Söyleşi

Rus stratejist Vasily Kashin: Rusya’da küreselci seçkinler tasfiye edildi

Yayınlanma

Vasily Kashin , Rusya’nın prestijli üniversitelerinden Moskova Yüksek Ekonomi Okulu (HSE) Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Direktörü. 1973 yılında Moskova’da doğan Kashin, daha önce Valday Tartışma Kulübü ve Carnegie Endowment for International Peace gibi önde gelen düşünce kuruluşlarında çalışmalar yürüttü. Hem Batı’yı çok iyi bilen bir akademisyen, hem de Rusya’nın önde gelen Çin uzmanları arasında sayılıyor. Sözlerinin ağırlığını doğru değerlendirmek için son bir nokta: Kashin son zamanlarda Amerikalılarla yürütülen “track two” diplomasi adı verilen heyetlerin görüşmelerinde yer alan isimlerden.

Rusya’nın Batı ile ilişkilerinde geri dönülmez bir kırılma yaşandığını belirten Kashin, 2014’ten önceki ilişki modelinin tamamen sona erdiğini belirtiyor. Bu eski düzeni, Rusya’nın ucuz kaynak sağlayıp elde ettiği geliri Avrupa ekonomisine yatırdığı, karşılığında ise siyasi söz hakkı alamadığı ve teknolojiye erişim gibi alanlarda ayrımcılığa uğradığı “neo-kolonyal” bir yapı olarak tanımlayan Kashin, bu sistemin artık mümkün olmadığını vurguluyor.

Kashin, Ukrayna’daki savaşın en önemli sonucunun toprak kazanımlarından ziyade, Rusya içindeki “küreselci ve Avrupa yanlısı” elitlerin tasfiyesi olduğunu ve bu sayede ülkenin bağımlılık ilişkisinden kurtulduğunu savunuyor. Kashin, Rusya’nın Avrupa Birliği ile ilişkilerinin geleceğine dair hiçbir umut görmediğini ve bu ilişkilerin düzelmemesi gerektiğini ifade ederken, ABD ile diyaloğa ise şartlı bir kapı aralıyor.

Harici Medya’yı Moskova’da çalıştığı üniversitede kabul eden Vasily Kashin, Tunç Akkoç ve Mehmet Kıvanç’ın sorularını yanıtladı:

Genel olarak Batı ile olan ilişkilerden başlayalım. Batı’yı tek bir blok olarak mı görüyorsunuz, yoksa ABD’yi Avrupa’dan farklı mı değerlendiriyorsunuz? Batı ile Rusya arasındaki ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu ilişkilerin ileride yeniden eski haline dönmesi mümkün mü?

Öncelikle şunu söyleyeyim: ABD’de yaşanan son derece derin iç siyasi değişimden sonra Batı’yı artık tek bir bütün olarak görmek mümkün değil. Aynı anda Avrupa Birliği içinde de birçok süreç yaşanıyor. Zira büyük Avrupa ülkelerinin birçoğu şu anda ciddi iç siyasi krizlerle boğuşuyor. Özellikle Fransa’da kabineler sık sık değişiyor, cumhurbaşkanı pek popüler değil ve benzeri sorunlar var. Almanya’da da aynı durum geçerli. Yani hepsi eşzamanlı iç siyasi krizler yaşıyor ve sonuçlar ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.

