Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya savunma bütçesiyle küresel silah şirketlerinin cazibe merkezi oldu

Yayınlanma

Almanya, askeri harcamalarını hızla artırarak uluslararası savunma şirketleri için küresel bir cazibe merkezine dönüştü. Berlin yönetiminin gelecek beş yıl için 700 milyar euroyu aşan savunma bütçesi ayırması üzerine Avrupa ve diğer bölgelerden çok sayıda sektör devi ülkede temsilcilik açtı. Şirketler, yerel varlık göstermenin jeopolitik kriz dönemlerinde silahlara erişim riskini azaltacağını belirtiyor.

Almanya, askeri harcamalarında gittiği sert artışın etkisiyle uluslararası savunma şirketlerinin odak noktası haline geldi. Financial Times gazetesinin haberine göre, bütçe kaynaklarının genişletilmesi küresel silah ve havacılık üreticilerini Almanya pazarına yönlendirdi.

Geçen yılki seçimleri kazanmasının ardından Başbakan Friedrich Merz, savunma harcamalarını borçlanmayı sınırlandıran katı kuralların kapsamından çıkardı ve Bundeswehr’i Avrupa’nın en güçlü ordusu yapma sözü verdi.

Berlin yönetiminin gelecek beş yıllık dönem için savunma ihtiyaçlarına 700 milyar euronun üzerinde bütçe ayırması, dünyanın en büyük savunma şirketlerinin dikkatini çekti.

Son bir yıl içinde Avrupa ve diğer bölgelerden çok sayıda şirket Almanya’da temsilcilik açtı. Bu kuruluşlar arasında Norveç merkezli havacılık ve savunma ürünleri üreticisi Kongsberg, uydu istihbaratı alanında faaliyet yürüten Finlandiyalı girişim Iceye ve Güney Koreli savunma devi Hanwha Aerospace yer alıyor.

Hassas vuruş kabiliyetine sahip muharebe lazerleri üreten Avustralyalı Electro Optic Systems şirketi de genel merkezini Canberra’dan Avrupa’ya taşımayı planlıyor.

Şirketin CEO’su Andreas Schwer gazeteye yaptığı açıklamada, “Jeopolitik nedenlerle, gelecekte savunma bütçelerindeki kayda değer büyümenin tamamı Avrupa’da gerçekleşecek” değerlendirmesinde bulundu.

Schwer, şirket merkezini Avustralya’dan Orta Avrupa’ya taşıma konusunda kesin kararlı olduklarını belirterek, “Nihai konum henüz seçilmedi ancak değerlendirilen seçenekler arasında en güçlü adaylar Hollanda ve Almanya” diye ekledi.

Hanwha Group Küresel Strateji Direktörü Alex Wong ise Almanya’da ofis açma kararlarını, ortaya çıkan fırsatların boyutunun “kalıcı bir varlığı ve Alman savunma pazarını çok iyi tanıyan uzmanların istihdam edilmesini gerektirmesiyle” açıkladı.

Wong, şirketlerin yerel varlık gösterme arayışını dünya genelindeki eğilimle ilişkilendirdi. Wong’a göre hükümetler, çatışmaların veya jeopolitik gerilimlerin kritik silah türlerine erişimi tehlikeye atması riskini düşürmek amacıyla daha fazla yerelleşmeye yöneliyor.

Alman savunma sanayisi üreticisi Rheinmetall de uluslararası ortaklarla bir dizi anlaşma imzaladı. Bu kapsamda Hollandalı girişim Destinus ile düşük maliyetli seyir füzeleri, Güney Koreli LIG Defense & Aerospace şirketi ile orta ve uzun menzilli hava savunma sistemleri geliştirmek üzere işbirliği yapıldı.

Şirket ayrıca ABD merkezli uydu görüntüsü sağlayıcısı Vantor ile ortaklık kurarken, Alman Hava Kuvvetleri için insansız savaş uçağı geliştirmek amacıyla Boeing’in Avustralya birimiyle de ortak çalışmalar yürütüyor.

Foreign Affairs dergisinde yer alan analize göre, askeri gücünü artırmayı sürdürmesi halinde Almanya 2030 yılına kadar Avrupa’nın yeni hâkim gücü haline gelecek.

