Avrupa
Saksonya-Anhalt’ta AfD adım adım iktidara yürüyor

Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde Almanya için Alternatif (AfD), büyük bir farkla birinci parti olmaya hazırlanıyor.
Son federal seçimlerde CDU’nun arkasından ikinci sıraya yükselen parti, başka partilerin eyalet seçim barajına takılması halinde tek başına iktidar bile olabilir.
Son anketler, AfD’nin yüzde 42 civarında oy oranı ile en yakın rakibi CDU’ya yaklaşık 20 puan fark attığını gösteriyor. Yeşiller, Sol Parti ve SPD ise barajı geçiyor gibi görünüyor.
Dolayısıyla yıllardır AfD’ye karşı hem eyalet hem de federal düzeyde oluşturulan “güvenlik duvarı” Saksonya-Anhalt’ya çökmek üzere. Eğer AfD tek başına iktidar çoğunluğu elde edemezse, bu durumda CDU, tıpkı AfD ile olduğu gibi “güvenlik duvarı” siyasetine tabi tuttuğu Sol Parti ile koalisyon kurmak zorunda kalabilir.
AfD ve Sol Parti birlikte engelleyici çoğunluğu elde ederse, bu partilerden birinin desteği olmadan hükümet kurmak imkânsız hale gelecek.
Perşembe günü FOCUS tarafından haberleştirilen bir öneriye göre, CDU’nun Harz ilçe derneğinden ve eyalet milletvekili Alexander Räuscher, Sol Parti’nin “iyi niyeti, hoşgörüsü veya açık rızası” olmadan ayakta kalamayacak herhangi bir modeli reddetti.
Belgede, “Sol Parti’ye merkez sağ hükümetin tüm çalışmaları üzerinde fiili veto hakkı tanıyan bir model, CDU Harz için kabul edilemez,” deniyor.
Öneriyi sunanlar, Saksonya ve Thüringen gibi diğer Doğu Almanya eyaletlerinde olduğu gibi, “aşırı sol”un desteğiyle CDU liderliğindeki bir azınlık hükümetinin kurulmasının, AfD’ye partiye saldırmak için yeni bir bahane sunacağını düşünüyor.
Öte yandan CDU’nun baş adayı olan eyalet başbakanı Sven Schulze, bu öneriye destek vermedi.
Stern dergisine verdiği demeçte, “Bu, tek bir parti üyesinin görüşüdür. Bu konuda henüz bir karar alınmadı ve önümüzdeki günlerde tartışma konusu olmayacak,” dedi.
Belge henüz kabul edilmedi fakat Räuscher, siyasi yelpazenin her iki tarafında da kırmızı çizginin çizilmesini istediğini açıkça belirtti.
FOCUS dergisine verdiği demeçte, “AfD ve Sol Parti ile işbirliğini reddediyorum” diyen Räuscher, bu partilerden herhangi biriyle müzakere eden CDU üyelerinin partiden ihraç edilmesini talep etmeyi düşüneceği uyarısında bulundu.
AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ise rahat görünüyor. Financial Times (FT) muhabirleri Laura Pitel ve Anne-Sylvaine Chassany, Siegmund’un “oldukça çekici birisi” olduğunu söylerken, yapay zekaya “aşırı sağcı bir politikacı tasarla” denilse ortaya çıkabilecek bir figüre de “biraz benzediğini” öne sürüyor.
AfD’nin Saksonya-Anhalt şubesi, kendisini demokrasi için bir “erken uyarı sistemi” olarak gören Alman iç istihbarat servisi tarafından resmi olarak aşırı sağcı olarak sınıflandırılmıştı.
Servis, parti üst düzey yetkililerinin görüşlerinin “İslamofobik ve antisemitik açıklamalar ile göçmenlere yönelik şeytanlaştırıcı söylemler dahil” Alman Anayasası’na aykırı olduğu sonucuna varmıştı.
DDR’in ilhakı halkın zihnine kazındı
Geçen temmuz ayında Der Spiegel’de AfD’nin eyaletteki yükselişine ilişkin yapılan bir haber, “Almanya’nın birleşmesi” denilen sürecin eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) eyaletlerinde farklı algılandığını bir kez daha gösteriyor.
Örneğin 57 yaşındaki Christof Günther, yakıtlar, endüstriyel gazlar, renk pigmentleri ve mumların da üretildiği kimya fabrikasının işletmecisi olan Infraleuna’nın başkanı. “Birleşme” yıllarında yaşanan kayıp deneyiminin insanların bilincine derinlemesine kazındığını söylüyor.
