Avrupa
Saksonya-Anhalt anketlerinde AfD açık ara birinci parti

11 gün sonra, Saksonya-Anhalt’taki seçmenler sandık başına gidecek ve Almanya için Alternatif (AfD) ilk kez, eyalet başbakanını belirleyebilir.
Son anketler, partinin oy oranını %43’e kadar çıkardığını gösteriyor. Bu da, anketlerde %20’nin biraz üzerinde bir oy oranı elde eden iktidardaki CDU’nun açık ara önünde yer alması demek.
Saksonya-Anhalt’taki AfD şubesi, eyaletin iç istihbarat teşkilatı tarafından “doğrulanmış aşırı sağcı” olarak sınıflandırılmıştı.
Fakat bu durum, seçim mitinglerinde bazen bir pop yıldızı gibi karşılanan partinin baş adayı Ulrich Siegmund’un popülaritesini pek sarsmadı.
Göç ve iltica konularına odaklanan Siegmund, yakın tarihli bir röportajda Almanya’nın “tüm dünyaya para dağıttığını” iddia etti ve 20 milyar avronun üzerinde Bürgergeld (vatandaşlık geliri) ödemesinin Alman vatandaşı olmayanlara gittiğini söyledi.
AfD’nin adayı ile eyalet yetkilileri arasında “sosyal yardım” polemiği
MDR Aktuel’e konuşan AfD’li, “Her dakika 20.000 avro Ukrayna’ya gidiyor. Bunların hepsi bizim eksikliğimiz olan paradır; federal hükümet bu parayı eyaletlere de aktarabilirdi,” dedi.
Magdeburg’daki İçişleri Bakanlığı ve Sosyal İşler Bakanlığı, Siegmund’un iddialarını reddetti.
İçişleri Bakanlığı sözcüsü, konuyla ilgili soruya yanıt olarak, “Sadece Saksonya-Anhalt’ta son on yılda sığınma ve entegrasyon için milyarlarca avro harcandığı iddiası yanlıştır,” dedi.
Fakat bakanlık, talep üzerine harcamalara ilişkin ayrıntılı bir liste yayınlamadı. Bu harcamaların tutarını belirlemek de zor çünkü bunların bir kısmı federal hükümet, bir kısmı da eyaletler tarafından karşılanıyor.
Ayrıca sözcü, makroiktisadi bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, maliyetlerin yanı sıra, örneğin yabancı çalışanların ödediği vergi ve harçlar gibi olumlu ekonomik etkilerin de hesaba katılması gerektiğini belirtti.
Eyalet ekonomisi alarm veriyor
Saksonya-Anhalt’ın işsizlik oranı Temmuz 2026’da %8,1 oldu. Bu oran, %6,4 olan Almanya ortalamasının oldukça üzerinde.
Eyaletin reel GSYİH’si 2025 yılında %0,2 daralırken, Almanya ekonomisi genel olarak düşük bir seviyeden de olsa %0,2 büyüdü.
Beklendiği üzere, seçmenler en önemli endişeleri olarak iş güvenliğini, ücretleri ve genel ekonomik durumu belirttiler.
Fakat analistler, AfD’nin açıkladığı daha kısıtlayıcı göç politikasının iktisadi durumun iyileşmesine yol açacağına şüpheyle yaklaşıyor.
Alman Ekonomi Enstitüsü’ne bağlı bir düşünce kuruluşu olan Yeni Sosyal Piyasa Ekonomisi Girişimi’nin (INSM) genel müdürü Thorsten Alsleben, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “AfD’nin kısıtlayıcı göç politikası, Saksonya-Anhalt’ın işgücü talebiyle çelişiyor,” dedi.
Alsleben, AfD’nin defalarca dile getirdiği iddiaların aksine, Almanya’nın en büyük iktisadi sorununun aşırı göç değil, vasıflı işgücü eksikliği olduğunu da sözlerine ekledi.
