Dünya Basını

Prof. Diesen: Dünya düzeni değiştikçe Türkiye de nükleer silah edinebilir

Yayınlanma

İktisat Profesörü Glenn Diesen, ABD ve Avrupa’nın Ortadoğu politikaları, İran ile olası çatışma senaryoları ve Jeffrey Epstein dosyalarının transatlantik ilişkilere etkilerini değerlendirdi. Diesen, Avrupa ekonomisinin halihazırda durgunluk içinde olduğunu ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açacak bir çatışmanın kıta için yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

İktisat Profesörü Glenn Diesen, Yargıç Andrew Napolitano ile gerçekleştirdiği mülakatta, Avrupa ülkelerinin ABD’nin Ortadoğu’daki askeri stratejilerine yaklaşımını değerlendirdi.

Diesen, Avrupa hükümetlerinin genel olarak ABD’nin bölgedeki hamlelerini desteklediğini, ancak bu desteğin ardında kıtanın kendi güvenliğine dair endişelerin yattığını ifade etti.

Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ABD Başkanı Donald Trump’a ilettiği özel mesaja atıfta bulunan Diesen, Avrupalı liderlerin ABD’nin odağının Avrupa’dan Ortadoğu’ya kaymasından memnuniyet duyduğunu kaydetti.

Diesen, Avrupa’nın İran’a yönelik olası bir saldırıya karşı çıkmasının beklenmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Avrupalıların İran’a yönelik herhangi bir saldırıya karşı çıkacağını sanmıyorum. Aksine, ABD Başkanı’nın odağının Avrupa’dan uzaklaşmasından memnun olduklarını düşünüyorum çünkü artık her hafta yeni bir çatışma çıkıyor gibi görünüyor. Venezuela’dan sonra Grönland gündeme geldi, şimdi ise Ortadoğu’ya yöneliniyor. Bu durum Avrupa’da belli bir rahatlama yaratıyor.”

Görüşmede, İran ile yaşanacak olası bir çatışmanın küresel enerji piyasalarına ve özellikle Avrupa ekonomisine etkileri ele alındı.

Diesen, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma kapasitesine ve bunun petrol fiyatları üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti.

Avrupa ekonomilerinin halihazırda durgunluk (stagnasyon) içinde olduğunu vurgulayan Diesen, enerji fiyatlarındaki ani bir yükselişin kıta için “yıkıcı” olabileceği uyarısında bulundu.

Diesen, Avrupa’nın teknolojik egemenliğe ve ucuz, güvenilir enerji kaynaklarına erişimi olmadığını hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Avrupa ekonomileri halihazırda durgunluk yaşıyor. Ciddi bir sanayisizleşme süreci var ve teknolojik egemenlikten yoksun oldukları için toparlanma konusunda çok az iyimserlik mevcut. Ekonomiye yönelik bu tür bir darbe oldukça yıkıcı olabilir. Bu durum sadece ekonomik değil, siyasi liderlik açısından da sonuçlar doğuracaktır. Halihazırda oldukça popülaritesi düşük siyasi liderlerle karşı karşıyayız ve ekonomik durumun daha da kötüleşmesi gerçek bir meşruiyet krizini tetikleyebilir.”

ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve NATO’nun bu süreçteki rolü üzerine sorulan soruları yanıtlayan Diesen, Avrupa ülkelerinin NATO’yu “ne pahasına olursa olsun” ayakta tutmaya çalıştığını belirtti.

ABD’nin Avrupa güvenliğinden çekilmesi durumunda kıtanın kendi içinde parçalanma riski taşıdığını öne süren Diesen, Avrupalıların Trump yönetimine değerlerini kanıtlamaya çalıştıklarını ifade etti.

Diesen, ABD askerlerinin bölgede saldırıya uğraması durumunda NATO’nun 5. maddesinin işletilip işletilmeyeceğine dair soruya şu yanıtı verdi:

“Olası görünmüyor ancak mevcut durumda normal bir süreçten geçmiyoruz. Avrupa’nın ABD için önemli bir müttefik olduğunu gösterme konusunda gerçek bir istek olduğunu düşünüyorum. Trump, Avrupalıların Amerikan güvenliği için hiçbir şey yapmadığını defalarca dile getirdi. Bu nedenle Avrupalılar, sadece bir maliyet kalemi olmadılarını kanıtlamak istiyorlar. Amerikalılar giderse Avrupalıların bir araya gelip tek başlarına ayakta duracaklarını değil, kendi aralarında parçalanmaya başlayacaklarını düşünüyorum.”

Mülakatta Avrupa’daki Rusya algısı ve “işgal tehdidi” söylemleri de masaya yatırıldı. Diesen, Avrupa medyasında ve siyasetinde Rusya’ya dair birbirine zıt iki anlatının eş zamanlı olarak işlendiğini belirtti.

Bir yanda Rus ordusunun “küreklerle savaştığı” ve mühimmatının tükendiği iddialarının yer aldığını, diğer yanda ise Rusya’nın Avrupa’yı her an işgal edebilecek “ezici bir tehdit” olarak sunulduğunu vurguladı.

