Dünya Basını

‘Nükleer stratejide cehalet ve yanlış algılar küresel güvenliği tehdit ediyor’

Yayınlanma

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Profesörü Ted Postol ve eski istihbarat uzmanı Rainer Rupp, nükleer silahların kullanımına dair hazırlık senaryolarının barındırdığı tehlikeleri ele aldı. Uzmanlar, Avrupa merkezli olası bir nükleer çatışmanın sadece askeri bir mağlubiyet değil, insan neslinin tükenmesine varabilecek bir yıkım anlamına geleceğini vurguladı.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) bünyesinde nükleer teknoloji üzerine uzun yıllar çalışmalar yürüten Profesör Ted Postol, Doç. Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies YouTube kanalında katıldığı mülakatta nükleer silahların kullanımına dair teknik ve stratejik gerçekleri sundu.

Postol, nükleer silahların yıkıcı etkilerinin kapsamı bakımından modern medeniyeti etkili bir şekilde sona erdireceğini belirterek, “Bu, geniş ölçekli bir nükleer kullanımın ardından insan neslinin tükenmesinin söz konusu olabileceği anlamına geliyor” dedi.

Nükleer savaşta “kazanmak” gibi bir kavramın insani terimlerle tanımlanamayacağını vurgulayan Postol, bu durumun bir politika görüşü değil, fiziksel gerçekliğin bir sonucu olduğunu kaydetti.

Postol, Berlin üzerinden verdiği teknik simülasyonda tek bir stratejik nükleer silahın infilak etmesi durumunda oluşacak ateş topunun güneşin merkezinden daha sıcak bir ısı yayacağını ifade etti.

Profesör Postol, “Ateş topundan yayılan ışık ve ısı, patlamanın en yıkıcı yönüdür; bu, güneşin merkezinden bir parçayı dünyaya indirip enerjisini serbest bırakmak gibidir” diye konuştu.

Simülasyona göre yaklaşık 2 kilometre irtifada gerçekleşecek bir patlamanın ardından oluşan şok dalgaları ve termal radyasyon, 10 kilometrelik bir alanda her şeyi küle çevirecek kapasiteye sahip.

Soğuk Savaş’ın gizli krizi: Abel Archer 83 ve nükleer eşik

Eski bir istihbarat uzmanı olan Rainer Rupp, 1983 yılında yaşanan ve kamuoyu tarafından uzun süre bilinmeyen “Abel Archer” krizine dair ayrıntıları paylaştı.

Rupp, o dönemde dünyanın nükleer bir kıyametin eşiğinde olduğunu ancak siyasi karar alıcıların bile durumun ciddiyetini aylar sonra kavradığını belirtti.

Rupp, ABD’li neo-con isimlerin o dönemde Avrupalıları “kazanılabilir bir nükleer saldırı” fikrine ikna etmeye çalıştığını ifade ederek, “Bana Sovyetler Birliği’ne karşı yapılacak sınırlı ve kazanılabilir bir nükleer saldırıyla askeri ve sivil komuta merkezlerinin devre dışı bırakılabileceği anlatılmıştı” dedi.

Rupp, o dönemdeki askeri doktrinin Sovyetler Birliği’ni “kafası kesilmiş bir tavuk gibi” bırakmayı hedeflediğini ancak bu düşüncenin nükleer bir tırmanmayı tetikleme riskinin göz ardı edildiğini kaydetti.

Rupp, “Mesele sadece askeri bir strateji değil, aynı zamanda Sovyet halkının komünist yönetimden kurtulmayı kutlayacağına dair gerçeklikten kopuk bir inançtı” değerlendirmesinde bulundu. İstihbarat paylaşımının önemine dikkat çeken Rupp, NATO karargahından elde ettiği verileri Doğu Almanya ve dolayısıyla Sovyetler Birliği’ne aktararak, Batı’nın ani bir saldırı hazırlığında olmadığını kanıtladığını ve bu sayede gerilimin düşmesine yardımcı olduğunu belirtti.

