Bizi Takip Edin

Diplomasi

Newsweek Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört adayı açıkladı

Yayınlanma

Newsweek dergisi, Ukrayna’da Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıralarken eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy’ı en güçlü rakip olarak gösterdi. Anketlerde Zalujnıy’a güven oranı yüzde 64 ile Zelenskiy’nin önünde seyrediyor.

ABD merkezli haber dergisi Newsweek, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıraladı.

ABD yönetiminden Ukrayna’da yeni bir devlet başkanlığı seçimi yapılması yönünde gelen çağrının ardından hazırlanan değerlendirmede, Zelenskiy’nin karşısındaki en güçlü rakip olarak eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy öne çıkarıldı.

Derginin paylaştığı listede, şu anda Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi olarak görev yapan eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy, Ukrayna Askeri İstihbarat Teşkilatının (GUR) eski başkanı ve mevcut Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kırilo Budanov, eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov ile ülkenin beşinci devlet başkanı ve muhalefetteki Avrupa Dayanışması partisinin lideri Petro Poroşenko yer alıyor.

Ekim ayında Reyting adlı sosyolojik araştırma grubunun yayımladığı anket verileri, olası bir başkanlık yarışında Zalujnıy’ın Zelenskiy’ye en yakın isim olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 23’ü Zelenskiy’ye, yüzde 20’den fazlası ise Zalujnıy’a oy vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

Kamuoyu güveninde ise eski Genelkurmay Başkanı önde görünüyor. Ankete katılanların yüzde 64’ü Zalujnıy’a güvendiğini belirtirken, mevcut Devlet Başkanı Zelenskiy’ye yönelik güven oranı yüzde 53 düzeyinde kalıyor.

Aberystwyth Üniversitesinden uluslararası politika uzmanı Jenny Mathers, Newsweek’e yaptığı değerlendirmede, siyasetçiler ve askeri figürlerin savaş sürecinde edindikleri itibarın seçmen tercihleri üzerinde belirleyici rol oynayabileceğini dile getirdi.

Mathers bununla birlikte, eski Devlet Başkanı Poroşenko’nun makam için şansı en düşük adaylardan biri olduğunu kaydetti.

Görevden ayrılışı ülke çapında kitlesel gösterilere yol açan eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov, ağustos ayında çatışmalara rağmen Ukrayna’da başkanlık seçimlerinin yapılması gerektiğini ifade etmişti.

Fedorov daha önceki beyanlarında aday olmayacağını vurgulamış, istifasının ardından lehine düzenlenen mitingleri de “siyasi mücadele” olarak değerlendirmediğini açıklamıştı.

Trump seçim çağrısı yaptı, Zelenskiy ateşkes şartı koştu

ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ekim’de Ukrayna’da yeni bir seçime gidilmesi önerisinde bulunarak Zelenskiy’yi ABD’ye zarar vermek istemekle suçlamıştı.

Trump, “Anlaşmaya varabilecek yeni bir lider bulunmasını öneriyorum. Çünkü o pek çok anlaşma yapabilirdi fakat bir nedenle bunu hiçbir zaman yapmadı” ifadelerini kullanmıştı.

Milyarder Elon Musk da Trump’ın Ukrayna’da devlet başkanının değişmesi yönündeki çağrısına destek vermişti.

Zelenskiy ise ertesi gün ABC News kanalına verdiği mülakatta, Rusya’nın 60 günlük tam bir ateşkesi kabul etmesi durumunda Ukrayna’nın devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeye hazır olduğunu duyurmuştu.

Ukrayna’da devlet başkanlığı seçimlerinin Mart 2024 sonunda düzenlenmesi planlanıyordu ancak yürürlükteki sıkıyönetim sebebiyle sandık kurulmadı.

Zelenskiy’nin beş yıllık görev süresinin Mayıs 2024’te dolmasının ardından Moskova yönetimi Ukrayna liderini gayrimeşru ilan etti.

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve ABD Dışişleri Bakanlığı ise görev süresinin sona ermesine rağmen Zelenskiy’yi Ukrayna Devlet Başkanı olarak tanımayı sürdürüyor.

Diplomasi

Trump, olası seçim yenilgisinin faturasını NATO’ya çıkarabilir

Yayınlanma

NATO ülkeleri, yarın (3 Kasım) yapılacak ABD ara seçimlerinde en kötü senaryoya karşı hazırlık yapıyor.

POLITICO’ya konuşan beş NATO diplomatına göre, Avrupalı müttefikler, Cumhuriyetçilerin yenilgisinin Başkan Donald Trump’ı ittifaka yönelik saldırılarını önemli ölçüde artırmaya itebileceğinden endişe duyuyor.