“Yeniden birleşmenin” ardından, bir zamanlar 27.000’den fazla işçinin çalıştığı VEB Leuna-Werke Walter Ulbricht fabrikasında geriye sadece birkaç bin kişi kalmış.
Günther, “Bütün nesiller, memleketlerinde artık bir gelecek göremedi. Herkes bu durumdan etkilendi ya da ailesinde bu durumdan etkilenen biri vardı,” diyor. Bu durum, Thüringen’deki akrabaları için de geçerliymiş.
Federal Almanya’ya ilhakın ardından ilk başta küçük bir iktisadi mucize yaşanmış. Kimya sanayi bölgesi toparlanmış; son dönemde burada yaklaşık 15.000 kişi çalışıyormuş.
Günther, “Bölgede kimya endüstrisi kadar iyi ücretli iş imkânları sunan başka bir sektör yok,” diyor.
Fakat şu anda bölge yeniden bir krizin içinde. Pek çok insan, tarihin tekerrür etmesinden korkuyor.
Örneğin Leuna’daki en büyük kimya şirketlerinden biri olan poliamid üreticisi Domo, birkaç ay içinde ikinci kez iflasa sürüklendi.
O dönemde henüz Ekonomi Bakanı olan Eyalet Başbakanı Sven Schulze (CDU), Noel’de yapılan ilk iflas başvurusunun ardından Domo’yu kurtarmak için 80 milyon avro ayırmıştı ama işe yaramadı.
Haziran ayında, bu amaçla özel olarak kurulan kurtarma şirketi de iflas etti.
Infraleuna Başkanı Günther, “Kimya sektöründe bir acil durumla karşı karşıyayız,” diyor. Sektörün içinde bulunduğu bu zor durum, tüm ülke için sonuçları olacak bir siyasi sarsıntıya yol açabilir.
Nitekim Günther, “AfD, insanların yaklaşan sorunların çözülmeyeceği hissinden yararlanıyor,” diyor Günther.
Bu durum, AfD’nin son dönemde Batı’da da güçlü bir yükseliş kaydettiği Doğu’da da benzer. Fakat arada fark var: “Geçmişte acı verici bir yapısal çöküş yaşamış olanlar, bu sorunlara karşı daha da duyarlı oluyorlar.”
Der Spiegel’e göre bu yaz Saksonya-Anhalt’tan geçenler, büyük bir korku ve memnuniyetsizlikle karşılaşıyor. Ayrıca, bu durumun fark edilmediği ya da ciddiye alınmadığı hissiyle de karşılaşıyorlar.
Dergiye öre AfD, ters giden her şeyi eleştiriyor fakat iyi işleyenleri görmezden geliyor ve seçim programında “eski partiler” hakkında şöyle diyor: “Tüm sorunların sorumlusu onlar.”
AfD’nin “kötü gidişi durdurma” iddiası Saksonya-Anhalt’ta, hatta iş dünyasının geniş kesimlerinde de olumlu karşılanıyor. Sağcı kaymaya açıkça karşı çıkan girişimciler ise azınlıkta.
“Neşenin partisi”nin adayı Siegmund
İşletme psikolojisi diplomasına sahip eski bir parfüm satıcısı olan Siegmund özellikle TikTok ve Instagram’da devasa bir takipçi kitlesi oluşturdu. Kampanya sloganı ise “her şey mümkün.”
Kariyerinin ilk yıllarını iş dünyasında geçirdi ve bir “koku şirketi” kurdu. Bu şirket, Berlin ulaşım yetkililerini, metro istasyonlarına vanilya kokusu yaymanın suç oranını azaltacağına ikna etmek için cesur ancak sonuçsuz bir girişimde bulundu.
CDU üyesi olarak siyasete atıldı fakat bu partinin eski alışkanlıklarından kurtulamadığını gördü. 2014 yılında yeni kurulan AfD’ye katıldı ve iki yıl sonra eyalet meclisine seçildi.
Siegmund, eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) eyaletlerinin, Batı Almanya tarafından yutulduktan sonra yaşadıkları “yabancılaşmayı” da iyi kullanıyor. Örneğin DDR döneminde ayakkabı üretiminin ana merkezi olan Weißenfels, bugünlerde büyük bir çöküş yaşıyor.
