Bizi Takip Edin

Diplomasi

Meloni hükümeti Çinli yatırımcıları ülkeden çıkarmak istiyor

Yayınlanma

ABD-Çin ticaret savaşında İtalya lideri Giorgia Meloni, Trump’ın yanında yer alıyor ve bu nedenle ülkedeki Çin yatırımlarını azaltmak istiyor.

Meloni liderliğindeki İtalyan hükümeti, ABD ile olası gerginlikleri önlemek için Çinli yatırımcıların önemli şirketlerdeki hisselerini azaltmayı planlıyor.

Bloomberg’e göre, bu durum stratejik olarak değerlendirilen hem devlet kontrolündeki hem de özel şirketleri kapsıyor.

Öne çıkan bir örnek, lastik üreticisi Pirelli. Çin devletine ait Sinochem şirketi, bu şirkette yüzde 37 hisseye sahip. Formula 1 yarış takımlarına lastik tedarik eden şirket, Çinli sahipliği nedeniyle ABD’de eleştirilere maruz kaldı, hatta ABD’de satışların kısıtlanması bile gündeme geldi. Şimdi ise yatırımcının etkisi sınırlandırılacak.

Sinochem geçtiğimiz günlerde lastik üreticisindeki hisselerinin uzun vadeli bir yatırım olduğunu açıkladı. Fakat Roma hükümeti, Asyalı yatırımcıyı satışa zorlayabilecek seçenekleri incelemek istiyor.

Kritik altyapıyı korumak için özel kural devreye sokuldu

Meloni hükümeti, “altın güç kuralı” olarak adlandırılan yasal araca başvurmayı planlıyor. Bu yasal araç, kritik altyapı ve şirketlere özel devlet koruması sağlanmasına olanak tanıyor.

Hükümet, Sinochem’in Pirelli üzerindeki etkisini sınırlamak için bu mekanizmayı 2023 yılında da kullanmıştı. Bu yılın nisan ayında, Pirelli yönetim kurulu, İtalyan denetim makamlarının talimatı üzerine Sinochem’in yönetişim statüsünü düşürdü.

İtalya, 2008 finansal krizinden sonra Çinli yatırımcıları memnuniyetle karşılamıştı. Şimdi ise ülke, Çin’in oluşturduğu riskleri en aza indirmeye çalışıyor.

Başbakan Meloni, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’daki “sağ kolu” olarak görülüyor ve bu nedenle ABD ile herhangi bir çatışmadan kaçınmak istiyor.

Çin yatırımları kritik altyapıdan dışlanıyor

Eski hükümet yetkilisi ve İtalyan siyasi risk danışmanlık şirketi Highground’un başkanı Beniamino Irdi Handelsblatt’ın aktardığına göre, “Trump’ın seçilmesinden ve transatlantik ilişkilerin giderek öngörülemez hale gelmesinden bu yana, birçok AB başkenti Çin’in ticaret ortağı olarak rolünü yeniden düşünmeye başladı,” dedi.

Bloomberg’e göre, İtalyan enerji şebeke operatörü CPT Reti’deki Çinli yatırımcılar da çekiliyor. Şirketin yüzde 35’i, iki yönetim kurulu üyesini de sağlayan Çin Devlet Elektrik Şebekesi Şirketi’nin bir birimine ait.

Çinliler, dünyanın en büyük enerji santrali gruplarından biri olan Ansaldo Energia’dan da çekiliyor. Shanghai Electric, şirketindeki hisselerini yüzde 40’tan yüzde 0,5’e düşürdü. 

Ne var ki bu küçük hisse bile, şirketin ABD’deki bazı ihalelere katılamayacağı anlamına geliyor.

Çinli yatırımcılar şu anda yaklaşık 700 İtalyan şirketinde faaliyet gösteriyor. Fakat hükümetin ilgisi öncelikle enerji, ulaştırma, teknoloji ve finans gibi stratejik sektörlerdeki büyük şirketlere odaklanmış durumda.

Çin’den ‘adil, eşitlikçi ve ayrımcı olmayan iş ortamı’ uyarısı

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Çin-İtalya yatırım işbirliğinin her iki taraf için de yararlı olduğunu ve üçüncü taraflarca etkilenmemesi gerektiğini söyledi.

Sözcü, “Çin hükümeti, piyasa ekonomisi ilkelerine dayalı uluslararası işbirliğinde Çinli şirketleri her zaman desteklemiştir ve İtalya’nın Çinli şirketler için adil, eşitlikçi ve ayrımcı olmayan bir iş ortamı yaratmasını ve onların meşru hak ve çıkarlarını etkili bir şekilde korumasını umut etmektedir,” dedi.

İtalya ile Çin arasındaki gerilimler son yıllarda arttı. 2023 yılında, ABD’nin baskısı altında İtalya, Çin’in en önemli ulusötesi projesi Kuşak ve Yol Girişiminden çekileceğini duyurmuştu. Bir yıl önce Meloni, gerilimi yatıştırmak için Pekin’e gitti.

Avrupa artık Çin yatırımlarında ‘daha seçici’ davranıyor

Avrupa şu anda Çin ile işbirliğine odaklanmaya devam ediyor. Fakat AB ülkeleri daha seçici bir yaklaşım izliyor ve Çin yatırımlarını limanlar ve elektrik şebekeleri gibi kritik altyapıdan uzaklaştırarak, istihdam yaratabilecek ve yerel ekonomiyi güçlendirebilecek elektrikli araçlar için batarya fabrikaları gibi projelere yönlendiriyor.

Avrupa başkentleri bir zamanlar Portekizli enerji tedarikçisi EDP ve Yunanistan’ın Pire limanına yapılan yatırımlara açıktı. Ama şimdi Çin’in müdahalesinin ulusal güvenliği ve Washington ile ilişkilerini zedeleyebileceğinden korkuyorlar.

2019’dan bu yana yeni yatırımlar önemli ölçüde azaldı. Danışmanlık şirketi Highground’un tahminlerine göre, 2025’e kadar olan beş yıl içinde AB’nin Çin ile ticaret açığı ikiye katlanarak 400 milyar avroyu (466 milyar dolar) aşacak.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English