Onların endişesi, Trump’ın iç politikada Kongre tarafından kısıtlanması durumunda, ABD ordusunun başkomutanı olarak daha serbest hareket edebildiği dış politika alanında mirasını pekiştirmeye çalışma ihtimali.

Diplomatlardan üçü, bunun Avrupa’dan binlerce askerin daha çekilmesi anlamına gelebileceğini söyledi.

“Genellikle görev süresi dolmak üzere olan başkanların dış politikada sergilediği tutum, hayal kırıklıklarını dışa vurma ile maceracılığın bir karışımıdır,” diyen üst düzey bir Avrupalı savunma yetkilisi, NATO’ya saldırmanın “Trump’ın dünya görüşünün tutarlı bir parçası gibi göründüğünü” ekledi.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Yardımcısı Olivia Wales, POLITICO’ya “Başkan Trump, NATO için herkesten daha fazlasını yaptı” dedi ve müttefiklerin 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma, Grönland’daki ABD askeri varlığını güçlendirme ve Rusya’nın Ukrayna’daki topyekûn savaşını sona erdirme çabaları konusunda anlaşmalar sağlamadaki başarılarına atıfta bulundu.

Fakat Wales, İran’daki savaş konusunda “Başkan, NATO müttefiklerimizin ABD’nin yanında olması gerektiği konusunda kararlılığını sürdürüyor,” dedi ve şunları ekledi:

“Başkan, Batı’nın kontrollü çöküşünü asla kabul etmeyecek ve yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarımızı pişmanlık duymadan savunmaya devam edecek.”

Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanması ve Senato’da kontrolü ele geçirmesi beklenirken, Trump’ın kişisel onay oranları tarihinin en düşük seviyesine geriledi.

Bu endişeler, ara seçimlerden haftalar önce ABD’nin Ukrayna’ya yönelik Starlink uydu hizmetlerini kesmesi ve Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yeni bir yakınlaşma yaşanmasının ardından artan transatlantik gerilimleri vurguluyor.

NATO diplomatlarından biri, seçimlerin kaybedilmesi durumunda Trump için, “Çok sinirlenebilir. [O durumda] çok sert davranacaktır,” dedi.

Endişelerin merkezinde, Aralık ayına kadar yapılması beklenen Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin yaklaşan gözden geçirme yer alıyor.

Üç diplomat, Trump’ın yurt içinde yasama faaliyetlerinin engellenmesi durumunda, MAGA tabanını harekete geçirmek için bu geri çekilmenin kapsamını önemli ölçüde artırmaya çalışabileceğini söyledi.

Eski bir NATO yetkilisi ve Britanya merkezli Royal United Services Institute (RUSI) düşünce kuruluşunda seçkin araştırmacı olan Oana Lungescu, başkanın kıtadaki ABD varlığının devamını, Avrupa’nın Ukrayna’da ABD destekli bir barış anlaşmasını kabul etmesine bağlamaya da karar verebileceğini belirtti:

“Tüm bu konuların, yani ABD’nin askeri varlık gözden geçirmesi, Ukrayna, Avrupa güvenlik düzeni… bir şekilde Putin ile yapılacak çok daha büyük bir anlaşmanın parçası olarak ele alınması riski var, bu da Avrupa’nın güvenliği açısından çok tehlikeli bir durum yaratır.”

Diplomatlar, Trump’ın ayrıca ittifakın ortak fonuna yapılan ABD katkılarını azaltma, Ukrayna için NATO destekli PURL silah satın alma programını sınırlama ve Rusya ile ilişkileri daha da derinleştirme yönünde adımlar atabileceğini belirttiler.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde büyük bir yenilgiye uğraması, Pentagon’da da büyük değişikliklere yol açabilir ve bu durum, şu anda Pentagon’da hazırlanan tüm planlar üzerinde domino etkisi yaratabilir.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, milletvekillerine, özellikle de Demokratlara bütçe ve operasyonlar hakkında düzenli brifingler vermeyi reddetmesi nedeniyle Kongre’de son derece sevimsiz bir figür haline geldi.

Popülaritedeki bu düşüş, Trump’ın seçimlerde ağır bir yenilgiye uğraması halinde Hegseth’in görevden alınabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Bunun nedenlerinden biri de, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Kongre’nin, Hegseth’e, onlarca general ve amirali sebepsiz yere görevden alması ve İran’la süren ve tıkanma noktasına gelen savaş nedeniyle soruşturmalar açacağı düşüncesi.

