Diplomasi
Prof. Dr. Hasan Ünal ve Abdullah Ağar, Türkiye’nin güvenlik politikalarını değerlendirdi
Strateji ve güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, Türkiye’nin milli muharip uçağı Kaan projesinin, ülkenin “teknolojik birikiminin zirve noktası” ve “stratejik egemenliğinin en etkili aygıtı” olacağını söyledi.
Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi (YDAM) Direktörü Prof. Dr. Hasan Ünal’ın sunduğu Stratejik Analiz programına konuk olan Ağar, Türkiye’nin savunma sanayii ve dış politika gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ağar, Kaan projesinin başarılı olması için güçlü bir teknolojik birikim, teknoloji transferi, finans, nitelikli insan kaynağı, siyasi irade ve toplumsal desteğe ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Projenin çeşitli engellerle karşılaştığını ifade eden Ağar, “Hatırlayın, YPG/PKK terör örgütüne bile TUSAŞ’ın önünde bir saldırı yaptırmışlardı. Bir sembol, bir mesaj barındırıyordu Kaan ile ilgili,” diye konuştu.
“F-35 projesinden çıkarılmamız doğru değildi”
Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemlerini alması nedeniyle F-35 projesinden çıkarılmasını değerlendiren Ağar, bu kararın doğru olmadığını kaydetti.
Ağar, Türkiye’nin öncelikle Patriot sistemlerine ihtiyaç duyduğunu ancak ABD’nin bunları satmadığını, Çin’den alım girişiminin de engellendiğini hatırlattı.
Abdullah Ağar, “Amerika Birleşik Devletleri bunu bir gerekçe olarak kullandı ve bizi sadece F-35 projesinden çıkartmadı. Gelecek dönemde bizi son derece önemli bir baskı ve yalnızlıkla karşı karşıya bıraktı,” dedi.
Ağar, bu süreçte Türkiye’nin Batı ittifakı içinde ABD’yi İngiltere ile dengelemeye çalıştığını ancak İngiltere’nin bu yakınlaşmanın karşılığını vermediğini belirtti. Ağar, Eurofighter alımıyla ilgili rüzgarın da bir anda sönmesine dikkat çekti.
“Kaan’ı yapmak zorundayız”
Türkiye’nin hava kuvvetlerinin altyapısının ve doktrininin Amerikan sistemleri üzerine kurulu olduğunu ifade eden Ağar, şöyle devam etti:
“Kaan’ı yapmak zorunda mıyız? Kendi milli uçağımızı yapmak zorunda mıyız? Yapmak zorundayız. O uçağı oluşturuncaya kadar biz Amerikan sistemini bozmadan gitmemizin doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü altyapıyı bozmak da son derece büyük bir maliyet. Bir diğer tarafı da doktrin değişikliği riskli.”
Ağar, F-35’in pek çok sıkıntısı olmasına rağmen “çok iyi bir uçak” olduğunu, ancak kendisinin F-35 değil, “Kaan taraftarı” olduğunu vurguladı.
Ağar, “Bizim kendi uçağımızın olması bizim için hayati. Türkiye stratejik egemenliğini kendisi inşa edecek, kendi alacak. Bu zor bir şey ama imkansız değil,” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu’daki gelişmeler
Prof. Dr. Hasan Ünal ise Türkiye’nin dış politikasında, özellikle Ortadoğu’da bir “savrulma” olduğunu ve bunun stratejik otonomi için gerekli olan güven ve tutarlılığa zarar verdiğini söyledi.
Ünal, Suriye politikasının İsrail’e tarihinin en büyük zaferlerinden birini hediye ettiğini belirtti.
Abdullah Ağar, 7 Ekim saldırılarının ardından Türkiye’nin arabuluculuk denkleminde Mısır ve Katar’ın gerisinde kalarak dışarıda kaldığını ifade etti.
Ağar, o dönemde Hamas’ın sivillere yönelik saldırısını kınayarak ahlaki bir duruş sergilemenin, Türkiye’yi hem İsrail hem de ABD nezdinde daha etkili bir konuma getirebileceğini dile getirdi.
Ağar, Suriye’de Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) ilerleyişiyle İran, Beşar Esad hükümeti, Şii milisler ve Hizbullah’ın bölgeden çıktığını, Rusya’nın belirsizliğe sürüklendiğini ve en büyük kazananın İsrail olduğunu belirtti.
Ağar, “Ben böyle bir jeopolitik zafer kazandırdıysam elimden PKK’yı almalıyım. Bu ödülü bana vermeleri lazım. Alamadık,” diye ekledi.