Görüş

Neofaşist olsa hadi neyse de bu klasik Latin Amerika faşisti!

Yayınlanma

Nobel Barış Ödülünün tarihine şöyle bir göz atan herkes, bu ödülün ABD Devlet Başkanı Donald Trump’a verilmesinin pek de şaşırtıcı olmayacağını rahatlıkla düşünebilirdi. Değil mi ki bu ödül, Vietnam Savaşı sırasında sadece Vietnam’da değil, Kamboçya ve Laos’ta da yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan vahşi saldırıların emrini veren Henry Kissinger’a verilmişti, öyleyse herkese verilebilirdi. Öyle de oldu!..

Nobel Barış Ödülü, Lübnan’daki Sabra ve Şatilla katliamlarından sorumlu eski Irgun teröristi İsrail Başbakanı Menahem Begin ve Myanmar’daki Rohingya azınlığına karşı katliamlardan sorumlu tutulan Aung San Suu Kyi gibi siyasetçilere verilmesinde bir beis görülmedi. ABD Başkanı Barack Obama, 2009 yılında, Afganistan’a büyük bir askerî harekât başlatmanın arifesinde bir dizi insansız hava aracı suikastı başlatırken ödülü aldı. Şimdilerde biraz daha tabana yayıldı, artık emperyalizmin saldırgan baş aktörlerinin yanı sıra onların işbirlikçilerine de layık görülüyor!

Bu kez kuklacı ödülü kuklasına kaptırdı

Bu kez belki Trump biraz hayal kırıklığına uğramıştır, ancak herhalde Güney Amerika’daki bir kuklasına giden ödül, en azından onu biraz rahatlatır. Zira Amerikalı söz yazarı ve matematikçi Tom Lehrer’in 1973’te söylediği gibi, “Henry Kissinger Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğünde siyasî hiciv modası geçmiş olduysa”, Machado’ya verilen ödül bu trajikomik hikâyeye tüy dikmiş oldu.

Oysaki, dinamitin de mucidi olan İsveçli Alfred Nobel’in vasiyeti doğrultusunda kurulan ve ilk kez 1901 yılında verilen Nobel Ödülleri, dünyanın en saygın ödülleri arasında görülüyordu. Nobel Barış Ödülü, 1901-2024 yılları arasında 111 kişi ve 31 kuruluş olmak üzere toplam 142 kişiye 105 kez verildi. 28 kuruluş Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü; Uluslararası Kızılhaç Komitesi üç kez, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ise iki kez ödüle layık görüldü. Ancak biraz önce verdiğim örneklerde olduğu gibi katliamcılara da bu ödülün veriliyor olması, Nobel ödüllerinin saygınlığını ciddi biçimde sarsıyor.

Barış Komitesinin gerekçesi kararı kadar utanç verici!

Bu yıl olduğu gibi, utanç verici kararın gerekçesi de evlere şenlik! Ancak Nobel Barış Komitesinin utanç denen duyguyla uzaktan yakından ilgisi yok. Nobel Barış Komitesi Başkanı Jørgen Watne Frydnes, ödülün Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmesi kararıyla ilgili gerekçelerini, “Demokrasi kalıcı barışın ön koşuludur, ancak demokrasinin gerilediği bir dünyada yaşıyoruz. Giderek daha fazla otoriter rejim normlara meydan okuyor ve şiddete yöneliyor” sözleriyle açıkladı.

Ödülü alan Machado ise büyük bir sürprizle şoke olmuş gibi, “Aman Tanrım, söyleyecek söz bulamıyorum. Ben sadece bir kişiyim. Bunu kesinlikle hak etmiyorum” diye mütevazı bir üslupla sözlerine başlamış ve bu ödülün ‘bütün bir toplumun başarısı’ olduğunu ilave etmiş. Yaklaşık 20 yıldır Venezuela’daki Bolivarcı iktidarları devirmekle uğraşan bu aşırı sağcı siyasî figürün X paylaşımı ise hayli ilgi çekici: “Tüm Venezuelalıların mücadelesinin bu şekilde takdir edilmesi, görevimizi tamamlamak için bize büyük bir güç veriyor: Özgürlüğü kazanmak. Zaferin eşiğindeyiz ve bugün, her zamankinden daha fazla, özgürlük ve demokrasiye ulaşmak için başlıca müttefiklerimiz olarak Başkan Trump’a, Amerika Birleşik Devletleri halkına, Latin Amerika halklarına ve dünyanın demokratik uluslarına güveniyoruz”. Dikkatinizi çekmiştir, sanki bir iç savaş komutanı gibi konuşuyor ve müttefiklerine iltifatlar yağdırıyor. 1970’li yıllardaki Orta ve Güney Amerika’daki CIA destekli faşist çete liderleri de benzer demeçler vermişti. Bol ‘özgürlük ve demokrasi’ tiradlarıyla…

‘Karanlığın ortasında demokrasi ateşini canlı tutan kadına’ bakın!

