Söyleşi
“Rusya ekonomisi çökmedi çünkü…”
HSE Üniversitesi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi Dekanı Anastasia Likhacheva, Rusya ekonomisi ile ilgili tartışmaları Harici’ye değerlendirdi: “Rus iş dünyası ve Rus yetkililer, ekonominin sürdürülebilirliğini ve gelişimini sağlamak için ortak bir seferberlik içine girdi.”
Rusya’nın en önde gelen düşünce kuruluşu Valdai Tartışma Kulübü XVI. Asya Konferansını Ankara Enstitüsü ile birlikte 10-11 Kasım tarihlerinde İstanbul Conrad Hotel’de düzenledi. Etkinliğin başlığı “Parçalanmış Bir Dünyada Avrasya” olarak seçilmişti.
“Ekonomide ve siyasette küresel anlamda yaşanan tıkanmadan bir düzen mi yoksa bir düzensizlik mi çıkacak?” sorusu konferansın ana temasını oluşturdu. BRICS ve Asya ülkelerinin kapasiteleri, aralarındaki uyum ve uyumsuzluklar bir diğer ilgi çekici konuydu.
Canlı tartışmaların yapıldığı oturumlarda konuşmacılar Rusya, Türkiye, Çin, Hindistan olmak üzere “Batı dışı” dünyadan seçilmişti. İdeolojik düzlemde toplantının en Batılısı Türkiye’ydi…
Moskova’nın en prestijli üniversitelerinden HSE Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi Dekanı Anastasia Likhacheva da konuşmacılar arasındaydı. Yaptırım ekonomisi üzerine dersler veren dekan ile yemek molasında Rusya ekonomisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Batılı uzmanların SSCB’nin ekonomik iflasına benzer ikinci bir çöküş beklediği ancak şu ana kadar sınavı geçmiş gibi gözüken Rus ekonomisinin direnç mekanizmalarını sorduk. Likhacheva’ya göre bu yaptırımlar 2002 yılında gelseydi Rusya ‘evet’ çökebilirdi. Dekan, son 25 yıldaki çok kutuplulaşma eğiliminin Rusya’ya ekonomik direniş zemini sağladığının altını çizdi.
Günün birinde yeniden Batı’ya dönüş olur mu sorusuna yönelik ise Likhacheva kısa vadede böyle bir olasılık görmediğini söyledi. Likhacheva’ya göre Rusya’nın doğuya yönelişi 2022’den çok önce başladı ve bu taktik değil stratejik bir yöneliş. Çin ile ilişkileri derinleştirmede 20 yıl geciktiklerini düşünen Likhacheva, Asya ve dünyanın geri kalanı ile stratejik bir zemin inşa ettiklerini söylüyor. Rus varlıklarının dondurulmasını konusunda “bunun yapılamayacağını düşünüyorduk” diyen Likhacheva, “Rusya dersini aldı” diyor.
Popüler tartışma konusu olan milli paralarla ticaret konusunda atılan adımların “değerli” olduğunu söyleyen Likhacheva’ya göre burada da sınırlar var ve onlarca para birimini birbirine çevirmek “başka türden bir kabus” olabilir.
***
İlk olarak vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Çok sorum var ama en kısa biçimde sormaya çalışacağım. Rusya, Ukrayna savaşından sonra uygulanan Batı yaptırımlarıyla nasıl başa çıkıyor? 2022’de Rusya Devlet Başkanı Putin bu “özel askeri operasyonu” ilan ettikten sonra, özellikle Batı basınında Rusya ekonomisinin Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ikinci kez çökeceğine dair çok sayıda yazı okuduk. Batılı uzmanlar benzer sonuçlar bekliyordu fakat bu yaşanmadı. Ekonomide neye başvurdunuz?