Almanya geçen yıl mutlak rakamlar bazında savunmaya diğer tüm Avrupa ülkelerinden daha fazla harcama yaptı. Ülkenin yıllık askeri harcamalarının 2029 yılında 189 milyar dolara ulaşması ve bu tutarın 2022 yılındaki seviyenin üç katını aşması bekleniyor.

Berlin yönetimi sahip olacağı muazzam askeri gücü tüm Avrupa’nın yararına kullanacağını taahhüt etse de dergi, bu askeri hâkimiyetin kıtada bölünmelere yol açabileceğini belirtiyor.

Almanya’nın büyük bir askeri güce dönüşmesi Fransa ve Polonya’da şimdiden endişe yaratıyor.

Daha önce Foreign Affairs dergisi, Berlin’in kendi gücünü Avrupa’nın askeri yapılarına entegre etmemesi ve Avrupalı komşularının nasıl bir savunma entegrasyonu görmek istediklerini açıkça tanımlamaması durumunda, Almanya’nın yeniden silahlanmasının Avrupa’yı daha parçalı, güvensiz ve zayıf bir yapıya sürükleyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Avrupa

AfD’li ismin BSW liderlerine yönelik sözleri tepki çekti

Yayınlanma

AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki grup başkanvekili Oliver Kirchner, BSW liderilerine yönelik ırkçılığa varan sözler sarf etti.

Kirchner birkaç gün önce sağcı Compact dergisine verdiği röportajda BSW ile işbirliği yapmayı düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt verdi.

Bu fikri reddeden AfD’li siyasetçi, “Önümüzdeki beş yılı, Mohamed Ali’nin liderliğindeki ve ‘hepsi Nazi’ diyen bu yarı İtalyan adamın liderliğindeki insanlarla siyasette geçirmem mi gerekiyor?” diye sordu.

Amira Mohamed Ali ile “yarı İtalyan” Fabio De Masi, BSW’nin eş genel başkanları.

“Bu insanları” yeterince iyi tanımadığını belirten Kirchner, olası bir AfD-BSW koalisyonunda sorunlar çıkarsa, “onlara güvenilemeyeceğini” söyledi.

Kirchner daha sonra konuşma sırasında “yarı İtalyan” ifadesini ikinci kez vurguladı.

De Masi, Kirchner’e sert eleştiriler yönelitti. SPIEGEL’e konuşan De Masi’ye göre, Kirchner’in “her gece hobi odasında Varus Savaşı’nı canlandırıp canlandırmaması” yalnızca onu ilgilendirir. 

BSW lideri, “Saksonya-Anhalt’taki insanların büyük çoğunluğu için, ister Magdeburg’da ister Milano’da olsun asıl önemli olan ara sıra bir İtalyan restoranına gitmektir!” diye konuştu.

Diğer bazı üst düzey AfD isimleri de daha önce BSW’yi önemsiz göstermeye çalışmıştı.

BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı

Thüringen AfD lideri Björn Höcke, Saksonya-Anhalt’taki seçimlerden önce, BSW Erfurt’ta CDU ile koalisyon kurduğu için onu “en yeni kartel partisi” olarak nitelendirmişti.

AfD Eşbaşkanı Tino Chrupalla, seçim gecesi BSW’nin “partizan olmayan bir başbakan” çağrısına alaycı bir şekilde yanıt vererek Siegmund’a sadık kalacaklarını söyledi.

Chrupalla, “Neden şimdi oyların yüzde 6’sına bile ulaşamayan bir partinin liderliğini takip edelim ki?” diye sordu.

Siegmund da BSW ile ilk ön görüşmelerden önce, özellikle silahlanma konusunda söylemini sertleştirmeye çalışmıştı.

Siegmund, silahlanma meselesini sınır dışı etme planlarıyla ilişkilendirmiş ve “Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz, çünkü gelecekteki geri göç ve sınır dışı etme kampanyaları için doğal olarak uygun kaynaklara ihtiyacımız olacak; en azından iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma açısından,” demişti.