Machado, geçen yıl NPR’nin ‘All Things Considered’ programına verdiği demeçte, “Venezuela halkına güveniyorum ve mücadelemizin sonucunun Venezuela’nın kurtuluşu olacağından hiç şüphem yok. Maduro tamamen izole olmuş durumda, her zamankinden daha zayıf. Halkımız benim yanlarında olduğumu bilmek istiyor ve bilmeye ihtiyaç duyuyor” diye konuşmuştu.

Norveç Nobel Komitesi, Machado’yu ‘barışın cesur ve kararlı bir savunucusu… büyüyen karanlığın ortasında demokrasinin ateşini canlı tutan bir kadın’ olarak tanımladı ya, yapay zekâ dedektörü ZeroGPT, bu saçmalıkların ve açıklamanın geri kalanının çoğunun ChatGPT’den kopyalanıp yapıştırıldığı sonucuna vardı! Bir woke kültür masalını iyi analiz etmiş!

Kontrgerillalar kadar ‘özgürlükçü’ bir bakışı var

‘Demokrasiye barışçıl geçiş mücadelesinin kahramanı’, ABD’nin ülkesine yönelik askerî saldırganlığını desteklemekle kalmıyor, kışkırtmak için elinden geleni de yapıyor. Washington’ın müdahalesine karşı çıkan herkesin bastırılmasına yönelik planlarda Washington ile doğrudan işbirliği içinde olmaktan hiç de rahatsız değil.

New York Times’da yer alan bir haber şöyle: “Güç kullanımını destekleyen grubun başında Maria Corina Machado var. Bayan Machado’nun danışmanlarından Pedro Urruchurtu, Trump yönetimiyle koordinasyon halinde olduğunu ve Bay Maduro’nun devrilmesinden sonraki ilk 100 saat için bir planı olduğunu belirtti. Bu planın uluslararası müttefiklerin, özellikle de ABD’nin katılımını içerdiğini söyledi”. 1973’te Şili’deki ve 1976’da Arjantin’deki darbeleri hatırlayın, ne kadar kökü dışarıda ve kanlı olacağını tahmin etmek zor değil.

Avrupalı liderlerin ‘demokrasi kahramanı’

Machado’nun bu ödülü alması, Avrupalı liderleri de pek sevindirmiş görünüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Machado’yu bir ‘özgürlük savaşçısı’ ilan etti. Machado, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Arjantinli Milei gibi isimlerin yanı sıra, faşist İspanyol partisi VOX’un öncülüğünü yaptığı ‘Madrid Forum’ tüzüğünün imzacılarından biri ve Almanya’daki AfD ile birlikte en yakın müttefikleri arasında sayıyor. Avrupalı liderlerin en azından sağcılarıyla arası oldukça iyi.

Üzücü ama tutuklu yargılanan, kendisi de bir siyasî darbeye maruz kalmış İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu da bir tebrik mesajı yayımladı. “Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Maria Corina Machado’yu en içten duygularımla kutluyorum. Venezuela’da demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenlerin bu onurlu başarısı, sadece Latin Amerika için değil, otoriter rejimlerin gölgesinde yaşayan tüm halklar için ilham vericidir. Diktatörlüklerin, baskıların ve hukuksuzlukların hüküm sürdüğü bir dünyada, halkların iradesini savunan cesur liderler, insanlığın ortak geleceği için umut kaynağıdır. Bugün Maria Corina Machado’nun ödülle taçlandırılan mücadelesi, yarının özgür ve demokratik toplumlarının teminatıdır”. Üzücü değil mi? Bir kez daha CHP’nin dış politika vizyonu konusunda genel başkan yardımcılığı makamını gözden geçirmesi gerektiğinin bir göstergesi olsa gerek bu!

Neredeyse ABD’ye ülkesini işgal etmesi için yalvaracak

Oysaki şöyle bir Machado’nun demeçlerine baksaydılar, nasıl bir kötülük yumağı olduğunu anlayabilirdiler. Yakın zamanda Fox News’e çıkarak Karayipler’deki devam eden ABD askeri yığınağını ve Maduro’ya bağlı olduğu iddia edilen kartellerle çalıştıkları iddia edilen balıkçıların delil olmaksızın yargısız infaz edilmesini destekledi. “Venezuela’nın yaşadığı trajediyi ele aldıkları için Başkan Trump ve yönetime ne kadar minnettar olduğumuzu söylemek istiyorum. Maduro, Venezuela’yı ABD’nin ulusal güvenliği ve bölgenin istikrarı için en büyük tehdit haline getirdi” deyiverdi. “Hadi lütfen askerî operasyon yap ülkeme” diye yalvaracak neredeyse!..

