Dünya Basını

Ray Dalio, küresel borç ve yapay zeka balonuna karşı uyardı

Yayınlanma

Bloomberg televizyonuna konuk olan Bridgewater Associates Kurucusu Ray Dalio, küresel ekonomiyi şekillendiren para politikaları, bütçe açıkları, jeopolitik riskler ve yapay zeka teknolojilerindeki ‘spekülatif köpükleri’ değerlendirdi. ABD ekonomisinin bütçe dengesizliği nedeniyle geri dönüşü olmayan bir borç sarmalına girdiğini belirten ünlü milyarder, tahvil piyasalarında ve jeopolitik arenada yaşanabilecek olası krizlere karşı kritik uyarılarda bulundu.

Bloomberg televizyonuna konuk olan dünyanın en büyük serbest fonlarından Bridgewater Associates’ın kurucusu ve milyarder yatırımcı Ray Dalio, küresel ekonomiyi derinden sarsan beş temel güce ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bloomberg sunucusu Frae’nin sorularını yanıtlayan ünlü finansçı; para ve borç dinamikleri, içsel düzen ve düzensizlik, küresel güç çatışmaları, doğa olayları ve teknolojik dönüşümün küresel piyasaların geleceğini nasıl şekillendirdiğini ayrıntılı şekilde analiz etti.

Dalio, özellikle ABD’nin mevcut mali politikalarının sürdürülemez bir borç sarmalı yarattığına dikkat çekerek, ülkenin geri dönüşü olmayan bir finansal eşiği çoktan aştığını iddia etti.

Bloomberg sunucusu Frae’nin, ABD hükümetinin 7 trilyon dolarlık devasa harcamasına karşılık yalnızca 5 trilyon dolarlık bir vergi gelirine sahip olduğunu hatırlatması ve bu durumun kaçınılmaz bir krizi beraberinde getirip getirmeyeceğini sorması üzerine Ray Dalio, bu dengesizliğin mutlak bir krizle sonuçlanacağını vurguladı.

ABD’nin mali açıdan kritik sınırı geride bıraktığını ifade eden Dalio, bu durumu tıp dünyasından bir örnekle açıkladı.

“Geri dönüşü olmayan noktayı çoktan geçtik”

Milyarder yatırımcı, “Evet, geri dönüşü olmayan noktayı çoktan geçtik. Buradaki dinamik, borç ödemelerinin devlet harcamalarını sıkıştırmaya başlamasıyla ilgilidir. Bu durum, tıpkı dolaşım sistemindeki damar plaklarının birikerek kan akışını engellemesine benzer. Borçların ekonomideki nakit akışını sıkıştırması da tamamen aynı türden bir olaydır ve bu süreç matematiksel olarak ölçülebilir. Şu anda bu tıkanıklığın yaşandığına bizzat şahit oluyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD bütçesindeki yüksek açığın tahvil piyasalarında doğrudan bir arz ve talep dengesizliği yarattığını kaydeden Dalio, bütçe açığının kapatılabilmesi için sürekli yeni tahvillerin ihraç edilerek satılması gerektiğini belirtti.

Yatırımcıların tahvilleri artık kötü bir yatırım aracı olarak görmeye başladığını vurgulayan Bridgewater Associates Kurucusu, “Bütçe açığı demek, sürekli yeni devlet tahvillerinin satılması gerektiği anlamına gelir. Bu da piyasada çok ciddi bir arz-talep sorunu yaratır. Tahvil piyasasında bu durumun gerçekleştiğini zaten görüyoruz. Tahviller uzun süredir kötü bir yatırım seçeneği haline geldi, faiz oranları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluştu ve borçlanma ihtiyacı daha da arttı. Küresel ekonomiyi şekillendiren beş faktörden biri olan bu dinamik şu an fiilen işliyor” dedi.

Dalio, kamuoyunun bu tehlikeyi sanki tarihte daha önce hiç yaşanmamış bir durum gibi ele almasından yakındı ve insanların, damarlardaki plak birikimi gibi yavaş yavaş büyüyen bu riski ve maruz kaldıkları tehlikeyi tam olarak idrak edemediğini sözlerine ekledi.

Özellikle ABD’deki siyasi takvime işaret eden ünlü yatırımcı, ekonomi açısından son derece kırılgan bir döneme girildiğini öne sürdü. Dalio, “Özellikle ara seçimlerin sonrasından başlayıp başkanlık seçimi öncesine kadar uzanan dönemi mali açıdan olağanüstü kırılgan bir süreç olarak görüyorum. Çünkü bu dönemde borç sorunu ile vergiler başta olmak üzere pek çok alanı doğrudan etkileyecek şiddetli bir siyasi çatışma ortamı bir araya gelecek” öngörüsünde bulundu.