Fabio De Masi, SPIEGEL’e verdiği demeçte, BSW’nin somut konuları tartışmayı reddetmediğini, “fakat hiçbir koalisyona girmeyeceğini ve Siegmund’a oy vermeyeceğini” söyledi.

Bu tutum hem federal düzeyde hem de Saksonya-Anhalt’ta geçerli.

İki partinin ne kadar farklı olduğu, en son AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un İsrail askeri teknolojisinin kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı.

Siegmund, Saksonya-Anhalt’ta faaliyet göstermeye başlayan bir İsrail savunma şirketi hakkında olumlu konuşmuştu. Öte yandan BSW, katı bir silah karşıtı politika savunuyor.

Fakat AfD aynı zamanda, Saksonya-Anhalt’taki BSW şubesini görüşmelere davet ediyor. SPIEGEL’in edindiği bilgilere göre, AfD ve BSW milletvekili grupları pazartesi günü ilk tanışma toplantısı için bir araya geldi.

BSW, Saksonya-Anhalt’ın yeni eyalet parlamentosunda temsil edilen ve aşırı sağın diyalog teklifini kabul eden tek parti.

Bununla birlikte BSW için hem yeniden silahlanma hem de AfD’nin “tersine göç” planları kırmızı çizgi.

AfD’li Siegmund, silahlanmaya destek verdi

Dergiye göre bu, “kimin patron, kimin hizmetçi olduğuna dair” bir sinyal. AfD, uzun süredir BSW parlamento grubunun insafına kalarak yönetmektense yeni seçimlerin daha iyi olup olmayacağını değerlendiriyor.

Bir yandan da AfD üyeleri BSW’ye güvenmiyor. AfD milletvekili grubu başkanı Kirchner, seçim kampanyası hâlâ devam ederken BSW’nin yeni milletvekili grubu başkanları Claudia Wittig ve Thomas Schulze ile bire bir görüşme yaptığını söylemişti.

Compact dergisine verdiği demeçte, onlarla konuşmanın kolay olduğunu ama karar verme yetkisine sahip olduklarına inanmadığını belirtti.

BSW ise sakin bir tavır sergiliyor. Eyalet şubesi, savunma politikası konusunda ortak bir zemin bulmak amacıyla, örneğin Die Linke (Sol Parti) gibi partilere yaptığı gibi AfD’ye de görüşme teklifinde bulunduğunu belirtiyor.

Diğer partilerin BSW ile nasıl bir ilişki kurmayı planladıklarını netleştirmeleri gerekecek; ne de olsa bu partinin yüzde beş barajını aşacağını öngörmemişlerdi.

Fakat SPIEGEL’e göre tam da bu baraj, BSW’nin bir kez daha sonunu getirebilir. AfD erken seçim için baskı yaparsa, BSW yine zor durumda kalacak.

Parti böylece, tüm hakaretlere rağmen aşırı sağı tolere edip etmeyeceği ya da, tereddüt ederse, Magdeburg’daki eyalet parlamentosunda bir sandalye kazanıp kazanamayacağı konusunda bir kez daha endişelenmek zorunda kalacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB ve Almanya, “yapay zeka duraklaması”na tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) ve Almanya, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka araştırmalarını yavaşlatma çağrılarına tepki gösterdi.

Yapay zeka güvenliği konusundaki tartışma, hafta sonu Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin, giderek daha güçlü sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öncü yapay zeka şirketlerinin bağımsız denetime tabi tutulması ve ortak standartlar üzerinde çalışması gerektiğini söylemesiyle yeniden gündeme geldi.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde pazartesi günü yaptığı açıklamada, Avrupa’nın kısmen kendi özerkliğini korumak ve yaşam tarzını sürdürmek için gerekli verimlilik artışını sağlamak amacıyla yapay zeka teknolojisi üreticisi haline gelmesi gerektiğini söyledi.

Avrupalı şirketler yapay zekaya yatırım yapsa da bu teknolojiyi çoğunlukla yurt dışından, özellikle de ABD’den ithal ediyorlar.