Aslında bir dönem boyunca “yaptırım ekonomisi ve siyaseti” üzerine ders veriyorum. Bu yüzden konuya hangi mercekten baktığıma bağlı olarak konuşmamı kısaltabilirim. Kısaca çerçevelersem: İlk olarak, “bayrak etrafında kenetlenme” diye adlandırılan durumu gözlemledik. Rus iş dünyası ve Rus yetkililer, ekonominin sürdürülebilirliğini ve gelişimini sağlamak için ortak bir seferberlik içine girdi. Yaptırımların yarattığı dış baskı, adeta bir “tsunami” etkisi yüzünden, yönetsel sınıfımız içinde çok güçlü bir iç hareket oluştu. Bu tek başına yeterli değildi ama gerekli bir ilk adımdı. İkinci olarak, Rusya’nın doğuya yönelişinin yalnızca 2022’de başladığı yönünde yaygın bir anlatı var. Eğer gerçekten 2022’de başlasaydık, çökerdik. Rusya’nın doğuya açılımı çok daha önce başladı. Bu sayede 2022’ye geldiğimizde Çin, Hindistan, Orta Asya, Orta Doğu ve Türkiye ile ticareti hızla artırabilecek sağlam bir zemine sahiptik. Yani sıfırdan başlamadık; güçlü bir arka planımız vardı.
Üçüncü olarak, çok hızlı bir çeşitlenme sürecine girdik. Tarihsel olarak Rus iş dünyası zaten sürekli stres altında büyüdü. 1990’larda eski ekonomik model tamamen çökerken yenisine dair kuralların olmadığı bir ortam vardı. Ardından 1998’deki temerrüt, Asya krizi ve küresel dalgalanmalar geldi. Sonra on yıl süren bir büyüme dönemi yaşandı, bu kez 2008 küresel krizi patladı. Yani Rus iş dünyası hiçbir zaman uzun vadeli, sakin ve dostane bir atmosferde çalışmaya alışmadı. Tam tersine, stresli ve kriz odaklı koşullarda çalışmak konusunda epey iyi eğitildi.
Belki de ekonominiz krizlere karşı adeta bağışıklık sağladı. Böyle söyleyebilir miyiz?
Evet, bir bakıma öyle. Bir bakıma öyle ama mesele Rusya. Yine de aynı ölçekli yaptırımların, örneğin 2002’de uygulanması gerekseydi, Rusya’nın bugün gösterdiği ölçüde bir dayanıklılık sergileyip sergileyemeyeceğinden emin değilim. Zira dünya bütünüyle değişti. Asya’nın ve Orta Doğu’nun küresel ekonomide, küresel ticarette ve küresel siyasette üstlendiği pay olağanüstü arttı. Çin’in, Hindistan’ın, Birleşik Arap Emirliklerinin ve Türkiye’nin kendi bağımsız dış ekonomik politikalarını uygulama konusunda yalnızca kapasite değil, aynı zamanda isteklilik gösterdiğini gördük. Elbette bu ülkeler, Amerikan ve Avrupa yaptırım kurumlarının baskısından yerli işletmeleri olabildiğince koruyarak kendi çıkarlarını gözetti. Ama esas olarak kendi siyasetlerini izlediler ve ulusal ekonomik çıkarlarını savundular. Çünkü o döneme gelindiğinde bu ülkelerin hepsi, bunu yapabilecek ekonomik hacme, yeterli GSYH’ye, yeterli siyasi ve ekonomik güce sahipti. Yirmi birinci yüzyılın bu güç sıçraması, Rusya’nın yaptırımların ilk şokunu aşmasında gerçekten büyük rol oynadı.
Ama Batı, Rusya’nın varlıklarından yaklaşık 300 milyar doları dondurdu. Bu Türkiye için de çok büyük bir para…
Bu Rusya için de çok büyük bir para, Avrupa için de.
Peki Moskova ya da Rus karar merciileri, Ukrayna’dan önce böyle bir sonucun ortaya çıkacağını öngörmedi mi? Rusya içinde bu mesele nasıl değerlendiriliyor?
Bence Rusya makamları da, dünyadaki pek çok başka ülkenin makamları da hukuk düzenini ve “kurallara dayalı uluslararası düzeni” savunanların kapasitesini ve kararlılığını hafife aldı.
Hukukun üstünlüğüne güvendiniz ve paranız gitti mi diyelim?