Piyasalarda bu kırılmanın ne zaman ve ne şekilde belirginleşeceğine dair ipuçları da veren Dalio, kriz anının yaklaştığını gösteren işaretleri tarihsel perspektiften aktardı.

Tahvil piyasasındaki kırılmanın hem piyasa hareketlerinden hem de doğrudan getiri eğrilerinden okunabileceğini belirten Ray Dalio, kısa vadeli faizlerin yapay şekilde aşağıda tutulmaya çalışılmasına rağmen uzun vadeli tahvil faizlerinin hızla yükseldiğine dikkat çekti.

Dalio, “Şu anda bu durumun bazı işaretlerini zaten görüyoruz. Buna paralel olarak ABD dolarında bir zayıflama yaşanıyor; altın ve diğer alternatif varlıklara doğru belirgin bir yönelim gerçekleşiyor” değerlendirmesini yaptı.

Uzun vadeli faizlerdeki yükselişin hisse senedi piyasasını da kaçınılmaz olarak baskılayacağını belirten Dalio, hisse senetleri yükselirken tahvillerin değer kaybetmesinin, hisse senetlerinin gelecekteki tahmini getirilerini tahvillerin getirilerine kıyasla oldukça düşük bir seviyeye gerilettiğini ifade etti.

“Bir kişinin borcu, başka bir kişinin varlığıdır”

Bu faiz baskısının hisse senedi piyasası üzerinde ciddi bir daralma yaratacağını dile getiren Dalio, merkez bankalarının böyle bir senaryoda çaresiz kalacağını savundu.

Ünlü finansçı, “Bu durum, Federal Rezerv veya herhangi bir merkez bankasının kolayca yönetemeyeceği klasik bir ekonomik dinamiktir. Çünkü piyasa hızla stagflasyonist bir ortama doğru sürüklenecektir” uyarısında bulundu.

Yaşanan stagflasyonist süreçle mücadele eden Fed’in sıkılaştırma ve gevşeme politikaları arasında sıkışıp kaldığını belirten Dalio, bu ekonomik açmazın toplumsal sınıflar üzerinde çok farklı etkiler yarattığını vurguladı.

Servet eşitsizliğinin zirve yaptığı bir ekonomide, hisse senedine sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki uçurumun derinleştiğini ifade eden Dalio, bu durumun çok büyük siyasi yansımaları olacağını kaydetti.

Mevcut ABD yönetiminin faiz indirimleri konusundaki açık taleplerine değinen Bloomberg sunucusu Frae, bağımsızlık vurgusu yapan yeni Fed Başkanı Kevin Warsh’un tarih boyunca merkez bankası başkanlarını sınayan tahvil piyasası tarafından büyük bir teste tabi tutulup tutulmayacağını sordu.

Ray Dalio bu soruya, piyasanın kendi kuralları olduğunu hatırlatarak yanıt verdi:

“Elbette büyük bir test kapıda. Unutmamak gerekir ki, bir kişinin borcu aslında başka bir kişinin varlığıdır. Eğer bir tahvil yatırımcısına yeterince yüksek bir reel getiri sunmuyorsa, o tahviller piyasada takdir görmez. İnsanlar bir tahvili neden portföyünde tutar? Sadece reel bir getiri elde etmek için. Dolayısıyla günün sonunda o tahvile sahip olup olmayacağına bizzat piyasanın kendisi karar verecektir.”

ABD’de Fed ile Hazine Bakanlığı’nın borç servis maliyetlerini düşük tutmak adına ortak hareket ettiği ve merkez bankasının bağımsızlığının fiilen aşındığı 1930’lu yıllara benzer bir döneme girilip girilmediği yönündeki soruyu yanıtlayan Dalio, gidişatın tam olarak bu yönde olduğunu doğruladı.

Bu süreci daha önce parasal genişleme dönemlerinde de defalarca tecrübe ettiklerini belirten Dalio, şu ifadeleri kullandı:

“Kesinlikle tam olarak bu tür bir geleceğe doğru ilerliyoruz. Finansal baskılama adı verilen bu yöntemin temel amacı, doğrudan varlık alımları ve benzeri müdahalelerle tahvil getirilerini yapay bir şekilde aşağı çekmektir. Hatta bazen paranın ülke dışına kaçmasını engellemek için döviz kontrolleri ve sermaye kısıtlamaları gibi tedbirlere de başvurulur. Buradaki yegane hedef, reel faiz oranlarını zorla düşük seviyelerde tutmaktır.”

Finansal baskılama süreçlerine genellikle devlet gelirlerini artırmak amacıyla yüksek vergiler ve yüksek enflasyon oranlarının eşlik ettiğini anlatan Dalio, paranın değerini korumak için alternatif alanlara kaçmaya çalışacağını söyledi.

