Bizi Takip Edin

Avrupa

Steinmeier’ın İran çıkışının yankıları sürüyor

Yayınlanma

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’ın, İran savaşını “uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendiren sözlerinin başlattığı tartışma sürüyor.

Şansölye Friedrich Merz liderliğindeki Alman hükümeti ve Ursula von der Leyen başkanlığındaki Avrupa Komisyonu, Berlin ile Brüksel’in ABD-İsrail’e desteğini teşvik etmeye devam ediyor.

Alman hükümeti, bugüne kadar bu saldırıyı uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirmek istemiyor.

Von der Leyen de benzer görüşlerini dile getirmeye devam ediyor; kısa süre önce uluslararası hukukla ilgili olarak, “Avrupa’nın artık eski dünya düzeninin koruyucusu olmaması” gerektiğini belirtti.

Steinmeir ise eleştirel sözleri nedeniyle, Federal Meclis’teki (Bundestag) CDU/CSU grup başkanı tarafından şiddetli saldırıya uğradı. 

Steinmeier savaşı kınadı

Gelecek yıl görevinden ayrılacak olan Federal Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier de, Alman hükümeti ve Avrupa Komisyonu’nun tutumuna yönelik açık eleştirilerde bulundu.

Öte yandan German Foreign Policy’nin hatırlattığı üzere Steinmeier, Mart 1999’da hükümetin bir üyesi olarak (Federal Şansölyelikte Devlet Bakanıydı), Almanya’nın da katıldığı Yugoslavya saldırısında ortak sorumluluk taşıyordu.

Steinmeier, “büyük güçlerin” muhtemelen “kuralların olmadığı bir dünyada hayatta kalabileceğini ve hatta kısa vadede bundan kâr bile edeceğini” uyardı. 

Ne Almanya’nın ne de AB’nin büyük güçler arasında sayılabileceğini savunan Alman Cumhurbaşkanı, güç kullanımı konusunda sabit kuralları olan uluslararası hukukun, “kendilerini büyük güçler arasında sayamayanların hayatta kalması için hayati önem taşıdığını” hatırlattı.

Steinmeier, İran’a karşı savaşın “uluslararası hukuka aykırı” olduğuna dair “hiç şüphe olmadığını” da belirtti ve Alman hükümetinin, işgalin yasallığını hâlâ incelediğini iddia ettiğini kaydetti.

Alman lider, “Uluslararası hukuk ihlalini uluslararası hukuk ihlali olarak adlandırmamak, dış politikamızı daha ikna edici hale getirmez,” dedi.

CDU/CSU’dan Alman Cumhurbaşkanına tepki

Steinmeier, sözleri nedeniyle şiddetli bir şekilde hücuma uğradı.

Bundestag’daki CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn (CDU), “uluslararası hukuk kapsamında inceleme”nin “bu durumda da diğerlerinde olduğu gibi federal hükümetin sorumluluğu” olduğunu savundu.

“Federal Cumhuriyet’in yetkilileri ile üst düzey yetkililerinin bu değerlendirmeyi beklemelerini ve buna saygı göstermelerini bekliyorum,” diyen Spahn, Frank-Walter Steinmeier’e “itidal gösterme” çağrısında bulundu.

CSU bölge grup başkanı Alexander Hoffmann da parlamento grup toplantısının kenarında benzer açıklamalarda bulundu.

Hoffmann, “Bizim için uluslararası hukuk en yüksek önceliğe sahip. Fakat uluslararası hukuk, terörist rejimlerin koruyucusu haline gelmemeli,” dedi.

Spiegel: Cumhurbaşkanına AfD ve Arakçi sahip çıktı

Steinmeier’in açıklamalarının ardından Alman medyası da harekete geçti.

Der Spiegel, “Steinmeier, İran Savaşı hakkındaki açıklamalarıyla Tahran’dan ve AfD’den övgü topladı” başlıklı haberiyle dikkat çekti.

Haberde, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin X’te yaptığı açıklamada, Steinmeier’in “İranlılara yönelik ihlalleri kınadığı” için takdir edilmesi gerektiğini söylediği aktarıldı.

Almanya için Alternatif (AfD) de, Der Spiegel’e göre “normalde sık sık eleştirdiği” Federal Cumhurbaşkanı’nın bu kez arkasında durdu.

Eş Başkan Tino Chrupalla, “Bu konuda haklıydı, Federal Cumhurbaşkanı’nda bu pek sık görülmez. Ukrayna’ya yapılan saldırı uluslararası hukuka aykırıydı. İran’a yapılan saldırı da öyle,” dedi.

Deutsche Welle ise, cumhurbaşkanının sözlerini X’te paylaştığı haberine, “Almanya cumhurbaşkanının rolü büyük ölçüde törensel nitelikte olup hükümetin tutumunu yansıtmamaktadır,” şeklinde bir not ekledi.