Bence 2022’den önceki, hatta 2014’te Kırım’dan önceki dönemde Batılı ülkelerle sahip olduğumuz ilişkilere kesinlikle geri dönüş olmayacak. O dönemin ilişki modeli, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki belirli bir siyasal iktisadi modele dayanıyordu. Bu model, halkın büyük çoğunluğu tarafından ülkenin gelişimi açısından son derece olumsuz ve meşruiyeti olmayan bir yapı olarak görülüyordu. O siyasal iktisadi modelde Rusya, başlıca enerji kaynakları ve diğer doğal kaynakların ihracatçısıydı. Sürekli büyük dış ticaret ve cari fazla veriyor, bu devasa gelirleri -her yıl onlarca milyar doları- özellikle Avrupa Birliği ekonomisine yatırıyordu. Yani biz onlara ucuz kaynak sağlıyor, kazancımızın büyük kısmını onların ekonomisine yatırıyor, karşılığında hiçbir şey alamıyorduk. Avrupa siyasetinde söz hakkımız hiç yoktu. Üstelik ağır bir ayrımcılıkla karşılaşıyorduk. Teknolojiye, pazarlara ve yatırıma erişim konusunda bize ciddi ayrımcılık uygulanıyordu.

2000’lerdeki Rusya’yı Çin’le karşılaştırırsak; o dönemde Çin hâlâ güçlü korumacılığa sahip komünist bir ülkeydi ama Avrupa varlıklarını satın almakta neredeyse hiçbir engelle karşılaşmıyordu. Örneğin yüksek teknoloji şirketlerini rahatlıkla satın alabiliyorlardı. Bugün bile Volvo ve Saab gibi büyük otomobil üreticilerini kontrol ediyorlar. Rusya benzer bir şey yapmaya çalıştığında, örneğin 2000’lerde Alman otomobil üreticisi Opel’i satın almak istediğinde, bu girişim tamamen siyasi nedenlerle engellendi. Oysa Rusya’nın amacı teknolojiye erişimi artırmak ve ülke içinde otomotiv sektörünü geliştirmekti. Bunun gibi başka pek çok örnek de yaşandı.

“Rusya’da küreselci ve Avrupa yanlısı seçkinler tasfiye edildi”

Yani bu ilişki Rusya için baştan sona kötü bir anlaşmaydı. Ve bunun temelinde, Avrupa’yla bu tarz ilişkileri savunan Rus seçkinlerinin çok yıkıcı ve yozlaşmış bir kesiminin etkisi vardı. Genel hatlarıyla söylemek gerekirse, 2014’te başlayıp 2022’de tırmanan Ukrayna savaşının başlıca sonucu, Rus siyasi ve iş dünyası seçkinlerinin daha küreselci ve Avrupa yanlısı kesiminin tasfiye edilmesidir. Özellikle 2022’deki savaş, Rusya’da iktidar ve servetin büyük ölçekte yeniden dağılımına yol açtı. Rus iş dünyasındaki bu küreselci kesime ya da Avrupalı şirketlere ait yüz milyarlarca dolar değerindeki varlıklara ya el konuldu ya da sahipleri bunları çok düşük fiyatlarla satmaya zorlandı. Artık bunların kontrolü başka ellerde. Kimse Rusya-Avrupa ilişkilerinin yarı sömürgeci eski modeline geri dönmek istemiyor. Avrupa ile ilişkilerin eski hâline getirilmesine açıkçası ihtiyaç duymuyoruz.

Geçmiş yıllarda bazı Rus elitlerinin ilişkileri yönettiğini ya da yürüttüğünü belirttiniz. Bu kişiler hâlâ Rusya’da önemli pozisyonlarda mı?

Artık değiller. Temelde, burada haberleri izlerseniz, her ay, yıllardır Rusya’nın kimi bölgelerinin yaşamında önemli rol oynamış ve kayda değer varlıkları kontrol etmiş bir kişinin düşüşünü görürsünüz. Tipik örnek şu: Rusya’daki varlıkları yöneten, ama Avrupa’da kalıcı olarak yaşayan ve burada elde ettiği kârları Avrupa’da değerlendiren birini düşünün. Artık bu tür insanlara burada ihtiyacımız yok. Genellikle onları Rusya’daki varlıklarından mahrum bırakmak ve muhtemelen yıllar önce işledikleri bazı suçlardan haklarında dava açmak için tamamen yasal gerekçeler bulunuyor; böylece ülkemizden uzak tutuluyorlar. Bu kişilerin tasfiyesi, gerçekte mevcut çatışmanın temel sonucudur; Ukrayna’daki olası toprak değişiklikleri gibi gelişmelerden çok daha önemlidir.

