Dünya Basını
Robert Kagan: İran savaşı İsrail’i ABD için stratejik bir yüke dönüştürüyor
Brookings Enstitüsü kıdemli uzmanı Robert Kagan, İran ile tırmanan savaşın ABD’yi bir “stratejik bataklığa” sürüklediği ve İsrail ile olan ilişkinin artık bir yük haline gelmeye başladığı uyarısında bulundu. Savaşın 16. gününde Bill Bristol’a konuşan Kagan, Washington’ın müttefiklerini kaderine terk ederek Rusya ve Çin’in elini güçlendirdiğini, içeride ise savaşı muhalefeti ezmek için bir araç olarak kullanabileceğini belirtti.
Amerikalı tarihçi, dış politika analisti ve eski ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland’ın eşi olan Robert Kagan, The Bulwark YouTube kanalında Bill Bristol’e konuk olarak İran ile yürütülen savaşın 16. gününde yaptığı değerlendirmelerde, Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ortaklığın doğasını ele aldı.
Kagan, İsrail’in bölgedeki rolünün ABD için bir kazançtan ziyade bir bataklığa dönüşmeye başladığını vurguladı. Mevcut durumu çarpıcı bir benzetmeyle açıklayan Kagan, “İsrail’in İran’a karşı mücadelede müthiş bir müttefik olduğunu söylemek, Güney Vietnam’ın Kuzey Vietnam’a karşı savaşta harika bir müttefik olduğunu söylemeye benziyor. Evet, öyleydi ama biz zaten oraya Güney Vietnam’ı savunmak için gitmiştik” diye konuştu.
Kagan’a göre, günün sonunda İran, ABD’den ziyade İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Analist, İsrail’in ABD üzerindeki nüfuzunu kullanarak bölgede hegemonik bir hakimiyet kurduğunu ancak bunun sürdürülebilir olmadığını belirtti.
“İran’daki rejimin devrildiğini, Lübnan ve Gazze’ye müdahale edildiğini varsayalım. İsrail bunu ABD olmadan sürdürebilir mi?” sorusunu soran Kagan, Washington’ın bölgedeki askeri varlığını uzun vadeli ve kalıcı bir yapıya dönüştürmemesi halinde İsrail’in konumunun sarsılacağını kaydetti.
Trump’ın önündeki yol ayrımı
Savaşın geleceğinin belirsizliğini koruduğunu ifade eden Kagan, ABD Başkanı Donald Trump’ın önünde kritik bir tercih bulunduğunu vurguladı.
Kagan, “Trump ya Wall Street Journal gibi mecraların önerdiği üzere bu sorunu tamamen çözmek için tüm gücüyle bölgeye yerleşecek ya da bir şekilde zafer ilan edip oradan kaçmanın yolunu bulacak” dedi. Ancak Kagan, her iki seçeneğin de büyük riskler barındırdığının altını çizdi.
Analist, tam bir askeri harekatın devasa ve uzun vadeli bir Amerikan askeri taahhüdü gerektirdiğini, içeri girip hemen çıkmanın mümkün olmadığını belirtti.
Kagan, “Trump kararını verene kadar savaşın nasıl sonuçlanacağını bilmemiz mümkün değil. Ancak bu karar verilmeden önce bile dünyanın geri kalanında ciddi sarsıntılar yaşanmaya başladı” ifadesini kullandı.
Kagan’a göre bu savaş, ABD ile geleneksel müttefikleri arasına, hem Avrupa’da hem de Asya’da daha önce görülmemiş derinlikte bir kama soktu.
Avrupa için stratejik bir felaket
Kagan, İran ile savaşın Avrupa için “stratejik bir felaket” olduğunu vurguladı. Avrupalıların en büyük varoluşsal tehdit olarak İran’ı değil, Rusya’yı gördüğünü hatırlatan Kagan, savaşın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e hayat öpücüğü verdiğini iddia etti.
Kagan, “Petrol fiyatlarının fırlaması, Trump’ın G7 liderlerinin oybirliğiyle karşı çıkmasına rağmen Rusya’ya yönelik yaptırımları kaldırmasıyla birleşince, Putin’in savaş kasasına on milyarlarca dolar girdi. Rusya ekonomik olarak dar boğazdayken bu hamle ona muazzam bir zaman kazandırdı” dedi.
Savaşın Ukrayna üzerindeki etkilerine de değinen Kagan, Amerikan kuvvetlerinin beklenmedik bir hızla mühimmat stoklarını tükettiğini belirtti.
Özellikle Ukrayna’nın şehirlerini Rus saldırılarından korumak için hayati önem taşıyan Patriot füzeleri ve diğer önleyici sistemlerin İran cephesine kaydırıldığını ifade eden Kagan, “Bu durum hem Rusya’ya yardım ediyor hem de Ukrayna’ya zarar veriyor” diye konuştu.
Kagan ayrıca, Trump yönetiminin Avrupa’nın güvenlik çıkarlarını zerre kadar umursamadığını, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi müttefiklerin bile savaş öncesinde bilgilendirilmediğini ekledi.
