Dünya Basını
Piyasa analisti Foo: Çin artık ABD hazine tahvillerini tamamen gözden çıkardı
Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’ın programına konuk olan piyasa analisti ve Çin uzmanı Sean Foo, ABD ile Çin arasındaki ekonomik savaşı, küresel enerji krizini ve Batı finans sisteminin çöküş sürecini değerlendirdi.
Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen, gerçekleştirdiği yayında piyasa analisti ve Çin uzmanı Sean Foo’yu ağırlayarak küresel ölçekte devam eden ekonomik savaşı, enerji arzı güvenliğini ve finans dünyasındaki kırılmaları ele aldı.
Programın açılışında Rusya ve İran merkezli sıcak savaşların gölgesinde ABD ile Çin arasındaki ekonomik mücadelenin göz ardı edildiğini belirten Diesen, özellikle ABD hazine tahvillerindeki son durumu sordu.
Çin’in bu piyasadaki pozisyonunu azaltıp azaltmayacağına yönelik soruya yanıt veren Foo, Pekin’in artık bu enstrümanlardan tamamen uzaklaştığını vurguladı.
“Çin artık ABD hazine tahvilleriyle bağını kopardı”
Pekin yönetiminin finansal stratejisinde köklü bir değişim yaşandığını kaydeden Sean Foo, “Çin’in ABD hazine tahvilleriyle işinin aşağı yukarı bittiğini düşünüyorum. Yalnızca geçtiğimiz ay yaklaşık 40 milyar veya 41 milyar dolar değerinde tahvil elden çıkardılar. Geleceğe bakıldığında, Çin’in kendi ekonomisini ABD ile çok sıkı bir şekilde birbirine bağlamasında artık bir yarar görmediği açıkça anlaşılıyor” dedi.
Son iki ila üç aylık süreçte yaşanan gelişmelere, özellikle de İran odaklı gerilimlere değinen Foo, bu hamlelerin küresel planda Çin ekonomisini çevreleme amacı taşıdığını belirtti. Hürmüz Boğazı’ndan Çin’e akan petrol hatlarının hedef alınmasının bu stratejinin parçası olduğunu ifade eden analist, “Çin, İran’dan çok ciddi miktarda petrol alıyor ve şu anda bu akış baltalanmış durumda. Ancak bu durum Çin için büyük bir sorun teşkil etmiyor; çünkü ülkede elektrik üretiminin yüzde 90 ila 95’i petrol ve doğalgaza değil, yenilenebilir enerjiye ve kömüre dayanıyor. Ayrıca tedarik zincirlerinin çoğunu bizzat kendileri kontrol ediyorlar. Yine de bu durum, Washington’ın Çin ekonomisini köşeye sıkıştırmak için ABD ordusunu, yaptırımları ve jeopolitik planları ne kadar organize bir şekilde kullandığını gösteriyor” açıklamasında bulundu.
Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında gerçekleşen son zirveye de değinen Foo, ABD heyetinin Pekin’e gerçekleştirdiği ziyarette sergilediği tutumu eleştirdi. Foo, “Trump, ailesini de kapsayan delegasyonuyla Pekin’e gittiğinde temel fikir, adeta fetih yapmış bir kahraman gibi İran ve Venezuela’nın liderlerini Xi Jinping’in önüne atıp gözdağı vermekti. Çinlilere, ‘İranlılara diz çöktürdük, şimdi sizin de kurallara uyma vaktiniz geldi’ mesajı iletilmek istendi. Fakat bu plan tamamen başarısız oldu. Aksine, Trump yönetiminin Çin karşısında son derece alttan alan ve yalvaran bir tavır sergilediğini gördük. Çinlilere hiçbir konuda geri adım attıramadılar. Hatta Pekin’in nadir toprak elementleri konusunu değerlendireceğine dair ucu açık geçiştirme ifadelerini bile kabul etmek zorunda kaldılar. Çin bu kozu elinde tutmaya devam edecek. Dolayısıyla Çin’in gelecekte ABD ile yeniden yakınlaşacağını ya da daha fazla ABD tahvili alacağını hiç sanmıyorum” şeklinde konuştu.