Burada miting yapan Siegmund, açılış konuşmasında, meydanda toplanan yüzlerce kişiyi “sağduyu kampına” hoş geldiniz diyerek karşıladı.
Bir gece önce Berlin’deki onur yürüyüşüne düzenlenen ve bir kadının hayatını kaybetmesine yol açan saldırıyı kınadı ve olayla ilgili “basmakalıp sözler sarf eden” diğer politikacıları sert bir dille eleştirdi. Kalabalığın içinde yaşanan bir tartışmanın ardından ise, “Biz neşenin partisiyiz,” dedi.
2024 yılında Siegmund, Avusturyalı milliyetçi Martin Sellner’in düzenlediği “tersine göç” gizli toplantısına katılarak medyanın gündemine oturan AfD’lilerden biriydi. Siegmund’un toplantıda, “bu müşteri kitlesi” (göçmenleri kastediyor) için Saksonya-Anhalt’ta yaşamı “olabildiğince çekici olmayan” hale getirmek istediğini söylemişti.
AfD’li, haberlerin bir kısmının (örneğin sınır dışı etme planıyla ilgili bölümün) “masal” olduğunu iddia ediyor. Fakat geriye dönüp baktığında, bu haberi kendileri için “harika, ücretsiz bir reklam kampanyası” olarak değerlendirmeye başlamış.
“Tersine göç” konuşuluyor
AfD’nin seçim programı, “tersine göç” fikrini gerçekten de benimsiyor.
Parti, “yasadışı göçmenler” olarak adlandırdığı kişilere karşı bir “sınır dışı etme ve geri göç harekâtı” vaat etmekte ve “kültürel olarak uyumsuz” yabancılara sert eleştiriler yöneltiyor.
AfD, devletin yabancı nüfusunu azaltma kampanyasının hedeflerinden biri olarak Ukraynalıları öne çıkarıyor ve çok azının mülteci statüsünü hak ettiğini savunuyor. Ayrıca Suriyeliler, Iraklılar ve Afganları da hedef gösteriyor.
Toplamda, iki milyonluk eyalette yaklaşık 170.000 yabancı uyruklu kişi bulunuyor ki bu rakam 2014’ten bu yana üç katına çıktı. Bu kişilerin gelişi bazı yerli halkı tedirgin etti.
Fakat meslek örgütleri, ciddi vasıflı işgücü eksikliği göz önüne alındığında yabancı işçilerin vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Eyaletteki doktorların yaklaşık yüzde 20’si yurt dışından geliyor.
Saksonya-Anhalt seçim programı zaten esas olarak ulusal kimlik ile “tersine göç” üzerine odaklanıyor.
Parti, mevcut hükümetin iktisadi gerileme ve demografik istikrarsızlığa yol açtığını savunurken, düşen doğum oranlarını ele almak için geleneksel aile yapılarına geri dönüş öneriyor.
Önemli girişimler arasında Alman ebeveynlere yönelik mali teşvikler, doğmamış yaşamın korunması ve okullarda “cinsiyet ideolojilerinin” reddedilmesi yer alıyor.
Göç konusunda ise belge, sıkı sınır kontrolleri, yasadışı ikamet edenlerin sınır dışı edilmesi ve hem yabancıların hem de yurtdışında yaşayan Almanların ülkelerine geri gönderilmesini savunuyor.
Deregülasyon ve dijitalleşme öne planda
Bunun yerine, işgücündeki personel eksikliğini gidermek için teknolojileştirme, dijitalleşme ve yapay zeka odaklı bir devlet stratejisi öneriyorlar.
Ayrıca program, eğitim sisteminde reform yapılması, tarihi anıtların korunması ve kamu kurumlarında cinsiyet nötr dilin yasaklanması yoluyla “vatansever bir kültürel dönüşüm” hedefliyor. AfD, “küreselci ve sol” etkilere karşı Alman egemenliğini ve geleneksel değerleri koruyabilecek tek güç olarak kendini konumlandırıyor.
AfD Saksonya-Anhalt hükümet programındaki iktisat politikası, küresel şirketlere kıyasla “aile şirketleri” olarak da bilinen yerel küçük ve orta ölçekli işletmelere (Mittelstand) öncelik veren, koruyucu ve deregülasyon odaklı bir yaklaşıma dayanıyor.
Partinin hükümet programında “AfD liderliğindeki bir eyalet hükümeti, ikstisadi çöküşü ve bununla bağlantılı sanayisizleşmeyi durduracak,” deniyor.