Bu duruşmalar ve soruşturmalar, Hegseth ve ekibinin elini kolunu bağlayacak ve yönetim için utanç verici bir durum yaratabilir.

Hegseth görevinden ayrılırsa, Pentagon’da bir geçiş dönemi yaşanacak ve bu da ABD birliklerinin Avrupa’dan çekilmesine ilişkin kararların haftalarca hatta aylarca ertelenmesine neden olabilir.

Teorik olarak, Temsilciler Meclisi ve Senato’da Demokratların çoğunlukta olması, ABD yasaları şu anda Avrupa’daki asker varlığı için 76.000 kişilik bir alt sınır getirmiş olsa bile, Trump’ın manevra alanını dışişleri ve savunma konularında bile kısıtlayacak.

Fakat Defense Priorities düşünce kuruluşunda kıdemli araştırmacı olan Jennifer Kavanagh, “En azından asgari asker sayısının hukuki incelemeye dayanabileceği şüpheli ve her halükarda Trump, mahkemeleri görmezden gelmeye son derece istekli davrandı. Trump yönetimi, Kongre’nin finansman yönergelerini düzenli olarak göz ardı ederek, yasama organının yetki vermediği faaliyetlere para harcadı,” dedi.

Trump daha kapsamlı bir asker çekilmesine karar verirse, Avrupa’nın elektronik harp yetenekleri, hava savunma sistemleri, istihbarat ve keşif desteği, havada yakıt ikmali ve bazı lojistik türleri dahil olmak üzere kaynakları yenilemekte “en büyük zorluğu” yaşayacağını belirtti.

Diğer müttefikler ise Trump’ın NATO’ya ağır darbe indireceği konusunda daha şüpheci.

Karadağ Savunma Bakanı Dragan Krapović, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Trump’ın NATO’dan ayrılacağına dair sürekli spekülasyonlar var… fakat bu şimdiye kadar gerçekleşmedi. Avrupa’daki asker sayısının azaltılmasına ilişkin nihai kararı Kongre veriyor,” dedi.

Gelgelelim “Başarı olasılığı yüksek varsayımlarda bulunmak için rasyonel kararlar alan bir inceleme nesnesine ihtiyaç vardır,” diyen altıncı bir NATO diplomatı, Trump ile bu noktaya geldiklerini sanmadığını ekledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Erdoğan, Güney Kore’ye nükleer ve AI ortaklığı teklif edecek

Yayınlanma

Üç günlük Güney Kore gezisine başlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Asya ülkesi ile nükleer enerji, yapay zeka (AI) ve savunma alanlarında işbirliği yapmak istiyor.

Bugünkü (2 Kasım) ziyaretine başlamadan önce Güney Kore’nin resmi haber ajansı Yonhap’a konuşan Erdoğan, Türkiye’nin planladığı Sinop nükleer santralinin geliştirilmesinde bir ortak olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, devlet kuruluşu Korea Electric Power Corp ile Karadeniz projesinin teknik ve iktisadi şartlarını incelediklerini söyledi.

Erdoğan, Ankara’nın bir ortak seçmeden önce finansman, elektrik maliyetleri ve Türk ekonomisine sağlayacağı faydaları değerlendireceğini de sözlerine ekledi.

Seul ve Ankara, geçen yıl Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung’un Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında nükleer enerji alanında işbirliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Anlaşma, reaktör teknolojisi, saha değerlendirmesi, ruhsatlandırma, finansman ve iş modelleri alanlarındaki işbirliğini kapsıyor.

Cumhurbaşkanı, “Bu konuyla ilgili Kore ile yürüttüğümüz müzakerelere büyük önem veriyoruz. Koreli dostlarımızın nükleer enerji alanındaki deneyimlerinin farkındayız,” dedi.

Erdoğan, Yonhap’a verdiği mülakatta savunma, yarı iletkenler, yapay zeka ve robotik alanlarını da potansiyel işbirliği alanları olarak belirledi ve Güney Kore’den daha fazla yatırım ve ortak üretim çağrısında bulundu.

Erdoğan, “Amacımız, bu potansiyel fırsatları somut girişimlere dönüştürmek, şirketlerimiz için iş fırsatlarını kolaylaştırmak ve karşılıklı yatırımları artırmak,” dedi.

Ülkelerin 15 milyar dolarlık ikili ticaret hedefi doğrultusunda çalıştıklarını belirten Erdoğan, Güney Kore lehine olan dengesizliğin giderilmesi için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı, Güney Kore’nin Türkiye’nin PD170 turbo dizel uçak motoruna gösterdiği ilgiyi memnuniyetle karşıladı ve insansız hava araçları, motor teknolojileri ve elektronik sistemler gibi alanlarda ikili savunma sanayi işbirliğini genişletmek için önemli fırsatlar gördüğünü belirtti.