Alsleben, AfD’nin “kültürel olarak yabancı vasıflı işçilerin” sayısının azaltılmasını da içeren, önemli ölçüde daha kısıtlayıcı bir göç politikası talep ettiğini ve ekonominin Alman işçilere daha fazla dayanmasını istediğini belirtti.
Vasıflı işgücü meselesi kampanyaların merkezinde
Siegmund Almanya’dan göç etmiş vasıflı işgücünü Saksonya-Anhalt’a çekmek istiyor.
Eyalet Başbakanı ve CDU’nun baş adayı Sven Schulze ise bu planı gerçekçi bulmuyor:
“Baden-Württemberg’den İsviçre’ye göç eden bir diş hekiminin, AfD burada iktidara gelirse Saksonya-Anhalt’ta bir muayenehane açıp açmayacağını merak ediyorum. Bundan şüpheliyim.”
Nüfus yaş ortalaması 50’ye yaklaşan ve Almanya’nın en yaşlı nüfusuna sahip Saksonya-Anhalt eyaleti için bu durum, önümüzdeki yıllarda vasıflı işgücü sıkıntısını daha da şiddetlendirebilir.
Alsleben, demografik değişim göz önüne alındığında, eyaletin göçe bağımlı olduğunu da sözlerine ekledi.
Müdür, aynı zamanda partinin kapsamlı yeni sosyal yardımlar getirmeyi, vergileri düşürmeyi ve yeni borçlanmaktan kaçınmayı vaat ettiğini fakat bu kombinasyonun finansmanının zor olacağını belirtti.
Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (IWH) tarafından yapılan yakın tarihli bir çalışma, partinin seçim programından elde edilen hesaplamalara göre, mutlak çoğunluğa sahip bir AfD hükümetinin Saksonya-Anhalt’ı yıllık en az 2,2 milyar avroluk bütçe açığıyla karşı karşıya bırakacağını ortaya koydu.
Eyaletin halihazırda yaklaşık 25 milyar avroluk borcu bulunuyor; bu, Almanya’daki kişi başına en yüksek borç seviyelerinden biri.
Araştırmanın yazarları, bu nedenle AfD liderliğindeki bir hükümetin, fon yetersizliği nedeniyle seçim programını tam olarak uygulaması pek olası olmadığı sonucuna vardı.
Partinin iktisat politikasına ilişkin sorular
Federal düzeyde de, başlangıçta avro karşıtı bir hareket olarak kurulan parti, iktisat politikasının tutarlılığı konusunda soru işaretleri yaratmaya devam ediyor.
AfD eşbaşkanı Alice Weidel, kısa süre önce partinin 2016 seçim bildirgesinde belirtildiği gibi hâlâ eurodan çıkmayı planlayıp planlamadığı sorusuna net bir yanıt vermekten kaçındı.
unun yerine, tek para birimini birçok Alman için dezavantaj oluşturan bir “zayıf para birimi” olarak nitelendirdi.
Alsleben ise, “Avro, ihracat odaklı bir ekonomi olarak Almanya’nın en önemli konumsal avantajı,” dedi ve AB üyeliğinin iktisadi faydası ile Almanya’da kişi başına yıllık ortalama 2.500 avroya ulaştığını da sözlerine ekledi.
Alsleben, “Weidel’in bu faydaları açıkça kabul etmemesi ciddi bir hata. AB’yi daha rekabetçi hale getirmeliyiz ama bunu sorgulamamalıyız,” dedi.
Avro konusunda partide kafalar karışık
Weidel’in ZDF’ye yaptığı açıklamalarda Avro bölgesinden çıkmak konusunda ihtiyatlı davranması, partide bu konuya ilişkin görüş ayrılıkları olduğuna işaret ediyor olabilir.
Şu anda AfD yeni bir temel program hazırlıyor. ZDF’nin edindiği bilgilere göre, yetkili program komisyonunda, gerçekçi olmasa da avro sisteminden çıkma talebinde ısrar edilip edilmeyeceği tartışıldı.
