Dünya Basını

Prof. Rupp: İran halkını yabancı bir dikteye boyun eğdirmeye çalışmak çılgınlıktır

Yayınlanma

Eski NATO istihbarat görevlisi Prof. Rainer Rupp, ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin askeri bir başarısızlığa dönüştüğünü ve Washington’un bölgeden çekilmek zorunda kaldığını belirtti. Rupp, mevcut gerilimin arka planında küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasasını ele geçirme ve Çin’in ekonomik büyümesini engelleme amacının yattığını vurguladı.

Eski NATO istihbarat görevlisi ve Doğu Almanya adına NATO içinde faaliyet gösteren eski üst düzey analist Prof. Rainer Rupp, Neutrality Studies kanalında Doç. Pascal Lottaz’a verdiği mülakatta, İran’ın mevcut durumuna ve ABD ile olan gerilimine dair kapsamlı bir analiz sundu.

Rupp, mülakatın başında NATO bünyesinde çalıştığı dönemlerde Orta Doğu, özellikle de İran üzerine yapılan çalışmaları yakından takip ettiğini belirterek, bölgeye dair istihbarat analizlerinin kalitesine dikkat çekti.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bünyesindeki analistlerin ve akademik danışmanların son derece nitelikli olduğunu ifade eden Rupp, buna karşın bu teknik değerlendirmelerin karar verici siyasi mercilere ulaşmadığını vurguladı.

Rupp, “İstihbarat hiyerarşisinin en alt basamağında uzmanlar tarafından hazırlanan bu nitelikli değerlendirmelerin, karar alıcı siyasi seviyelere ulaştığına nadiren şahit oldum” ifadelerini kullandı.

İran halkının sosyolojik yapısına ve tarihsel derinliğine değinen Prof. Rupp, ülkenin çeşitli etnik gruplardan oluşmasına rağmen, dış tehditler karşısında Rusya’daki toplumsal birliğe benzer bir direnç sergilediğini kaydetti.

İran halkının topluluk için fedakarlık yapmaya hazır bir yapıya sahip olduğunu belirten Rupp, Şia geleneğindeki “fedakarlık” kültürünün toplumsal temellerini vurguladı.

Milyonlarca insanın sokaklara silah zoruyla dökülmediğini, bu durumun halkın gerçek iradesini yansıttığını savunan Rupp, “Böylesine köklü unsurlara sahip bir ulusu diz çökmeye ve yabancı bir dikteyi kabul etmeye zorlayabileceğinizi düşünmek tam anlamıyla çılgınlıktır” dedi.

“ABD uzmanlarının ağır kayıp uyarıları üzerine geri adım attı”

Washington yönetiminin İran ile daha önce de benzer çatışma noktalarına geldiğini hatırlatan Prof. Rupp, özellikle 2007 ve 2012 yıllarında ABD’nin saldırı noktasına ulaştığını ancak askeri uzmanların uyarıları sonucu geri çekildiğini belirtti.

Rupp, İran’ın coğrafi yapısının işgali imkansız kıldığını ve savunma kapasitesinin yüksek olduğunu ifade etti. 2011-2012 krizinde İran’da binlerce kişinin olası bir Amerikan işgaline karşı intihar görevlerine gönüllü olduğunu hatırlatan Rupp, “Sadece ilk iki haftada 25 bin kişi, Amerikan askerlerine karşı hayatlarını feda etmeye hazır olduklarını beyan etti. Bu durumun bugün de farklı olduğunu düşünmüyorum” şeklinde konuştu.

Haber metninde mülakatın ilerleyen bölümlerine geçen Rupp, ABD’nin uçak gemilerini bölgeye sevk etmesinin askeri bir sonuç üretmediğini, aksine gemilerin güvenli bölgelere çekilmek zorunda kaldığını aktardı.

Bir uçak gemisinde çıkan yangının “çamaşırhaneden kaynaklandığı” yönündeki resmi açıklamaları gerçekçi bulmayan Rupp, çelikleri eritecek güçte bir yangının basit bir kaza olarak nitelendirilemeyeceğini savundu.