Erdoğan şöyle devam etti:

“Güçlü üretim altyapısı, nitelikli işgücü ve stratejik konumu ile Türkiye, Koreli yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor. Güney Kore’nin teknoloji ve inovasyon alanındaki uzmanlığını Türkiye’nin üretim gücüyle birleştirerek çok daha büyük başarılara imza atabiliriz.”

Erdoğan, mevcut ikili işbirliğinin örnekleri olarak Hyundai Motor Group’un Türkiye’deki uzun süredir devam eden otomotiv üretim faaliyetlerini ve POSCO’nun çelik sektöründeki yatırımlarını gösterdi.

Aynı zamanda Hyundai’nin İzmit’teki fabrikasında elektrikli araç üretimine başlamasını memnuniyetle karşıladı.

Ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçenler de dahil olmak üzere küresel enerji piyasaları ve ticaret yollarına yönelik ciddi risklere işaret ederek, Güney Kore’nin Türkiye’nin ulaştırma ve lojistik altyapısına daha fazla yatırım yapması çağrısında bulundu.

“Mevcut kriz, uluslararası ticaret için güvenilir alternatif güzergâhlar geliştirmenin ne kadar hayati önem taşıdığını bir kez daha ortaya koydu,” diyen Erdoğan, tarihi Hicaz Demiryolu’nu yeniden canlandırma planları da dahil olmak üzere, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan ulaştırma ve lojistik bağlantılarını genişletmeye yönelik Türkiye’nin çabalarına dikkat çekti.

“Kore şirketlerinin Türkiye’nin bölgesel ulaştırma ve lojistik yatırımlarına daha fazla katılımını arzu ediyoruz,” diyen Erdoğan, Ankara’nın ülkede yatırım yapmak isteyen Kore firmalarını desteklemeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

Erdoğan, iki ülkenin uzun soluklu dostluğunu geleceğe taşımaları çağrısında bulunarak, aralarındaki bağı “kanla pekiştirilmiş” bir bağ olarak nitelendirdi:

“Nesiller boyu aktarılan kardeşlik ve karşılıklı güven bağları, ilişkilerimizin merkezinde yer alıyor. Bu değerli mirası gelecek nesillere daha da güçlü bir şekilde aktarmak bizim sorumluluğumuz. Ziyaretimizin, iki ülke arasındaki işbirliğini daha da ileriye taşımak için somut adımların atılmasına zemin hazırlayacağına inanıyorum.”

Güney Kore ve Türkiye, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin 70. yıl dönümünü kutlayacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Carlson: Netanyahu, Trump’ı İran’a nükleer saldırı düzenlemeye zorluyor

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun baskısı altında, Trump yönetiminin İran’a nükleer saldırı düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü.

X hesabından bir gönderi yayınlayan ABD’li yorumcu ve gazetesi Tucker Carlson’a göre hedef, İran’ın merkezindeki Kazma Dağı olacak.

İsrail istihbaratı, İran hükümetinin buradaki nükleer zenginleştirme programını yeniden başlattığını iddia ediyor.

Carslon, Amerikan cephaneliğindeki hiçbir konvansiyonel silahın, zenginleştirmenin gerçekleştiği iddia edilen tünelleri yok etmek için 300 feet kalınlığındaki katı graniti delip geçemeyeceği için tek askeri seçeneğin nükleer saldırı olduğuna işaret ediyor.

Netanyahu’nun bu yönde yoğun baskı uyguladığını öne süren Carlson, kendisine bilgi veren bir kaynağın, “Bibi bu konuyla ilgili her gün Trump’ı arıyor,” dediğini aktarıyor.

“Netanyahu köşeye sıkışmış ve çaresiz durumda” diyen ABD’li yorumcu, geçen haftaki seçim sonuçlarına işaret etti ve Trump’ın müdahalesi olmaksızın Netanyahu’nun hükümet kuramayacağını hatırlattı.

“Netanyahu, Trump’a yakın durmak zorunda. Bu savaşa ihtiyacı var,” diyen Carlson şöyle devam ediyor:

“Bu amaçla, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM Komutanı Brad Cooper dahil olmak üzere yönetimdeki en yakın müttefiklerine azami baskı uyguladı. Her ikisi de, son derece kötü yönettikleri bu savaşın müzakere yoluyla çözülmesine karşı çıkıyor; her ikisi de büyük çaplı muharebe operasyonlarının yeniden başlatılması için baskı yapıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve CIA Direktörü John Ratcliffe de, Demokrat Parti liderleri gibi, Netanyahu’nun izinden gidiyor. Konuyla ilgili yakın zamanda yapılan bir toplantıda, eski başkan Barack Obama, Doha’da taslağı hazırlanan mevcut İran barış anlaşmasına karşı olduğunu söyledi.”