Aslında yaşadığımız şey son derece kaba, son derece gaddar bir suç. Rusya’nın varlıkları konusunda yaşananlara bakınca bunu açıkça görüyoruz. Buna rağmen burada riskin hafife alındığını düşünüyorum çünkü daha önce Venezuela’nın bazı varlıkları, İran’ın bazı varlıkları zaten donduruldu. Yani emsal oluştu. Ve Batı’nın, özellikle de Amerika’nın yaptırım mantığına göre bir şey daha önce olduysa, gelecekte de olabilir, hatta olmalı. Ölçek meselesi ikinci sırada kalıyor. Asıl önemli olan o emsalin oluşmuş olması ve bu emsal geçmişte zaten yaratıldı. Biz sadece Rusya’nın çok büyük olduğuna, varlıklarımızın çok büyük olduğuna inanıyorduk; bunun yapılamayacağını düşünüyorduk. Çünkü böyle bir adım, Brüksel’in ve Euroclear’ın tüm itibarını sarsacaktı. Öyle de oldu. Brüksel ve Belçika hâlâ bu varlıkları fiziksel olarak gerçekten çalmamak için her türlü yolu arıyor; dondurup istedikleri gibi kullanmak istiyorlar ama doğrudan el koymak istemiyorlar. Çünkü Rusya’nın varlıkları, yanlış hatırlamıyorsam, Euroclear’daki toplam varlıkların yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor. Ve eğer bu varlıkları gerçekten çalarlarsa, geriye kalan yüzde 30’un sahipleri ellerinden gelen her şeyi yapar ve paralarını çekip başka yere taşır. Rusya sanırım en azından belli ölçüde dersini aldı; artık yeni varlıklarımızın büyük kısmı doğrudan altına yönlendiriliyor.
Rusya ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de artık küresel siyasette yeni bir ifade var: Küresel Güney, değil mi?
Küresel çoğunluk. Biz onu kullanıyoruz. Çünkü Rusya coğrafi olarak Küresel Güney’in parçası olamaz.
Bu süreç Rusya açısından taktik bir hamle mi? Yani bir gün Rusya ile Batı aynı masaya oturup bir tür yeni Yalta gerçekleştirebilir mi, böyle bir beklentiniz var mı? Yoksa dünyanın diğer kesimleriyle kurduğunuz bu ilişkiler Batı’ya karşı geliştirilmiş bir taktik mi, yoksa ekonomik açıdan stratejik ve kalıcı bir yöneliş mi?
Bence bu yönelişimizin taktiksel olduğu fikri büyük bir hata. Zira son 30 yılın en hızlı büyüyen ekonomisi olan Çin’le dünyanın en uzun kara sınırına sahibiz. Dünyanın herhangi bir ülkesi için bu imkânı kullanmamak akıl dışı olurdu. Biz bu ilişkileri derinleştirmekte 20 yıl kaybettik; 90’ları ve 2000’lerin başını başlangıç alırsak, bu bölgeyle entegrasyonda çok geride kaldık. Şimdi bu açığı hızla kapatıyoruz. Bugün Türkiye’nin de doğuya yöneldiğini konuştuk. İran, 80’lerin sonundan itibaren doğuya döndü. ASEAN ülkeleri doğuya yöneldi. Çin zaten kendi eksenine döndü. Zira demografiye, ekonomiye, teknolojik yeniliklere baktığınızda her şey Asya’da. Rusya’nın bu bölgeye daha fazla yönelmesi çok doğal. Bir gün Avrupa ile yeniden bir balayı yaşarsak… Şu an buna ihtimal vermiyorum ama varsayalım ki oldu. O gün Avrupa bambaşka bir Avrupa olur, Rusya da Asya ile nasıl ticaret yapılacağını ve nasıl ilişki kurulacağını öğrenmiş bambaşka bir Rusya olur. Ve Rusya’nın bu yeni beceriyi bir kenara bırakıp eski, istismarcı ilişki biçimine dönmesi intihar olur.
