Bizi Takip Edin

Avrupa

Saksonya-Anhalt anketlerinde AfD açık ara birinci parti

Yayınlanma

11 gün sonra, Saksonya-Anhalt’taki seçmenler sandık başına gidecek ve Almanya için Alternatif (AfD) ilk kez, eyalet başbakanını belirleyebilir.

Son anketler, partinin oy oranını %43’e kadar çıkardığını gösteriyor. Bu da, anketlerde %20’nin biraz üzerinde bir oy oranı elde eden iktidardaki CDU’nun açık ara önünde yer alması demek.

Saksonya-Anhalt’taki AfD şubesi, eyaletin iç istihbarat teşkilatı tarafından “doğrulanmış aşırı sağcı” olarak sınıflandırılmıştı.

Fakat bu durum, seçim mitinglerinde bazen bir pop yıldızı gibi karşılanan partinin baş adayı Ulrich Siegmund’un popülaritesini pek sarsmadı.

Göç ve iltica konularına odaklanan Siegmund, yakın tarihli bir röportajda Almanya’nın “tüm dünyaya para dağıttığını” iddia etti ve 20 milyar avronun üzerinde Bürgergeld (vatandaşlık geliri) ödemesinin Alman vatandaşı olmayanlara gittiğini söyledi.

AfD’nin adayı ile eyalet yetkilileri arasında “sosyal yardım” polemiği

MDR Aktuel’e konuşan AfD’li, “Her dakika 20.000 avro Ukrayna’ya gidiyor. Bunların hepsi bizim eksikliğimiz olan paradır; federal hükümet bu parayı eyaletlere de aktarabilirdi,” dedi.

Magdeburg’daki İçişleri Bakanlığı ve Sosyal İşler Bakanlığı, Siegmund’un iddialarını reddetti.

İçişleri Bakanlığı sözcüsü, konuyla ilgili soruya yanıt olarak, “Sadece Saksonya-Anhalt’ta son on yılda sığınma ve entegrasyon için milyarlarca avro harcandığı iddiası yanlıştır,” dedi.

Fakat bakanlık, talep üzerine harcamalara ilişkin ayrıntılı bir liste yayınlamadı. Bu harcamaların tutarını belirlemek de zor çünkü bunların bir kısmı federal hükümet, bir kısmı da eyaletler tarafından karşılanıyor.

Ayrıca sözcü, makroiktisadi bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, maliyetlerin yanı sıra, örneğin yabancı çalışanların ödediği vergi ve harçlar gibi olumlu ekonomik etkilerin de hesaba katılması gerektiğini belirtti.

Eyalet ekonomisi alarm veriyor

Saksonya-Anhalt’ın işsizlik oranı Temmuz 2026’da %8,1 oldu. Bu oran, %6,4 olan Almanya ortalamasının oldukça üzerinde.

Eyaletin reel GSYİH’si 2025 yılında %0,2 daralırken, Almanya ekonomisi genel olarak düşük bir seviyeden de olsa %0,2 büyüdü.

Beklendiği üzere, seçmenler en önemli endişeleri olarak iş güvenliğini, ücretleri ve genel ekonomik durumu belirttiler.

Fakat analistler, AfD’nin açıkladığı daha kısıtlayıcı göç politikasının iktisadi durumun iyileşmesine yol açacağına şüpheyle yaklaşıyor.

Alman Ekonomi Enstitüsü’ne bağlı bir düşünce kuruluşu olan Yeni Sosyal Piyasa Ekonomisi Girişimi’nin (INSM) genel müdürü Thorsten Alsleben, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “AfD’nin kısıtlayıcı göç politikası, Saksonya-Anhalt’ın işgücü talebiyle çelişiyor,” dedi.

Alsleben, AfD’nin defalarca dile getirdiği iddiaların aksine, Almanya’nın en büyük iktisadi sorununun aşırı göç değil, vasıflı işgücü eksikliği olduğunu da sözlerine ekledi.

