Dünya Basını

Profesör İzzedi: İran’ın gençleşen liderlik kadrosu baskılara karşı daha dirençli bir hat kuruyor

Yayınlanma

İranlı Profesör Fuad İzzedi, bölgedeki mevcut ateşkesin kalıcı bir barış zemini oluşturmadığını, aksine çatışmaların her an daha şiddetli bir şekilde patlak verebileceğini belirtti. Donald Trump yönetiminin İran’ın enerji kaynaklarını kontrol altına alma ve rejim değişikliği yoluyla parçalanmış bir coğrafya yaratma stratejisinden vazgeçmediğini vurgulayan İzzedi, Tahran’ın gençleşen askeri ve siyasi liderliğinin her türlü saldırıya karşı daha enerjik ve tavizsiz bir duruş sergileyeceğini ifade etti.

Tahran Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını yürüten kıdemli akademisyen Profesör Fuad İzzedi, bölgedeki askeri ve siyasi gelişmeleri değerlendirdiği kapsamlı mülakatında, mevcut durumun bir savaşın sonu değil, yalnızca kırılgan bir ateşkes süreci olduğunu belirtti.

Donald Trump ve İsrail lobisinin İran’a nefes aldırmayacağını dile getiren İzzedi, çatışmaların her an yeniden alevlenebileceği uyarısında bulundu.

“Savaşın yeniden başlama ihtimali yüzde 60’ın üzerinde”

Bölgedeki askeri hareketliliğin ve siyasi atmosferin dikkatle analiz edilmesi gerektiğini belirten İzzedi, savaşın tamamen bittiği yönündeki iyimser görüşlere katılmadığını ifade etti.

ABD’nin bölgedeki üslerine yaptığı tahkimatın sadece ikmal amaçlı değil, yeni bir çatışma dönemine hazırlık olarak okunması gerektiğini söyleyen İzzedi, şunları kaydetti:

“Bir savaşın bittiğine ikna olmak için nesnel verilere bakmak gerekir. ABD’nin geçmişteki tutumu bize şunu öğretti: Ateşkes talep ediyorlar, güçlerini toplayıp dinlendikten sonra yeniden saldırıyorlar. Geçtiğimiz yıl haziran ayında bir ateşkes sürecindeyken Amerikalılar saldırdı. İran bu durumu kabul etti ancak şubat ayında yeni saldırılarla karşılaştık. Şu anki tabloda, tam ölçekli bir savaşın yeniden başlama ihtimalini 10 üzerinden 6 veya 7 olarak görüyorum. Trump üç yıl daha görevde kalacak ve henüz İran’a karşı nihai hedeflerine ulaşamadılar. Benjamin Netanyahu ise her zamanki soykırımcı tutumunu sürdürüyor. Dolayısıyla İran’a daha fazla zarar vermekten vazgeçeceklerini düşünmek gerçekçi değil.”

Trump’ın enerji stratejisi: “İran petrolüne el koyma ve bölme planı”

Profesör İzzedi, Donald Trump’ın İran’a yönelik düşmanca tavrının arkasında yatan temel motivasyonun ideolojik değil, ekonomik ve jeopolitik olduğunu dile getirdi.

Trump’ın bir iş adamı gibi hareket ettiğini ve doğrudan İran’ın doğal kaynaklarını hedef aldığını belirten İzzedi, şu çarpıcı iddialarda bulundu:

“Trump, İran’ın petrolüne el koymak istediğini gizlemiyor. Yakın zamanda bir mülakatında bunu açıkça ifade etti. Bir muhabir kendisine neden İran petrolünü istediğini sorduğunda, iş adamı olduğunu ve para kazanmak istediğini söyledi. Bu kendi ifadesidir. Trump, Venezuela’da denediği yöntemi İran’da da uygulamak istiyor. Planı, İran’ın petrol zengini bölgelerini ülkeden ayırmak, orada yeni bir devlet yapısı kurgulamak ve başına kendi belirlediği bir yöneticiyi atayarak enerji kaynaklarını doğrudan kontrol etmektir. Bahreyn’in bir zamanlar İran’ın bir eyaleti olduğunu ve İngilizler tarafından nasıl ayrıldığını hatırlayalım; şimdi benzer bir şeyi ABD yapmaya çalışıyor.”