“Amerikan halkı için enflasyon iğrenç bir noktaya ulaştı”
Glenn Diesen, ABD tarafında ise artan enerji fiyatlarının ülkeye fayda sağlayacağını düşünen bir kesim olduğuna işaret etti. Diesen, ABD’nin enerji alanında kendi kendine yetebildiğini ve ihracatçı konumunda olduğunu, fiyat artışlarının ülkeye daha fazla dolar girdisi sağlayacağını ve Çin ekonomisini yavaşlatacağını savunanların haklılık payını sordu.
Bu argümanın pratikte çalışmasının mümkün olmadığını belirten Foo, küresel petrol piyasasının dinamiklerine dikkat çekti. Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık sebebiyle birçok ülkenin Amerikan petrolüne yöneldiğini kabul eden analist, “Bu durum doğru ve petrol küresel bir piyasa olduğu için Amerikan ham petrolünün fiyatı da yükseliyor. Son 90 günde Chevron ve Exxon gibi dev enerji şirketlerinin hisse senedi fiyatlarının fırladığını gördük. Fakat buradaki devasa sorun, petrolün küresel bir piyasa olması sebebiyle sıradan Amerikan vatandaşlarının ödediği fiyatların da tırmanmasıdır” dedi.
ABD içindeki enflasyonist baskının kontrolden çıkma eğiliminde olduğunu kaydeden Foo, “Son iki aylık enflasyon verilerine baktığımızda durumun kesinlikle iğrenç bir hal aldığını görüyoruz. Enflasyon iki ay önce yüzde 2,4 seviyesinden yüzde 2,8’e yükseldi ve şimdi yüzde 3,8 civarında seyrediyor. Yani yukarı yönlü net bir trend var. Dev petrol şirketleri kasalarını doldururken, reel ekonominin diğer tüm alanları büyük zarar görüyor. Amerikalılar artık sadece yakıt faturaları için yılda 500 ila 1000 dolar daha fazla ödemek zorunda kalıyor. Er ya da geç tüketim kırılacak. İnsanlar restoran harcamalarını kesecek, süpermarketlerden daha az alışveriş yapacak ve keyfi harcamalarını sıfırlayacak. ABD ekonomisinde çatlaklar şimdiden oluşmaya başladı” ifadelerini kullandı.
Yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu beslediğini ve tahvil getirilerini yüksek tuttuğunu belirten Foo, “Diğer tarafta ise Trump, yeni yapay zeka ekonomisini parlatarak bu balonu ayakta tutmaya çalışıyor. Sürekli veri merkezleri inşa etmek istiyorlar. Ancak bunu yalnızca bir yere kadar yapabilirsiniz; çünkü para sınırsız değildir. Faiz oranları yüksek kalmaya devam ederse bu durum eninde sonunda ABD ekonomisinde patlayacaktır. Borsalar şu an köpük seviyelerde işlem görüyor. Trump ise bir gün ‘savaş var’, ertesi gün ‘savaş bitti’ diyerek piyasaları manipüle etmeye çalışıyor. Herkes büyük bir kafa karışıklığı içinde ve ABD’nin kendisini dünyanın geri kalanından izole etmesi imkansız. Sadece bu iskambil kulesinin üzerine yeni kartlar ekliyorlar” dedi.
“Nvidia’nın patronu Çin ziyaretinde teslim bayrağını çekti”
Görüşmede teknoloji savaşı ve mikroçip ambargolarına da değinildi. Diesen, ABD’nin başlangıçta Çin’i Amerikan çiplerinden mahrum bırakarak teknoloji devlerini çökerteceğini varsaydığını ancak bu planın tutmadığını belirterek, gelinen son noktayı sordu.