ABD–Rusya ilişkilerine gelince… Alaska’daki görüşmeden sonra genel bir umut vardı diye düşünüyorum, ancak şimdiye kadar somut hiçbir şey olmadı. Şu anda tartışmalar yaptırımlar ve diğer konular üzerinde yoğunlaşıyor gibi görünüyor. ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin geleceğini nasıl öngörüyorsunuz?

Bence Rusya–ABD ilişkileri için hâlâ umut var. Rusya–Avrupa ilişkileri için ise kesinlikle hiç umut yok. Kötü kalacak ve öngörülebilir gelecekte asla iyileşmemesi gerekir. Rusya–ABD ilişkileri açısından umut olsa da Amerikan mantığını anlamamız lazım. Birkaç hedefleri var. Her şeyden önce, küresel üstünlük mücadelesini sürdürebilmek için Avrupa üzerindeki denetimlerini korumaları gerekiyor. Avrupa elitleri arasındaki siyaseti ustaca yürütmeleri gerekiyor. ABD içinde Donald Trump’ın itibarını güçlendirmeleri gerekiyor. Ayrıca Donald Trump’ın anlaşma yapma tarzına özgü bir mesele var: Müzakere ettiği herkesi sürekli baskı altında tutuyor. Koşulları ve yaklaşımını sık sık değiştirerek karşı tarafı psikolojik olarak sarsmayı amaçlıyor.

“Rusya’nın istediği bazı şartlar sağlanmadıkça savaş sürer”

Amerikalılar, Ukrayna savaşını bitirmeye ve Rusya ile ilişkilerini kısmen istikrara kavuşturmaya açıkça ilgi duyuyor. Bunun birkaç nedeni var. Bunlardan biri, Ukrayna’nın çok fazla kaynak tüketmesi. Parasal olarak yükün büyük kısmını Avrupalılar üstleniyor. Ama denklemin başka unsurları da var: Amerikan savunma sanayisinin üretim kapasitesi çok sınırlı, ABD’nin askerî kaynakları da öyle. Ayrıca Çin’le giderek derinleşen bir silahlanma yarışına giriyorlar ve bu yarışı şu anda kaybediyorlar; çünkü bugün dünyada Çin, ABD ile Japonya’yı birlikte açık ara geride bırakan, muhtemelen ABD, Japonya ve Almanya’nın toplamını da aşan bir numaralı sanayi süper gücü. Bu da dikkatlerini Pasifik’e yoğunlaştırmaları gerektiği anlamına geliyor. Ayrıca Rusya ile Çin arasındaki siyasi bağın zayıflatılmasıyla da ilgileniyorlar. Rusya’nın Çin’e asla karşı çıkmayacağını biliyor, ancak iki ülke arasında güvenlik iş birliğinin yoğunluğunu azaltmak istiyorlar.

Ve elbette işin başka bir yönü daha var. Ukrayna bu savaşı aslında giderek kaybediyor. Zaman geçtikçe Rusya ile müzakere koşullarının kötüleşeceği düşünülüyor. Bu yüzden şimdi yaptığı (Trump’ın), bizi mümkün olan en kısa sürede ve Rusya açısından pek de iyi olmayacak bir anlaşmaya zorlamak. Şu an geri döndüğü nokta, mevcut cephe hattı boyunca derhal ateşkes yapılması; Rusya bunu asla kabul etmez. Savaşın durması için Rusya bir dizi çok önemli askerî ve siyasî şartın yerine getirilmesini istiyor; buna Ukrayna’nın tarafsızlığı, gelecekteki Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine bazı sınırlamalar getirilmesi ve Ukrayna’nın iç politikasına ilişkin bazı koşullar dâhil. Örneğin Rusça ve Rus Ortodoks Kilisesi üzerindeki mevcut yasak ve kısıtlamalar kaldırılmalı. Bu şartlar sağlanmadıkça savaş sürer.