Program, çok uluslu şirketlere yönelik devasa devlet sübvansiyonlarına şiddetle karşı çıkıyor ve Magdeburg’daki Intel fabrikası için planlanan 10 milyar avroluk sübvansiyonu eleştiriyor. Programın savunucuları, bir işyeri başına 3 milyon avrodan fazla harcamanın yapısal iktisadi sorunları çözmediğini savunuyorlar.
Saksonya-Anhalt’ın yapısal olarak zayıf bölgelerinde, yatırımcıları çekmek amacıyla basitleştirilmiş yasal ve idari koşullar sunan özel iktisadi bölgelerin kurulmasının araştırılmasını öneriyor.
“Akademik çılgınlık” (Akademisierungswahn) olarak adlandırdıkları olguyla mücadele etmek ve zanaat sektörünün geleceğini güvence altına almak amacıyla, program zanaatçiliğin ve mesleki eğitimin güçlendirilmesini savunuyor.
Yerel KOBİ’lerin sistemlerini otomatikleştirmelerine yardımcı olmak amacıyla özel bir devlet finansman programı ve ücretsiz danışmanlık hizmetleri kurmayı planlıyor.
Ayrıca AfD vergi indirimlerini savunuyor ve yeşil enerji dönüşümünün tamamen geri alınmasını talep ediyor.
AfD devlet enerji ajansı (LENA) veya yatırım ve pazarlama şirketi (IMG) gibi, “gereksiz” veya “şişirilmiş” buldukları devlet kurumlarını kapatmak istiyor.
Deregülasyon ve “idari devletin zayıflatılması” da programda yer alıyor.
Nazizm esintili Bauhaus tartışması
Partinin “Nazizm” ile bağlantılandırılmasına yol açan en ilginç noktalardan biri de “Bauhaus” tartışması. AfD, Saksonya-Anhalt’ın kimliğini Bauhaus’tan türetmeye çalışan mevcut eyalet hükümetinin moderndenken (modern düşünce) başlıklı imaj kampanyasını eleştiriyor.
Programda, Bauhaus okulunun “ulusal köklerden” herhangi bir iz bırakmamaya aktif olarak çaba gösterdiği savunuluyor. Bu da eyaletin kimliğini bu akıma dayandırmanın bir “kimliksizlik politikası” anlamına gelmesi demek.
Bauhaus’tan “tartışmalı bir mimarlık okulu” olarak bahsediliyor ve eyaletin bu akıma odaklanmasının bir “kimlik bozukluğu” işareti olduğu düşünülüyor.
AfD, moderndenken kampanyasının yerine bir deutschdenken (Almanca düşüncesi) kampanyası öneriyor.
Bu yeni kampanya, Bauhaus yerine Saksonya-Anhalt’ta derin kökleri olan tarihi Alman şahsiyetlerini ve kültürel başarıları ön plana çıkaracak. Kampanya, Kral I. Henry, İmparator I. Otto, Martin Luther, Otto von Bismarck ve Friedrich Nietzsche’yi açıkça anarak, bölgenin Orta Çağ’da Alman İmparatorluğu’nun merkezi olduğunu vurguluyor.
Kampanya, okul entegrasyonları, yeni vatansever turizm konseptleri, ödül törenleri ve ulusal özgüvenin geliştirilmesine yönelik anma etkinlikleri aracılığıyla hayata geçirilecek.
Rusya ile ilişkileri iyileştirme çağrısı
AfD Saksonya-Anhalt, sırf Rusya ile savaştan kaçınılmasını ve Avrupa’da barışın korunmasını savundukları için kendilerine Putinversteher (Putin sempatizanları) damgası vuran mevcut siyasi düzeni eleştiriyor.
Programda, 2022 yılından önce Rusya’nın Saksonya-Anhalt’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olduğu belirtiliyor.
AfD Rusya, Belarus ve İran’a yönelik AB yaptırımlarının, başka herhangi bir ülkenin ekonomisinden çok Almanya’nın kendi ekonomisine zarar verdiğini öne sürüyor ve bu yaptırımların tamamen kaldırılması için Bundesrat’ta bir girişim başlatılmasını öneriyor.
Enerji krizini çözmek ve enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla, Rusya ile enerji ilişkilerinin normale döndürülmesini ve ucuz boru hattı gazı ithalatının yeniden başlatılmasını savunuyorlar.
