Diplomasi

Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasında neler vardı?

Yayınlanma

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma paktının ayrıntıları tartışılmaya devam ediyor.

Eylül 2025 yılında İslamabad ile Riyad arasında imzalanan “Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması”, Türkiye’nin de dahil olduğu üçlü paktın zemini olarak gösteriliyor.

Geçen nisan ayında Drop Site’ta Murtaza Hussain imzasıyla yayınlanan makale, ikili anlaşmanın gizli kalan yönlerini ortaya seriyordu.

Pakistan-Suudi Arabistan savunma anlaşmasının ayrıntıları hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı, hatta Pakistan parlamentosunda bile görüşülmedi.

Haberde, Pakistan’ın hem İran hem de ABD ile iyi ilişkiler içinde ve Suudi Arabistan’dan gelen mali desteğe büyük ölçüde bağımlı olduğu hatırlatılıyor.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

İslamabad-Riyad savunma işbirliği 1980’li yıllara uzanıyor

11 Nisan Cumartesi günü, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in İslamabad’da İranlı liderlerle müzakereler yürüttüğü sırada, Suudi Savunma Bakanlığı, savunma anlaşması kapsamında Pakistan’ın savaş uçakları da dahil olmak üzere kuvvetlerini Suudi Arabistan’a gönderdiğini duyurmuştu.

Açık kaynaklı istihbarat gözlemcileri, Pakistan’ın aslında aralık ve ocak ayları boyunca askeri teçhizatın hava nakliyesini gizlice sürdürdüğünü belirtmişti.

Drop Site’a göre, İslamabad’da önemli müzakerelerin yapıldığı bir günde gelen bu açıklama, İran’a yönelik bir baskı biçimi olarak görülebilirdi.

Dikkat çeken bir nokta ise, Pakistan hükümetinin bu sevkiyatlarla ilgili herhangi bir açıklama yapmamış olmasıydı.

Pakistanlı yetkililer, 1980’lerden beri çeşitli şekillerde yürürlükte olan bir anlaşmaya zaman zaman atıfta bulunsa da, anlaşmanın ayrıntıları büyük ölçüde gizli kalmıştı.

Pakt, 14 Aralık 1982 tarihinde iki ülke arasında imzalanan gizli bir mutabakatla başlamıştı. 30 Temmuz 2005 tarihinde ise “Askeri İşbirliği Anlaşması” (MCA) başlıklı revize edilmiş bir versiyon imzalanmıştı.

Drop Site tarafından bir kopyası elde edilen gizli 2005 anlaşması, MCA’nın amacının “eğitim, personel görevlendirme, savunma üretimi ve teknoloji transferi, deneyim paylaşımı, silah, teçhizat, yedek parça ve askeri sağlık hizmetlerinin satın alınması gibi alanlarda genişleme yoluyla iki ülke arasındaki askeri alandaki işbirliğini geliştirmek ve güçlendirmek” olduğunu belirtiyor.

Belge ayrıca, her iki tarafın da zaman içinde anlaşmayı değiştirmesine ve genişletmesine izin veren hükümler içeriyor.

2005 tarihli anlaşma önemli olmakla birlikte, ikili askeri ilişkilerin kapsamını eğitim ve teçhizat paylaşımı alanlarındaki işbirliğiyle sınırlı tutuyordu.

Anlaşma, Pakistan’ı fiili askeri harekâta katılmaya veya Suudi Arabistan’ın savunması için sorumluluk üstlenmeye mecbur etmiyordu.

Sonraki yıllarda, Pakistan’ın Riyad’a yönelik taahhütlerinin kapsamı önemli ölçüde genişleyecekti.

İmran Han, Riyad ile anlaşma imzalamak istemiyordu

Ağustos 2021’de, savunma anlaşmasına ilişkin yeni bir değişikliğin özeti, dönemin Başbakanı İmran Han’ın hükümetine gönderildi.

Bu değişiklik, anlaşmaya son derece önemli yeni bir bileşen ekleyerek, Pakistan’ı ilk kez talep edilmesi halinde Suudi hükümetinin fiziksel savunmasına katılmaya fiilen taahhüt altına alıyordu.

Pakistan’ın dış politikası uzun süredir ülkenin güçlü ordusu tarafından belirleniyor. Bu kurum, on yıllardır ülkenin “demokratik kurumlarının” yetki alanı dışında gizli anlaşmalar ve diplomatik faaliyetler yürütüyor.

Ne var ki, 2005 tarihli anlaşmaya ilişkin bu değişiklik, neredeyse bir yıl boyunca İmran Han’ın masasında bekledi.

Pakistan’ın yükümlülüklerine ilişkin tanımlama, Suudi hükümetinin talebi üzerine mücadele edilecek tehdidin dış kaynaklı mı yoksa iç kaynaklı mı olduğu sorusunu da belirsiz bırakıyordu.