Alsleben, AfD’nin “kültürel olarak yabancı vasıflı işçilerin” sayısının azaltılmasını da içeren, önemli ölçüde daha kısıtlayıcı bir göç politikası talep ettiğini ve ekonominin Alman işçilere daha fazla dayanmasını istediğini belirtti.

Vasıflı işgücü meselesi kampanyaların merkezinde

Siegmund Almanya’dan göç etmiş vasıflı işgücünü Saksonya-Anhalt’a çekmek istiyor.

Eyalet Başbakanı ve CDU’nun baş adayı Sven Schulze ise bu planı gerçekçi bulmuyor:

“Baden-Württemberg’den İsviçre’ye göç eden bir diş hekiminin, AfD burada iktidara gelirse Saksonya-Anhalt’ta bir muayenehane açıp açmayacağını merak ediyorum. Bundan şüpheliyim.”

Nüfus yaş ortalaması 50’ye yaklaşan ve Almanya’nın en yaşlı nüfusuna sahip Saksonya-Anhalt eyaleti için bu durum, önümüzdeki yıllarda vasıflı işgücü sıkıntısını daha da şiddetlendirebilir.

Alsleben, demografik değişim göz önüne alındığında, eyaletin göçe bağımlı olduğunu da sözlerine ekledi.

Müdür, aynı zamanda partinin kapsamlı yeni sosyal yardımlar getirmeyi, vergileri düşürmeyi ve yeni borçlanmaktan kaçınmayı vaat ettiğini fakat bu kombinasyonun finansmanının zor olacağını belirtti.

Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (IWH) tarafından yapılan yakın tarihli bir çalışma, partinin seçim programından elde edilen hesaplamalara göre, mutlak çoğunluğa sahip bir AfD hükümetinin Saksonya-Anhalt’ı yıllık en az 2,2 milyar avroluk bütçe açığıyla karşı karşıya bırakacağını ortaya koydu.

Eyaletin halihazırda yaklaşık 25 milyar avroluk borcu bulunuyor; bu, Almanya’daki kişi başına en yüksek borç seviyelerinden biri.

Araştırmanın yazarları, bu nedenle AfD liderliğindeki bir hükümetin, fon yetersizliği nedeniyle seçim programını tam olarak uygulaması pek olası olmadığı sonucuna vardı.

AfD’nin seçim manifestosunda “Dexit” çağrısı

Partinin iktisat politikasına ilişkin sorular

Federal düzeyde de, başlangıçta avro karşıtı bir hareket olarak kurulan parti, iktisat politikasının tutarlılığı konusunda soru işaretleri yaratmaya devam ediyor.

AfD eşbaşkanı Alice Weidel, kısa süre önce partinin 2016 seçim bildirgesinde belirtildiği gibi hâlâ eurodan çıkmayı planlayıp planlamadığı sorusuna net bir yanıt vermekten kaçındı. 

unun yerine, tek para birimini birçok Alman için dezavantaj oluşturan bir “zayıf para birimi” olarak nitelendirdi.

Alsleben ise, “Avro, ihracat odaklı bir ekonomi olarak Almanya’nın en önemli konumsal avantajı,” dedi ve AB üyeliğinin iktisadi faydası ile Almanya’da kişi başına yıllık ortalama 2.500 avroya ulaştığını da sözlerine ekledi.

Alsleben, “Weidel’in bu faydaları açıkça kabul etmemesi ciddi bir hata. AB’yi daha rekabetçi hale getirmeliyiz ama bunu sorgulamamalıyız,” dedi.

Avro konusunda partide kafalar karışık

Weidel’in ZDF’ye yaptığı açıklamalarda Avro bölgesinden çıkmak konusunda ihtiyatlı davranması, partide bu konuya ilişkin görüş ayrılıkları olduğuna işaret ediyor olabilir.

Şu anda AfD yeni bir temel program hazırlıyor. ZDF’nin edindiği bilgilere göre, yetkili program komisyonunda, gerçekçi olmasa da avro sisteminden çıkma talebinde ısrar edilip edilmeyeceği tartışıldı.

ZDF’nin elde ettiği taslakta, “Almanya, Avro sisteminden çıkmalıdır” başlığı altında şunlar yer alıyor: “Euro bugün her gün borçlar veya milyarlarca avroluk transferler yoluyla ‘kurtarılmaktadır’.”