Rupp, ABD’nin askeri kararlarının sahada felaketle sonuçlandığını belirterek, “Eski bir MI6 askeri istihbarat şefinin değerlendirmesine göre Amerikalılar bu savaşı daha ilk haftada kaybettiler ve daha fazla zarar görmeden oradan çıkmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Katar’ın devre dışı bırakılması ABD’li enerji devlerine kazanç sağladı”

Ekonomik perspektiften bir değerlendirme yapan Prof. Rupp, krizin asıl kazananının ABD’li enerji ve silah sanayisi olduğunu öne sürdü. İran’ın doğal gaz ve LNG tesislerine yönelik saldırıların ardından, İran’ın da Katar’ın enerji altyapısını hedef aldığına dair verileri paylaşan Rupp, bu durumun küresel LNG pazarında dengeleri değiştirdiğini belirtti.

Katar’ın dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olduğunu hatırlatan Rupp, “Katar’ın sıvılaştırma kapasitesinin yüzde 50’sinin devre dışı kalması, ABD’yi bu pazarda tek hakim güç haline getirdi. Bu durum, Trump’ın seçim kampanyasını destekleyen enerji ve silah sektörleri için devasa bir sermaye kazancı anlamına geliyor” dedi.

Rupp, İran’ın gaz tesislerine yapılan saldırının, Katar’ı bir rakip olarak piyasadan silmek için önceden tasarlanmış bir hamle olup olmadığını sorguladı. Bu stratejinin bir diğer hedefinin ise Çin olduğunu savunan Rupp, Çin’in Katar ve İran gazına olan bağımlılığına dikkat çekti.

Rusya’nın Çin’in LNG ihtiyacını kısa vadede karşılayamayacağını belirten Rupp, Pekin yönetiminin enerji ihtiyacı için ABD’ye başvurmak zorunda kalabileceğini, bunun da Washington’a büyük bir jeopolitik avantaj sağladığını kaydetti.

“Tahran’ın nihai şartı Orta Doğu’da ABD askeri varlığının son bulmasıdır”

İran’ın dış politika stratejisine ve bölgedeki askeri varlıklara değinen Prof. Rupp, Tahran’ın artık herhangi bir ateşkes veya müzakere ile ilgilenmediğini ifade etti. İran’ın taleplerinin net olduğunu vurgulayan Rupp, “İran’ın güvenlik için temel şartı, Orta Doğu’nun tamamen Amerikan üslerinden temizlenmesidir. Amerikalıların bölgeden gitmesi, tazminat ödenmesi ve bölgesel müttefiklerin güvenliğinin sağlanması temel talepler arasında yer alıyor” dedi.

İran’ın bu süreçte Trump’ın öngörülemez politikalarına karşı “tam öngörülebilirlik” ile yanıt verdiğini belirten Rupp, “İranlılar ‘Siz gaz sahamıza saldırırsanız biz de sizinkine saldırırız, nükleer tesise saldırırsanız karşılığını aynı şekilde veririz’ diyerek net bir caydırıcılık sergiliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’deki “madman” (deli adam) teorisinin Trump üzerinden uygulanıp uygulanmadığına dair tartışmalara da değinen Rupp, Trump’ın rasyonel bir aktör olmaktan uzaklaştığını ve bilişsel yetilerini kaybetmiş olabileceğini ifade etti.

Ancak Rupp’a göre, başkanın kim olduğu Amerikan dış politikasının ana omurgasını değiştirmiyor. Rupp, “Başkan sadece bir figürandır. Mother Teresa bile başkan olsa, müesses nizamın çıkarları doğrultusunda belirlenen dış politika çizgisini değiştiremezdi” dedi.

Son olarak Irak’taki duruma dikkat çeken Rupp, ABD ve NATO güçlerinin Irak’tan fiilen kovulma sürecine girdiğini, Şii milis güçlerinin düzenli orduya entegre olarak ABD varlığına karşı meşru bir direniş başlattığını ve Washington’un bölgedeki manevra alanının daraldığını sözlerine ekledi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version