Dünya Basını

MIT Profesörü Ted Postol: İran haftalar içinde 10 ila 20 atom bombası üretebilir

Yayınlanma

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Bilim, Teknoloji ve Ulusal Güvenlik Politikası Profesörü Theodore Postol, İran’ın nükleer kapasitesi ve Ortadoğu’daki nükleer silahlanma risklerine dair değerlendirmelerde bulundu.

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’ın programına konuk olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Bilim, Teknoloji ve Ulusal Güvenlik Politikası Profesörü, nükleer silah taşıma sistemleri, füzeler ve füze savunma uzmanı Theodore Postol, İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer yetkinliği, Ortadoğu’daki stratejik dengeler ve küresel güvenlik bürokrasisinin hatalı varsayımları hakkında açıklamalarda bulundu.

Geçmişte Pentagon’a ve Deniz Operasyonları Başkanlığına danışmanlık yapmış olan, nükleer savaş planlamalarında doğrudan görev alan Profesör Postol, Tahran’ın nükleer programına yönelik askeri bir çözümün bulunmadığını, diplomatik bir mutabakatın ise tamamen mümkün olduğunu kaydetti.

“İran 10 veya 20 atom silahı üretebilecek kapasitede”

Haber ajanslarının ve nükleer uzmanların genel kabulünün aksine, İran’ın uranyum stokları üzerinden çok daha yüksek sayıda nükleer başlık geliştirebileceğini ifade eden Profesör Theodore Postol, teknik verilerin mevcut tahminlerden farklı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.

Postol, “İran, elindeki yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogramlık uranyum hekzaflorür malzemesinden hareketle oldukça hızlı bir şekilde 10 veya 20 atom silahı üretebilir. Bu, bugün sıklıkla dile getirilen genel kabullerden farklı bir tespittir. Genel kanaat, İran’ın hızla 10 nükleer silah üretebileceği yönündedir ancak bu tahminlerin temelinde, İran’ın üreteceği atom silahlarının her biri için 25 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş silah sınıfı uranyum gerekeceği varsayımı yatmaktadır” ifadelerini kullandı.

İran’ın bir atom bombası inşa etmek için bu miktarda malzemeye ihtiyaç duymadığını teknik gerekçeleriyle açıklayan Profesör Postol, silah tasarımıyla ilgili şu ayrıntıları paylaştı:

“Bomba inşa etmek için 25 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş silah sınıfı uranyuma ihtiyaçları yoktur; yalnızca 14 veya 15 kilogram yeterlidir. Bu durum tamamen silahın tasarımıyla ilgilidir. Teknik açıdan bakıldığında, nükleer silahları hızla üretmeyi tasarlayan bir İranlının, üzerinde konuşulan türde bir silah yerine, silah sınıfı uranyumdan oluşan 15 kilogramlık çekirdeği çevreleyen içi boş bir uranyum 238 küresi kullanacağı neredeyse kesindir. Bu dış uranyum 238 küresinin, nükleer silah performansı açısından iki yararlı etkisi bulunur. İlk olarak, nötronları silahın çekirdeğine geri yansıtır; bu da bir silah inşa etmek için daha küçük miktarda uranyum 235 kullanmanıza imkan tanır. Böylece daha küçük bir kritik kütleye ihtiyaç duyarsınız. Daha küçük bir kritik kütleye sahip olmak, silah üretmek için elinizde daha fazla uranyum 235 kalması anlamına gelir. İkinci nokta ise uranyum yansıtıcısının oldukça ağır ve kitlesel olmasıdır. Bu şekilde inşa edilen bir atom bombası süper kritik aşamaya geçip hızla enerji açığa çıkarırken, silahın genleşmesini saniyenin yüzde birkaç milyonu kadar geciktirebilirseniz, yani genleşmeyi çok küçük bir süre yavaşlatabilirseniz, önemli ölçüde daha yüksek bir patlama gücü elde edersiniz. Çünkü silah sınıfı uranyum dağılmadan önce kritik kütlenin daha büyük bir kısmı nükleer bölünmeye uğrayacaktır. Bu tasarım iki büyük avantaj sağlar.”