Yarı iletkenler savaşında dengelerin tamamen değiştiğini ifade eden Foo, Huawei’nin gerçekleştirdiği son teknolojik atılıma dikkat çekti. Foo, “Huawei en geç 2031 yılına kadar Nvidia ve Tayvan Yarı İletken İmalat Şirketi (TSMC) ile doğrudan rekabet edebilecek ölçekte çipler üretebileceğini ortaya koydu. Çinlileri köşeye sıkıştırdığınızda elde edeceğiniz sonuç tam olarak budur. Onları inovasyon yapmaya mecbur bıraktınız. Ya bunu yapacaklardı ya da yapay zeka yarışını kaybedeceklerdi” dedi.
Çinli mühendislerin kısıtlamalara karşı geliştirdiği yaratıcı çözümleri aktaran Foo, “Nvidia ve Trump en güçlü yapay zeka çiplerinin Çin’e satışını yasakladığında, Çinlilerin ilk çözümü daha düşük segmentteki çipleri seri halinde birbirine bağlamak oldu. Bir adet çok güçlü Nvidia çipi kullanmak yerine bin adet Huawei çipini bir arada çalıştırıyorlar. Çin’deki enerji altyapısını ve enerji maliyetlerinin ABD’nin dörtte biri, yani en az yüzde 50 daha ucuz olduğunu hesaba katarsak bu formül son derece mantıklı. Yapay zeka yarışının temel katmanı her zaman enerjidir. Ucuz ve bol enerjiniz varsa, üretiminiz ucuzlar, daha fazla deneme yanılma yapabilir ve kaba kuvvetle eninde sonunda daha üstün teknolojiye ulaşırsınız” açıklamasında bulundu.
Bu durumun ABD’nin hamlesini tamamen tersine çevirdiğini belirten analist, “Nvidia’nın Üst Yöneticisi Jensen Huang, Çin’e kadar giderek aslında teslim bayrağını çekti. ABD yönetimine yalvararak Çin’e en üst düzey çiplerin satılmasına izin verilmesini istedi. Çünkü Çin artık düşük kaliteli Amerikan çiplerini ithal bile etmiyor. Pekin, bu teknolojiyi zaten kendi imkanlarıyla aşacağını biliyor, neden Nvidia’nın pazarda kalıcı bir yer edinmesine izin versin ki? Bu sebeple küresel pazarın yüzde 50’si şu an fiilen ABD’ye kapanmış durumda. Trump’ın Xi Jinping’i ziyaret ettiği gün, Pekin yönetimi Nvidia’nın bazı yapay zeka süreçlerinde de kullanılan ekran kartlarının satışını yasakladı. Kuşatmanın gözümüzün önünde nasıl tersine döndüğünü görebiliyoruz. ABD bu savaşı tamamen kaybetmedi belki ama pazarın yarısını kaybettiğinde oluşan devasa boşluğu nasıl dolduracağını kara kara düşünmek zorunda” değerlendirmesini yaptı.
“Trump savaşı bitiremezse ittifaklarda isyan başlayacak”
Diesen, ABD’nin Çin pazarından kendi kararıyla çekilmesinin mantıksızlığına vurgu yaparken, Körfez ülkelerinin de geleneksel olarak ABD hazine tahvillerine ve Amerikan yapay zeka sektörüne aktardığı fonların tehlikede olup olmadığını sordu.
Körfez sermayesinin davranış kalıplarının Trump’ın bölgedeki savaşı nasıl sonlandıracağına bağlı olduğunu belirten Foo, müttefiklerin artık Washington’a güvenmediğini söyledi. Foo, “Eğer ABD bu savaşı ucu açık bir şekilde sürdürürse, ittifak sistemlerinde sözde isyanlar göreceğiz. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC kararlarından saparak bağımsız hareket etmeye başlaması bunun ilk işaretiydi. Savaş bittiğinde yıkılan ekonomilerini, turizmi ve vurulan petrol tesislerini onarmak için çok ciddi kaynağa ihtiyaç duyacaklar. Kuveyt Havalimanı daha yeni vuruldu. Suudi Arabistan petrol akışını Hürmüz’den Kızıldeniz’e kaydırmaya çalışıyor ama orası da sürekli Yemen’deki Husilerin tehdidi altında” dedi.