Berlin, ABD-İsrail’i kınamaktan kaçınıyor

Ne Alman hükümeti ne de Avrupa Komisyonu, ABD-İsrail’in İran’a saldırısını şu ana kadar resmi olarak uluslararası hukuk ihlali olarak nitelendirmek istedi.

İran’a yönelik saldırıya verdiği ilk tepkilerden birinde Şansölye Friedrich Merz, “uluslararası hukuka göre sınıflandırmaların” “nispeten az etkisi” olacağını belirtti.

Ayrıca, “şu anda ortaklarımıza ve müttefiklerimize ders verme zamanı değil” diyen Merz, “gerekirse temel çıkarları askeri güçle savunmaya hazırlıklı olmamayı” da eleştirdi.

İkinci ifadeyle ilgili olarak, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) tarafından yapılan bir yorumda, Şansölyenin bu şekilde, “önleyici saldırı” olarak meşrulaştırılan İran savaşına “fiilen tam siyasi destek” verdiği belirtildi.

Merz’in İran’ın “derhal […] ayrım gözetmeksizin saldırılarını durdurması” gerektiği yönündeki talebi de, daha önce geçerli olan uluslararası hukuktan bir sapmayı ima ediyordu.

Von der Leyen: AB, eski dünya düzeninin koruyucusu değil

Merz’e benzer şekilde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de 9 Mart’ta açıklamalarda bulundu.

AB Büyükelçiler Konferansı’nda konuşan von der Leyen, “İran’a karşı savaşın ‘seçilmiş mi yoksa zorunlu mu olduğu’ konusunda farklı görüşler olduğunu” iddia etti.

Bu tartışmanın “kısmen asıl meseleyi ıskaladığını” savunan von der Leyen, Avrupa’nın “basitçe gerçekliği hesaba katması gerektiğini” savundu.

Komisyonu Başkanı ayrıca, açıkça uluslararası hukuka atıfta bulunarak, “Avrupa’nın artık eski dünya düzeninin koruyucusu olmaması” gerektiğini belirtti; zira bu, “geçmişe ait olan ve geri dönmeyecek” bir “dünyanın” parçasıydı.

Bununla çelişir bir biçimde von der Leyen, AB’nin “her zaman kurallara dayalı düzeni savunacağını” iddia etti; fakat ardından “artık çıkarlarımızı savunmanın tek yolunun bu olduğuna güvenilemeyeceği” iddiasına geri döndü.

AB’nin “daha gerçekçi ve çıkar odaklı bir dış politikaya” ihtiyacı olduğunu savunan von der Leyen, bu sözleri nedeniyle kısa süre sonra Avrupa Parlamentosu’nda sert eleştirilere maruz kaldı.

ECFR’den eleştiri: İran’a saldırıyı kınamazsak Ukrayna’ya savunamayız

Merz ve von der Leyen’in açıklamaları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde dış politika uzmanları arasında sert eleştirilere maruz kaldı.

Temel itirazların yanı sıra, her türlü taktiksel argüman da gündeme getirildi. Örneğin, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), Berlin ve AB’nin İran’daki savaşla ilgili uluslararası hukuka saygı göstermemesi halinde, Ukrayna’daki savaşta bu hukuka başvurmasının pek mümkün olmayacağını belirtti.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü (DGAP), Berlin’in “birçok açıdan Alman çıkarlarına aykırı olan bir saldırı savaşını desteklememesi” gerektiğini belirtti; bu, enerji krizi, tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması ve İran’daki savaşla bağlantılı olası mülteci dalgasına atıfta bulunuyordu.

DGAP’a göre ayrıca Almanya “İran savaşında marjinal bir aktör” olmaya devam ediyor; bu nedenle işgali desteklemek için hiçbir neden yok.

DGAP, Berlin’in şu ana kadar izlediği rotadan “sapma” başlatması gerektiğini talep etti. Bu aynı zamanda gerekli çünkü Federal Cumhuriyet, gelecekte “uluslararası hukukun” “dış politika eylemlerinin temeli ve kılavuz ilkesi” olarak kalacağına dair “hiçbir şüphe” bırakırsa ancak “güvenilirliğini geri kazanabilir ve … etki uygulayabilir.”

Avrupa

Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Yayınlanma

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.

Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.

İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.

Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.

Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.

Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.

Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.

Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.

Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.

Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.

Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.

Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.

Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.

Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İrlanda’da kamu spotu: Toruna sarılmadan önce izin alma çağrısı yapıldı

Yayınlanma

İrlanda’da hükümet destekli We-Consent kampanyası, büyükanne ve büyükbabalara torunlarına sarılmadan önce izin almaları tavsiyesinde bulundu. Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezinin yürüttüğü çalışmaya zemin oluşturan araştırma, ülke nüfusunun yüzde 70’inin rıza kavramının anlaşılmasında sorun gördüğünü gösteriyor.