“Pazarlık yapmak değil bize bazı şartları dayatmak istiyorlar”

Şu andaki en büyük sorun, Amerikan tarafının baskı odaklı yaklaşımı nedeniyle somut ve kapsamlı müzakerelerin yürümemesi. Bu kadar karmaşık başlıkları konuşmaya başlamak için Ukrayna ve ABD ile birkaç “sepet”te müzakere heyetleri kurmak gerekir. Ateşkes bile konuşulacaksa, cephe hattı yaklaşık 2.000 km uzunluğunda; bu son derece teknik bir meseledir. Yüksek teknik ayrıntıları görüşecek askerî uzman ekiplerine ihtiyaç var, ama bu yapılmıyor. Gelecekteki güvenlik düzenlemelerini, hangi silahların nerede konuşlandırılabileceğini ele alacak ekipler gerekiyor; yine askerî uzmanlar. Siyasî konuları tartışacak hukuk ve siyaset uzmanlarından oluşan ekipler de gerekli. Bunların hiçbiri gerçekleşmiyor.

Şu an yalnızca en üst düzeyde, başkanların temsilcileri arasında çok genel çerçevede yapılan görüşmeler var. Bizimle ayrıntılı müzakereyi istemiyorlar, çünkü pazarlık yapmak değil bize bazı şartları dayatmak istiyorlar. Bu olmayacak. Yaptırımları artırabilirler; buna hazırız. Yaptırımlarla bizi istikrarsızlaştıramazlar. İşe yarayabilecek her şey zaten Biden yönetimi tarafından denendi. Askerî bir tırmanma olursa, nükleer çatışmaya kadar gidebilecek her tür tırmanmaya hazırız. Geri adım atmayacağız. Bir noktada Trump’ın bunu anlayacağını ve daha gerçekçi bir müzakere zemini oluşacağını düşünüyorum.

Senaryolardan biri şu, sizce bu gerçekçi mi? Sonunda Trump, ABD’nin Ukrayna’yı artık desteklemeyeceğini söylerse ama çatışma sürerse, ABD olmadan Avrupa’nın Ukrayna’daki angajmanı sürdürülebilir mi?

Trump’ın bu çatışmadan çekilme seçeneği olduğunu söylemeyi sevdiğini düşünüyorum. Bunu üzerimizde baskı kurmak için yapıyor. Gerçekte böyle bir seçenek yok. ABD, Ukrayna’ya para vermese bile bu savaşın başlıca aktörüdür. Örneğin Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin savaşma kapasitesi, Amerikan uydu keşif verilerine ve Amerikan haberleşme uydu altyapısına erişimlerine dayanıyor. Tüm komuta-kontrol sistemi Starlink’e erişimleri üzerine kurulu. Hedefleme imkânlarının tamamı, gerçek zamanlı sağlanan uydu keşfine ve Doğu Avrupa’da konuşlu, bu veri akışlarını Ukrayna ordusuna yönlendirmek için çalışan Amerikalı ekiplerin faaliyetlerine dayanıyor. Amerikan AWACS uçakları devriye gezip Ukraynalılara gerçek zamanlı radar verisi sağlıyor; bu, Ukrayna hava savunma sisteminin dayanıklılığında başlıca etmendir. Doğu Avrupa’da konuşlandırılmış çok sayıda Amerikan sinyal istihbaratı unsuru da Ukraynalılara veri akışları sağlıyor; bunların hepsi yüksek maliyetlidir. Ayrıca bu kapasitenin önemli kısmına Asya’da ihtiyaç var (Trump’ın). Savaş sürdükçe bunların hiçbirini Asya’ya kaydıramaz; çünkü o durumda savaş çabası çöker.

