Dünya Basını

‘Nükleer cephaneliğin modernizasyonu iş gücü ve maliyet engeline takılıyor’

Yayınlanma

Los Alamos Çalışma Grubu Eş Kurucusu ve eski denetim yetkilisi Greg Mello, ABD’nin nükleer silah kapasitesindeki gerilemeyi ve Trump yönetiminin yeniden silahlanma stratejisindeki engelleri değerlendirdi. Mello, nükleer tesislerdeki yüzde 95’e varan özelleştirme oranının, kalifiye iş gücü kaybının ve kontrolsüz maliyet artışlarının sistemi içeriden kilitlediğini kaydetti.

Kyoto Üniversitesi Doçenti Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies kanalına konuk olan Los Alamos Çalışma Grubu Eş Kurucusu Greg Mello, nükleer silah endüstrisindeki 35 yıllık tecrübesine dayanarak sistemin işleyişindeki aksaklıkları paylaştı.

Mühendis ve eski denetim yetkilisi kimliğiyle Los Alamos Ulusal Laboratuvarı üzerinde uzun süredir gözlemci roller üstlendiğini belirten Mello, kurumların barışçıl bir geleceğe yönlendirilmesi çabalarının Soğuk Savaş sonrası dönemde umut verici başladığını ancak zamanla bu sürecin zorlaştığını ifade etti.

Mello, nükleer silah tesislerindeki mevcut durumu 1960’lar ve 1980’lerle kıyaslayarak ciddi bir değer ve verimlilik kaybı yaşandığını vurguladı.

ABD’nin bugün geçmişe oranla farklı bir pozisyonda bulunduğunu belirten Mello, “Nükleer silah kompleksi için çalışmak artık bir kahramanlık veya aşırı vatanseverlik duygusuyla bağdaştırılmıyor. Erken Soğuk Savaş dönemindeki değerler ortamında değiliz” dedi.

Bu durumun, kitle imha silahları üzerinde çalışan personelin sadakat ve odaklanma düzeyini etkilediğini kaydeden Mello, sistemin artık geçmişteki gibi istikrarlı olmadığını sözlerine ekledi.

Üretim hatlarındaki özelleştirme

ABD’nin nükleer silah üretim kapasitesinin yapısal bir verimlilik sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirten Mello, nükleer başlık üretiminin yüzde 95 oranında özelleştirilmiş olmasının yarattığı risklere dikkat çekti.

Birçok kâr odaklı şirketin yatay ve dikey ağlar oluşturmasının koordinasyon ihtiyacını artırdığını ve devasa verimsizliklere yol açtığını ifade eden Mello, “Bu işin federal bir sorumluluk olduğu düşünülebilir ancak sahada çok az federal personel bulunuyor. Los Alamos gibi devasa tesislerde 14 bin ila 19 bin arasında çalışan varken, hükümeti temsil eden federal çalışan sayısı sadece 90 civarında” bilgilerini paylaştı.

Mello, bu modelin Manhattan Projesi dönemindeki yarı askeri, yarı akademik yapıdan çok uzak olduğunu vurguladı.

Mevcut sistemde, tecrübeli personelin emekli olduktan sonra özel danışmanlık firmaları tarafından istihdam edildiğini ve bu firmaların federal hükümet üzerinde politika yapıcı roller üstlendiğini belirtti.

Mello, “Özel sektörün bu denli hakim olması, nükleer silah üretimini verimli bir endüstri olmaktan çıkardı. 1960’lardaki gibi yüksek becerili ve odaklanmış bir endüstriyel iş gücü dahili olarak sağlanamıyor” şeklinde konuştu.

Milyar dolarlık bütçe aşımı

Nükleer silah parçalarının üretim maliyetlerindeki aşırı artış, Mello’nun en çok üzerinde durduğu konular arasında yer aldı. Güney Carolina’daki plütonyum çekirdek fabrikası projesini örnek gösteren Mello, bu projedeki sermaye maliyetlerinin 18 milyar ile 25 milyar dolar arasına fırladığını kaydetti.

Toplam edinim maliyetinin ise 50 milyar doları bulabileceğini ifade eden Mello, “Sadece bir nükleer başlığın tek bir parçası için 50 milyar dolar, bu ülkenin bile sindirebileceğinden fazla bir rakam” değerlendirmesinde bulundu.

Donald Trump’ın 1,5 trilyon dolarlık yıllık savunma bütçesi hedefine de değinen Mello, bu denli devasa bir bütçenin bile nükleer modernizasyonun ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanabileceğine işaret etti.