Bu durumu “kitlesel bir psikoz” olarak nitelendiren Diesen, şunları kaydetti:

“Medya tablosu esasen her zaman bu çelişkiyi barındırıyor. Bir yanda Rusların geri kalmış, umutsuz ve zayıf olduğu, askerlerin birbirini veya güvercinleri yediği iddia ediliyor. Diğer yanda ise Rusların Avrupa için ezici bir tehdit olduğu ve her an işgal edebilecekleri söyleniyor. Bu tutarsız ve mantık dışı bir anlatı. Avrupa genelinde, en azından siyasi elitler arasında, Rusya’nın her an saldıracağına dair bir varsayım üzerinden hareket ediliyor ancak bunun nedeni açıklanmıyor.”

İran’ın nükleer programı ve bölgesel silahlanma yarışı konusuna değinen Diesen, ABD’nin nükleer silahların yayılmasını önleme konusundaki tutumunda çifte standart uyguladığını savundu.

İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı (NPT) imzaladığını ancak sivil nükleer enerjiye erişiminin dahi engellenmeye çalışıldığını belirten Diesen, buna karşılık NPT’yi imzalamayan İsrail’in nükleer silahlara sahip olmasına sessiz kalındığını hatırlattı.

Diesen, İran’ın nükleer programının bir güvenlik rekabeti ve caydırıcılık arayışı olarak okunması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“İran’ın ABD ile savaşa girmek isteyen bir ülke olduğunu düşünmüyorum. Ancak İranlıların şeffaflık konusunda anlaşma yapmaya istekli olduklarını geçmişte gördük. ABD şimdi onların sivil kullanım için bile nükleer enerjiye sahip olamayacağını savunuyor. Ayrıca İran’ın balistik füzelerine sınırlama getirilmesi ve bölgesel ortaklıklarını sonlandırması talep ediliyor. Yani İran’ın kendisini tamamen savunmasız bırakması isteniyor. İran’ın ABD’ye saldırma kapasitesi veya niyeti yok.”

Görüşmede, Suudi Arabistan’ın Pakistan’ın nükleer programını finanse ettiği ve karşılığında nükleer silahlara erişim hakkı elde ettiğine dair iddialar da gündeme geldi.

Diesen, bu iddiaların “olasılık dışı olmadığını” ve bölgedeki güvenlik dengelerinin hızla değiştiğini belirtti.

Türkiye’nin de nükleer silahlara ilgi duyabileceğine işaret eden Diesen, nükleer silahların yayılmasının önümüzdeki dönemin temel sorunlarından biri olacağını vurguladı.

Diesen konuyla ilgili olarak, “Buna dair somut bir kanıtım yok ancak yapılan açıklamalara bakıldığında bu olasılık dışı değil. Suudi Arabistan’ın bir veya birkaç bombaya sahip olması mümkün. Dünya düzeni değiştikçe bu temel bir sorun haline gelecek. Türkiye de nükleer silah edinebilir. Eğer onlar edinirse, İran da edinmek isteyecektir. Güvenlik bir başkası için güvensizlik anlamına gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Mülakatın son bölümünde Jeffrey Epstein dosyalarının açıklanması ve bu belgelerde adı geçen siyasi figürlere ilişkin süreçler ele alındı.

ABD Adalet Bakanlığı’nın belgelerin tamamını açıklamadığı ve soruşturmanın şeffaf yürütülmediği yönündeki eleştirileri değerlendiren Diesen, ABD ve Avrupa’daki yaklaşımlar arasındaki farka dikkat çekti.

Diesen, ABD’de belgelerde binlerce kez adı geçtiği belirtilen eski Başkan Donald Trump ve diğer üst düzey isimler hakkında yeterli şeffaflık sağlanmadığını, buna karşın Avrupa’da benzer durumlarda istifaların ve soruşturmaların daha yaygın olduğunu ifade etti.

Norveç örneğini veren Diesen, kendi ülkesinde de üst düzey politikacıların Epstein ile yakın ilişkilerinin ortaya çıktığını ve bunun yolsuzluk tartışmalarını beraberinde getirdiğini belirtti.

Diesen, konuya ilişkin şu tespitlerde bulundu:

“Trump’ın bu konuya dahli etrafında daha fazla şeffaflık olmaması sorunlu. Genellikle böyle bir durumda şeffaflık sağlanır. Ancak FBI Direktörü’nün de ima ettiği gibi, ismin binlerce kez geçmesi mutlaka suç teşkil ettiği anlamına gelmeyebilir. Yine de Avrupalıların çoğu, haklı sebeplerle, burada daha fazla şeffaflık görmek istiyor. Avrupa’da da benzer bir sorun var ancak tepkiler biraz daha belirgin oldu. İnsanlar istifa etmek zorunda kaldı, soruşturmalar başlatıldı. ABD’de ise aynı ölçüde bir tepki görmedik.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version