Bu planın daha geniş bir jeopolitik stratejinin parçası olduğunu vurgulayan İzzedi, ABD’nin bu yolla küresel rakiplerini dizginlemeyi amaçladığını kaydetti:

“Bu yalnızca İran ile ilgili bir mesele değil; mesele İran’dan çok daha büyüktür. ABD’nin elinde Çin’e karşı kullanabileceği ciddi bir baskı unsuru yok. Çin’in elinde nadir toprak elementleri gibi stratejik kozlar var ama ABD’nin Çin’i zorlayabileceği bir alanı bulunmuyor. Eğer Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki enerji akışını, özellikle de İran petrolünü kontrol altına alırlarsa, Çin’i her sıkıştırmak istediklerinde petrol akışını keserek devasa bir baskı kurabilirler. Rusya’dan başlayıp Doğu Asya’ya uzanan kuzey güney koridoru da İran’dan geçiyor. ABD, düşüşe geçen bir güç olarak bu kritik bölgeyi domine ederek bu süreci tersine çevirmeye çalışıyor.”

“Hizbullah Lübnan’ın bağımsızlık gücüdür”

Mülakatın Lübnan ve Hizbullah’a ayrılan bölümünde, İzzedi bölgedeki direniş gruplarının niteliğine dair yerleşik batılı anlatıları eleştirdi.

Hizbullah’ın İran’ın bir vekil gücü olduğu yönündeki iddiaları “büyük bir hata” olarak tanımlayan İzzedi, örgütün Lübnan toplumunun içinden doğan, yerli ve milli bir yapı olduğunu vurguladı:

“Lübnan halkı onurlu, kadim bir tarihe sahip ve çok güçlü bir halktır. Hizbullah’ı sadece İran’dan emir bekleyen bir yapı olarak görmek, Lübnan halkının iradesini yok saymaktır. Karşılarında F-35 uçaklarına sahip, nükleer silahlı dünyanın en güçlü ordularından biri var ve bu genç insanlar bu sofistike orduyu geri püskürtüyor. Bu muazzam bir başarıdır. İsrail, bölgede güçlü bir hükümet istemiyor; Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerin endişesi de budur. İsrail zayıf devletler yaratarak bölgeyi kendi hegemonyası altına almak istiyor. Hizbullah olmasaydı, Lübnan ordusu tek başına ülkeyi savunacak güçte olmadığı için bugün Lübnan’ın yarısı işgal edilmiş olurdu.”

İzzedi, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasındaki görüş ayrılıklarının Lübnan’ın kendi iç meselesi olduğunu belirterek, İran’ın bu süreçlere müdahale etmekten kaçındığını dile getirdi. Suriye üzerinden giden yardım hatlarının kapandığını ancak Hizbullah’ın kendi finansmanını ve üretim tesislerini yönetebilecek kadar deha sahibi insanlardan oluştuğunu ekledi.

Yaptırımlar ve ABD Kongresi: “İşgal altındaki topraklar”

İran ekonomisini felç eden yaptırımların kaldırılması ihtimaline dair görüşlerini paylaşan İzzedi, ABD siyasetindeki İsrail etkisine dikkat çekti. ABD Kongresi’nin bağımsız kararlar alamadığını savunan İzzedi, şu analizi yaptı:

“ABD’de yürütme erki ile İran arasında ne tür bir anlaşma olursa olsun, Kongre’nin bunu onaylaması gerekiyor. Ancak ABD Kongresi, bir anlamda İsrail tarafından işgal edilmiş bir bölge gibidir. Netanyahu oraya gittiğinde, hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından ABD Başkanı’ndan daha fazla alkışlanıyor. Netanyahu’nun rızası olmadan hiçbir yaptırımın kaldırılmasına izin verilmez. Yaptırımların kaldırılmadığı bir senaryoda ise İran’ın masaya oturması için bir teşvik unsuru kalmıyor. Trump döneminin sonuna kadar barışın sağlanamayacağı, çatışma riskinin hep masada kalacağı bir süreç bizi bekliyor.”