ZDF’nin elde ettiği taslakta, “Almanya, Avro sisteminden çıkmalıdır” başlığı altında şunlar yer alıyor: “Euro bugün her gün borçlar veya milyarlarca avroluk transferler yoluyla ‘kurtarılmaktadır’.”
Anlaşmaya aykırı ortak sorumluluk, AB düzeyinde yasaklanmış borçlanma, yasaklanmış devlet finansmanı ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından yetki sınırlarını aşan ekonomi politikası gibi sorumlulukların “büyük ölçüde Almanya’nın sırtına yüklendiğini” savunan taslak şöyle devam ediyor:
“[Almanya] ‘transfer birliğini’ feshetmeli ve ulusal bir para birimini yeniden getirerek sürekli kurtarma sürecinin yanlış yoluna son vermelidir; gerekirse, avroyu veya esnek bir ECU [Avrupa Para Birimi] benzeri hesap birimini paralel olarak muhafaza ederek.”
ECU, avronun öncül para birimiydi ve AB tarafından 1999 yılına kadar hesap birimi olarak kullanıldı.
Avrupa
Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.
Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.
Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.
Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.
Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.
Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.
Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.
Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.
Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.
Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.
Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.
Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa
Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.
Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.
Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.
Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.
Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.
Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.
Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.
Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
Bakanlıklarda yarı yarıya tensikat: Hollanda bürokrasiyi yapay zekaya devrediyor

Hollanda hükümeti, yapay zeka entegrasyonu ve bürokrasiyi azaltma reformu kapsamında 25 bin kamu çalışanının işine son vermeyi planlıyor. Bakanlıklar ve teftiş kurumlarında yüzde 60’a varan tensikat öngören planla, 2035’ten itibaren her yıl 3,5 milyar avro tasarruf hedefleniyor.
Hollanda hükümeti, kamu sektöründe verimliliği artırmak ve yapay zeka teknolojilerini devreye sokmak amacıyla yaklaşık 25 bin memurun görevine son vermeye hazırlanıyor.
Bloomberg’in aktardığı plana göre Lahey yönetimi, kamu kadrolarında gidilecek bu tensikatla 2027 yılına kadar her yıl 900 milyon avro, 2035 yılından itibaren ise yıllık 3,5 milyar avro tasarruf sağlamayı hedefliyor.
İşten çıkarmalar öncelikli olarak bakanlıkları, denetim müfettişliklerini ve idari icra kurumlarını kapsayacak.
Ancak planlanan kesintiler her kamu kurumuna aynı oranda yansımayacak; polis teşkilatı ile savunma sektörü kapsamlı tensikat dalgasından daha az etkilenecek.
Etkin Yönetimden Sorumlu Devlet Sekreteri Eric van den Burg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkezi hükümetin gerçekten verimli çalışması; daha yalın, daha akıllı ve daha küçük hale gelmesi için zor kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.
Hükümet verilerine göre ülkedeki kamu personeli sayısı, geçmiş hükümetlerin kadroları daraltma yönündeki vaatlerine rağmen 2025 yılının sonu itibarıyla rekor düzeye çıkarak 160 bine ulaştı.
Bu rakam, kamudaki çalışan sayısının 2018 yılına kıyasla yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor.
Eric van den Burg’un parlamentoya sunduğu mektupta yer alan ayrıntılar, bakanlıkların, denetim birimlerinin ve icra dairelerinin belirli kollarında personel sayısının yüzde 45 ila 60 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
Yönetim, idari yükü hafifleterek gereksiz bürokratik prosedürleri yürürlükten kaldırmayı ve kamu çalışanlarının iş verimini yükseltmeyi hedefliyor.
Reformun temel ayaklarından birini, işlevsiz hale gelen ya da aşırı bürokratik yük yaratan 500 kural ve düzenlemenin tamamen iptal edilmesi oluşturuyor.
Hükümet, yasal mevzuatı ve işleyiş kurallarını sadeleştirerek yeni personel ihtiyacını asgari düzeye indirmeyi ve kamu kurumlarında yapay zekadan daha yaygın biçimde faydalanmayı amaçlıyor.