Anlaşmaya aykırı ortak sorumluluk, AB düzeyinde yasaklanmış borçlanma, yasaklanmış devlet finansmanı ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından yetki sınırlarını aşan ekonomi politikası gibi sorumlulukların “büyük ölçüde Almanya’nın sırtına yüklendiğini” savunan taslak şöyle devam ediyor:

“[Almanya] ‘transfer birliğini’ feshetmeli ve ulusal bir para birimini yeniden getirerek sürekli kurtarma sürecinin yanlış yoluna son vermelidir; gerekirse, avroyu veya esnek bir ECU [Avrupa Para Birimi] benzeri hesap birimini paralel olarak muhafaza ederek.” 

ECU, avronun öncül para birimiydi ve AB tarafından 1999 yılına kadar hesap birimi olarak kullanıldı.

Avrupa

AfD’li ismin BSW liderlerine yönelik sözleri tepki çekti

Yayınlanma

AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki grup başkanvekili Oliver Kirchner, BSW liderilerine yönelik ırkçılığa varan sözler sarf etti.

Kirchner birkaç gün önce sağcı Compact dergisine verdiği röportajda BSW ile işbirliği yapmayı düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt verdi.

Bu fikri reddeden AfD’li siyasetçi, “Önümüzdeki beş yılı, Mohamed Ali’nin liderliğindeki ve ‘hepsi Nazi’ diyen bu yarı İtalyan adamın liderliğindeki insanlarla siyasette geçirmem mi gerekiyor?” diye sordu.

Amira Mohamed Ali ile “yarı İtalyan” Fabio De Masi, BSW’nin eş genel başkanları.

“Bu insanları” yeterince iyi tanımadığını belirten Kirchner, olası bir AfD-BSW koalisyonunda sorunlar çıkarsa, “onlara güvenilemeyeceğini” söyledi.

Kirchner daha sonra konuşma sırasında “yarı İtalyan” ifadesini ikinci kez vurguladı.

De Masi, Kirchner’e sert eleştiriler yönelitti. SPIEGEL’e konuşan De Masi’ye göre, Kirchner’in “her gece hobi odasında Varus Savaşı’nı canlandırıp canlandırmaması” yalnızca onu ilgilendirir. 

BSW lideri, “Saksonya-Anhalt’taki insanların büyük çoğunluğu için, ister Magdeburg’da ister Milano’da olsun asıl önemli olan ara sıra bir İtalyan restoranına gitmektir!” diye konuştu.

Diğer bazı üst düzey AfD isimleri de daha önce BSW’yi önemsiz göstermeye çalışmıştı.

BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı

Thüringen AfD lideri Björn Höcke, Saksonya-Anhalt’taki seçimlerden önce, BSW Erfurt’ta CDU ile koalisyon kurduğu için onu “en yeni kartel partisi” olarak nitelendirmişti.

AfD Eşbaşkanı Tino Chrupalla, seçim gecesi BSW’nin “partizan olmayan bir başbakan” çağrısına alaycı bir şekilde yanıt vererek Siegmund’a sadık kalacaklarını söyledi.

Chrupalla, “Neden şimdi oyların yüzde 6’sına bile ulaşamayan bir partinin liderliğini takip edelim ki?” diye sordu.

Siegmund da BSW ile ilk ön görüşmelerden önce, özellikle silahlanma konusunda söylemini sertleştirmeye çalışmıştı.

Siegmund, silahlanma meselesini sınır dışı etme planlarıyla ilişkilendirmiş ve “Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz, çünkü gelecekteki geri göç ve sınır dışı etme kampanyaları için doğal olarak uygun kaynaklara ihtiyacımız olacak; en azından iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma açısından,” demişti.

Fabio De Masi, SPIEGEL’e verdiği demeçte, BSW’nin somut konuları tartışmayı reddetmediğini, “fakat hiçbir koalisyona girmeyeceğini ve Siegmund’a oy vermeyeceğini” söyledi.