Karar alıcıların nükleer konulardaki bilgi eksikliği risk yaratıyor

Profesör Postol, Batı dünyasındaki üst düzey siyasi liderlerin ve danışmanların nükleer meseleler hakkında genellikle yetersiz bilgilendirildiğine dikkat çekti.

1996 yılında Rus erken uyarı sistemindeki bir arıza nedeniyle yaşanan sahte alarmı örnek gösteren Postol, dönemin ABD Savunma Bakanı William Perry’nin bu olaydan haberi olmadığını bizzat müşahede ettiğini söyledi.

Postol, “Perry gibi teknik altyapısı çok güçlü bir savunma bakanının bile böylesine kritik bir zafiyetten haberdar edilmemesi, karar alıcılara giden bilgi akışının ne kadar kusurlu ve tehlikeli olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Postol, nükleer silahların kullanımı ve yönetimi konusundaki bu “cehaletin” günümüzde de devam ettiğini ve bunun en büyük küresel tehlikelerden biri olduğunu vurguladı.

Uzman, Pentagon’da görev yaptığı süre boyunca nükleer silahlar hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmayan pek çok sivil ve askeri yetkiliyle karşılaştığını belirterek, “Bu insanlar nükleer silahların ‘o kadar da büyük bir mesele olmadığını’ düşünecek kadar gerçeklikten kopuk olabiliyor” dedi.

Avrupa savunma stratejilerinde nükleer şemsiyenin güvenilirliği tartışılıyor

Rainer Rupp, NATO’nun her iki yılda bir düzenlediği “WINTEX” tatbikatlarına dair gözlemlerini aktarırken, nükleer kullanım senaryolarının nasıl normalleştirildiğini anlattı.

Rupp, tatbikatların amacının üye ülkelerin nükleer bir kriz anında anayasal veya hukuki engellere takılmadan karar almasını sağlamak olduğunu belirtti.

1980’lerin sonundaki bir tatbikatta 153 taktik nükleer silahın kullanılmasının planlandığını hatırlatan Rupp, “Hedef seçimi her zaman ABD’nin yetkisindeydi ve Rusya topraklarına asla dokunulmazdı; çünkü bunun ABD anakarasına bir misilleme olarak döneceği biliniyordu” dedi.

Rupp, nükleer caydırıcılığın Avrupa için her zaman riskli bir denge olduğunu, ABD’nin nükleer şemsiyesinin “son Alman askeri ölünceye kadar savaşma” gibi bir yaklaşıma sahip olduğunu vurguladı.

Rupp, mülakat sırasında bir Amerikan generalinin Almanya’daki köylerin birbirine sadece “yarım kiloton uzaklıkta” olduğu yönündeki sözlerini hatırlatarak, Avrupa coğrafyasında nükleer bir çatışmanın kaçınılmaz olarak tam bir yıkım getireceğini kaydetti.

Kriz anlarında iletişim ve istihbaratın hayati rolü

1983 yılındaki Kore Havayolları’na ait 007 sefer sayılı uçağın düşürülmesini nükleer gerilimi tırmandıran en önemli olaylardan biri olarak nitelendiren Rupp, bu hadisenin arka planında ABD’nin Sovyet hava savunma ağını deşifre etme çabalarının olduğunu belirtti.

Rupp, casus uçaklar ile sivil uçakların rota üzerindeki kesişmelerinin Sovyet tarafında büyük bir paranoyaya neden olduğunu ve nükleer tetikte bekleme durumunu en üst seviyeye çıkardığını anlattı. Rupp, “Abel Archer sırasında Sovyet savaş uçakları, motorları çalışır vaziyette nükleer silahlarla pistte emir bekliyordu” diye ekledi.

Postol ve Rupp, mülakatın sonunda mevcut küresel atmosferin ve 2026 yılı itibarıyla Avrupa’daki nükleer silahlanma tartışmalarının Soğuk Savaş dönemindeki tehlikeli dönemleri andırdığı uyarısında bulundu.

Uzmanlar, geçmişteki hatalardan ders çıkarılmaması ve nükleer gerçekliğin göz ardı edilmesinin dünyayı bir kez daha nükleer bir kıyametin eşiğine getirebileceği konusunda mutabık kaldı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version