Avrupa
Mélenchon: Biz unutulmuşların, aşağılanmışların sesiyiz
Fransa’da cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon, seçim kampanyasına “sesini duyuramayanların, aşağılanmışların” sesi olma iddiasıyla devam ediyor.
Pazar günü Clermont-Ferrand’da bir spor salonunda yaptığı mitingden önce içeri giremeyen yüzlerce destekçisine dışarıda seslenen Fransız siyasetçi şunları söyledi:
“Biz, unutulmuşların, sesini duyuramayanların, aşağılanmışların kampıyız ve biz bu kadar güçlü olduğumuzda, bu güç aramızdaki en güçsüzlere de yansıyor… belki o yalnızlıkta, belki o mutsuzlukta, belki de o katılım arzusunda.”
Rapporteur’e göre bu, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Fransa’nın siyasi manzarasında giderek daha merkezi bir yer edinen bir duyguya, yani yalnızlığa yönelik alışılmadık derecede doğrudan bir çağrıydı.
OECD’nin verilerine göre, 2018 ile 2022 yılları arasında Fransa, yalnızlıkta en keskin artışlardan birini kaydetti.
Paris Sciences Po araştırma merkezi CEFIVOP’tan siyaset bilimci Bruno Cautrès, Rapporteur’e verdiği demeçte, Fransa’nın aynı zamanda başkalarına duyulan güvenin en düşük olduğu AB ülkelerinden biri olduğunu belirtti.
Cautrès, tıpkı Robert D. Putnam’ın Bowling Alone adlı denemesinde dile getirdiği ABD’de olduğu gibi, sosyal izolasyonun Fransızların günümüzdeki hoşnutsuzluğunu anlamak için güçlü bir mercek olduğunu ekledi.
Ona göre yalnızlık sadece içe kapanma veya ilgisizliğe yol açmakla kalmaz, aynı zamanda anlam kaybına, kin duygusuna ve suçlayacak birini arama eğilimine de yol açabilir:
“İnsanlar, idari retorikten ziyade, aidiyet gibi daha temel, neredeyse antropolojik kaygılarla yeniden bağlantı kurmalarını sağlayan siyasi anlatılara çekiliyor.”
Bu durum, Mélenchon ve partisi Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI), kendilerini terk edilmiş hisseden seçmenlere de hitap eden sağcı Ulusal Birlik (RN) ile doğrudan rekabet içine sokuyor.
Gelgelelim her ikisi de aidiyetin nerede bulunabileceği konusunda birbirinden çok farklı hikayeler anlatıyor.
Marine Le Pen, geçmişe nostaljiyle bakarak koruma, Fransız cumhuriyetçi kimliği etrafında ulusal uyum ve devlet aracılığıyla yeniden tesis edilecek düzen vaat ediyor.
Onunki, Fransa’da derin kökleri olan ve De Gaulle’e ve daha öncesine uzanan geleneksel bir milliyetçi çağrı.
Mélenchon’un yaklaşımı ise 21. yüzyılın güncel bireysel sıkıntılarını ve yabancılaşmasını siyasallaştırıyor.
O, cevabın, kendisinin “yeni Fransa” olarak adlandırdığı şeye dayanan, farklı geçmişlere sahip insanlar da dahil olmak üzere başkalarıyla kurulan bağlarda yattığını düşünüyor.
Ayrıca, Martinikli şair ve sömürgecilik karşıtı aktivist Edouard Glissant’a da atıfta bulunuyor. Glissant’ın “kreolizasyon” kavramı, tek bir kök olduğu şeklindeki Batı düşüncesini reddederek “ilişkisel kimliği” savunuyor.
Mélenchon’un stratejisinin temel unsurlarından biri, belirli bir gruba, yani genç kadınlara dayanıyor.
Bu yaklaşım, özellikle en yakın yardımcılarından biri olan Clémence Guetté tarafından dile getiriliyor.
Guetté’nin yakın zamanda yayımlanan Dostluk Siyaseti İçin başlıklı makalesi, kocası ya da çocuğu olmayan bir hayatın başarısız bir hayat olduğu yönündeki varsayımı sorguluyor.
Guetté şöyle yazıyor:
“Bir kadın hakkında ‘Sonunda kedileriyle baş başa kalacak’ –yani kocası ya da çocuğu olmadan– dendiğini kaç kez duydum?”
Onun savı, dostluğun ailenin yerini alması gerektiği değil; kamu politikalarının ve yasaların hâlâ çiftler ve çekirdek aile gibi dar bir modele dayandığı.
Bu durum, dostluklara, kendi seçtiğimiz ailelere, ortak yaşam alanlarına ve bakım ağlarına çok az yer bırakıyor.
Onun argümanı aynı zamanda, yetişkinliğin geleneksel dönüm noktalarının –istikrarlı bir iş, bir ev, bir çift, çocuklar– ulaşılması giderek zorlaştığı bir dünyaya da bir yanıt niteliğinde.
Guetté, “Herhangi bir sapma bir başarısızlık olarak görülüyor. Fakat birçok insan panikliyor ya da zorlanıyor,” diye yazıyor.
Mélenchon için siyasi kazanç, sağın göz ardı ettiği ama yeni demografik grupların ortaya çıkmasına neden olan seçmenlere ulaşma fırsatı.
ABD’de Morgan Stanley, 25 ila 44 yaş arası kadınların %45’inin 2030 yılına kadar bekar olacağını tahmin ediyor; bu oran 2018’de %41 idi. Fransa’da da benzer bir bekarlık eğilimi gözlemleniyor.
Guetté, solun geleneksel ailenin ötesinde dayanışma biçimlerini savunmasının “stratejik” olduğunu yazıyor:
“Fransızların dörtte biri düzenli olarak kendilerini yalnız hissettiklerini söylüyor; gençler arasında bu oran ikiden birinden fazla. İki milyon yaşlı insan sosyal olarak izole durumda ve 750.000 kişi ‘sosyal ölüm’ olarak tanımlanan bir durumda yaşıyor.”
Anket uzmanı Frédéric Dabi, kadınların sola, erkeklerin sağa kaydığı daha geniş bir cinsiyet ayrımı ortamında, yalnız ve işsiz erkeklerin RN’nin tabanının merkezinde yer aldığını belirtiyor.
Fakat Dabi, genç seçmenler arasında da bir bölünme tespit ediyor:
“İşgücüne girmekte zorlanan, ayak uydurmaya çalışan 25-30 yaş arası nesil Le Pen’in yanında yer alırken, 18-24 yaş grubu Mélenchon’da kendilerine bir lider buldu.”
Cautrès’e göre ise asıl mesele, her görüşten siyasetçinin “idari çözümlerin ötesinde” bir şeyler sunması:
“Sonuçta bir siyasetçinin görevi nedir? Elbette politika çözümleri bulmak ve bunları finanse etmek, ama aynı zamanda herkesi ortak bir hikâye etrafında bir araya getirmek.”