Özellikle, hasar gören Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarının derhal onarılmasını ve pahalı, deniz yoluyla taşınan sıvılaştırılmış hidrolik kırma gazını devre dışı bırakmak için Kuzey Akım 2’nin hasarsız Strang B kolunun derhal devreye alınmasını talep ediyorlar.
Eğitimde, program Saksonya-Anhalt eyaletinde Rusça dil öğretiminin sürdürülmesini ve mümkün olduğunda genişletilmesini öngörüyor.
Bunu başarmak için, akademik eğitim almış ana dili Rusça olan kişilerin, mesleğe sonradan geçen öğretmenler olarak hedefli bir şekilde işe alınmasını öneriyor.
Avrupa
Hamburg, Alman militarizminin odak noktası haline geliyor

Perşembe gününden bu yana, Hamburg’daki Alman Silahlı Kuvvetleri ve sivil kuruluşlar, birliklerin NATO’nun doğu kanadına sevkini simüle eden tatbikatlar yürütüyor.
“Red Storm Charlie” tatbikatının temel senaryosu, bir Rusya saldırısından önce (dolayısıyla olağanüstü hal veya savunma alarmı ilan edilmeden önce) Baltık ülkelerine yönelik bir seferberlik.
German Foreign Policy’ye göre bu da, ülke içinde baskıların büyük ölçüde artırılmasına imkân tanıyan olağanüstü hal yasalarının yürürlüğe konmaması anlamına gelecek.
İki yıl önce Red Storm Alpha ile başlayan ve geçen yıl Red Storm Bravo ile devam eden Red Storm tatbikat serisinin merkezinde, Rusya’ya yönelik askeri seferberlik için “sivil destek hizmetlerinin” seferber edilmesi yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) göre, Doğu Cephesi’ne sevk edilmek üzere toplam 500 asker, ağır teçhizatla eğitim görüyor.
Tatbikat sadece askeri eğitim alanlarında değil, aynı zamanda sivil yaşamın tam ortasında da gerçekleştiriliyor.
Sorumlu Hamburg Bölge Komutanlığı’ndan Yarbay Jürgen Bredtmann, Red Storm Bravo’nun ardından, askerlerin “gülümsediğini” ve “nihayet böyle bir şeyi tatmin edici bir şekilde uygulayabildikleri [için] son derece heyecanlandıklarını” söylüyor.
Sivil yerleşimlerde bu türden “serbest alan” tatbikatları giderek daha sık gerçekleştiriliyor.
Ne barış ne savaş
Yarbay Bredtmann’a göre, ordu bu askeri konvoy seferlerini Hamburg’un kentsel alanında ağırlıklı olarak gece saatlerinde gerçekleştirmeyi planlıyor.
Alman subay, barış zamanında “bir cuma öğleden sonra, yoğun saat trafiğinde bir araç konvoyunu geçirmenin zor olacağını” kabul ediyor.
Alman Anayasası, savaş durumunda devlet kurumlarının, sivilleri ve işletme sahiplerini ordunun hizmetinde işgücü ve malzeme katkısı sağlamaya zorlamak için geniş kapsamlı olağanüstü yetkiler kullanmasına izin veriyor.
Örneğin, şirket binalarını askeri araçlar için dinlenme alanlarına dönüştürmek, sivil kamyonlara el koymak veya sağlık personelini askeri hastanelerde çalışmaya zorlamak bunlar arasında.
Bu tür durumlarda baskıcı önlemlerin kapsamı da genişler; buna, isyancılara karşı anayasal olarak izin verilen ordunun sevk edilmesi de dahil.
Fakat Red Storm Charlie tatbikatıyla ordu, artık açıkça “askeri güçlerin doğu ittifak topraklarına yönelik ihtiyati yeniden konuşlandırılması” için eğitim görüyor.
Yani, sık sık bahsedilen “Rus saldırısı” gerçekleşmeden önce doğuya doğru seferberlik yapılıyor.
Bundeswehr, Red Storm Charlie ile ilgili olarak şunları belirtiyor:
“Tasvir edilen senaryoda, Alman Federal Meclisi tarafından belirlenen bir gerginlik durumu veya savunma durumu henüz mevcut değildir; bu nedenle, hukuki açıdan barış halinde kalmaya devam ediyoruz.”
“Sivil” güçler orduya entegre ediliyor
Berlin, iç ulusal savunmasında, Doğu Cephesi’ndeki çatışmalar için mümkün olduğunca çok sayıda askeri serbest bırakabilmek amacıyla öncelikle sivil güçlere güveniyor.