Kamuda yapay zekaya dayalı küçülme eğilimi farklı ülkelerde ve özel sektörde de adımlar atılmasına yol açıyor.
Özbekistan’da Ekim 2025 tarihinde ulusal mevzuat veri tabanında yayımlanan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev imzalı kararnameyle, yapay zeka uygulamalarına geçiş paralelinde 2 binden fazla kamu görevlisinin kadrosunun tasfiye edileceği duyurulmuştu.
Öte yandan teknoloji devleri Microsoft ve Meta da yapay zeka alanındaki yüksek maliyetli yatırımları nedeniyle iş gücünde kesintiye gitme kararı almıştı.
Avrupa
Fonların gölgedeki patronu: Davalar İngiliz milyarderin peşini bırakmıyor

Yönettiği 12 milyar dolarlık fon ağına rağmen kamuoyundan gizlenen İngiliz milyarder Peter de Putron, Williams Formula 1 takımı ve ABD’deki 2,8 milyar dolarlık enerji projesini kapsayan davalar nedeniyle gündemde. Mahkemelerin ifade çağrıları, Jersey Adası’ndaki adresinde bulunamayan ve Birleşik Krallık siyasetine milyonluk bağışlar yapan milyarderin gizlilik kalkanını zorluyor.
Finans piyasalarında algoritmik işlemlerle devasa bir servet edinen İngiliz milyarder Peter de Putron, onlarca yıldır kamuoyunun radarından titizlikle kaçmayı başardı.
İnternette tek bir karesi dahi yer almayan, randevu adreslerini buluşmaya birkaç dakika kala bildiren ve eski tanıdıklarının bile telefon numarasına ulaşamadığı finansçı, iş dünyasının en kapalı figürlerinden biri olarak biliniyor.
Fakat Formula 1 takımı Williams’ı ve ABD’deki dev bir veri merkezi yatırımını kapsayan yargı süreçleri, gizem perdesini aralamaya başladı.
Financial Times’ın haberine göre, mahkemelerden çıkan celp ve inceleme kararları, de Putron’u iş ağının ayrıntılarını ve kişisel bilgilerini açıklamaya zorlayabilir.
De Putron’un servetinin omurgasını, Londra merkezli G-Research şirketi oluşturuyor. Finans piyasaları için alım satım yazılımları ve tahmin modelleri üreten bu yapı, hisse senedi alıp satmıyor; yalnızca verileri tarayıp piyasa hareketlerini öngören algoritmalar hazırlıyor.
Şirketin rakiplerinden biri, bu modelleri kullanan ve de Putron ile bağlantılı olan yatırım fonunun 10 milyar dolar ile 12 milyar dolar arasında varlık yönettiğini tahmin ediyor.
G-Research bünyesinde üretilen tahminler, doğrudan Birleşik Krallık dışındaki ilişkili şirketlere iletiliyor. Financial Times, bu yapının milyardere operasyonlarının kayda değer bölümünü düşük vergili yargı bölgelerinden yürütme imkanı verdiğini yazıyor.
Örneğin bağlantılı şirketlerden biri, şirket sahipliğine dair şeffaflık kurallarının oldukça gevşek tutulduğu Marshall Adaları’nda tescil edilmiş vaziyette.
İlk yatırım fonunu 1997 yılında Amerikalı milyarder George Soros’un desteğiyle kuran de Putron, zamanla odağını tümüyle bilgisayar algoritmalarıyla yürütülen ticarete çevirdi.
Finansçı, 2001 senesinde daha sonra G-Research adını alacak olan Gloucester Research şirketini hayata geçirdi. O tarihten bu yana kişisel hayatını neredeyse mutlak bir gizlilikle yürütüyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, de Putron’un toplantılara katılacak kişilerden elektronik cihaz getirmemelerini talep ettiğini aktarıyor.