“İran hem silaha hem de bunu taşıyacak güvenilir füze sistemlerine sahip”

Söz konusu nükleer başlık tasarımının ağırlığı artırdığını ancak bu ağırlığın İran’ın elindeki mevcut balistik füzeler için bir engel teşkil etmediğini vurgulayan Profesör Theodore Postol, lojistik ve askeri gerçekleri şu sözlerle dile getirdi:

“Bu yöntemin maliyeti daha yüksek bir ağırlıktır fakat bu yüksek ağırlık, inşa edeceğiniz silahın boyutları ve ağırlığı itibarıyla, İsrail’e konvansiyonel patlayıcılar fırlatmak için halihazırda test edilmiş ve kullanılmakta olan mevcut uzun menzilli füzelerle kolayca taşınabilmesini sağlar. Dolayısıyla, harekete geçmeyi seçtiğiniz takdirde sadece bir silaha sahip olmakla kalmazsınız, aynı zamanda bu harp başlığını balistik füze ile ulaştırabilecek bir taşıma sistemine de sahip olursunuz. Geriye yalnızca balistik füzelerin güvenilirliği sorusu kalır ki bu füzelerin son derece güvenilir olduğu görülmektedir; çünkü İsrail’in balistik füze savunması neredeyse işe yaramaz durumdadır. Haddimi aşmak istemem ama bir veya iki hafta içinde, Patriot sisteminin İran balistik füzelerini engellemede tamamen yetersiz kaldığını ve neredeyse sıfır başarı gösterdiğini verilerle ortaya koyan başka bir sunum yapmam gerekir. Bu bakımdan balistik füze saldırısı ekseninde son derece güvenilir bir taşıma sisteminden bahsediyoruz. Bu bulgular benim bizzat topladığım verilere dayanmaktadır.”

“IR6 santrifüjlerinin verimliliği genel kabullerin üç ila dört katı düzeyinde”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından yayımlanan resmi raporların derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini belirten Profesör Theodore Postol, İran’ın zenginleştirme teknolojisindeki teknolojik sıçramayı şu analizle aktardı:

“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından açıklanan bilgilerin doğru analizi, IR6 santrifüjlerinin verimliliğinin, ben de dahil olmak üzere insanların genel olarak varsaydığından iki veya üç kat daha yüksek olduğu sonucunu doğurmaktadır. Bir santrifüjün tam olarak ne kadar zenginleştirme üretebileceğini analiz etmek son derece karmaşık bir iştir ancak bu sonuç çok önemlidir. Çünkü bu verimlilik, İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum ile hızlı bir şekilde 17, 18 veya 19 silah ürettikten sonra, doğal uranyum kullanarak yılda kolaylıkla bir, iki veya daha fazla atom bombası üretebileceği anlamına gelir. Eğer onları bunu yapmamaya teşvik edecek bir adım atılamazsa, karşımızda çok büyük bir nükleer silah devleti bulacağız.”

Bu durumun rasyonel aktörler için şaşırtıcı veya panik yaratıcı olmaması gerektiğini ifade eden Postol, Tahran’ın nükleer niyetlerine dair şu saptamada bulundu:

“Bu durum alarm verici olmamalıdır; zira makul bir yaklaşıma sahipseniz İranlıların müzakere etmek istediğini anlarsınız. Kendilerini potansiyel olarak düşman nükleer silahlı devletlerle çevrili bir konuma getirmek istemiyorlar; endişeleri sadece İsrail değildir. Müzakereye son derece önem verdikleri bir durum söz konusudur. 2015 yılındaki Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na katılarak zenginleştirme programlarına çok ciddi kısıtlamalar getirmeyi kabul etmeleri ve bu kısıtlamalar dahilinde çalışabileceklerini göstermeleri bunun kanıtıdır. Burada bir çözüm için tüm unsurlar mevcuttur. Benim siyasi yaklaşımım çok basittir: Müzakere etmekten başka seçeneğiniz yoktur. Eğer müzakere etmezseniz, gelecekte bir noktada çok güçlü bir nükleer silah devletine sahip olacaksınız; tercih sizindir. Daha fazla askeri yöntem denemek veya askeri baskıyı sürdürmek, nihayetinde İranlıları nükleer silah üretme kararı alacakları bir noktaya itecektir. Onlar bu silahlardan çok sayıda üretebilecek ve cephaneliklerini artırmaya devam edebilecek kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla herhangi bir şekilde rasyonel davranılıyorsa, bu zor bir seçim değildir.”

“İran nükleer silah üretirse Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da bunu takip edecek”

Müzakerelerin başarısız olması ve İran’ın nükleer silah geliştirmeye zorlanması durumunda bölgede durdurulamaz bir nükleer zincirleme reaksiyon başlayacağını belirten Profesör Postol, bölgesel domino etkisini şu sözlerle uyardı:

“İran liderliği, nükleer silah inşa ettiği takdirde Suudi Arabistan’ın da buna yanıt olarak neredeyse kesinlikle bir nükleer silah devletine dönüşeceğini anlamaktadır. Üstelik Suudi Arabistan, Pakistan’daki atom bombası üretme çabalarını finanse ettiği için potansiyel olarak çok hızlı bir şekilde nükleer silah sahibi bir devlet haline gelebilir. Suudi Arabistan’ın gelecekte nükleer silahlara ihtiyaç duyması halinde Pakistan’ın bunları kendisine vereceğine dair bir anlayış mevcuttu. Bu durum genel kabul gören bir gerçektir ve Suudi Arabistan, kendisi de nükleer silahlara sahip olmadan, nükleer silahlı bir İran’a tolerans göstermeyeceğini çok net bir şekilde ortaya koymuştur. İranlılar bu durumun kendi ulusal güvenlikleri üzerinde büyük bir olumsuz etki yaratacağını bilmektedir. Elbette İran ve Suudi Arabistan’ın nükleer silahlara sahip olması durumunda Türkiye de nükleer silah inşa etmek üzere hızla harekete geçebilir; muhtemelen Mısır da bunu takip edecektir. Endüstriyel altyapıları daha sınırlı olduğu için Basra Körfezi devletlerinin bazılarının nelere muktedir olabileceğini henüz tam olarak bilmiyoruz ancak önemli miktarda paraya sahipler ve bunun nasıl sonuçlanacağını kestiremiyoruz. Neticede, bugünlerde nadir rastlanan rasyonel bir aktörle karşı karşıyayız ve bu aktör bir şeyler müzakere etmek istemektedir.”

“Büyük nükleer tehlike rasyonel niyetler değil, öngörülemez kazalardır”

ABD ve Batı dünyasındaki nükleer dış politika yapıcılarını rasyonellikten uzaklaşmakla suçlayan Profesör Theodore Postol, kriz senaryolarının tehlikelerini şu ifadelerle açıkladı:

“Madalyonun diğer yüzünde ise özellikle ABD’nin rasyonel olmayan davranışlarının İranlıları, nükleer silahlara sahip olmaktan başka seçenekleri kalmadığı sonucuna varacakları bir köşeye sıkıştırması durumunda ne olacağı sorusu yer almaktadır. Durum bundan daha karmaşık da olabilir. Kesin olarak bildiğimiz şey, İran’daki liderlik kadrosunda son derece rasyonel insanların bulunduğudur; aynı zamanda bu liderlikle aynı fikirde olmayan, derhal nükleer silah inşa edilmesinin iyi bir fikir olduğuna inanan insanların varlığını da biliyoruz. İç tartışmalar karmaşıktır, tamamen öngörülemezdir ve nükleer silah inşasına geçmek isteyen kişilerin iç tartışmada ne zaman ve ne şekilde üstün geleceğini bilmek zordur. Bu her an gerçekleşebilir. Önemli olan, İranlılarla müzakere edilmiş bir anlayışa varmak için çaba göstermediğimiz takdirde alternatif dünyanın nasıl görüneceğini kendimize sormaktır.”