Evet, mesele şu: Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik ilişklerin sınırı tam olarak nerede? Rusya’nın Türkiye’de yaptığı başlıca stratejik yatırımların farkındayım. Nükleer santral, TürkAkım boru hattı ve Rusya’dan satın aldığımız S-400 savunma sistemi… Hâlâ da masada duruyor. Ama tabloya baktığımda, Rusya’nın ekonomik alanının Türk iş dünyasına ya da iş çevresine kapalıymış gibi göründüğünü hissediyorum. Bazı sınırlar olduğunu görüyorum ama tarif edemiyorum. Bu konuda sizin bir tanımınız ya da açıklamanız var mı?
Bu konuda elbette net bir tanım ya da katı bir formül yok. Tarihten bildiğimiz şey şu: Rusya ve Türkiye ekonomik olarak birbirleri olmadan da yaşayabilir. Bunu geçmişte gördük. Peki daha fazlasını yapabilir miyiz? Daha fazla kazanabilir miyiz? Evet, kazanabiliriz. Aslında ekonomik ilişkileri geliştirmemenin de mümkün olduğu hakikati, bence ortadaki en büyük mesele ve tüm uluslararası etkileşimleri belirleyen unsur. Güvenlik faktörü var, siyasi faktör var; ekonomi, siyasi ekonomiden ayrı bir şey değil. Fakat son yıllarda gerçek projelerin sayısı arttı; insanlar, iş insanları arasındaki bağlar çoğaldı. Bu da nükleer santral ya da gaz hattı gibi büyük projelerin etrafında filizlenen küçük ve orta ölçekli projeler ağının üzerine güvenmeyi mümkün kılıyor. Bunlar sistemin ana organları gibi duruyor ama bu ağ olmadan güçlü bir ivme hayal etmek zor. Ayrıca önceki on yıllarda iki tarafta da kayda değer diasporalar vardı; burada Rus, Rusya’da Türk toplulukları. Şimdi bu da gelişiyor ve buradan yeni bir ekonomik ilham kaynağı çıkabilir.
Türkiye ekonomisi Rusya ve Çin karşısında büyük açık veriyor. Ürünlerimizi Çin’e ya da Rusya’ya değil, batıya satıyoruz. Türkiye açılmaya çalışıyor. Biz Rusya’dan doğalgaz alıyoruz ama Rus pazarı Türkiye’ye çok da açık değil. Ekonomik ilişkilerin neden böyle sınırlara sahip olduğunu anlamaya çalışıyorum. Zira günün sonunda komşuyuz. Bu durumda Rusya dünyaya, sadece Türkiye’ye değil, dünyaya ekonomik alanda ne söylüyor? Yeni bir ekonomik sistem kurma gibi bir iddiası var mı? Sovyet dönemindeki gibi paralel bir dünya, paralel bir ekonomik hat oluşturmak gibi bir hedef söz konusu mu?
Rusya’nın bugün yaptığının ve gelecekte de yapmayı sürdüreceğinin, rubleyi merkeze alan yeni bir alternatif dolar sistemi inşa etmek gibi Soğuk Savaş dönemine özgü bir girişim olmadığına inanıyorum. Ayrıca, Amerikan sistemini kopyalayarak ama başka bir para birimi ve başka kurum adlarıyla alternatif yaratmak isteyen her ülkenin başarısız olacağını düşünüyorum. Çünkü ülkelerin çoğu bir tekelden diğerine geçmek istemiyor. Ülkeler gerçekten bazı seçenekler istiyor, karar süreçlerine katılmayı hak ediyor, dışlayıcı olmayan bir karar alma düzenini hak ediyor.
Rusya’nın bugün savunduğu şey, ulusal para birimleriyle yapılan ödemelerin ötesinde bir anlayış. Bu ödemeler elbette değerli bir adım; belirli bir eşiğe ulaştı ve devam edecek. Fakat şunu da hepimiz biliyoruz: Yirmi ticaret ortağıyla ulusal para birimiyle ödeme yapmaya kalktığınızda, bu durum merkez bankaları ve döviz aracı kurumları için tam bir kâbusa dönüşüyor. Yirmi ayrı döviz takası gerekiyor. Üstelik Avrasya’daki pek çok ülkede yerel para birimlerinde dalgalanma riski zaten yüksek. Yani doların diktesinden korunmuş oluyorsunuz ama bu kez başka türden döviz risklerine tamamen açık hale geliyorsunuz. Bu, tablonun bir parçası. Kabul edilebilir ama bir sonraki aşamada ihtiyaç duyduğumuz şey, dağıtık kontrol ilkelerine dayanan bir sistem. Kripto dünyasında buna blockchain deniyor. Fakat blockchain mantığını diğer işbirliği alanlarına da uygulayabiliriz. Bu olmadan elimizde sadece durumu idare eden palyatif çözümler olur.