Mello, nükleer denizaltıların, bombardıman uçaklarının ve füzelerin bütçeyi aşarak gecikmelerle karşılaştığını belirterek, “Özellikle karada konuşlu kıtalararası balistik füzelerde (ICBM) teknik ve idari sorunlar nedeniyle planlar geri çekilmek zorunda kaldı. Siloların sadece yenilenmesi değil, tamamen değiştirilmesi gerektiği gerçeğini çok geç fark ettiler” dedi.

Yapay zeka ve enerji sektörünün yarattığı iş gücü savaşı

Mello, nükleer silah endüstrisinin kalifiye eleman bulmakta yaşadığı zorlukların temelinde piyasa rekabetinin yattığını açıkladı. Yapay zeka veri merkezlerinin ve enerji şirketlerinin sunduğu yüksek maaşların, nükleer tesislerdeki iş gücünü adeta emdiğini ifade eden Mello, şu çarpıcı örneği paylaştı:

“Bir denetim ajansı yetkilisinden öğrendiğimize göre, yapay zeka veri merkezleri, elektrikçi bulabilmek için yıllık 500 bin dolar maaş ödüyor. Bu rakam nükleer laboratuvarların sunduğu imkanların çok üzerinde.”

Texas’taki Pantex Nükleer Silah Montaj Tesisi’nde bir günde 60 kalifiye işçinin, hemen karşı tarafta inşa edilen yapay zeka veri merkezinde çalışmak üzere işi bıraktığını belirten Mello, benzer bir durumun Los Alamos’ta da yaşandığını kaydetti.

Permian havzasındaki petrol şirketlerinin laboratuvardan daha fazla ücret ödediğini dile getiren Mello, nükleer tesislerdeki çalışma koşullarının zorluğuna da değindi.

Mello, “Havasız, karanlık ve hapishane benzeri plütonyum tesislerinde, elleriniz kutuların içindeyken radyasyona maruz kalma riskiyle çalışmak kimsenin kariyer hayali değil. Lisans derecesine sahip deneyimli birine 400 bin dolar maaş verseler bile, bu kişileri sistemde tutmakta zorlanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Trump yönetiminin güvenlik ve çevre düzenlemelerini esnetme çabası

Mello, Trump yönetiminin nükleer silah üretimindeki teknik engelleri aşmak için güvenlik ve çevre düzenlemelerini gevşetme yoluna gittiğini belirtti.

Bürokrasiyi ve “kırmızı bandı” devre dışı bırakarak üretimi hızlandırmayı amaçlayan bu yaklaşımın tehlikelerine dikkat çeken Mello, “Güvenlik düzenlemelerini, çevre kurallarını ve inşaat denetimlerini esneterek üretim süresini iki veya üç kat hızlandırmayı hedefliyorlar. Ancak bu teknik iyimserlik, geçmişte de birçok programın başarısız olmasına neden olmuştu” uyarısında bulundu.

ABD’nin dünyadaki göreceli gücünü abarttığını ve dünya sisteminin değiştiğini reddettiğini savunan Mello, “ABD artık sadece zorbalık yaparak sonuç alabileceği bir noktada değil. Nükleer caydırıcılık zirvelerinde ‘yapabiliriz’ tavrı sergileyen yöneticiler var ama bu tavrın arkasında ciddi bir boşluk bulunuyor” dedi.

Mello ayrıca, Pentagon’un talep ettiği ekstra 500 milyar dolarlık kaynağın verilmemesi durumunda, kurumlar arasında büyük bir bütçe kavgasının çıkacağını öngördü.

Mello, Yeni START Antlaşması’nın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan risklere de değindi. Antlaşmanın ABD füzelerindeki başlık sayısını sınırladığını ancak bu sınırlamaların hızla aşılabileceğini belirten Mello, “Yeni nükleer silah üretmek zor olsa da mevcut füzelere yeni başlıklar eklemek (uploading) o kadar zor değil. ABD’nin rezervlerinde konuşlandırılmış olandan daha fazla başlık var. Birkaç yıl içinde başlık sayısını iki katına çıkarabilirler” dedi.

Trump’ın Temmuz ayında sunduğu yasa tasarısındaki bir maddeye dikkat çeken Mello, donanmanın her bir Trident denizaltısındaki kapatılmış dört füze tüpünü yeniden açmasının talep edildiğini aktardı.

Bu işlemin 62 milyon dolarlık bir bütçe gerektirdiğini ve 1 Mart’tan itibaren harcanmaya başlanacağını belirten Mello, “Bu adım, ABD filosuna 56 adet daha Trident füzesi eklenmesi anlamına geliyor. Her bir füze sekiz başlık taşıyabiliyor. Bu durum Rusya ve Çin tarafından çok yakından izleniyor ve onları da benzer adımlar atmaya teşvik ediyor” diye konuştu.