Amerika’nın Orta Doğu’daki müttefiklerinin ise savaşın uzaması ihtimalinden “dehşete düşmüş durumda” bulunduğunu söyleyen Carlson, Tel Aviv’in, İran’a yönelik son bir saldırı için yürüttüğü lobi çalışmalarına BAE’yi de dahil etmek istediğini ama Abu Dabi’nin bunu reddettiğini aktarıyor.

Sekiz aylık çatışmanın ardından Körfez ekonomilerinin sallandığını, aynı durumun küresel enerji ve gübre piyasaları için de geçerli olduğunu kaydeden Carlson, “Bu piyasalar kısa sürede toparlanamayacak. Küresel ölçekte, üreticilerden dünyanın geri kalanına petrol taşımak için kullanılan toplam yaklaşık 850 süper tanker bulunuyor. Yalnızca Ekim ayında, bunlardan 11’i Hürmüz Boğazı’nda ağır hasar gördü. Bu gidişle, küresel bir iktisadi bunalım kaçınılmaz. Nükleer bir saldırı, bu yıkımı radikal bir şekilde hızlandıracak,” diyor.

Kazma Dağı’nda gerçekleşecek nükleer saldırının radyoaktif serpintisinin, Basra Körfezi’ni kirleteceğini ve 100 milyon insanın su kaynağını zehirleyeceğini vurgulayan ABD’li gazeteci şöyle devam ediyor:

“Ve bunlar, bölge için sadece bazı acil sonuçlar. Dünyanın geri kalanı da en az bu kadar risk altında. Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ülke savaşta nükleer silah kullanmamıştır. Bazıları bunu yapmak ister. İran’a yönelik bir Amerikan nükleer saldırısı, yeni bir emsal teşkil edecektir. Ruslar, en az iki başka hükümete, İran’a yönelik bir Amerikan nükleer saldırısının kendilerini Ukrayna’ya karşı nükleer silah kullanma konusunda serbest bırakacağını çoktan bildirdi. Pakistan ve Hindistan da birbirlerine karşı aynı şeyi yapmaya cazip düşecek, Kuzey Kore de Seul’e karşı. İlk nükleer saldırının ardından Üçüncü Dünya Savaşı kaçınılmaz olacaktır. Bu savaş kısa ve kesin sonuçlu olacaktır.”

Şubat ayından bu yana Beyaz Saray’ın, “savaş alanı nükleer silahlarının” ilk kullanımını kolaylaştırmak ve dolayısıyla daha olası hale getirmek için Amerika’nın nükleer doktrinini sessizce yeniden yazdığının altını çizen Carlson, Washington’da her iki partiden de kimsenin bu durumdan rahatsız görünmediğini hatırlatıyor.

Carlsoni konuyu yakından takip edenlerin, Trump’ın önümüzdeki hafta sonuna kadar nükleer silah kullanıp kullanmayacağına karar vereceğini söylediğini aktarıyor.

Trump’ın şu anda tereddüt ettiğini savunan Carlson, şu anda Başkan’ın hem İran’la bir anlaşma yapılabileceğini savunan başkan yardımcısı JD Vance’i hem de özel elçisi ve arkadaşı Steve Witkoff’u dinlediğini kaydediyor.

İranlılarla müzakere etmenin her koşulda son derece zor olduğu bilindiğini ve Ali Hamaney ile ailesinin Şubat ayında öldürülmesinden bu yana o hükümetin bazı kesimleri “daha da radikalleştiğini” savunan Carlson, “On yıllar süren izolasyonun ardından, nispeten ılımlı İranlı liderler bile Batı’da kararların nasıl alındığı konusunda kafaları karışık görünüyor,” diye yazıyor.

Yine de genel olarak, İran’daki karar vericilerle konuşan kişilerin, orada daha fazla savaşın herkes için kötü olduğu ve bir anlaşma yapılmasının faydalı olacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu söylediklerini aktaran Carlson, gönderisini şöyle bitiriyor:

“Şu ana kadar görüşü alınmayan grup ise dünya halkları; Trump, Netanyahu’nun baskısıyla gelecek hafta bir nükleer saldırı başlatırsa, çocuklarıyla birlikte öldürülecek olan yüz milyonlarca insan. Şimdi onların sesini yükseltme zamanı.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English