The Wall Street Journal’a konuşan bir tanıdığı ise milyarderin katıldığı ender bir etkinlikte hem iç mekanda hem dışarıda çıkarmadığı şapkası, trençkotu ve güneş gözlükleriyle adeta klasik bir casus kılığında dolaştığını anlatıyor.
Benzer bir tecrit kültürü G-Research içinde de geçerli. Çalışanların şirket içi bilgileri dışarı aktarması kesin bir dille yasaklanırken, işten ayrılanların rakip kurumlara geçişi de ağır sözleşme şartlarıyla sınırlandırılıyor.
Ofis içi bilgi akışını kesmek amacıyla departmanlar arasına katı bariyerler örülmüş durumda; çalışanlar diğer birimlerin ne tür projeler üzerinde çalıştığını dahi göremiyor.
Şirket, verileri korumak için özel olarak geliştirilmiş yüksek güvenlik altyapıları kullanıyor.
Hukuki ihtilaflar gizlilik kalkanını zorluyor
Milyarderin yatırımları finans piyasalarıyla sınırlı kalmadı.
De Putron, savunma sanayisine teknoloji geliştiren girişimlere ve Formula 1 takımı Williams’ın sahibi Dorilton Capital’a sermaye sağladı.
Financial Times ayrıca, de Putron ile ABD’nin Güney Carolina eyaletinde 2,8 milyar dolarlık devasa bir veri merkezi ve 460 megavatlık enerji santrali inşaatını finanse eden NorthMark şirketi arasında bağlar saptadı.
Fakat her iki yatırım da de Putron’un adını yargı kayıtlarına taşıdı. Güney Carolina’daki projeye karşı çıkan bölge sakinleri, inşaat şirketinin projenin gerçek boyutlarını gizlediğini öne sürerek dava açtı.
Formula 1 kanadında ise Williams takımının eski pazarlama direktörü Claudia Schwarz, Dorilton ve doğrudan de Putron aleyhine dava açtı.
Yargılama sürecinde mahkeme de Putron’un ifadesinin alınmasına izin verdi. Ancak tebligat memurları, Manş Denizi’ndeki Jersey Adası’nda kayıtlı adrese iki kez gitmelerine karşın milyardere resmi evrakı teslim edemedi. Hukukçular, bu süreçlerin финансисті gizlilik kalkanını delmeye mecbur bırakabileceğini değerlendiriyor.
De Putron’un ilişkiler ağı Birleşik Krallık siyasetine ve sivil toplumuna kadar uzanıyor.
Financial Times verilerine göre, milyarderin kontrolündeki şirketler İngiltere Muhafazakar Partisi’ne yaklaşık 1 milyon sterlin bağışladı.
Eşi Hayley de Putron adına kurulan yardım vakfı ise İngiliz kraliyet ailesinin himayesindeki kuruluşlara milyonlarca sterlinlik kaynak aktardı.
Hatta 2017 yılında dönemin Galler Prensi Charles, Hayley de Putron’a yardımlarından ötürü açık teşekkür iletmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin 2016 tarihli araştırması da milyardere ait şirketlerin Muhafazakar Parti kasasına yüz binlerce sterlin yatırdığını ve İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulayan düşünce kuruluşlarına sermaye aktardığını ortaya koymuştu.
Bu kuruluşların başında gelen Open Europe’a doğrudan Gloucester Research üzerinden aktarılan tutar yaklaşık 700 bin sterline ulaşıyor.
De Putron aynı zamanda eski Birleşik Krallık Bakanı Andrea Leadsom ile akrabalık bağı taşıyor; finansçı, Leadsom’ın kız kardeşiyle evli.
Eldeki kayıtlar, Leadsom ile eşinin geçmiş yıllarda de Putron’a ait şirketlerde yöneticilik yaptığını gösteriyor.
Eski bakan ise akrabasının bağışlarının siyasi kariyerinde rol oynadığı iddialarını reddediyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Ortadoğu2 hafta önceForeign Policy: Trump Ortadoğu’da mezhep hatlarını yeniden açıyor