Lagarde, Viyana’da yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:

“Birkaç yıl içinde (yapay zeka) sınırda malları kontrol edecek, hangi vergi beyannamelerinin denetleneceğine karar verecek, trenleri sevk edecek, koğuşlardaki hastaları izleyecek ve bankalarda ödemeleri gerçekleştirecek. Erişimin kesilmesi ya da erişim koşullarında bir değişiklik, o zaman her sektöre aynı anda yansır. Bu, hiçbir ticaret ortağının Avrupa üzerinde daha önce sahip olmadığı bir tür baskı aracıdır ve örneğin gümrük vergileri veya dijital vergiler gibi herhangi bir müzakerede kullanılabilir.”

ECB liderine göre çözüm, daha fazla Avrupa bilgi işlem kapasitesi oluşturmaktan geçiyor.

Lagarde, yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi halinde on yıl içinde verimlilik düzeyini %4’e kadar artırabileceğini ve bunun kamu maliyesi açısından dönüştürücü bir etki yaratacağını belirtti:

“Avrupa, kendi talebini karşılamak için halihazırda çok yetersiz veri merkezi kapasitesine sahip ve mevcut eğilimlere göre bu açığın on yıl içinde altı katından fazla artacağı tahmin ediliyor.”

Ardından Lagarde, Avrupa’nın çoğu görev için “yeterince iyi” olan ve Avrupa altyapısı üzerinde çalışan modellere ihtiyacı olduğunu, böylece dışlanma tehdidinin etkisini yitireceğini ekledi.

Lagarde, Avrupa’nın bu teknolojinin bedelini zaten ödediğini, bu nedenle onu daha kararlı bir şekilde benimsemesi gerektiğini söyledi.

ABD’li teknoloji şirketlerinin yatırım ihtiyaçları o kadar büyük ki, borçlanmalarının bir kısmını Avrupa’dan karşılıyorlar.

Bu da borç piyasasında diğer aktörleri dışlayarak herkes için maliyetleri artırıyor.

Avrupa emeklilik fonları da ABD teknoloji hisselerine yoğun bir şekilde yatırım yapıyor; bu nedenle piyasada yaşanacak herhangi bir düzeltme, Avrupalıların birikimlerini etkileyecek.

Almanya ise yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini durdurmanın Avrupa için “uygulanabilir bir seçenek” olmadığını belirtti.

Almanya’nın dijital işler bakanlığı, yapay zeka geliştirilmesini durdurmanın gerçekçi olmadığını savundu.

Bakanlık sözcüsü, “Geliştirmeyi durdurmayı Avrupa için geçerli bir seçenek olarak görmüyoruz,” diyerek, Avrupa’nın dijital egemenliğini güçlendirmenin daha fazla yapay zeka geliştirme ve inovasyon gerektirdiğini ekledi.

Aynı zamanda Berlin, küresel yapay zeka gelişmelerini çok yakından takip ettiğini ve önde gelen geliştiricilerin kamuoyuna yönelik uyarılarını ciddiye aldığını belirtti.

Bakanlık, Temmuz ayında OpenAI ajanlarının açık kaynak platformu Hugging Face’i hacklemesi olayında görüldüğü gibi, test ortamlarından çıkabilen ve kendi başlarına diğer sistemlere erişebilen yapay zeka sistemlerinin, yeni bir politika tepkisi gerektiren “tamamen yeni bir tehdit senaryosu” oluşturacağını söyledi.

Sözcü ayrıca yapay zeka yönetişimi konusunda uluslararası koordinasyonu destekledi ve etkili bir denetimin hem ABD’nin hem de Çin’in katılımını gerektireceğini belirtti.

Sözcü, Almanya’nın bu konuyu G7 düzeyinde gündeme getirdiğini de ekledi.

İspanya Dijital Dönüşüm Bakanı Oscar Lopez, yapay zeka risklerini yönetmek için uluslararası bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konusunda tartışmaların giderek arttığını belirterek, bazı önerileri nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik anlaşmalara benzetti.

Lopez, devlet televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, “Son günlerde duyduğum sesler, sanki yapay zekanın risklerini sınırlamamıza imkân verecek bir tür uluslararası anlaşma arayışında gibi geliyor,” dedi.

