Dünya Basını

Prof. Takahashi: Bölge ülkeleri artık ABD’ye bir güvenlik garantisi olarak bakmıyor

Yayınlanma

Uluslararası hukukçu Prof. Saul Takahashi, Ortadoğu’da genişleyen savaşın küresel ittifak sistemleri ve uluslararası hukuk düzeni üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Takahashi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının müttefikleri için bir güvenlik garantisi olmaktan çıkıp açık bir hedef haline geldiğini belirterek, Japonya ve Körfez ülkelerinin Washington ile olan stratejik ilişkilerini yeniden tanımlamaya başladığını kaydetti.

Uluslararası insan hakları hukukçusu Prof. Saul Takahashi, Doç. Dr. Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies kanalına verdiği mülakatta, Ortadoğu’da devam eden çatışmaların teknik, hukuki ve jeopolitik yansımalarını değerlendirdi.

Uzun yıllar Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde, özellikle işgal altındaki Filistin topraklarında üst düzey görevler yürüten Takahashi, son olarak Abu Dabi’deki New York Üniversitesi’nde (NYUAD) misafir öğretim üyesi olarak görev yaparken bölgedeki savaşın başlangıcına tanıklık etti.

Takahashi, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) deneyimlerini aktarırken, çatışmaların ilk günlerinde durumun kısa sürede kontrol altına alınacağına dair genel bir beklenti olduğunu ancak sürecin öngörülemeyen bir yıkıma evrildiğini belirtti.

BAE’de kendisini hiçbir zaman güvensiz hissetmediğini vurgulayan Takahashi, “İnsanlar bu tür durumlara farklı tepkiler veriyor. Filistin’de tepemden füzelerin geçtiği, tahliyelerin yaşandığı deneyimlerim olduğu için bu durum benim için BM görevlerinin doğal bir parçasıydı” dedi.

Takahashi, telefonlara gelen sağır edici uyarı sirenlerini ve havada imha edilen füzelerin patlama seslerini anımsatarak, “Yanlış zamanda yanlış yerde olursanız, imha edilen füzelerin parçaları üzerinize düşebilir ve bu durum ölümlere yol açabilir; nitekim az sayıda da olsa bu tür can kayıpları yaşandı” ifadelerini kullandı.

“Körfez ülkeleri mülkiyet haklarının korunması olmadan bu süreci yönetemez”

Savaşın ekonomik ve lojistik etkilerine değinen Prof. Takahashi, BAE gibi varlıklı ve lojistik kapasitesi yüksek ülkelerde günlük yaşamın büyük ölçüde normal seyrinde devam ettiğini, gıda ve su tedarikinde sorun yaşanmadığını kaydetti.

Ancak NYUAD yönetiminin dersleri çevrimiçi ortama taşıma ve ardından kampüsü kapatma kararı alması üzerine Japonya’ya dönme kararı aldığını belirten Takahashi, bu süreci “birinci dünya sorunları” olarak niteleyerek Gazze ve Lübnan’da yaşanan insani felaketle kıyaslanamayacağını vurguladı.

Hukuki düzlemde Körfez ülkelerinin konumunu analiz eden Takahashi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları karşısında bölge ülkelerinin “şok emici” bir rol üstlendiğini ifade etti.

Takahashi, “Genel kanı, bölgedeki insanların hem ABD’yi hem de İran’ı suçladığı yönünde. Körfez ülkeleri, topraklarındaki ABD üslerinin İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermediklerini defalarca açıkladı” dedi.

Uluslararası hukukta “saldırı” tanımının sadece üs barındırmayı kapsamadığını belirten hukukçu, “ABD bu üslerden doğrudan saldırı başlatmadığı sürece Körfez ülkeleri hukuken suç ortağı sayılmayabilir. Ancak bir hukukçu olarak bu tanımın dar kapsamından rahatsızım. Bu üsler, ABD’nin askeri kaynaklarını başka alanlarda kullanmasına imkan tanıyarak dolaylı bir suç ortaklığı zemini oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Japonya artık tarafsız bir ülke değil”

Mülakatın en çarpıcı bölümlerinden birini Japonya’nın çatışmadaki rolü oluşturdu. Prof. Takahashi, Japonya’nın artık tarafsız bir aktör olarak kabul edilemeyeceğini söyledi.