Körfez müttefiklerinin artık tüm yumurtalarını aynı Amerikan sepetine koymayacağını vurgulayan analist, finansal sisteme darbe vuran gizli el koyma operasyonlarına dikkat çekti. Foo, “ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçtiğimiz günlerde İran’a ait varlıklara el konulduğunu açıkladı. Yaklaşık 1 milyar dolar değerinde İran kripto varlığına el koymakla övündü. Bu durum son derece endişe vericidir. Birçok insan kripto paraların blockchain üzerinde anonim olduğunu ve devletler tarafından dokunulamayacağını düşünüyordu. Ancak ABD’nin bunu açık blockchain ağları üzerinden takip edip, borsalara baskı yaparak dondurabildiği kanıtlandı. Bu durum Körfez sermayesini ürkütüyor. Artık paralarını nereye koyacakları konusunda büyük bir belirsizlik var. En güvenli geleneksel seçenek altındır; altını fiziki olarak kendi ülkenize taşır ve depolarsınız. Diğer seçenek ise ABD’nin hasım olarak gördüğü ekonomilere, özellikle Çin’in nüfuz alanına yatırım yapmaktır. Bu durum genel olarak ABD varlıkları için hiç de iyi bir senaryo değil” şeklinde konuştu.
“Askeri aşırı yayılma küresel para basma çılgınlığını tetikleyecek”
Diesen, ABD’nin müttefiklerine sağladığı güvenlik garantilerinin ekonomik sadakatle doğrudan bağlantılı olduğunu, ancak Ukrayna ve İran cepheleri nedeniyle ABD’nin mühimmat stoklarının tükendiğini belirtti. Doğu Asya ve Avrupa’dan silahların Orta Doğu’ya kaydırılmasının müttefiklerde güven erozyonuna yol açtığını ifade eden Diesen, bu askeri yetersizliğin Güney Kore, Japonya ve Avrupa gibi aktörleri ABD ekonomisinden kopmaya itip itmeyeceğini sordu.
Bu kopuşun henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini ancak diplomatik ve askeri düzlemde ciddi soru işaretleri yarattığını ifade eden Foo, müttefiklerin kendi başlarının çaresine bakmaya başladığını söyledi. Foo, “Güney Kore, Japonya ve ABD arasında hala yoğun ortaklıklar var. En son Nvidia’nın TSMC’ye ve Tayvan’a doğrudan yatırımlarını artırdığını gördük. Bunu bir tür teknolojik kalkan olarak kullanmaya çalışıyorlar. Ancak madalyonun diğer yüzünde, yeniden silahlanma yarışının getireceği devasa bir borç ve para basma süreci var. Koreliler ve Japonlar, güvenlik konusunda yalnızca Amerikan şemsiyesine güvenemeyeceklerini yaşayarak görüyorlar. ABD füze ve silah sistemlerinin aktif çatışma bölgelerine kaydırılması, bu ülkeleri kendi savunma bütçelerini dramatik şekilde artırmaya zorluyor. Bu da daha fazla borçlanma ve para basma anlamına geliyor. İtibari para birimlerinin hızla değer kaybedeceği, silahlanma odaklı çok tehlikeli bir finansal döneme giriyoruz” dedi.
“Borç batağındaki Batı için finansal istikrar resmen bitti”
Profesör Diesen, Japonya ve Avrupa gibi aktörlerin finansal olarak böyle bir silahlanma yükünü taşıyabilecek durumda olmadığını, ABD’nin ise 40 trilyon dolar borç sınırına doğru ilerlediğini hatırlatarak, olası bir bankacılık veya likidite krizinde merkez bankalarının elinde hangi enstrümanların kaldığını sordu. Faiz artırmanın borç servis maliyetini patlatacağını, faiz indirmenin ise enflasyonu körükleyip dolardan kaçışı hızlandıracağını ekledi.