Bu tutum hem federal düzeyde hem de Saksonya-Anhalt’ta geçerli.

İki partinin ne kadar farklı olduğu, en son AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un İsrail askeri teknolojisinin kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı.

Siegmund, Saksonya-Anhalt’ta faaliyet göstermeye başlayan bir İsrail savunma şirketi hakkında olumlu konuşmuştu. Öte yandan BSW, katı bir silah karşıtı politika savunuyor.

Fakat AfD aynı zamanda, Saksonya-Anhalt’taki BSW şubesini görüşmelere davet ediyor. SPIEGEL’in edindiği bilgilere göre, AfD ve BSW milletvekili grupları pazartesi günü ilk tanışma toplantısı için bir araya geldi.

BSW, Saksonya-Anhalt’ın yeni eyalet parlamentosunda temsil edilen ve aşırı sağın diyalog teklifini kabul eden tek parti.

Bununla birlikte BSW için hem yeniden silahlanma hem de AfD’nin “tersine göç” planları kırmızı çizgi.

AfD’li Siegmund, silahlanmaya destek verdi

Dergiye göre bu, “kimin patron, kimin hizmetçi olduğuna dair” bir sinyal. AfD, uzun süredir BSW parlamento grubunun insafına kalarak yönetmektense yeni seçimlerin daha iyi olup olmayacağını değerlendiriyor.

Bir yandan da AfD üyeleri BSW’ye güvenmiyor. AfD milletvekili grubu başkanı Kirchner, seçim kampanyası hâlâ devam ederken BSW’nin yeni milletvekili grubu başkanları Claudia Wittig ve Thomas Schulze ile bire bir görüşme yaptığını söylemişti.

Compact dergisine verdiği demeçte, onlarla konuşmanın kolay olduğunu ama karar verme yetkisine sahip olduklarına inanmadığını belirtti.

BSW ise sakin bir tavır sergiliyor. Eyalet şubesi, savunma politikası konusunda ortak bir zemin bulmak amacıyla, örneğin Die Linke (Sol Parti) gibi partilere yaptığı gibi AfD’ye de görüşme teklifinde bulunduğunu belirtiyor.

Diğer partilerin BSW ile nasıl bir ilişki kurmayı planladıklarını netleştirmeleri gerekecek; ne de olsa bu partinin yüzde beş barajını aşacağını öngörmemişlerdi.

Fakat SPIEGEL’e göre tam da bu baraj, BSW’nin bir kez daha sonunu getirebilir. AfD erken seçim için baskı yaparsa, BSW yine zor durumda kalacak.

Parti böylece, tüm hakaretlere rağmen aşırı sağı tolere edip etmeyeceği ya da, tereddüt ederse, Magdeburg’daki eyalet parlamentosunda bir sandalye kazanıp kazanamayacağı konusunda bir kez daha endişelenmek zorunda kalacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB ve Almanya, “yapay zeka duraklaması”na tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) ve Almanya, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka araştırmalarını yavaşlatma çağrılarına tepki gösterdi.

Yapay zeka güvenliği konusundaki tartışma, hafta sonu Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin, giderek daha güçlü sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öncü yapay zeka şirketlerinin bağımsız denetime tabi tutulması ve ortak standartlar üzerinde çalışması gerektiğini söylemesiyle yeniden gündeme geldi.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde pazartesi günü yaptığı açıklamada, Avrupa’nın kısmen kendi özerkliğini korumak ve yaşam tarzını sürdürmek için gerekli verimlilik artışını sağlamak amacıyla yapay zeka teknolojisi üreticisi haline gelmesi gerektiğini söyledi.

Avrupalı şirketler yapay zekaya yatırım yapsa da bu teknolojiyi çoğunlukla yurt dışından, özellikle de ABD’den ithal ediyorlar.