“Uzun vadede bu savaşı finanse edemezler”

Avrupalıların büyük mali kaynak sorunları var. Bu yüzden şimdi dondurulmuş Rus varlıklarını çalma seçeneğini tartışıyorlar. Sorun şu: eğer Rusya’nın egemen varlıklarını müsadere ederlerse, bu Avrupa’da varlık tutan diğer tüm ülkelerin davranışını etkiler; başta Orta Doğu ülkeleri ve Çin olmak üzere. İkinci olarak, Rusya içinde varlıkların büyük ölçüde yeniden dağılımı oldu ama bu süreç tamamlanmaktan çok uzak. Avrupalılar otuz yıldır Rusya’da varlık biriktirdiler. Miktar çok büyük. Tabii ki, bizden alabileceklerinin çok ötesinde. Biz bunlara basitçe el koyarız ve onlar bunları ilelebet kaybederler. Avrupa’ya etkiyi artırmak için fikri mülkiyet hakları gibi alanlarda da yaratıcı yollar düşünebiliriz. Yani büyük kayıp yaşarlar. Uluslararası yatırımcıların, özellikle Orta Doğu ve Doğu Asya ülkelerinin, gözündeki itibarları zedelenir ve biz bu zararı derinleştirmek için elimizden geleni yaparız. Bu yüzden hâlâ tereddüt ediyorlar.

Ama böyle yapsalar bile, Ukrayna’nın savunma faaliyetleri yalnızca önümüzdeki yıl için 120 milyar dolara ihtiyaç duyuyor. Ayrıca Ukrayna hükümetinin günlük işleyişini sürdürmek için de çok sayıda kaynağa gereksinim olacak. Biz de maliyeti artırmak için altyapıya yönelik bombardıman yürütüyor, baskıyı yükseltiyoruz. Neredeyse her büyük Avrupa ekonomisi borç krizi içinde; en dikkat çekeni bütçe felaketiyle karşı karşıya olan Fransa, kamu borcu her ay hızla artıyor. İtalya, İspanya, hatta Almanya da oldukça kötü durumda. Büyük miktarda harcama yapmak zorunda kalacaklar. Kaynaklarımıza el koysalar bile bu sorunu çözmez. Uzun vadede bu savaşı finanse edemezler ve bunu çok iyi biliyorlar. Bu yüzden baskıyı artırıp bizi derhal ateşkesi kabul etmeye zorlamaya çalışıyorlar.

“Trump’ın Türkiye’ye baskısı sonuç vermeyecek”

Sıradaki soru Türkiye hakkında. Özellikle son bir yılda Ankara’nın Batı’yla, özellikle Trump yönetimi ve ABD ile, ayrıca Avrupa Birliği’yle geliştirdiği ilişkiler dikkate alındığında Rusya–Türkiye ilişkilerini nasıl öngörüyorsunuz? Cumhurbaşkanı Erdoğan kısa süre önce Beyaz Saray’ı ziyaret ederek önemli bir enerji anlaşması imzaladı. Bu bağlamda, Trump’ın Türkiye’ye Rusya’dan enerji alımını azaltma ya da durdurma yönünde baskı yaptığı düşünüldüğünde, Rusya–Türkiye ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye, bölgesel ve küresel siyasette bağımsız rolünü artırmaya ve stratejik özerkliğini güçlendirmeye odaklanıyor. Türkiye’nin, herhangi bir tarafa, özellikle de Trump’a yanaşmaktansa stratejik özerkliğini koruyarak daha çok kazanabileceğini anladığını düşünüyorum; çünkü üç yıl sonra Trump’ın nerede olacağını kimse bilemez. Türkiye’ye baskı kurmaya çalışacaktır, ancak bunun uzun vadede sonuç vereceğini sanmıyorum.