Savaşların ve askeri müdahalelerin doğasındaki kontrolsüzlük faktörüne değinen Postol, nükleer silahların yayılmasındaki asıl riskin teknik hatalar ve yanlış alarmlar olduğunu belirterek geçmiş tecrübelerini paylaştı:

“Ben nükleer savaş planlaması süreçlerinde yer aldım. Sıfır noktalarının, yani füzelerin vuracağı hedeflerin nerede olduğunu biliyorum; bilgisayar programlarında bu silahları bizzat yerleştiren ekiplerdeydim. Dolayısıyla ben sadece üzerinde büyük kırmızı işaretler olan harekat planı haritalarını gören üst düzey bir siyasetçi değilim; neyin ne olduğunu detaylarıyla gördüm. Birisi bana daha fazla nükleer silaha sahip olmamız gerektiğini söylediğinde ilk sorum, ‘Bunları nasıl kullanacağız, bana nasıl kullanacağımızı gösterin’ olur. Ben bunların nasıl kullanılacağını biliyorum, planlamasında bulundum. Bana bu silahları nereye yerleştireceğimizi ve bunun askeri kapasitemizi ulusal güvenliğimizi anlamlı şekilde artıracak düzeyde nasıl büyüteceğini göstersinler. Eğer bunu gösterebiliyorlarsa ilgilenirim. Nükleer silahlara sahip olmanın iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum, genel olarak nükleer silahlar olmadan hepimizin daha iyi durumda olacağına inanıyorum ancak bu silahlar mevcut. Fakat bu iddiaları ortaya atan insanlar hiçbir şey bilmiyorlar, üzerinde düşünmemişler.”

“Amerikan nükleer tartışmalarının temelinde ırkçı bir karakter yatıyor”

Washington’daki güvenlik seçkinlerinin diğer toplumlara yönelik bakış açısını eleştiren Profesör Theodore Postol, nükleer caydırıcılık tartışmalarındaki çifte standartları şu sözlerle nitelendirdi:

“Ben bir sosyal bilimci değilim ancak Amerika’nın nükleer silahlar ve bunların potansiyel kullanımına ilişkin tartışmalarının büyük bir kısmının temelinde ırkçı bir karakter yattığı fikri beni her zaman sarsmıştır. Afrika’da yaşanan o meşhur askeri başarısızlık döneminde Savunma Bakanı olan Les Aspin’i hatırlarsınız; Amerikan Kongresi’nde yıllarca sürdürülen son derece ırkçı bir tartışma başlatmıştı. Tartışma, diğer ülkelerin caydırılabilecek kadar rasyonel olup olmadıkları, bizim gibi rasyonel davranıp davranamayacakları üzerine kuruluydu. Neyden bahsediyorsunuz? Esmer veya sarı tenli insanların bir şeyleri anlamadığını mı kastediyorsunuz? Yanında buzağısı olan bir ineğin yanına yaklaştığınızda, caydırıcılığın ne olduğunu anlarsınız ki o sadece bir inektir, boğa bile değildir. Diğer insanların rasyonel olmadığını düşünecek kadar nasıl bu kadar dar, etnik merkezci bir perspektife sahip olabilirsiniz? Belki de bunu düşünen sizsinizdir rasyonel olmayan; insanlığın zekasından, diğer ülkelerden, onların kültürlerinden ve neyin önemli olduğunu anlama yeteneklerinden o kadar habersizsiniz ki onların kendi ulusal çıkarlarını anlamadıklarını, ABD’ne nükleer silahlarla saldırmanın kendi çıkarlarına olmadığını kavrayamadıklarını varsayıyorsunuz.”