Lagarde, Viyana’da yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:

“Birkaç yıl içinde (yapay zeka) sınırda malları kontrol edecek, hangi vergi beyannamelerinin denetleneceğine karar verecek, trenleri sevk edecek, koğuşlardaki hastaları izleyecek ve bankalarda ödemeleri gerçekleştirecek. Erişimin kesilmesi ya da erişim koşullarında bir değişiklik, o zaman her sektöre aynı anda yansır. Bu, hiçbir ticaret ortağının Avrupa üzerinde daha önce sahip olmadığı bir tür baskı aracıdır ve örneğin gümrük vergileri veya dijital vergiler gibi herhangi bir müzakerede kullanılabilir.”

ECB liderine göre çözüm, daha fazla Avrupa bilgi işlem kapasitesi oluşturmaktan geçiyor.

Lagarde, yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi halinde on yıl içinde verimlilik düzeyini %4’e kadar artırabileceğini ve bunun kamu maliyesi açısından dönüştürücü bir etki yaratacağını belirtti:

“Avrupa, kendi talebini karşılamak için halihazırda çok yetersiz veri merkezi kapasitesine sahip ve mevcut eğilimlere göre bu açığın on yıl içinde altı katından fazla artacağı tahmin ediliyor.”

Ardından Lagarde, Avrupa’nın çoğu görev için “yeterince iyi” olan ve Avrupa altyapısı üzerinde çalışan modellere ihtiyacı olduğunu, böylece dışlanma tehdidinin etkisini yitireceğini ekledi.

Lagarde, Avrupa’nın bu teknolojinin bedelini zaten ödediğini, bu nedenle onu daha kararlı bir şekilde benimsemesi gerektiğini söyledi.

ABD’li teknoloji şirketlerinin yatırım ihtiyaçları o kadar büyük ki, borçlanmalarının bir kısmını Avrupa’dan karşılıyorlar.

Bu da borç piyasasında diğer aktörleri dışlayarak herkes için maliyetleri artırıyor.

Avrupa emeklilik fonları da ABD teknoloji hisselerine yoğun bir şekilde yatırım yapıyor; bu nedenle piyasada yaşanacak herhangi bir düzeltme, Avrupalıların birikimlerini etkileyecek.

Almanya ise yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini durdurmanın Avrupa için “uygulanabilir bir seçenek” olmadığını belirtti.

Almanya’nın dijital işler bakanlığı, yapay zeka geliştirilmesini durdurmanın gerçekçi olmadığını savundu.

Bakanlık sözcüsü, “Geliştirmeyi durdurmayı Avrupa için geçerli bir seçenek olarak görmüyoruz,” diyerek, Avrupa’nın dijital egemenliğini güçlendirmenin daha fazla yapay zeka geliştirme ve inovasyon gerektirdiğini ekledi.

Aynı zamanda Berlin, küresel yapay zeka gelişmelerini çok yakından takip ettiğini ve önde gelen geliştiricilerin kamuoyuna yönelik uyarılarını ciddiye aldığını belirtti.

Bakanlık, Temmuz ayında OpenAI ajanlarının açık kaynak platformu Hugging Face’i hacklemesi olayında görüldüğü gibi, test ortamlarından çıkabilen ve kendi başlarına diğer sistemlere erişebilen yapay zeka sistemlerinin, yeni bir politika tepkisi gerektiren “tamamen yeni bir tehdit senaryosu” oluşturacağını söyledi.

Sözcü ayrıca yapay zeka yönetişimi konusunda uluslararası koordinasyonu destekledi ve etkili bir denetimin hem ABD’nin hem de Çin’in katılımını gerektireceğini belirtti.

Sözcü, Almanya’nın bu konuyu G7 düzeyinde gündeme getirdiğini de ekledi.

İspanya Dijital Dönüşüm Bakanı Oscar Lopez, yapay zeka risklerini yönetmek için uluslararası bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konusunda tartışmaların giderek arttığını belirterek, bazı önerileri nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik anlaşmalara benzetti.

Lopez, devlet televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, “Son günlerde duyduğum sesler, sanki yapay zekanın risklerini sınırlamamıza imkân verecek bir tür uluslararası anlaşma arayışında gibi geliyor,” dedi.

Bakan, yapay zekanın yeni ilaçların keşfi ve tedavilerin iyileştirilmesi gibi muazzam fırsatlar sunduğunu ama finans ve siber güvenlik gibi alanlarda da önemli riskler oluşturduğunu belirtti.

