaki bir uçuruma sürüklediğini belirterek, bu gidişatın sonunun hüsran olacağı uyarısıyla sözlerini tamamladı.