Örneğin Türkiye ile Rusya Mir ödeme sistemini kuramadı. Bir çaba vardı ama…
Sonra Amerikalılar gelip “Mir sistemini uygularsanız sizi Visa ve MasterCard’dan çıkarırız” dedi. Böyle çalışıyorlar. Bu yüzden sadece ikili düzeyde alternatif bir ödeme sistemi yetmez. Birçok ülkeyi kapsayan başka bir finansal çerçeveye ihtiyaç var. Bu yapı kripto varlıklara, son derece hızlı bilgi transferi sağlayan yeni teknolojik çözümlere dayanmalı. Rusya, Çin, Hindistan ve bazı Orta Doğu ülkeleri bunu birlikte kurabilir ve diğer ülkelere açık bir platform olarak sunabilir. Aksi halde yarın başarılı olamayız.
Kripto sistemi bir alternatif olabilir mi?
Kripto sisteminin mantığı…
Yani sistemin kendisi değil.
Evet, ben Bitcoin ya da başka bir para birimini savunmuyorum. Buradaki mesele kripto sisteminin mantığı. Elbette merkez bankaları bu mantıktan hoşlanmıyor. Ancak gördüğümüz bir örnek var: Aşırı muhafazakâr olan Rusya Merkez Bankası bile dış ekonomik işlemlerde kripto varlıkların kullanılmasına izin veriyor. Bu da geleceğin yönünü gösteren işaretlerden biri.
Peki, son soruya geçiyorum.
Evet…
Pek çok soru var ama Rusya halkına dair son bir soruyu seçtim. Ekonomi tarafında Sovyet dönemine yönelik bir nostalji var mı? Şunu merak ediyorum: Ekonomik açıdan bakıldığında bugün Rusya’da hangi ideoloji daha baskın? Hâlâ ekonomide komünist yaklaşım mı güçlü, yoksa liberal ya da neoliberal bir çizgi mi, yoksa devlet yönlendirmeli piyasa sistemi mi öne çıkıyor? Rusya’daki ekonomik tartışmada böyle sistematik ya da ideolojik bir çerçeve var mı?
Biz Rusya’yız; lineer olamayız. Öncelikle ekonomik yönetime bakarsanız bugün hâlâ pek çok liberal ekonomik araç kullanılıyor ve birçok konuda piyasa ekonomisi işliyor. 2022’den sonraki dönem bunu kanıtladı. Öte yandan Rusya toplumu ve Rusya Anayasası sosyal devlet vurgusunu çok net bir şekilde taşıyor. Sosyal haklara yönelik talep tarih, Sovyet mirası ve Rusya’nın GSYH’sinin önemli bir kısmının hâlâ anayasal olarak halka ait olan ham maddelerden elde edildiği hakikatiyle çok derinden besleniyor. Bu kaynakları yöneten şirketler var ama bu üretimden ve ihracattan doğan kârın daha adil biçimde dağıtılması gerektiğine dair güçlü bir toplumsal beklenti var. Adalet talebi Rusya toplumunun ideolojik damarına çok derinden işlemiş durumda. Bu adalet anlayışının çerçevesi gelir düzeyine, bölgeye ve başka etkenlere göre değişebilir ama bu adalet çağrısı Rus fikriyatının merkezinde duruyor. Bunu hangi resmi çerçeveye yerleştirirsek yerleştirelim, bugün hâlâ çok net tanımlanmış bir ulusal ideolojiye sahip değiliz.
Teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
Rus stratejist Vasily Kashin: Rusya’da küreselci seçkinler tasfiye edildi