Hassas bilgileri tartışmak için isimsiz kalmak isteyen iki eski yetkiliye göre, Han, Pakistan ordusunu yabancı bir savaşa katılmaya mecbur kılacak bir anlaşmayı imzalamaktan çekiniyordu.

Değişiklik metninde şöyle belirtiliyordu:

“İkinci taraf [Pakistan], birinci tarafın talebi üzerine, birinci tarafın güvenlik, emniyet, egemenlik, toprak bütünlüğü ve çıkarlarını etkileyen herhangi bir tehditle mücadele etmesine destek olmak üzere, kuvvetlerini Suudi Arabistan Krallığı’na göndermekle yükümlüdür. Bu tür düzenlemelerin ayrıntılarını netleştirmek üzere, her iki taraf arasında bir protokol imzalanacak ve bu anlaşmaya eklenecektir.”

Belgenin metni, Pakistan’a kapsamlı yükümlülükler getirirken, Suudi Arabistan’ı herhangi bir somut karşılıklı destek taahhüdüne bağlamamıştı.

Bunun yerine, Suudi Arabistan yıllar boyunca Pakistan’ın istikrarsız ekonomisine mali destek sağlıyordu.

Krallık şu anda Pakistan Merkez Bankası’nda 5 milyar dolardan fazla mevduata sahip ve bu mevduatlar periyodik olarak yenileniyor.

Ağustos 2021 ile Nisan 2022 arasında, Pakistan ordusuna yakın yorumcular, Riyad’a yönelik politika konusunda hükümete sürekli baskı uyguladılar.

Hatta nlaşmayı imzalamakta tereddüt etmeye devam eden Han’ın, ülkenin Suudi Arabistan ile ilişkilerini mahvettiğini iddia ettiler.

Han’ın önde gelen eleştirmenlerinden Najam Sethi, o dönemde yazdığı bir köşe yazısında, “[Eski Kara Kuvvetleri Komutanı] General Kamer Cavid Bajwa, İmran Han’ın ihlalleri nedeniyle veliaht prens Muhammed bin Selman’ın kırılan kalbini yatıştırmak için Krallık’a sayısız kez ziyaretlerde bulundu” diye yazıyordu.

Anlaşmanın karşılıklı savunma maddesindeki belirsizlikler

2025 SMDA’yı duyuran Suudi Arabistan-Pakistan ortak basın açıklamasına göre, “Anlaşma, her iki ülkeden birine yönelik herhangi bir saldırının her ikisine de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini belirtmektedir.”

Fakat bu tür bir karşılıklılığın hangi koşullarda devreye gireceği belirsizliğini koruyor. Suudi Arabistan’ın bir çatışma durumunda Pakistan’a askeri yardım sağlama kapasitesi sınırlı.

İslamabad’ın başlıca stratejik rakibi, Riyad ile yakın siyasi ve iktisadi bağlara sahip olan Hindistan olmaya devam ediyor.

Pakistan ayrıca şu anda Afganistan ile zaman zaman şiddetlenen bir çatışmanın içinde ve Suudi Arabistan bu savaşta Pakistan’a maddi yardım sağlamadı.

Drop Site’a göre sayısız özel anlaşmaya rağmen, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında anlamlı bir güvenlik işbirliğini fiilen hayata geçirme konusunda zorlu bir geçmiş bulunuyor.

2015 yılının başlarında Suudi Arabistan, Yemen’i işgal etmek üzere bir askeri koalisyon kurdu. Bu koalisyon, Suudiler ve Körfez müttefikleri tarafından tanınan hükümeti başkent Sana’dan çıkmaya zorlayan Ensarullah hareketini (Husiler) hedef alıyordu.

O dönemde Riyad, bu grupla mücadelede yardımcı olması için Pakistan’dan savaş gemileri, uçaklar ve kara birlikleri sağlamasını istedi.

Bu talep, on yıllardır süren mali desteğe ve 2005 tarihli MCA’nın imzalanmasının bu tür bir işbirliğini mümkün kılacağı varsayımına dayanıyordu.

Fakat net bir ikili çerçeve bulunmaması ve ülkeyi Yemen’de giderek çirkinleşen bir iç savaşa dahil etmek istememesi nedeniyle, dönemin Başbakanı Navaz Şerif konuyu Pakistan parlamentosuna havale etti.

Nisan 2015’te, partiler arası nadir görülen bir demokratik uzlaşma örneği sergileyen Pakistan Ulusal Meclisi, Yemen savaşına askeri katılımı reddeden ve arabuluculuk rolünü mümkün kılmak için tarafsızlık çağrısı yapan bir karar aldı.

Oylama, Riyad için utanç vericiydi ve Suudi-Pakistan ilişkileri için bir şok oldu.

İran savaşı anlaşmanın sınırlarını gösteriyor

İran savaşı, anlaşmanın uygulanıp uygulanamayacağı ve nasıl uygulanabileceği sorusunu bir kez daha gündeme getirdi.