Demokrasi ve nükleer silahların uyuşmazlığı üzerine felsefi yaklaşım

Nükleer silahların demokratik sistemler üzerindeki etkisine değinen Mello, James Douglas ve Michael Glennon gibi düşünürlerin tezlerine atıfta bulundu.

Nükleer silahların doğası gereği demokrasiyle uyumsuz olduğunu savunan Mello, 1947 tarihli Ulusal Güvenlik Yasası ile kurulan Pentagon, CIA ve Ulusal Güvenlik Konseyi gibi kurumların zamanla başkanın ve Kongre’nin denetiminden çıktığını ifade etti.

Mello, bu durumu “çifte hükümet” (double government) olarak nitelendirerek, “Halkın meşruiyetini sağlayan bir dış hükümet var, bir de imparatorluğu yöneten kalıcı bürokrasi. Nükleer silahlar, bu kalıcı bürokrasinin gücünü pekiştirerek anayasal kurumları gölgede bıraktı” dedi. Bu kanserli büyümenin toplumun her kesimine yayıldığını belirten Mello, siyasi tercih ne olursa olsun sistemin hep aynı militarist çizgiye çıktığını kaydetti.

Silahsızlanma için diplomatik diyalog ve “modus vivendi” ihtiyacı

Mello, nükleer silahlanma yarışının durdurulması için Rusya ve Çin ile bir “modus vivendi” (geçici uzlaşı) kurulmasının şart olduğunu belirtti.

Karşılıklı güvenlik varsayımının ortadan kalktığını ve yerini derin bir güvensizliğe bıraktığını ifade eden Mello, “Rusya ile ilişkilerimizi stabilize etmeli ve karşılıklı güvenlik ihtiyacını kabul etmeliyiz. Ancak Ukrayna savaşı, NATO’nun genişlemesi ve yaptırımlar nükleer silahsızlanma çabalarını 1960’ların başına geri götürdü” değerlendirmesinde bulundu.

Siyasi aktörlerin nükleer silahlar üzerindeki ideolojik bağlılıklarının finansal çıkarlarla desteklendiğini vurgulayan Mello, Kongre üyelerinin çoğunun bu endüstriden gelen yardımlarla görevlerini yürüttüğünü söyledi.

Trump’ın nükleer silahlardan hoşlanmadığını söylemesine rağmen Senato’daki cumhuriyetçi meslektaşlarının baskısı altında olduğunu belirten Mello, “İçerideki ve dışarıdaki aktörlerin iş birliği, nükleer işini sürdüren anlatıları canlı tutuyor” dedi.

Sosyal ve ekonomik çöküşün nükleer silah endüstrisine yansıması

ABD’deki genel ekonomik durumun ve gençlerin geleceğe dair umutsuzluğunun nükleer silah üretimi üzerinde de baskı oluşturduğunu belirten Mello, yaşamsal maliyetlerin artışına dikkat çekti.

Kendi yaşadığı Santa Fe’den örnek veren Mello, 1972 yılında 75 dolara kiralanabilen evlerin bugün 1800 dolara çıktığını, Los Alamos çalışanlarının barınma sorunu nedeniyle her gün 100 mil yol kat etmek zorunda kaldığını anlattı.

Mello, bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, “Gençler yatırım yapabilecekleri bir gelecek görmüyorlar. Toplumda bir nihilizm ve umutsuzluk hakim. Nükleer silahlar gibi geleceği yok eden kurumları kutsallaştırdığımız sürece, ihtiyacımız olan siyasi ve ekonomik yere ulaşamayız” ifadelerini kullandı.

Silahsızlanma çabalarının sadece bir politika değişikliği değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Mello, vatandaşların vicdanlı hareket etmesinin önemine işaret etti.

Mello, konuşmasının sonunda nükleer karşıtı mücadelenin devam etmesi gerektiğini belirterek, “Gelecek için bir deniz feneri gibi hareket etmeli ve şiddetten, militarizmden uzaklaşan geçişe yardımcı olmalıyız” dedi.

Mello, uluslararası kamuoyuna ve vatandaşlara “stopthebomb.org” adresi üzerinden sağduyu çağrısına destek vermeleri yönünde çağrıda bulundu.

Yeni bir nükleer üretim hamlesinin stratejik bir anlam taşımadığını, sadece bir “kararlılık gösterisi” olarak pazarlandığını belirten Mello, bunun ergenlik dönemindeki bir gencin daha yüksek sesle bağırmasına benzediğini ve güvenliği artırmak yerine kaza riskini yükselttiğini vurguladı.

Mello, “Rusya ve Çin’in ikinci vuruş kapasitesi var. Her şeyi yok etseniz bile onlar karşılık verecek ve Washington yerle bir olacaktır. Daha fazla nükleer silah, daha fazla güvenlik anlamına gelmiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version