Bildiğiniz üzere, Washington, Venezuela açıklarında bir donanma filosu, çok sayıda savaş uçağı ve 4 bin 500 denizci ve asker topladı. ABD Donanması’na bağlı savaş gemileri en az beş küçük gemiyi batırarak en az 21 sivili öldürdü. ABD’nin Latin Amerika’ya yönelik ilk askeri operasyonu değil bu. Grenada ve Panama işgallerini hatırlayın! Domuzlar Körfezi rezaletini unutmayın. O operasyonda bilfiil yer alan Kübalı vatan hainlerini de!… Machado da onlar gibi bir şey, tek farkı ülkeyi terk etmeyecek kadar cesur ve gözü kara biri olması.

Komploların her biri bir başarısızlık öyküsü

Machado’nun nasıl bir siyasî görüşü olduğuna dair bazı ipuçları verdikten sonra gelelim siyasi kariyerine… Machado, Venezuela muhalefetinde sembolik bir figürdü, ancak onun geçmişi, takipçilerini defalarca hayal kırıklığına uğratan bir dizi başarısız darbe girişimiyle dolu. 2002’den 2024’e kadar, Venezuela’nın Bolivarcı hükûmetlerini darbeyle devirme girişimleri, yabancı güçler ve radikal kesimlerle kurduğu ittifaklara rağmen başarısız oldu. Bu arada hemen belirteyim, özellikle Nicolás Maduro’nun iktidarı sol popülist ve başarısızlıklarla dolu… Ancak alternatif eğer böyle bir işbirlikçi faşistse sütten çıkmış ak kaşık sayılmalı!

Machado’nun işbirlikçilik ve halk düşmanlığıyla dolu CV’sinin ilk bölümünde, Nisan 2002’de, Devlet Başkanı Hugo Chávez’e karşı darbeyi destekleyen belge olan Carmona Kararnamesi’ni imzalaması yer alıyor. Bu kararname, demokratik kurumları ortadan kaldırmaya çalışmasının yanı sıra, fiili bir hükûmet kurmayı amaçlayan darbe kesimlerine olan bağlılıklarını da yansıtıyordu. Bu darbe başarısız olmuş ve Chávez 48 saatten kısa bir sürede yeniden iktidara gelmişti.

Súmate’yı fonlayanlara bak, nasıl bir STK olduğunu anla

Machado yeminli bir sol düşmanı olduğundan hiç pes etmedi, zaten arkasında kapı gibi ABD vardı. Temmuz 2002’de Alejandro Plaz ile birlikte, ABD çıkarlarıyla bağlantılı kuruluşlar olan Ulusal Demokrasi Vakfı (National Endowment for Democracy-NED), ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (United States Agency for International Development-USAID) ve Ulusal Demokratik Enstitü (National Democratic-NDI) gibi kuruluşlardan fon alan Súmate adlı sivil toplum örgütünü kurdu. Bu üç kuruluşu nerede darbe, seçim yolsuzluğu ya da ‘turuncu devrim’ varsa orada görürsünüz! Súmate, Ulusal Seçim Konseyi’ne yönelik mücadeleye odaklandı ve hükûmeti ekonomik bunalım yoluyla devirme girişimi olan petrol grevini destekleyen medya kampanyalarında önemli bir rol üstlendi. Ancak bu strateji de başarısız oldu.

Referandumda halk yolunu kesti

2004 yılında Devlet Başkanı Hugo Chávez’e karşı bir geri çağırma referandumu için Súmate aracılığıyla imza toplama sürecini koordine eden de Machado’ydu. Ancak referandum gerçekleştiğinde, Venezuela halkı Chávez’in yetkilerini onaylayarak Bolivarcı rejime bir kez daha destek verdi.

Kendisini klasik bir Latin Amerikan faşisti olarak Washington’a yeterince kanıtlamıştı artık. 2005 yılında dönemin ABD Başkanı George Walker Bush tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı ve devlet başkanı muamelesi gördü. Ancak bu seremoni de iç siyasetteki etkisini güçlendirmek için yetersiz kalacaktı.