Asya cephesinde ise Japonya’nın durumunun kritik olduğunu belirten Kagan, Tokyo’nun petrol ihtiyacının yüzde 95’ini Ortadoğu’dan karşıladığını ve bunun yüzde 70’inin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini hatırlattı. Kagan, “Japonlar da tıpkı Avrupalılar gibi danışılmadı. Yeni başbakan bu krizin Japon çıkarlarına vurduğu darbeden dolayı oldukça öfkeli” dedi.
Kagan, ABD’nin İran operasyonu için Batı Pasifik’teki askeri kapasitesini zayıflattığına dikkat çekti.
Çin’in Tayvan’a olası bir saldırısına karşı bölgede caydırıcı rol oynayan 31. Deniz Piyade Sefer Birliği ve Tripoli Amfibi Hazır Grubu gibi kritik birimlerin Ortadoğu’ya gönderildiğini belirten analist, bu durumun Pekin tarafından yakından izlendiğini kaydetti. Çin’in bu savaştan cesaret alabileceğini savunan Kagan, “ABD, çok daha küçük bir güç olan İran’ı bile hızlıca alt edemezken ve bu uğurda Pasifik’teki güçlerini çekerken, Çin neden endişelensin?” sorusunu yöneltti.
“Körfez ülkeleri yanlış takımda olup olmadıklarını sorguluyor”
Basra Körfezi ülkelerinin savaşa baştan beri karşı olduğunu ifade eden Kagan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin ABD’nin kendilerini koruma kabiliyetini sorgulamaya başladığını belirtti.
Kagan, “Körfez ülkeleri İran ile bir şekilde geçinmenin yolunu bulmuşlardı. Şimdi ise Amerikan saldırıları nedeniyle hedef haline geldiler ve petrol gelirlerini kaybediyorlar” dedi.
Bölgedeki yatırımların ve turizmin savaştan ağır darbe aldığını kaydeden Kagan, BAE’nin Dubai’deki İran İHA saldırılarının hasarını fotoğraflayan yabancıları tutukladığına dikkat çekti.
Kagan, “Bunu yapıyorlar çünkü Dubai’nin riskli bir yer olarak görülmesini istemiyorlar. Yatırımcıların ve turistlerin kaçmasından korkuyorlar. ABD bu savaşı başlattı ama müttefiklerini korumayı başaramadı” diye konuştu.
Analist, bu durumun Körfez ülkelerini Çin ile daha yakın bir ortaklığa itebileceği uyarısında bulundu.
Kagan, Bush yönetimi ile Trump yönetimi arasındaki en büyük farkın “sorumluluk bilinci” olduğunu savundu. Colin Powell’ın ünlü “Pottery Barn” kuralına (Kırdıysan, sahibisin) atıfta bulunan Kagan, George W. Bush’un Irak’ta arkasında sürdürülebilir bir düzen bırakma sorumluluğunu hissettiğini, ancak mevcut yönetimde bu anlayışın bulunmadığını belirtti.
Kagan, “Trump’ın ‘fısıldayıcısı’ konumundaki Lindsey Graham, açıkça ‘Eğer kırdıysan, sahibi değilsindir’ dedi. Bu, orayı darmadağın edip çekip gidebiliriz anlamına geliyor. Dünya da tam olarak bunu yapacağımızı düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Kagan, İran’da rejimin devrilmesi durumunda bile bölgenin kendiliğinden istikrara kavuşmayacağını, ABD’nin orada kalıcı bir rol oynamaya niyetli olup olmadığının hayati önem taşıdığını vurguladı.
Savaşın ABD iç siyasetine yansımaları
Analizinin sonunda savaşın ABD iç siyaseti üzerindeki karanlık gölgesine değinen Kagan, Trump’ın savaşı kasıtlı olarak seçim sürecine kadar uzatabileceği endişesini paylaştı. Kagan, savaş halinin muhalefeti susturmak için bir “silah” olarak kullanılabileceğini belirtti.
Kagan, “Brendan Carr’ın, yönetimin hoşuna gitmeyen haberler yapan kuruluşların lisanslarını inceleme tehdidini gördük. Pete Hegseth, hazırlıksız olduğumuzu söyleyen haberleri ‘vatanseverlik dışı’ ve ‘yalan haber’ olarak nitelendiriyor” dedi.
Savaşın, Steven Miller gibi isimlere içeride otoriteyi konsolide etmek için fırsatlar sunabileceğini kaydeden Kagan, “Savaş karşıtı protestoların ‘yerli terör’ olarak yaftalanması işten bile değil. Trump, yabancı bir savaşın iç siyasi amaçlar için ne kadar kullanışlı olduğunu keşfeden ilk lider olmayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Kagan, konuşmasını “ABD muazzam bir güç kullandı ama bu gücü elde edilen kazanımları sürdürmek için orada tutmaya niyetli mi? Eğer değilse, Birinci Dünya Savaşı sonrası olduğu gibi, çok daha büyük bir felakete davetiye çıkarıyoruz demektir” sözleriyle tamamladı.