Geride sadece birkaç asker kalacak; geri kalan işler “vatan savunma güçleri” (yani askeri yedek kuvvetler) ve siviller tarafından üstlenilecek.
Red Storm’un amacının “tüm katılımcıların operasyonel yeteneklerini geliştirmek” olduğu söyleniyor.
Federal Polise ek olarak, katılımcılar arasında Hamburg, Aşağı Saksonya ve Schleswig-Holstein’dan polis güçleri; itfaiye ve Federal Teknik Yardım Ajansı (THW); Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezi; Alman Kızılhaçı; havaalanı, liman ve Hamburg yüksek raylı sistemi; Ticaret ve Zanaat Odaları; Lufthansa; Airbus; Blohm + Voss; Philips; Hamburg Ticaret Fuarı ve Edeka yer alıyor.
Yerel medya da desteğini esirgemiyor: Tatbikat vesilesiyle NDR, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi’nin (BBK) tavsiyelerini yayınlıyor.
Bu tavsiyelere göre tüm Almanlar, nükleer silaha sahip Rusya ile bir savaşa hazırlık amacıyla 20 litre su, 14 günlük yiyecek, ilaç, acil durum kiti ve el kranklı bir radyo stoklamalı.
Savaş hazırlığına perakende zinciri de katıldı
Edeka perakende zinciri, sadece bu yılki Red Storm tatbikatını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda BBK’nın savaş hazırlık önlemlerinin uygulanmasına da katılıyor.
Savaş hazırlığını teşvik eden halkla ilişkiler çabalarının ve konvoy kampanyasına katılımın yanı sıra, Edeka ve Edeka Grubu’na ait indirimli market zinciri Netto, savaş tatbikatının bir parçası olarak, “özel olarak geliştirilmiş acil durum sırt çantası”nı, “özel kriz hazırlığı için kompakt bir temel” olarak pazarlıyor. Çantaya, bir paketleme listesi ve el kranklı bir radyo da dahil.
Ayrıca Edeka, Bundeswehr’in açıkça dahil olmadığı bir Ticaret Odası girişimi olan Red Storm Business’e de katılıyor.
Ticaret Odası, sivil bir eğitim programı olan Red Storm Business ile şirketlerin “kendi eylem yeteneklerini” test etmek amacıyla “kendi operasyonları kapsamında belirli bir kriz senaryosunu uygulamalı olarak deneyimlemelerini” sağlamayı hedefliyor.
Tatbikat, uzun süreli bir elektrik kesintisini simüle ediyor. Edeka’nın yanı sıra Airbus, Rheinmetall, Deutsche Bahn, Unilever ve Hamburger Hochbahn gibi şirketlerin yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere 160’tan fazla şirket bu tatbikata gönüllü olarak kaydoldu.
Alman ordusu olası protestolara hazırlanıyor
Fakat sivil halk sadece destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda muhalefetini de dile getiriyor.
GEW gibi sendikalardan Disarm Rheinmetall gibi gruplara kadar uzanan, giderek büyüyen savaş karşıtı hareketin çok sayıda örgütü, tatbikata karşı protesto ve direniş çağrısında bulunuyor.
Öte yandan sivil protestolarla başa çıkmak da elbette Red Storm tatbikat serisinin açık bir parçası: Geçen yıla ait görüntülerde, kırmızı piroteknik malzemelerle simüle edilmiş bir oturma eylemi ablukası ve kendilerini yere yapıştırmış kişiler görülüyordu.
Tatbikatta Bundeswehr askerleri bu ablukayı aşmak zorundaydı.
Buna bağlı olarak, federal hükümet bir seferberlik durumunda halkın, tırmanan gösterilerden ve abluka eylemlerinden sabotaja kadar uzanan kitlesel protestolar düzenleyeceğini öngörüyor.
Ukrayna savaşını eleştirenler iç istihbaratın takibinde
Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı (Anayasa Koruma Federal Dairesi – BfV) başkanı Sinan Selen’e göre, “memnuniyetsizlik” ya da sadece “mevcut sisteme yönelik eleştiri” bile, “Rus anlatılarına” karşı “zayıf noktalar” oluşturduğu için şüpheli olarak değerlendirilmeli.