Tarihsel örneklere atıfta bulunan milyarder yatırımcı, “Böyle dönemlerde paranın başka yatırım araçlarına yönelmesini engellemek için geçmişte altının yasadışı ilan edildiğini, döviz kontrollerinin devreye sokulduğunu gördük. Şu an için işlerin o kadar uç noktalara varacağını söylemiyorum ama önümüzdeki gerçek şu ki, tahvil piyasası ya insanları tatmin edecek düzeyde yüksek bir reel getiri sunarak temelden iyi bir yatırım olacak ya da piyasa bu şekilde manipüle edilerek tamamen cazibesiz hale getirilecek. Her iki senaryoda da tahviller görece cazibesini yitirecektir ve para kaçınılmaz olarak başka yönlere kayacaktır. Sistemin işleyiş mekanizması tam olarak budur” açıklamasında bulundu.

“ABD’nin artık bir savaşı göze alamayacağı çok açık”

Küresel ölçekte Hürmüz Boğazı’nın ABD için büyük bir risk oluşturduğunu çok erken dönemde dile getiren Dalio, bu durumun şu sıralar göz ardı edildiğini belirtti.

Bloomberg sunucusunun bu krizi 1956 yılındaki Süveyş Krizi’ne benzeterek, “Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesi durumunda ABD’nin de tıpkı o dönemin İngiltere’si gibi bir güven krizi yaşayıp yaşamayacağı” yönündeki sorusu üzerine Dalio, küresel güç dengelerindeki aşınmayı gözler önüne serdi.

Sürekli dünyayı gezdiğini ve küresel liderlerle görüştüğünü belirten Dalio, yakın zamanda Asya’da bir ay, Çin’de ise on gün geçirdiğini aktardı.

Dünya genelinde, ABD’nin başta Çin olmak üzere diğer büyük güçlerin baskılarına karşı koyup koyamayacağı ve müttefiklerini savunmak için bir savaşa girip giremeyeceği sorusunun yüksek sesle tartışıldığını ifade eden Dalio, “Asya’da görüştüğüm tüm liderler bana çok açık bir şekilde ABD’nin yeni bir savaşı göze alamayacağını söyledi. Çünkü Amerikan halkı yeni bir savaşın getireceği hayat pahalılığı yükünü omuzlamak istemiyor, askerlerinin ölmesini istemiyor ve her şeyin bir an önce hızlıca bitmesini arzuluyor. Ayrıca bir ülkenin gücü sınırlarının ötesine bu kadar çok taşmamalıdır. ABD aynı anda hem Ortadoğu’da hem de Asya’da nasıl savaşabilir? Gücünü ve kaynaklarını çok fazla dağıtıyor, sınırlarını aşırı zorluyor” dedi.

Bu küresel gerçeğin, Çin’e karşı yürütülen çevreleme politikasına güvenen aktörler için çok ciddi jeopolitik sonuçlar doğuracağını belirten Dalio, Tayvan konusunun sadece siyasi bir mesele olmadığını, doğrudan küresel yarı iletken ve mikroçip arzı ile ilişkili olduğunu vurguladı.

Çin hükümetinin elinde muazzam bir koz bulunduğunu söyleyen ünlü yatırımcı, “Örneğin Çin hükümeti tamamen kendi inisiyatifiyle Tayvan’a yönelik bir abluka kararı alabilir ve sadece bir hafta boyunca dünyaya mikroçip çıkışını durdurabilir. Piyasaya böyle bir sinyalin verildiğini hayal edin; tüm teknoloji sektörü, yapay zeka hisseleri ve diğer bütün piyasalar anında çökecektir. Hisse senedi piyasalarında devasa bir çöküş yaşanacaktır” şeklinde konuştu.

“Serveti harcayamazsınız, harcamak için onu paraya dönüştürmelisiniz”

Devasa askeri harcamalara, bütçe açıklarına ve yapay zeka alanındaki egemenlik yarışına değinen Bloomberg sunucusunun, Alphabet gibi devlerin borçlanma ve hisse senedi ihraçlarını 85 milyar dolara kadar çıkarmasının tahvil piyasasında diğer sektörleri dışlama etkisi yaratıp yaratmayacağı sorusunu yanıtlayan Dalio, büyük teknolojik devrimlerin her zaman spekülatif balonlar ürettiğini ifade etti.