2025 yılında imzalanan savunma paktının mevcut hali şimdiden sorgulanmaya başlandı. Zira Pakistan, şu anda Pakistan halkı arasında geniş destek gören İran’ı hedef alan bir askeri çatışmaya dahil olmaktan çekiniyor.

Pakistan ordusunun karar alma süreçlerine aşina olduğu belirtilen bir kaynak, 28 Mart’ta Pakistan’ın arabuluculuk çabalarını konu alan bir Financial Times makalesinde, “Suudi anlaşması bizim için bir sorun haline geliyor,” diye belirtiyordu.

Bu yorumlar, Pakistan’ın anlaşmadan ne elde etmeyi beklediğine de ışık tuttu:

“Bunun caydırıcılık karşılığında nakit olması gerekiyordu. Fakat Suudi Arabistan’dan yeni bir yatırım almadık ve caydırıcılık da başarısız oldu.”

İran, Tahran’a yönelik saldırılara destek veren ve Suudi askeri tesislerinde konuşlanmış ABD güçlerine sayısız saldırı düzenledi.

6 Nisan’da, kendi enerji altyapısına yönelik İsrail saldırılarına misilleme olarak İran, Suudi Arabistan’ın Cübeyl petrokimya kompleksini de bombaladı.

Bu kompleks, dünyanın en büyük sanayi komplekslerinden biri olup, bazı raporlara göre Suudi GSYİH’sinin %7’sini oluşturuyor.

Şu an için bu konuşlandırma büyük ölçüde sembolik nitelikte ve savaşın genel seyrine hemen bir etkisi olması pek olası görünmüyor.

Drop Site’a isimsiz kalmak koşuluyla konuşan bir Pakistanlı askeri uzman, Suudi topraklarındaki bu konuşlandırmanın mevcut senaryoda sınırlı bir fayda sağladığını belirtmişti.

İran, Arap Yarımadası’na kara saldırısı düzenlemiyor ve düzenlemesi de beklenmiyor. Pakistan’ın füze ve insansız hava aracı savunmasına vereceği destek de, Riyad’ın halihazırda yararlandığı ABD kaynaklı savunma desteğine pek bir katkı sağlamayacaktı.

Tamamen savunma amaçlı olan anlaşmanın mevcut şartları uyarınca, Suudi Arabistan, Pakistan’dan İran’a karşı –Suudi topraklarından bile olsa– misilleme yapmasını talep edemiyor.

İran’dan Pakistan topraklarından başlatılacak bir saldırı da olası görünmüyor ve muhtemelen SMDA’nın kapsamı dışında kalacak.

Pakistan’daki Şii nüfus kritik önemde

İran ile sınırlı bir çatışma bile Pakistan içinde siyasi açıdan son derece hassas bir konu olacak.

Bu durum, Pakistan’ı İsrail liderliğindeki koalisyonun tarafına yerleştirecek ve bu bağlılık, birçok Pakistanlı arasında son derece popüler olmayan bir tutum olacak.

Ayrıca, sınırında halihazırda iki düşman ülkeyle karşı karşıya olan bir ülke için “stratejik bir kabus” olacak ve Tahran ile ilişkilerin bozulması halinde tamamen kuşatılma riskini doğuracak.

Pakistan’da İslamabad ile Tahran arasında güçlü bir köprü görevi gören geniş bir Şii nüfus bulunuyor ve bu çatışma, hükümetle gerginliği artırdı.

Mart ayı sonlarında, savaşla ilgili endişelerini dile getiren önde gelen Şii din adamlarıyla yapılan bir toplantıda, Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in toplananlara “İran’ı seviyorsanız, İran’a gidin” dediği bildirilmişti.

Şii partilerin çatı örgütü olan Müslüman Birlik Hareketi’nin başkan yardımcısı Seyid Ahmed İkbal Rizvi, kaydedilen bir açıklamada şu şekilde karşılık verdi:

“Genelkurmay başkanının sözlerine cesurca yanıt veriyoruz: Ülkemizi seviyoruz ama bu savaş doğru ile yanlış arasında. Biz doğru tarafta, İran’ın yanındayız.”

Bu bağlamda, İslamabad’ın barış elçisi olarak hareket etme konusundaki kararlılığını sürdürmesi, kendi çıkarlarını da tehlikeye atabilecek stratejik bir felaketi önleme çabası olarak mantıklı.

Müzakerelerin çöküşünün ertesi günü yaptığı açıklamada, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Pakistan’ın Washington ile Tahran arasındaki uçurumu kapatmanın bir yolunu bulmaya devam edeceği umudunu dile getirdi.

Dar, “Tarafların ateşkes taahhütlerini sürdürmeleri zorunludur. Pakistan, İran ile ABD arasındaki iletişimi ve diyaloğu kolaylaştırmak için bugüne kadar üstlendiği rolü önümüzdeki günlerde de oynamaya devam edecektir,” demişti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version