Siyasi ilişkilerimiz bütünüyle düşmanca olsa da tam bir kopuş mümkün olmadığı için, Avrupa ile Rusya arasında bir şekilde sürecek ekonomik ilişkilerin başlıca kanalı Türkiye olacaktır. Aynı zamanda Türkiye, kendi ekonomisini geliştirirken yalnızca enerji değil, birçok türde kaynağa ihtiyaç duyacağı için Rusya ile daha fazla sanayi ve kaynak iş birliğine de ihtiyaç duyacak. Nükleer enerji alanında zaten iş birliğimiz var; savunma sanayii dâhil bazı alanlarda bu iş birliği genişletilebilir.

Özetle, Türkiye dışarıdan yönlendirilmeyen, kendi ulusal çıkarlarını izleyen bağımsız bir aktör olarak kaldığı sürece ilişkiler genel olarak olumlu seyredecektir. Orta Doğu politikası ya da eski Sovyet coğrafyasına ilişkin bazı spesifik konularda farklı görüşlere sahip olabiliriz, fakat bu genel resmi değiştirmez. İki ülke birbirine ihtiyaç duyuyor ve bu farklılıkları kontrol altında tutmak için her iki tarafın da çaba göstereceğine inanıyorum.

Son soru Çin hakkında. ABD ile Çin arasındaki rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz? Gerginliğin kontrolden çıkmasını, ticaret savaşı ya da sıcak çatışma bekliyor musunuz?

Hem Amerika Birleşik Devletleri’nin hem de Çin’in önümüzdeki yıllarda bir tırmanma beklediğine dair çok net işaretler var. Çin açısından bu, son yıllarda dramatik biçimde artan gıda ve enerji stokları, insan ve kaynakların ilave seferberliğine izin veren yasa değişiklikleri, her yıl yapılan ekonomik seferberlik tatbikatları, salt askerî faaliyetlerin artırılması, enerji akışını güvenceye almak için Rusya ve Orta Asya ile enerji iş birliğinin güçlendirilmesi ve daha başka birçok somut siyasal kararda kendini gösteriyor. Şunu da unutmamak gerekir: Çin şu anda dünyadaki üçüncü nükleer süper güce dönüşüyor. Muhtemelen her yıl yüzlerce nükleer başlık ekliyorlar. Nükleer kabiliyetleri itibarıyla şimdiden Fransa ve Birleşik Krallık’ın toplamından daha etkili durumdalar ve büyük olasılıkla 2030’ların başında ABD ve Rusya ile aynı seviyeye gelmiş olacaklar. Bu da rekabetin mantığını tümüyle değiştiriyor.

“Asya’da sıcak çatışma muhtemel, ama Ukrayna’ya benzemez”

Bir noktada Avrupa’dakine benzer bir durum Asya’da da ortaya çıkacak. Bugün ABD ve diğer NATO üyeleri Ukrayna’da Rusya’yla mücadele etmek istiyor ama doğrudan bir şey yapmaya cesaret edemiyorlar. Yalnızca Ukraynalılar eliyle hareket edebiliyorlar; bilgi, silah ve yönlendirme sağlayabiliyorlar. Rusya’yla doğrudan savaşmaya ise nükleer tırmanmadan korktukları için muktedir değiller. Er ya da geç Asya’da da benzer bir tablo göreceğiz. Fark şu: kaynaklar, savunma sanayinin üretim kapasitesi ve ekonomi ölçeği bakımından Rusya, ABD’den ve elbette Avrupa Birliği’nden daha küçük. Çin ise sanayi kapasitesinde ABD’yi geride bırakıyor. Üstelik günümüz savunması için en kritik bazı alanlarda Çin, dünyadaki geri kalanların toplamından daha fazla kaynağa sahip. Örneğin 2021’de Çin, küçük İHA’ların küresel üretiminin yüzde 80’ini kontrol ediyordu. Bugün de Rusya ile Ukrayna’nın savaşta kullandığı İHA’ların neredeyse tamamı, mikroçipler, küçük elektrik motorları, denetleyiciler, aküler vb. dâhil olmak üzere büyük ölçüde Çin bileşenleriyle üretiliyor. Ukrayna savaşından bildiğimiz gibi, günümüz savaşında küçük taarruz İHA’ları, başta FPV dronları, zayiatın yüzde 80’inden sorumlu; savaşın en kritik aracı konumundalar. Çin bu küresel tedarik zincirlerini kontrol ediyor. Bu, 20. yüzyılın başında, I. Dünya Savaşı’ndan önce, tek bir ülkenin örneğin top mermisi üretiminin yüzde 80’ini kontrol etmesine benzer; bu durumda savaşın gidişatı oldukça öngörülebilir olurdu. Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız.