Selen’e göre, BfV ve polis tarafından ortaklaşa yürütülen “Tek Kullanımlık Ajan Olma” kampanyası, “Ukrayna çatışmasına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan… ve Rusya’yla ilgilenen” kişileri hedef almayı amaçlıyor.
Son zamanlarda birkaç trafo merkezine yönelik saldırılar meydana geldiğinde, polis sadece şüpheli bir “aşırı sol arka plan”ı değil, aynı zamanda olayların “yabancı bir devlet tarafından yönlendirilmiş sabotaj” olup olmadığını da soruşturdu.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, “aşırılık unsurları ile devlet terörizmi arasında” bağlantılar olabileceğini öne sürdü; “birinin diğerine bağlı olup olmadığı”nın, “soruşturmaların bir parçası olarak her zaman incelendiğini” de ekledi.
Sivil-askeri işbirliğinin genişlemesiyle birlikte, devlet kurumları orduyla polis, iç ve dış istihbarat servisleri arasındaki sınırları giderek daha da bulanıklaştırıyor.
Avrupa
ABD, yapay zekada İngiltere’nin erken erişimini engellemek istiyor

Beyaz Saray, OpenAI ve Anthropic’ten yeni yapay zeka modellerini ABD hükümetinin testlerinden geçmeden İngiltere’deki kurumlara açmamasını istedi. Washington’ın bu adımı, teknoloji şirketlerini İngiliz denetçiler ile Donald Trump yönetimi arasında bıraktı.
Beyaz Saray, yapay zeka geliştiricileri OpenAI ve Anthropic’ten, yeni geliştirdikleri modelleri ABD hükümetinin denetimindeki testler tamamlanmadan İngiltere’deki test kurumuna iletmemelerini istedi.
Politico’nun üst düzey bir Washington yetkilisine ve konuyu yakından takip eden bir kaynağa dayandırdığı habere göre talep, yeni modellerin denetim süreçlerini doğrudan hedef alıyor.
ChatGPT’yi geliştiren OpenAI ile Claude’un arkasındaki Anthropic, Washington’ın bu girişimiyle zorlu bir tercihle karşı karşıya kaldı.
Şirketler, küresel çaptaki önemli bir kamu denetçisini geri çevirmek ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ilişkileri bozma riski arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ABD hükümeti yetkilisi, yapay zeka geliştiricilerine iletilen talebi şu sözlerle savundu:
“Bunlar Amerikan şirketleridir ve geleceğe dönük her yeni model için benimsediğimiz politika budur.”
İngiltere Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü (AISI), kamu kaynakları bakımından dünyanın en donanımlı resmi test kurumları arasında gösteriliyor ve daha önce geliştirilen modeller üzerinde ayrıcalıklı erken erişim hakkına sahipti.
Anthropic’in Washington’ın getirdiği şartı benimsediği görülüyor.
Şirket, eylül ayı başında yeni modeli Claude Mythos 5.1’i tanıtırken, sistemin şu anda sadece “ABD’deki belirli kuruluşların” kullanımına açık olduğunu duyurdu.
Şirket açıklamasında, “Yerli ve uluslararası ortaklardan oluşan daha geniş bir çevreye erişimi en kısa sürede sağlamak adına ABD hükümetiyle koordinasyon halindeyiz” ifadelerine yer verdi.
İngiliz Parlamentosu’na bir mektup gönderen AISI Direktörü Henry de Zoete, kurumun yeni modellerin güvenliğini artırmak amacıyla ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) gibi Amerikalı meslektaşlarıyla yakın temas içinde çalıştığını kaydetti.
De Zoete, enstitü uzmanlarının ChatGPT-6 Astra modeline, OpenAI’ın sistemi eylül ayı başında kamuoyuna duyurmasından bir ay önce erken erişim sağladığı bilgisini paylaştı.
ABD Başkanı Trump daha önce OpenAI yöneticisi Sam Altman, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve xAI yöneticisi Elon Musk’ın küresel güvenlik tehditlerini önlemek amacıyla yapay zekanın gelişim hızını yavaşlatma yönündeki çağrılarını geri çevirmişti.
Trump, ABD’nin bu alanda Çin’in önünde yer aldığını vurgulayarak Washington’ın teknoloji yarışında geriye düşmesine izin veremeyeceğini savunuyor.
Avrupa
AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.
Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.
Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.
Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.
Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.
Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.
Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.
Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.
AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.
Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.
Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.
Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.
AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.
Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.
Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.
Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.
Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Asya2 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”