Bakan, yapay zekanın yeni ilaçların keşfi ve tedavilerin iyileştirilmesi gibi muazzam fırsatlar sunduğunu ama finans ve siber güvenlik gibi alanlarda da önemli riskler oluşturduğunu belirtti.

Lopez, yapay zeka araştırmacıları ve geliştiricileri tarafından dile getirilen endişeleri göz ardı eden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi.

Avrupa Komisyonu ise inovasyon ve güvenliğin el ele gitmesi gerektiğini belirtti.

Komisyon sözcüsü Thomas Regnier, “Avrupa Birliği, yapay zeka alanında inovasyonun geliştirilmesinden yana; ancak şirketler, hizmetlerinin vatandaşlar için güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır ki bu hizmetler Birlik içinde faaliyet gösterebilsin,” dedi.

İngiltere, giderek daha güçlü hale gelen sistemlerin oluşturduğu riskler konusunda önde gelen yapay zeka şirketleri arasında yürütülen tartışmayı olumlu karşıladı fakat gelecekteki herhangi bir düzenleyici önlemin spekülasyonlardan ziyade kanıtlara dayandırılması gerektiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın bir sözcüsü, “En gelişmiş yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin artık hem riskleri hem de fırsatları açıkça tartışıyor olması olumlu bir gelişmedir,” dedi ama ekledi:

“Fakat yapay zeka yetenekleri geliştikçe mevcut çerçevenin her zaman yeterli olacağını varsaymamalıyız.”

Avrupa’nın yapay zeka yatırımları ve girişimler açısından en büyük merkezi olan İngiltere, düzenleme konusunda genel olarak daha esnek bir yaklaşımı tercih etmiş ve bu konuda Avrupa Birliği’nden çok ABD ile daha yakın bir çizgide hareket etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan hükümeti, Orbán’ın LGBT karşıtı düzenlemelerini geri almak istiyor

Yayınlanma

Macaristan hükümeti, eski Viktor Orbán hükümeti tarafından 18 yaş altı gençlere yönelik “eşcinselliğin teşvik edilmesini” yasaklayan anti-LGBT düzenlemelerini kaldıracak bir yasa tasarısı sundu.

Nisan ayında yapılan seçimlerde 16 yıllık iktidarın ardından devrilen Orbán hükümeti, 2021 yılında 18 yaşından küçüklerin erişebileceği medya içeriklerinde “eşcinselliğin gösterilmesini ve teşvik edilmesini” ile cinsiyet değiştirmeyi yasaklamıştı.

Orbán, LGBT karşıtı yasaların çocukları korumak amacıyla çıkarıldığını söylemiş ama bu kısıtlamalar insan hakları örgütleri ve Avrupa Birliği’nden şiddetli eleştirilere yol açmıştı.

Macaristan’ın yeni Adalet Bakanı Marta Gorog, AB’nin en yüksek mahkemesinin Nisan ayında verdiği kararda, bu kısıtlamaların AB hukukunu ihlal ettiğini ve eşcinsel ile trans bireylerin damgalanmasına ve marjinalleşmesine katkıda bulunduğunu belirtmesinin ardından, hükümetin LGBT içeriğine erişimi kısıtlayan mevzuatı revize etmesi gerekeceğini söylemişti.

Nisan ayında iktidara gelen Başbakan Peter Magyar, AB ile ilişkileri düzeltme sözü verdi. 

Macaristan’ı yeniden AB’nin ana akımına dahil etmek için, demokratik standartlar ve azınlık haklarına ilişkin endişelerin de giderilmesi gerekiyor.

Taslak yasa tasarısı, “çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimini ciddi şekilde bozabilecek” materyalleri yasaklayacak.

Tasarıda şöyle yazıyor:

“Teklif, çocukların karşı karşıya olduğu gerçek tehlikelere odaklanmaktadır. Koruma, pornografik ve yaşa uygun olmayan cinsel içerik, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı, cinsel taciz ve manipülasyonun yanı sıra çocukların fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimine ciddi zarar veren diğer içeriklere odaklanmaktadır.”

Başbakan Magyar da cumartesi günü yaptığı açıklamada, hükümetinin eşcinsellerin evlat edinmesini fiilen yasaklayan kuralları da değiştireceğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English