“Bölgesel bir savaşı Çin kazanır”

Halk Kurtuluş Ordusu’nun muharip yeteneklerini değerlendirmek zor, çünkü 80’lerin sonundan bu yana savaşa girmediler. Ancak savunma sanayi kapasitesi açısından hedefe ulaştılar; bu bakımdan ABD’den bile güçlüler. Bölgesel bir savaşta kazanma olasılıkları çok yüksek. Özellikle ABD doğrudan savaşamayacak ve oradaki bir aktörü desteklemekle yetinecekse. Belirli silah türlerinin üretiminde Çin’le karşılaştırılabilecek bir kapasite yok. Dolayısıyla büyük bir çatışma olasılığı var; zamanı dikkatle seçecekler, vuracaklar ve muhtemelen de kazanacaklar.

Rusya ile Çin arasındaki ittifakın sadece Rusya için değil, dünya ve uluslararası toplum açısından anlamı nedir?

Batı’daki anlamıyla bir ittifak değil bu. Tüm konularda yakın biçimde eşgüdüm halinde değiliz. En önemlisi, Asya politikasında ortak bir çizgimiz yok. Örneğin Rusya’nın Hindistan ve Vietnam’la çok yakın ilişkileri var. Hem Hindistan’ın hem Vietnam’ın Çin’le sınır anlaşmazlıkları bulunuyor ve Çin’i olası bir tehdit olarak görüyorlar. Yine de silahlarının çoğunu Rusya’dan tedarik ediyorlar; Rusya, Hindistan’ın savunma sanayiindeki başlıca ortağı ve Vietnam’a da çok sayıda silah sağlıyor. Bu, Rusya’nın Çin’den tamamen bağımsız hareket ettiği alanlara bir örnek.

“Bazı senaryolarda Çin ile ABD’ye karşı birlikte savaşmamız söz konusu olabilir”

Rusya ve Çin, küresel yönetişim konularında ortak pozisyonlara sahip; çünkü her ikimiz de ABD ve AB’nin rolünün ciddi ölçüde azaltılmasını istiyoruz. İkinci olarak, ABD’nin küresel hegemonya iddialarına birlikte karşı çıkıyoruz. Bunlar, küresel siyasette ortak hedeflerimiz. Ayrıca ortak sınır, komşu bölgelerde güvenliğe dair ortak çıkarlar ve ekonomilerimizin güçlü bir yakınsaması var: bizde doğal kaynaklar var, Çin’de ise dünyanın en büyük imalat altyapısı. İlişkilerimizin temel dayanakları bunlar. Birbirimize karşı asla hareket etmeyiz. Bu, her zaman tam eşgüdümlü olacağımız anlamına da gelmiyor; örneğin Çin, hâlâ Avrupa Birliği’yle iyi ilişkiler kurmak istiyor. Avrupalılar, Amerikalıların yönlendirmesiyle bunu reddediyor ve Avrupa’da Çin varlıklarına el koymaya başladılar; Hollanda’daki Nexperia örneğinde olduğu gibi. Yine de Çin onları muhatap almaya çalışıyor. Rusya ise AB ile angajman aramıyor. Yani farklılıklar var, fakat çok yakın bir ortaklık da var ve bazı senaryolarda ABD’ye karşı birlikte savaşmamız söz konusu olabilir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version