Ancak hakkını vermek lazım, hiç yılmak bilmiyordu Machado! 2011 yılında, Cumhuriyetçi Parti’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için Demokratik Birlik Yuvarlak Masasının (Mesa de la Unidad Democrática-MUD) ön seçimlerine katıldı. Medya imajına rağmen, oyların yalnızca yüzde 3.7’sini alabildi. Ön seçimlerdeki bu başarısızlık, siyasî kariyerine bir darbe daha indirdi. Kendi seçmenleriyle bile bağ kuramıyordu!

‘La Salida’ darbesinin mimarlarından biriydi

2012’de Ulusal Meclis oturumunda, medyanın ilgisini çekmek amacıyla Chávez’i hırsızlıkla suçladı. Bu da tutmadı. Yenildikçe daha saldırganlaşıyor ve ülkeyi iç savaşa sürükleyecek komplolar kurmaya yöneliyordu. Kariyerinin en karanlık dönemlerinden biri, 2014 yılında, Başkan Nicolás Maduro’yu sokak şiddetiyle devirmeyi amaçlayan ‘La Salida’ planının başlıca destekçilerinden biri olduğu dönemde yaşandı. Bu çağrı, Machado ve müttefikleri tarafından desteklenen şiddet yüklü eylemler sonucunda 43 Venezuelalının ölümüne neden olan bir dizi sokak çatışmasını tetikledi. Şiddet eylemleriyle hükûmet değişikliği yapma girişimi Venezuela’de yeterince destek bulmadı ve Machado milletvekilliğinden ihraç edildi ve siyaset yapması yasaklandı.

Bolivya’daki darbeye canı gönülden destek

Güney Amerika’da faşist siyaset sınırötesi bir özelliğe sahiptir. Kendi ülkesinde darbe yapamayanlar, başka ülkelerdeki faşistlere destek verir. Çoğunlukla da Washington’dan aldıkları emirlerle… Machado, 2019’da yine bir Bolivarcı olan Bolivya’da Devlet Başkanı Evo Morales’i deviren darbeyi destekledi.

Machado 2023’te muhalefetin ön seçimlerine katıldı. Súmate tarafından yönetilen bu süreçte, resmi bir rapor sunulmadan kazanan ilan edildi ve bu durum muhalefet kesimlerinde bile güvensizlik yarattı. Bu, seçim süreçlerini kendi lehine manipüle etme girişiminin bir başka örneğiydi ve destekçileri için daha fazla hayal kırıklığına yol açtı.

En son kozunu 2024’te oynadı, yine başaramadı

Bir darbe girişimi için daha kolları sıvadı. Nicolás Maduro’nun yeniden seçildiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından 29 Temmuz 2024’te yaşandı. Machado, demokrasiyi her zamanki gibi reddederek sonuçları görmezden geldi ve şiddete dönüşen protestoları destekledi. Maduro’nun teşvik ettiği ayaklanmalarda en az 25 kişi öldü ve çok sayıda kamu kurumu ateşe verildi. Kaos ve şiddet yoluyla bir darbe girişiminde bulunma girişimi bir kez daha etkisiz hale getirildi ve eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşemeyen Machado, yeraltına çekildi. Büyük olasılıkla Maduro yandaşları buldukları yerde onu yok edecekler.

Siyonizmin destekçisi, Netanyahu hayranı

Böyle bir siyasetçinin dış politikadaki yaklaşımının saldırgan, gerici, din istismarcılarına ve ırkçılara açık destek vermek olması şaşırtıcı değil tabii… Machado’nun en sevdiği liderlerden biri de doğal olarak Benyamin Netanyahu, daha doğrusu siyonistlere aşık bir siyasetçi. Likud Partisinin fanı ve Gazze işgaline de açık destek veriyor.  Bu sebeple Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR), Nobel Komitesi’nin bu yılki Nobel Barış Ödülü’nü Venezuela muhalefet lideri Machado’ya verme kararını sert bir dille kınadı. CAIR’in açıklaması şöyle: “Machado, İsrail’in ırkçı Likud Partisi’nin açık sözlü bir destekçisidir ve bu yılın başlarında, aralarında Geert Wilders ve Marine Le Pen’in de bulunduğu Avrupalı faşistlerin katıldığı bir konferansta, 1500’lerde İspanya’daki müslümanlara ve Yahudilere uygulanan etnik temizliğe atıfta bulunarak açıkça yeni bir ‘Reconquista’ çağrısında bulunmuştu”.

Dünyadaki eğilimleri anlamak açısından Machado’ya verilen Nobel Barış Ödülü bir gösterge… Avrupa’da sosyal demokratların ve Yeşiller’in savaş kırşkırtıcısı, NATO’nun şahin kanadının destekçisi olduğu bir dönemde, Venezuela’da da bir darbeci faşist ‘barış elçisi’ olmuş çok mu!

Çok Okunanlar

Exit mobile version