İran’daki yönetim değişikliği ve Mücteba Hamaney dönemine dair beklentilere de değinen İzzedi, Batı medyasındaki “daha sertlik yanlısı yönetim” tanımlamalarını yorumladı. Yeni kadroların daha genç, enerjik ve tavizsiz olduğunu belirten Profesör İzzedi, şu ifadeleri kullandı:

“İran’daki yeni liderlik kadrosu, ülkelerinin Amerikan ve İsrail bombalarına kurban gitmesine izin vermeyecek kadar kararlı. Önceki yönetimler daha temkinliydi ancak o itidalli isimlerin birçoğu artık hayatta değil. Trump, İran’da rejim değişikliği yaptığını iddia ederek milyarlarca dolarlık askeri harcamayı ve kayıpları meşrulaştırmaya çalışıyor ama bu sadece bir hitabetten ibaret. İran’da halkın iradesi esastır. Bizde seçimler yapılıyor; bazen reformcular, bazen muhafazakarlar kazanıyor. Halkın genel eğilimi, ABD’nin dayatmalarına boyun eğmemek yönündedir.”

İzzedi, İran’ın savunma sanayiini yer altına taşıdığını, iki yıldır olası bir büyük savaşa hazırlandığını ve fabrikalarının bombalanması durumunda bile füze üretimine devam edebilecek kapasiteye ulaştığını belirtti.

İsrail ve ABD’nin okulları, hastaneleri ve demiryollarını bombalayarak etik hiçbir sınır tanımadığını söyleyen İzzedi, İran’ın her türlü senaryoya karşı dirençli olduğunu vurguladı.

Filistin için “Tek Devletli Çözüm” önerisi

Mülakatın sonunda bölgedeki kronikleşmiş sorunun çözümüne dair vizyonunu paylaşan İzzedi, iki devletli çözümün artık gerçekçi olmadığını kaydetti.

Güney Afrika modelini örnek gösteren İzzedi, önerisini şöyle temellendirdi:

“Eğer demokrasi gerçekten iyi bir şeyse, neden bunu Filistinlilere vermiyoruz? ‘Bir insan, bir oy’ prensibi uygulanmalıdır. Bugün İsrail istihbarat raporları bile bölgedeki Filistinli nüfusun çoğunlukta olduğunu kabul ediyor. Gerçek bir seçim yapıldığında Netanyahu başbakan olamaz; bir Filistinli başbakan olur. Tıpkı Güney Afrika’daki beyazların bir kısmı gibi, Yahudi nüfusu da orada kalabilir, işlerini yapabilir ama bu Filistinli bir başkan yönetiminde olur. ABD’deki genç nesil arasında Filistin’e destek hızla artıyor. Harvard Üniversitesi’ndeki anketler 18-24 yaş arası gençlerin çoğunluğunun Filistin’i desteklediğini gösteriyor. ABD’nin İsrail’e desteği azaldığında, İsrail diye bir yapı kalmayacaktır.”

Profesör Fuad İzzedi, konuşmasını İran halkının barış istediğini ancak bunun egemenlik haklarından ve enerji kaynaklarından vazgeçmek anlamına gelmediğini belirterek tamamladı.

Bölgedeki gerilimin Trump’ın görev süresi boyunca yüksek kalmaya devam edeceği ve yaptırım delme ağı gibi mekanizmalarla İran’ın direnç göstermeyi sürdüreceği öngörüsünü paylaştı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version