Bu durumun kaçınılmaz olduğunu belirten Dalio, “Tarihteki tüm büyük teknolojik kırılmalar balonlar yaratmıştır. Çünkü hiç kimse bu yeni sürecin sınırlarını tam olarak doğru tahmin edemez. Pazar payı elde edebilmek için ya milyarlarca dolar harcamak ve aşırıya kaçıp kaçmadığınızı umursamamak zorundasınızdır ya da yeterince para harcamayıp pazar payınızı rakiplerinize kaptırırsınız. Yoğun rekabetin olduğu bu süreçler son derece belirsizdir” yorumunu yaptı.

İnsanların teknolojiye yatırım yapmak ile o teknolojiyi geliştiren şirketlerin hisselerini satın almayı birbirine karıştırdığını söyleyen Dalio, hisselerin aşırı pahalı olabileceğini ve bunun büyük bir risk barındırdığını belirtti.

Servet birikimi ile reel gelir arasındaki kritik farka değinen milyarder finansçı, kağıt üzerindeki servetin nasıl kolayca yaratılabildiğini somut bir örnekle açıkladı:

“Gelir ile serveti birbirinden kesin olarak ayırmak gerekir. 1 milyar dolar değerlemeye sahip bir şirket için 50 milyon dolar fon topladığınızda, bu durum kağıt üzerinde 1 milyar dolarlık bir varlık olarak kaydedilir ve siz bir anda milyarder olursunuz. Oysa sisteme giren gerçek nakit sadece 50 milyon dolardır. Gerçek şu ki, serveti doğrudan harcayamazsınız. Serveti harcayabilmek için önce onu satıp paraya dönüştürmeniz gerekir; çünkü piyasada sadece para harcanabilir. Dolayısıyla, mevcut para miktarına kıyasla kağıt üzerinde çok fazla servet biriktiğinde sistem ciddi bir kırılganlık kazanır. İnsanlar sahip oldukları bu serveti nakit paraya dönüştürmek istediğinde ise o spekülatif balonlar kaçınılmaz olarak patlar.”

Spekülatif balonların patlamasını tetikleyen unsurların genellikle borç sorunları veya servet vergisi gibi uygulamalar olduğunu belirten Dalio, hükümetlerin servet vergisi getirmesi durumunda varlık sahiplerinin bu vergileri ödeyebilmek için ellerindeki varlıkları satıp nakit paraya dönüştürmek zorunda kalacağını anlattı.

Dalio, üretkenlik artışı sağlayan mucizevi teknolojilerin uzun vadede verimliliğe büyük katkı sunduğunu kabul etmekle birlikte, bu sürecin toplumsal sınıflar arasındaki servet uçurumunu dramatik biçimde büyüteceğine dikkat çekti.

Nüfusun çok küçük bir kesiminin inanılmaz bir refah düzeyine ulaşacağını, büyük bir çoğunluğun ise bu sürecin tamamen dışında kalacağını ifade eden ünlü yatırımcı, siyaset kurumunun bu sorunları çözmek için ortak bir paydada buluşabileceği konusunda hiç de iyimser olmadığını kaydetti.

Teknolojik gelişmelerin ve piyasadaki köpüğün nihayetinde büyük bir balon patlamasıyla sonuçlanacağını öngören Dalio, balonları ölçmek için kendi geliştirdiği özel göstergeler olduğunu aktardı.

Dalio, “Bir balonun varlığını ölçebiliriz. Elimde piyasadaki aşırı sahiplenme oranlarını, yatırımcı duyarlılığını ve diğer dinamikleri izleyen pek çok gösterge var. Şu anda bu göstergelerin, henüz tamamen aynı noktada olmasak da, 2000 yılındaki teknoloji balonu ve 1929 yılındaki büyük çöküş seviyelerine oldukça yaklaştığını görüyoruz” dedi.

Bir balonun oluşumu ile onun patlaması arasında iki farklı aşama olduğunu belirten Dalio, patlamanın genellikle borç krizlerinde olduğu gibi nakit ihtiyacı nedeniyle varlıkların zorunlu olarak satılmasıyla tetiklendiğini anlattı.

Japonya’daki varlık balonu, 1929 çöküşü ve 2000 yılındaki teknoloji balonu örneklerinin tamamında, sürecin sonsuza kadar süremeyeceğini anlayan merkez bankalarının para politikasını sıkılaştırmasının rol oynadığını belirten milyarder yatırımcı, “Piyasa zamanlamasını doğru yapabilmek için hem balonun yapısını anlamak hem de o balonun patlama anını, yani servetin nakit paraya dönüştürülme ihtiyacını iyi gözlemlemek gerekir. Süreç, arkasındaki teknoloji ne kadar harika olursa olsun, tam olarak bu döngüyü izlemektedir” diyerek sözlerini tamamladı.

Dalio, kendi kurduğu aile ofisinde de bu analiz yöntemlerini ve göstergeleri aktif olarak kullandıklarını belirtti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version