Lopez, yapay zeka araştırmacıları ve geliştiricileri tarafından dile getirilen endişeleri göz ardı eden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi.

Avrupa Komisyonu ise inovasyon ve güvenliğin el ele gitmesi gerektiğini belirtti.

Komisyon sözcüsü Thomas Regnier, “Avrupa Birliği, yapay zeka alanında inovasyonun geliştirilmesinden yana; ancak şirketler, hizmetlerinin vatandaşlar için güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır ki bu hizmetler Birlik içinde faaliyet gösterebilsin,” dedi.

İngiltere, giderek daha güçlü hale gelen sistemlerin oluşturduğu riskler konusunda önde gelen yapay zeka şirketleri arasında yürütülen tartışmayı olumlu karşıladı fakat gelecekteki herhangi bir düzenleyici önlemin spekülasyonlardan ziyade kanıtlara dayandırılması gerektiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın bir sözcüsü, “En gelişmiş yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin artık hem riskleri hem de fırsatları açıkça tartışıyor olması olumlu bir gelişmedir,” dedi ama ekledi:

“Fakat yapay zeka yetenekleri geliştikçe mevcut çerçevenin her zaman yeterli olacağını varsaymamalıyız.”

Avrupa’nın yapay zeka yatırımları ve girişimler açısından en büyük merkezi olan İngiltere, düzenleme konusunda genel olarak daha esnek bir yaklaşımı tercih etmiş ve bu konuda Avrupa Birliği’nden çok ABD ile daha yakın bir çizgide hareket etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan hükümeti, Orbán’ın LGBT karşıtı düzenlemelerini geri almak istiyor

Yayınlanma

Macaristan hükümeti, eski Viktor Orbán hükümeti tarafından 18 yaş altı gençlere yönelik “eşcinselliğin teşvik edilmesini” yasaklayan anti-LGBT düzenlemelerini kaldıracak bir yasa tasarısı sundu.

Nisan ayında yapılan seçimlerde 16 yıllık iktidarın ardından devrilen Orbán hükümeti, 2021 yılında 18 yaşından küçüklerin erişebileceği medya içeriklerinde “eşcinselliğin gösterilmesini ve teşvik edilmesini” ile cinsiyet değiştirmeyi yasaklamıştı.

Orbán, LGBT karşıtı yasaların çocukları korumak amacıyla çıkarıldığını söylemiş ama bu kısıtlamalar insan hakları örgütleri ve Avrupa Birliği’nden şiddetli eleştirilere yol açmıştı.

Macaristan’ın yeni Adalet Bakanı Marta Gorog, AB’nin en yüksek mahkemesinin Nisan ayında verdiği kararda, bu kısıtlamaların AB hukukunu ihlal ettiğini ve eşcinsel ile trans bireylerin damgalanmasına ve marjinalleşmesine katkıda bulunduğunu belirtmesinin ardından, hükümetin LGBT içeriğine erişimi kısıtlayan mevzuatı revize etmesi gerekeceğini söylemişti.

Nisan ayında iktidara gelen Başbakan Peter Magyar, AB ile ilişkileri düzeltme sözü verdi. 

Macaristan’ı yeniden AB’nin ana akımına dahil etmek için, demokratik standartlar ve azınlık haklarına ilişkin endişelerin de giderilmesi gerekiyor.

Taslak yasa tasarısı, “çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimini ciddi şekilde bozabilecek” materyalleri yasaklayacak.

Tasarıda şöyle yazıyor:

“Teklif, çocukların karşı karşıya olduğu gerçek tehlikelere odaklanmaktadır. Koruma, pornografik ve yaşa uygun olmayan cinsel içerik, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı, cinsel taciz ve manipülasyonun yanı sıra çocukların fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimine ciddi zarar veren diğer içeriklere odaklanmaktadır.”

Başbakan Magyar da cumartesi günü yaptığı açıklamada, hükümetinin eşcinsellerin evlat edinmesini fiilen yasaklayan kuralları da değiştireceğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English