İrlanda’da hükümet destekli bir sosyal farkındalık kampanyası kapsamında büyükanne ve büyükbabalara, sarılmadan önce torunlarından izin almaları tavsiye edildi.

New York Post gazetesinin haberine göre We-Consent adlı kuruluşun hazırladığı 25 saniyelik videoda, yakın akrabaları dahi olsa her çocuğun sarılmak istemeyebileceği belirtiliyor.

Klipte iki farklı duruma yer veriliyor: İlk sahnede bir çocuk büyükanne ve büyükbabasına neşeyle sarılırken, diğerinde akrabaları kendisini kucaklamaya çalıştığında rahatsızlık hissediyor.

Kampanya yerel siyasetçileri ikiye böldü

Dublin Belediye Meclisi Üyesi Gavin Pepper çalışmaya tepki göstererek hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının “ölçüyü kaçırdığını” savundu.

Çocuklara kişisel sınırlara saygı duymanın ve fiziksel temas reddini kabul etmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Pepper, yakın akrabaların sarılmasının “şüpheli bir durum gibi” sunulmaması gerektiğini ifade etti.

Bir diğer belediye meclisi üyesi Lorraine Hall ise kampanyaya destek verdi.

Eleştirenlerin videoyu fazlasıyla gerçek anlamıyla algıladığını ve dikkat çekmek amacıyla yaratıcı yöntemler kullanan sosyal reklamların yapısını hesaba katmadığını kaydeden Hall, videonun yarattığı tartışmanın hedefe ulaşıldığını gösterdiğini dile getirdi.

Ulusal çaptaki We-Consent kampanyası İrlanda’da Mart 2023 döneminde hayata geçirildi. Girişim, Adalet Bakanlığı ve Community Foundation Ireland desteğiyle Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezi tarafından yürütülüyor.

Program rıza, kişisel sınırlar ve ilişkiler konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Merkezin kampanya öncesinde yaptığı araştırma, İrlanda halkının yüzde 70’inin ülkede rıza kavramının anlaşılması konusunda bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.

Araştırmaya göre her üç kişiden biri cinsel ilişkiler hakkında konuşurken rahatsızlık duyuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Axel Springer, Avrupa’daki TikTok hisselerine talip oldu

Yayınlanma

Medya grubu Axel Springer, TikTok’un Avrupa biriminden hisse satın alma önerisinde bulundu. Şirket “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışını teyit ederken platformun ana sahibi ByteDance resmi bir görüşme yapılmadığını açıkladı.

Alman medya grubu Axel Springer, video paylaşım platformu TikTok’un Avrupa operasyonlarından hisse almak için teklif verdi. Financial Times gazetesinin haberine göre Politico ve The Telegraph gibi yayınların sahibi olan grubun bu girişimi, sosyal medyadaki antisemitizm tartışmalarının ardından gündeme geldi.

Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner, hisse alma fikrini ocak ayında şirketin Berlin’deki genel merkezinde düzenlenen bir toplantıda dile getirdi.

Sosyal ağlardaki antisemitizm sorununa ayrılan toplantının katılımcıları arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası olan, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner da yer aldı.

Girişim daha sonra Avrupa Komisyonu temsilcilerine iletildi ancak süreç ilerleme kaydetmedi.

TikTok’un ana şirketi ByteDance ise hisse satışına dair resmi bir müzakere yürütülmediğini açıkladı.

Öte yandan Axel Springer, TikTok konusunda “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışına ilgi duyduklarını doğruladı.

Forbes dergisinin verilerine göre Axel Springer’ın eş sahibi ve CEO Döpfner’in serveti 22 Ekim 2026 itibarıyla 2,7 milyar dolar seviyesindeydi.

ABD pazarında zorunlu satış ortaklıkla sonuçlanmıştı

TikTok’un mülkiyet yapısına ilişkin tartışmalar daha önce ABD’de de yürütülmüştü.

Washington yönetimi, ulusal güvenlik kaygıları ve kullanıcı verilerinin korunması gerekçesiyle 2024 yılında Çin merkezli ByteDance şirketini uygulamanın ABD kolunu satmaya zorlayan bir yasayı kabul etmişti.

Yasa, satışın gerçekleşmemesi halinde platformun ülkede yasaklanmasını öngörüyordu.

Çinli şirket, Ocak 2026’da ABD pazarındaki faaliyetleri yürütmek üzere ortak bir girişim kurdu.

Yapılan anlaşmayla kurulan yeni şirketin hisselerinin yarısı Oracle ile yatırım şirketleri Silver Lake ve MGX’e devredildi.

Kalan hisseler ise ByteDance ile mevcut yatırımcılarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English