Yokosuka’daki üslerde konuşlu Amerikan savaş gemilerinin İran’a füze fırlattığını ve Okinawa’daki deniz piyade taburlarının halihazırda Körfez bölgesine ulaştığını hatırlatan Takahashi, “Japonya’daki üsler İran’a yönelik saldırılarda doğrudan kullanılıyor. Bu durum, Japonya’yı Körfez ülkelerinden çok daha ileri düzeyde bir suç ortağı haline getiriyor” dedi.

Japonya’da hakim olan “Amerikalılar bizi korumak için burada, onları kızdıracak bir şey yapamayız” anlatısının çöktüğünü ifade eden Takahashi, bu üslerin aslında ABD’nin küresel askeri stratejisinin parçası olduğunu ve sadece Japonya’yı değil, Ortadoğu’dan diğer bölgelere kadar geniş bir sahayı hedef alan operasyonlar için kullanıldığını vurguladı.

Takahashi, “Japon karar alıcılar artık ABD’nin 80 yıldır varsayılan o sarsılmaz ve güvenilir ortak olmadığını görmeye başladı. Özellikle Donald Trump’ın müttefiklerine karşı takındığı kaba ve dışlayıcı tutum, bu uyanışı hızlandırdı” şeklinde konuştu.

“Üsler güvenlik garantisi değil, birer mıknatıstır”

Takahashi, ABD üslerinin müttefik ülkeler için sağladığı koruma kalkanının bir yanılsamaya dönüştüğünü kaydetti.

Körfez’deki gelişmelerin, bu üslerin koruma sağlamaktan ziyade saldırıları üzerine çeken birer “mıknatıs” görevi gördüğünü kanıtladığını belirten profesör, “İranlıların ilk hedef aldığı unsurlar radar sistemleri oldu. BAE bu sistemlerin sadece savunma amaçlı olduğunu iddia edebilir ancak modern savaşta savunma ve taarruz sistemleri arasındaki fark illüzyondan ibarettir” dedi.

Körfez ülkelerinin ABD’ye olan stratejik bağımlılıklarını kademeli olarak azaltma sürecine girdiğini ifade eden Takahashi, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır ve Pakistan gibi aktörlerin kendi aralarında yeni güvenlik blokları oluşturma arayışında olduklarına dikkat çekti.

Takahashi, “Pax Americana artık çökmüş durumda ve bu durum gerçekten acınası bir hal aldı” ifadesini kullandı.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin Washington ziyaretini de değerlendiren Takahashi, Takaichi’nin ideolojik olarak aşırı sağcı ve yabancı düşmanı bir çizgide olmasına rağmen, Trump karşısında Japonya’nın anayasal sınırlarını (Madde 9) bir kalkan olarak kullanarak başarılı bir diplomasi yürüttüğünü belirtti.

Takahashi, “Takaichi, Trump’ın doğrudan savaş gemisi gönderme taleplerini, Japon anayasasını gerekçe göstererek savuşturmayı başardı. Bu, güçlü erkek figürler arasında manevra yapma becerisinin bir sonucudur” dedi.

“Amerikalılar kendi ülkelerinde savaşmanın ne demek olduğunu anlamıyor”

Mülakatın sonunda küresel bir felaket uyarısında bulunan Prof. Takahashi, ABD’nin içindeki neo-con yapıların ve dini köktenci grupların dünya barışı için en büyük tehdidi oluşturduğunu ifade etti.

Takahashi, “Amerikalılar, İç Savaş’tan bu yana kendi topraklarında bir savaş yaşamadıkları için savaşın gerçek yıkımını kavrayamıyorlar. Onlar için savaş, haritada yerini bile bilmedikleri uzak ülkelerde ezici güç kullanarak ‘kötü adamları’ yenmek ve sonra normal hayatlarına dönmekten ibaret” eleştirisinde bulundu.

Takahashi, ABD’nin Japonya veya Filipinler gibi ülkeleri Çin’e karşı bir “vekalet savaşı” sahası olarak kullanma riskine de dikkat çekerek, müttefiklerin bu tehlikeyi görmeye başladığını ifade etti.

BM Güvenlik Konseyi’nin İran ve Filistin konusundaki kararlarını “utanç verici” olarak nitelendiren Takahashi, “Uluslararası hukuk şu an işlemiyor olabilir, ancak hala gitmemiz gereken yer orasıdır. ‘Kötü adamlar’ hesap vermeli ve bu ancak uluslararası toplumun baskısıyla mümkün olabilir” çağrısında bulunarak mülakatı tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version