Finansal piyasalarda eski kuralların artık geçerli olmadığını ilan eden Sean Foo, “Gerçek piyasa istikrarı artık resmi olarak tarih oldu. Düşük faiz oranlarının hüküm sürdüğü dünya bitti. Faizler yapışkan bir şekilde yüksek kalmaya devam ediyor ve 40 trilyon dolarlık borç çığı büyüyor. Piyasa aktörleri hala faiz indirimi bekliyor ancak ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2027 yılında faiz artırmak zorunda kalma ihtimali oldukça yüksek. ABD tam bir çıkmaz sokakta. Açıkları kapatmak için daha fazla tahvil ihraç ederlerse faizler ve getiriler daha da yükselecek ve ulusal borç uçurumdan aşağı yuvarlanacak. Faiz indirirlerse bu kez enflasyon patlayacak ve piyasa onları daha yüksek oranlarla cezalandıracak” dedi.
Sistemin tamamen merkez bankalarının kontrolsüz para basma mekanizmasına bağımlı hale geldiğini savunan analist, “ABD ekonomisi para arzının donmasını veya bankaların kredi vermeyi kesmesini göze alamaz. Bu durum tüm ekonomik çarkların durması demektir. Bu yüzden Fed, eninde sonunda piyasayı nakit ve likiditeye boğmak için doğrudan tahvil alımlarına başlayacaktır. Önümüzde iki senaryo var: Ya yapay zeka veya yarı iletken balonunun patlamasıyla ya da Trump’ın İran savaşının uzamasının yarattığı güven kaybıyla büyük bir sistemik kriz tetiklenecek ve Fed bir gecede 3 trilyon dolar basacak; ya da her yıl yüz milyarlarca doların sisteme sessizce enjekte edildiği yavaş bir çürüme yaşayacağız. Fed zaten son altı yedi aydır sisteme gizlice para pompalamaya devam ediyor” ifadelere yer verdi.
“Çin ve Rusya finansal sistemlerini Batı’dan tamamen yalıtıyor”
Diesen, 2008 küresel finans krizinde dolar dışında güvenli bir liman olmadığını ancak o dönemden sonra Çin’in kendi ulaşım koridorlarını kurduğunu, kendi kalkınma bankalarını hayata geçirdiğini ve milli para birimleriyle ticarete yöneldiğini hatırlatarak, Pekin’in olası bir Amerikan finansal çöküşüne karşı nasıl hazırlandığını sordu.
Pekin ve Moskova hattında çok güçlü bir finansal tahkimat süreci yürütüldüğünü doğrulayan Foo, Batı’nın yaptırımlarla kendi sonunu hazırladığını belirtti. Foo, “Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları ve varlık dondurma kararları Moskova’yı Pekin’e yaklaştırdı. Trump şimdi aynı hatayı tekrarlıyor. Çin ise son üç aydır, özellikle de son birkaç haftadır finansal sistemini ABD’den tamamen koparmak için çok sert sermaye kontrolleri uyguluyor. Çin vatandaşlarının birikimlerinin Hong Kong üzerinden Batı ekonomilerine kaçmasını engellemek için brokerlara kesin talimatlar verildi. Çin halkının elindeki yaklaşık 50 trilyon dolarlık devasa tasarruf hacmi artık ülke içinde ve dost coğrafyalarda tutuluyor” dedi.
Çin’in yatırım stratejisini tamamen revize ettiğini açıklayan analist, “Pekin, Orta Doğu’da yaşanan yıkımı gördü. Oradaki yatırımlarını tamamen sıfırlamasalar bile, kaynaklarını artık doğrudan kendi etki alanlarına, yani BRICS ortaklarına, Brezilya’ya, Kuşak ve Yol güzergahındaki ülkelere ve Güneydoğu Asya’ya yönlendiriyorlar. Rusya, Orta Asya devletleri ve Hindistan ile ilişkileri derinleştiriyorlar. Çin, ABD finansal sisteminden büyük oranda kopmak zorunda olduğunun bilinciyle hareket ediyor” diye ekledi.