İran’ın ne İsrail’e ne de ABD’ne yönelik doğrudan bir nükleer tehdit oluşturmadığını belirten Profesör Postol, rasyonel ceza mekanizmalarının her zaman devrede olduğunu kaydetti:

“Şu anda Donald Trump, ‘İranlılar bize nükleer silahlarla saldırabilir’ diyor. Ne? İsrail’e nükleer silahlarla saldırmayacaklarının güvencesini verebilirim çünkü sonuçlarını çok iyi biliyorlar. ABD’ne nükleer silahla saldırmak ise dünyaya cehennemi getirmek demektir; neden bahsettiğini sanıyor? Bu ülke ABD için nükleer bir tehdit değildir. İnsanlar, ‘Belki bir gemiyle bir şeyler kaçırırlar’ diyor. Doğru, ancak adli analizler o silahın İran’dan geldiğini gösterdiği an, İran’ın daha önce bulunduğu yerde yeşil camdan bir otopark görürsünüz. Ulusal güvenlik politikalarında uzman olduğunu iddia eden insanlar arasında yürütülen bu tartışma son derece gülünçtür. Eğer düşmanınız gerçekten intihara meyilliyse yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur; fakat düşmanınızın beyaz ve Avrupalı ya da siyah ve Afrikalı veya her neyse, rasyonel olmadığını varsaymak için hiçbir neden yoktur.”

“Nükleer silahların sayısı arttıkça kaza riski katlanarak büyüyor”

Tarihteki lider profillerini nükleer rasyonellik üzerinden kıyaslayan Profesör Postol, nükleer cephaneliklerin genişlemesinin taşıdığı esas riski şu analizle özetledi:

“Benim bildiğim, ülkesini yok edebilecek kadar ciddi anlamda rasyonel olmayan tek lider Adolf Hitler’dir. Eğer o dönemde kendisinde ve bizde nükleer silahlar olsaydı, muhtemelen bunları kullanırdı. Almanya savaşı kaybettiğinde Albert Speer’e gidip ‘Ülkeyi yok et, Almanlar hayatta kalmamalı. Üstün ırk olarak testlerini geçemediler ve ölmeyi hak ediyorlar; kültür ve her şey yok olmalı’ demişti. Speer bu emre uymadı ancak adam tamamen akli dengesini yitirmişti. Benim gördüğüm kadarıyla Joseph Stalin nükleer silahları asla kullanmazdı; Stalin acımasız, katil bir adamdı ama rasyoneldi. Mao Zedong da kullanmazdı. Dolayısıyla asıl mesele niyetler değil, hatalardır. Büyük problem budur. Ne kadar çok nükleer silahlı devlet olursa ve ne kadar çok silaha sahip olurlarsa, tahmin edilemez bir şekilde bir şeylerin yaşanma ihtimali o kadar artar; bu da nükleer silahların çok küçük bir düzeyde de olsa kullanılmasına ve hızla kitlesel bir nükleer savaşa yol açmasına neden olabilir.”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Mart 2025 tarihinde yayımlanan raporuna göre, İran’ın Fordo tesisindeki ikili santrifüj şelaleleri üzerinden yaptığı denemelerin, teorik tahminlerin çok ötesinde bir verimliliğe işaret ettiğini hesaplamalarıyla aktaran Profesör Postol, Washington’daki uzman sınıfının bu teknik verileri göz ardı ederek kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini ifade etti.

Postol, bölgedeki gerilimin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini tekrarlayarak, “İsrailliler, Suudi Arabistanlılar veya İranlılar için bölgenin gelecekteki güvenliği açısından bu durumdan başka nasıl bir çözüm olabilir? Bunu görmemek için zekadan yoksun olmak gerekir. Eğer bana askeri bir çözüm gösterirseniz oturur konuşuruz. Ben başka çare kalmadığında askeri çözümlere karşı olan bir insan değilim. Askeri müdahale yapılması gereken en son şey olmalıdır ancak durum gerçekten yeterince ciddiyse askeri müdahaleye hayır demem. Fakat burada askeri bir seçenek yoktur, bu kadar basittir” diye ekledi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version