“Avrupa Birliği ucuz enerji kaynaklarını kaybederek alacakaranlık kuşağına girdi”
Diesen, Avrupa’nın son dönemde ABD’nin “Çin’in aşırı üretim kapasitesi” söylemini kopyalayarak korumacı politikalara yöneldiğini ancak Rus enerjisinden kopan ve Orta Doğu ile bağları zayıflayan kıtanın ciddi bir sanayisizleşme süreciyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Bu durumun Çin’in Avrupa pazarındaki pozisyonunu nasıl etkileyeceğini sordu.
Avrupa’nın stratejik bir körlük içinde olduğunu savunan Foo, “Avrupa Birliği adeta alacakaranlık kuşağında kaybolmuş durumda. Ucuz Rus enerjisini kaybettiler, Orta Doğu’dan gelen sermaye akışını yitirdiler. Kendi enerji politikalarında radikal bir dönüş yapmadıkları sürece imalat sektörlerini canlandırmalarının hiçbir yolu yok. Belki yeşil enerji dayatmalarını gevşetmeli veya nükleer santralleri yeniden açmalılar ama önlerindeki tüm seçenekleri kendileri için gurur meselesi yapıyorlar. Rus gazına dönmeyi veya Çin’den ucuz güneş paneli almayı kendilerine yediremiyorlar ama gümrük vergilerini artırarak sadece kendi üretim maliyetlerini yükseltiyorlar” dedi.
Çin’in ise Avrupa ile ilişkileri tamamen koparmak istemediğini belirten Foo, “Çin, Avrupa Birliği’ni ABD ve kendisinden sonraki üçüncü büyük ekonomik güç odağı olarak görüyor ve buradaki zengin tüketici pazarını tamamen kaybetmek istemiyor. Ancak AB ticari savaşı tırmandırırsa, Çin yatırımlarını kaçınılmaz olarak Güneydoğu Asya ve Afrika gibi alternatif pazarlara kaydıracaktır” uyarısında bulundu.
“Böylesi bir balonda tüm yumurtaları tek sepete koymak büyük risk”
Görüşmenin sonunda Diesen, yatırımcıların bu büyük jeopolitik ve finansal belirsizlik ortamında varlıklarını korumak için ne yapmaları gerektiğini sordu.
Yatırım dünyasının tarihin en karmaşık dönemlerinden birini yaşadığını söyleyen analist Sean Foo, piyasalardaki şişkinliğe dikkat çekti. Foo, “Şu an her şey devasa bir balonun içinde. ABD borsalarından teknoloji hisselerine, yarı iletken şirketlerinden çip üreticilerine kadar her şey yapay bir şekilde yükseliyor. Bu dönemde hayatta kalmanın tek yolu çeşitlendirmedir. Hiç kimseye altının ya da Çin hisselerinin doğrusal bir çizgide sürekli yükseleceğini garanti edemem; çünkü önümüzdeki aylarda bizi bekleyen çok büyük riskler var. Hürmüz Boğazı’ndaki petrol kesintilerinin faturası temmuz ve ağustos aylarında realize olduğunda fiyatlar tırmanacak. Bu durum tüketimi çökerterek küresel balonu patlatabilir. Diğer taraftan paranızı nakitte veya tahvilde tutarsanız enflasyon karşısında eriyecektir” dedi.
Yatırımcılara portföylerini dağıtmalarını tavsiye eden Foo, “Bir miktar altın bulundurmak mantıklı bir seçenek. Uluslararası hisse senetlerine yönelmek ve güçlü duruşunu koruyan Çin para birimi cinsinden varlıklara yatırım yapmak iyi birer alternatif olabilir. Ben şahsen her ay ve her çeyrekte fiziki altın almaya devam ediyorum; çünkü uzun vadeli trendi görebiliyorum. Ancak bu konjonktürde tüm yumurtaları tek bir sepete koymak son derece büyük bir risk taşımaktadır” diyerek sözlerini tamamladı.